Kapamaya karşı baskın seçim

Haberin Devamı

AKP bir yandan türbanı tamamen serbest bırakmak için zemin hazırlarken diğer yandan da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın “kapatma davası açılabilir” uyarısını da pek belli etmeden tartışıyormuş.

“Muş”lu cümle kuruyorum çünkü bu konudaki bilgi sadece AKP tepelerinden sızıntı. Bu konuda çok renk vermemeye çalışıyorlar.

Aldığım duyumlara göre AKP’de Başbakan’a yakın bir ekip olası bir “kapatma davası” açılması halinde ne yapılabileceğini inceliyormuş. Eğer açılırsa davanın ne kadar süreceği, kaç kişiyi kapsayabileceği, sonuçta tutuklama yapılıp yapılmayacağı sıkı bir şekilde araştırılıyormuş. Hatta bir ekibin bu olasılığa karşı savunma için taslak hazırladığı bile konuşuluyor.

Tayyip Bey’in önemli bir danışmanı “Kapatma davası açılırsa hemen seçim kararı alalım” önerisi getirmiş. Bu öneri hararetle tartışılmış.

AKP kurmayları olası bir kapatma davası açılması halinde baskın bir seçime gidilmesinin partiye çok büyük oy kazandıracağı görüşünü savunuyormuş. Kapatma davasının yeni bir mağduriyet doğuracağını söyleyen AKP danışmanları “Yüzde 50’nin üzerinde oyla iktidara geliriz. O zaman kimsenin ağzını açacak hali kalmaz” demişler.

Ancak buna karşı çıkan bazı danışmanlar ise “Kapatma davası ile ok yaydan çıkmış olur. Buna bir de baskın seçimle direnmeye kalkılırsa işin sonunun nereye gideceğini hesaplayamayız” görüşünü savunmuşlar.

Bazı şeyleri yarım bileceğine,
bir şey bilme, daha iyi. NIETSZCHE

*****

Yazık ki ne yazık

Çok saygıdeğer bir anayasa profesörümüz o. Kitapları üniversitelerde okutuluyor. Anayasa ile ilgili teorileri adeta tabu niteliğinde.

Ama o, Haziran ayında AKP’nin yapmak istediği yeni Anayasa’yı yazmaya başladı. Üstelik kendi yazdığı ders kitabında “Anayasalar kurucu meclisler tarafından yapılır. Seçilmiş meclislerin Anayasa yapması Anayasa ruhuna aykırıdır” dediği halde bir partinin kendi fikirleri doğrultusunda istediği Anayasa’yı hazırlamaktan çekinmedi nedense.

AKP’nin kendisinden Anayasa istemesinin tek nedeni vardı. O da görünen adıyla türbanı ama nihai amaç olarak Siyasal İslam’ı anayasal bir kavram haline getirmek. Laik cumhuriyet ilkelerini ortadan kaldırmak.

Saygıdeğer anayasa profesörü seve seve bu göreve soyundu. Metni hazırladı. TV ekranlarından türbanın üniversitelerden kalkması gerektiğini pek güzel anlattı.

Şimdi sıra uygulamaya geldi. Türban bir hafta sonra serbest kalacak. Ama bir bakıyoruz bu saygıdeğer profesör yine TV ekranlarına çıkarak “Bu iş sadece üniversitelerle sınırlı kalmaz” diyor. Sonra yine konuşuyor “Ortada başı açık kız kalmaz” yine ekliyor “Başı açıkları nasıl koruyacağız?”

Bu değerli profesöre sormazlar mı AKP’nin talimatı ile Anayasa yazarken bunları bilmiyor muydunuz? diye. Bu görevi kabul ederken hiç mi hicap duymamıştınız?

Bazıları diyor ki “Hoca galiba içine düştüğü durumdan utandı.” Belki de gerçek bu değildir. Hoca utanmamıştır. Sadece gelişmelerden ürkmüştür. Yarın öbür gün sokağa çıkamamak da var.

*****

Bu sabah Kanal D’deyim

KANAL D’de sabahları yayınlanan Dobra Dobra programına bu sabah konuk olarak katılıyorum. Müge Anlı ve Pakize Suda’nın sunduğu bu programda hesapsız kitapsız harcamalar nedeniyle artık çok ciddi bir sorun haline gelen kredi kartları konusu işlenecek. Programda çok sevgili dostum Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün’ün de olduğunu öğrendim. Daha önceden yaptığınız “çıkacağın programları niye yazmıyorsun” uyarısını göz önüne alarak hatırlatmak istedim.

*****

Türk’ün kocası

ULUSLARARASI ölçekte bir kadın araştırması yapan sosyolog, dünyanın çeşitli ülkelerinde kadınlara bir soru sormuş. Soru şöyleymiş: Kocanızı başka bir kadınla yakalarsanız ne yaparsınız?

Soruya ülkelere göre verilen yanıtlar ise şöyle olmuş:

İsveçli: Neyimi beğenmediğini sorarım.

Rus: Evi terk ederim.

Fransız: Sesimi çıkarmam, sevgilime gider beni teselli etmesini isterim.

İtalyan: Kadını vururum.

İspanyol: Kocamı vururum.

Yunanlı: Her ikisini de vururum.

Türk: Benim kocam yapmaz!

*****

Tabii Keserler

AZİZ NESİN’in oğlu Prof Ali Nesin “Üniversitede türban isterim” diye bildiri imzalayınca müthiş tepkiler almış. Nesin bundan yakınıyor ve “Bazıları vakfa bağışları bile kesti” diyor. Siyasal İslamcı medya da mal bulmuş gibi bu sözlere atılmış “mahalle baskısı”ndan söz ediyor.

Aslında şaşıracak bir şey yok. İnsanlar iki türlü yardım yapar. Biri direkt kişilere, diğeri de kurumlara. Direkt bağış yapacağınızı kendiniz seçersiniz. Bir kuruma yapıyorsanız, o kurumun bu bağışı sizin görüş ve istekleriniz doğrultusunda değerlendireceğini bilirsiniz. Nesin Vakfı’na bağışta bulunanların herhalde tamamı vakfın çağdaş, laik, Atatürkçü çocuklar yetiştirdiğini düşünüyordu. Ali Nesin’in son açıklamaları buraya bağış yapanlarda belli ki bir endişe yaratmış.

Kimse merak etmesin, o bağışlar şimdi benzer başka bir kuruma kayacaktır. Ayrıca Ali Nesin’in yakınmasına da gerek yok. Şimdi vakfına “yeni mahallesinden” daha çok bağış geleceğine inanmalıdır.

*****

Kapatma davasında Gül’ün durumu ne olur?

AKP’nin kapatılması için bir dava açılırsa Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bundan etkilenir mi? Başkent kulislerinde konuşulan konulardan biri bu.

Çünkü eğer bir kapatma davası açılırsa AKP’nin sadece son iki aydaki uygulamaları ele alınmayacak. Bundan önceki dönem ağırlıklı olarak yer alacak.

Bu dönemin en etkin isimlerinden biri Abdullah Gül’dü.

Hukuki açıdan Cumhurbaşkanlarının dokunulmazlığı yok. Sadece görevden alınması için ya ağır sağlık sorunu yaşaması ya da vatana ihanetle suçlanması gerekiyor. Ancak bir kapatma davasında sanık durumuna düşerse ne olacak? Önemli bir hukuki sorun.

DİĞER YENİ YAZILAR