Temmuz genel seçimlerinden sonra AKP hararetli biçimde “yeni ve çağdaş!” Anayasa yapma telaşına düşmüştü. Aslında Anayasa çalışmaları seçimden önce haziranda başlamıştı da açıklanması ağustosa kalmıştı.
O günden bugüne “yeni ve çağdaş!” anayasa üzerine çok tartışma yapıldı. Sonunda aralık ayında Başbakan çıktı konuştu: “Yılbaşından sonra yeni Anayasa ve demokratikleşme paketini açıklayacağız.”
Nedense ocak ayı içinde bu yönde açıklama yapılmadı. Ama birden türbanla ilgili Anayasa değişikliği gündeme geldi. Alelacele yazılan bir metinle ve MHP desteği ile türbanın serbest bırakılması için Anayasa değişikliği yapmaya çalışıyoruz.
İyi de çok kısa bir süre sonra yeni Anayasa yapılmayacak mı? Bir taraftan “40 yıldır çözülmeyen soruna neşter attık” diyeceksiniz öte taraftan birkaç ay daha bekleyip işi daha sağlama almaktan kaçacaksınız.
Anladığım kadarıyla türban değişikliğinin geçmesi halinde Anayasa da en azından askıya alınacak.
MHP’de çatlama olabilir
Sevgili okurlar; geçen hafta hayli yoğundu. Ağırlıklı olarak türban tüm Türkiye gündemini işgal etti. Doğal olarak da bu köşede de en çok türbanla ilgili yazı okudunuz.
Kimilerinin sadece basit bir “özgürlük ve demokrasi” sorunu olarak sunmak istedikleri türbanın aslında cumhuriyetin temel ilkelerini yok etmek olduğuna nihayet uyanmaya başlayan kesimler de var.
Türbanı simge olarak kullanıp Türkiye’nin kurulmuş ilkelerini ortadan kaldırarak ülkeyi bir din devletine dönüştürmek isteyenler elbette bu köşede yayınlanan yazılardan rahatsız oldular. Bu nedenle kaynağı belirsiz, ama tek elden çıktığı anlaşılan güya eleştiri mesajı bombardımanına tutulduğumu söylemeliyim.
Ancak geçen haftanın en ciddi, kaynağı belli ve ayağı yere basan tepkileri MHP kanadından geldi. “Gönül adamı”nın MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye yazdığı mektuba MHP’li bazı milletvekillerinden çok önemli tepkiler geldi.
İsimleri bende saklı bu MHP milletvekilleri birkaç noktada birleşti.
Öncelikle bir yanlış anlama olduğunu fark ettim. Çünkü MHP milletvekilleri “Sanki parti kötü de çok kibar bir genel başkan var gibi yazmışsınız, bu gerçek değil” dediler.
Yine bu milletvekilleri AKP’nin türban savaşına partilerinin balıklama atlamasından rahatsızlık duyduklarını dile getirdiler.
Aynı milletvekilleri, benim diğer yazıda sözünü ettiğim bazı milletveklillerine ağır eleştiriler getirdiler. Bir MHP milletvekili “Zaten MHP’yi aşağı çeken ve Genel Başkan’ı yanlış yönlendirenler bunlar. MHP ilk fırsatta bunlardan kurtulacak” dediler.
Ve en önemlisi, bu milletvekilleri oylamada partileriyle aynı yönde oy kullanmayacaklarını belirttiler. Ama sayı veremediler.
Geçen hafta İstanbul’a son beş yılda yapılan hizmetleri Cumhuriyet dönemi ile kıyasladığı için eleştirdiğim İstanbul Valisi Muammer Güler arayarak “Böyle bir kastım olamaz. Beni iktidarın önünde eğilen biri olarak göstermenizden üzüldüm” dedi.
Sizlerden gelen mesajlardan anladığım kadarıyla köşedeki küçük espriler çok beğeniliyor. Bu nedenle sizlerden gelecek fıkraları ve başınızdan geçen fıkra gibi olayları göndermenizi bekliyorum.
İyi haftalar dilerim.
40’ta mı 60’ta mı?
Aziz Nesin “Halkın yüzde 60’ı aptal” demişti. Sonra onu Sivas’ta yakmak istemişlerdi. Nesin o vahşi saldırıdan kurtulmuştu ama 38 aydınımız diri diri yanmıştı. Şimdi Aziz Nesin’in oğlu türbancı kesilmiş, bildiri yayınlıyor. Acaba rahmetli o ünlü sözünü söylerken oğlunu yüzde 60’a mı yüzde 40’a mı dahil etmişti?
Tıpkı İran’daki TUDEH gibi
Üniversiteler iktidarın Türkiye’yi bir din devleti haline getirecek türban uygulaması için ayağa kalkarken, sayıları fazla olmayan, ancak kimi medya organlarının sağladıkları avantajla sesleri çok çıkan bir grup üniversite görevlisi “anti bildiri” yayınladı.
Bu türbanseven üniversite görevlileri her zaman yaptıkları gibi kafa karıştırıcı biçimde “özgürlük ve demokrasi” söylemine sarıldı.
Bu “anti bildiri” bana 1979 İran’ını hatırlattı. O sırada İran’ı Şah yönetiyordu. Mollalar Şah’ı devirmek için arkalarına Avrupa’yı da alarak harekete geçmişti. Bu fırsatı kaçırmak istemeyen İran’ın komünist TUDEH Partisi de mollalara destek veriyor, Şah’a karşı bildiriler yayınlıyor, sokak eylemlerine katkı sağlıyordu.
Sonunda mollalar kazandı. TUDEH de sevinç içindeydi. Ama çok kısa süre sonra mollalar ne kadar TUDEH üyesi varsa önce tutukladı sonra da sokak ortasında astı.
Şimdi bakıyorum da bu “anti bildirici” üniversite görevlilerinin de güvencesi Avrupa ülkeleri.
Allah sonlarını hayırlı etsin.
(Aptal! çocuktan akıllı adamlara ders) Oyun Biter
İş adamı tıraş olurken bir yandan da berberiyle sohbet etmektedir. Derken, kapının önünden ağır ağır geçmekte olan paspal bir çocuk görürler. Berber, iş adamının kulağına fısıldar: “Bu çocuk var ya, dünyanın en aptal çocuklarından biridir! Bak, dikkat et şimdi...”
Berber çocuğa seslenir: “Ali, buraya gel!” Bunun üzerine çocuk sakince dükkâna girer ve yüzündeki aptalca sırıtmayla berberi selamlar. Berber iş adamının kulağına sessizce, “Bak şimdi” diye fısıldar; bir elinde beş yüz bin, diğer elinde beş milyonluk bir banknot vardır. Çocuğa sorar: “Hangisini istiyorsan alabilirsin?”
Çocuk dalgın dalgın bir beş yüz bine bir de beş milyona bakar ve sonunda beş yüz bini hızlıca çekerek berberin elinden alır. Berber iş adamına döner ve gülerek, “Gördün mü? Sana söylemiştim” der. Tıraş bitince iş adamı sokağa çıkar ve az ileride kendi kendine oynayan Ali’yi görür. Yanına giderek, neden beş milyonluk değil de, beş yüz binlik banknotu aldığını sorar. Çocuk hiç de aptalca olmayan bir sırıtmayla yanıt verir: “Eğer beş milyonluğu alırsam oyun biter!”
Çok dinlememiz, az konuşmamız için iki kulağımız ve bir dilimiz vardır.
DIYOJEN

