Her gün siyasetçilerden, yazarlardan duyuyoruz, tartışmalardan izliyoruz. Herkes dilimize yapışmış öyle sözler söylüyor ki, aslında kimse itiraz edemez. Ama bunların ya içi tamamen boş oluyor ya da aslında söylenenin çok aksine bir anlam içeriyor.
Bu sözleri duyduğunzda karşı çıkamıyorsunuz, mantıksal olarak yanlış da bulamıyorsunuz. Biraz düşününce bunların ne kadar anlamsız olduğunu da görüyorsunuz. İşte bulduğum bir kaç örnek:
SÖYLENEN: Birlik ve beraberliğe en muhtaç olduğumuz bu anda....
GERÇEK: Benim etrafımda toplanın.
SÖYLENEN: Kimse Fenerbahçe’den (Galatasaray’dan, Beşiktaş’tan) büyük değildir.
GERÇEK: En büyük benim.
SÖYLENEN: Vatan için canım feda olsun.
GERÇEK: Nasıl olsa feda eden çıkacaktır
SÖYLENEN: Bırakın kadınlar ne giyeceklerine kendileri karar versinler.
GERÇEK: Biz ne istiyorsak onu giysinler.
SÖYLENEN: Oğlum şehit oldu cennete gitti.
GERÇEK: Oğlum pisi pisine öldü.
SÖYLENEN: Uzlaşma zemini bulmamız gerek.
GERÇEK: Benim dediğimi yapın.
SÖYLENEN: Türban sorunu çözülmeli.
GERÇEK: Türbanı serbest bırakın olsun bitsin.
SÖYLENEN: Bizim dinimiz aslında çok demokratik.
GERÇEK: Öyle olmasa da böyle söylerim.
SÖYLENEN: Türkiye hukuk devletidir.
GERÇEK: Benim dediğim zaten hukuk değil mi?
SÖYLENEN: Laikliğin teminatı biziz.
GERÇEK: Canımızın istediği gibi yorumlarız.
SÖYLENEN: İzindeyiz Atam.
GERÇEK: Öldüğünden beri yan gelip yatıyoruz.
SÖYLENEN: Bizim oğlan çok zeki ama tembel.
GERÇEK: Bir işe yaramaz ama ne yaparsın evlat işte.
SÖYLENEN: Müdür Bey toplantıdalar efendim.
GERÇEK: Sizinle görüşmek istemiyor o kadar.
SÖYLENEN: Kimse kitap okumuyor kardeşim.
GERÇEK: Ben kitap okumuyorum.
SÖYLENEN: Her işin başında eğitim geliyor.
GERÇEK: Beni kimse eğitmedi ki.
SÖYLENEN: Bütün bunlar dış güçlerin marifeti.
GERÇEK: Ben o kadar beceriksizim ki.
Limon suyu
Genç rahibelerden biri koşarak gelir ve başrahibenin önünde diz çökerek;
- Değerli hemşire, sormayın başıma neler geldi.
- Ne oldu kızım?
- Arka bahçede çiçek topluyordum, bahçıvanın oğlu ortaya çıktı ve maalesef bana...
- Tecavüz mü etti?
- Evet. Şimdi hamile kalır mıyım?
- Peki kızım sen şimdi git, mutfaktan bir limon al, kes ve yala. Bahçıvanın oğlu ile ben ilgilenirim.
- Limon hamileliği önler mi?
- Hamileliği önlemez de şu suratındaki anlamsız sırıtmayı engeller.
KAMYON YAZILARI
Sen evimde güzel bir eş, ben gişelerde çilekeş
Samimi poz
Üniversite mezuniyet töreninde annem, erkek kardeşimin kepli ve cüppeli fotoğrafını çekmeye çalışırken “İyi bir resim istiyorum..” dedi. Sonra ekledi: “Çok doğal bir poz olmalı.. Oğlum, elini babanın omzuna koyar mısın?..”
Babam gülerek cevapladı: “Gerçekten çok doğal bir resim istiyorsan elini cebime sokması gerekmiyor mu?” (K.T)
Türklere sorulan ilginç sorular
Yabancıların Türkiye dışına çıktığımızda bizlere sorduğu ilginç sorularda, özellikle batı ülkelerinde Türkiye hakkında yanlış bilgiler duymaktan nefret ederiz. Aslına bakarsanız biz de pek çok ülke ile ilgili hiçbir şey bilmeyiz ama yabancıların bizimle ilgili bilgileri olmadığını görünce de öfkeleniriz.
İşte yurtdışına çıkıldığında ve “Türk olduğumuzu” söylediğimizde karşılaştığımız sorulardan bazıları ve onlara verilebilecek güzel cevaplar:
- Sizin ülkede kızlar okuyabiliyor mu?
Yok ben Türkiye’de okuyabilen ilk Türk kızıyım!
- Evlerinizde elektrik var mı?
Hayır, televizyonu mum ışığında izliyoruz malesef.
- Neredensin?
Türkiye
Usame Bin Ladin Türkiye’de saklanıyormuş, doğru mu?
Hayır.. Amerika’da şimdi. Beni biraz önce aradı, yengenle berabermiş.
- Siz orda deveye mi biniyosunuz?
Evet, Türkiye’de herkes deveye biner. Deve taksileri falan vardır. Deve kullanma ehliyeti almak için 18 yaşında olmak gerekir. Ben 18 yaşına girince babam bana deve alcak.
- Türkiye’de itfaiyeci var mı?
Hayır, dev battaniyeler var. Onlardan örtüyoruz biz yanan binalara, ormanlara..
- Siz kız çocuklarını gömüyorsunuz değil mi?
Evet, ben toprakta yetiştim kök vermem uzun sürdü
- Nerdensin?
Türkiye
Aaa.. Ben biliyorum orayı, Afrika’da Nijerya’nın altında değil mi?
Yok üstünde geçen hafta taşındık..
Sizin ülkede ’maşallah’ diye bir kamyon şirketi mi var?
Yoo.. Neden?
Her gelen Türk arabasında ’maşallah’ yazıyor da..
- Sizde kitap var mı?
Ne gibi?
- Yani okulda diyorum, kitaplarınız var mı? Nereden öğreniyorsunuz bilgileri?
Valla kitap yok, hocalar ezberlerinden anlatıyorlar. Zaten hocaya bir şey olursa biz de okulu bırakıyoruz.
Azeri doktor
Diyelim ki Türkiye’de yabancı doktorların çalışmasına ilişkin tasarının yasalaşmasından sonra bir Azeri doktor çalışmak için geldi. Hastalarını muayene ederken tabii ki kendi “Türkçesi” ile konuşacak. Acaba Azeri kelimelerinin anlamını tam bilmiyorsanız başınıza neler gelebilir. İşte Azeri doktora giden baba kızın öyküsü:
- Gelesen!
- Selam doktor bey!
- Salam... Sabahın hayır! (Selam. İyi sabahlar)
- Ne salamı? Kızımı muayeneye getirdim.
- Gızım, sen yahşi birine ohşayırsan! (Kızım sen iyi birine benziyorsun)
- Neee! Kızım kimi okşuyormuş?
- Vallahi kimseyi okşamıyorum baba!
- Sus kız! Koskoca doktor yalan mı söyleyecek? Ellerindeki pişikten anladı herhalde!
- Pişik ele degel kucağa yaraşır. (Kedi ellenmemeli, kucağa alınmalı)
- Doktor sen ne diyosun yaa?
- Siz haradan gelisiz? (Siz nereden gelirsiniz?)
- Biz at mıyız haradan gelelim? Doktor, ağzını topla...
- Gızım soyunasın, sırtına gulag asmag isterem (Kızım soyun da sırtını dinleyeyim)
- Baba ya... Bu adam kimin kulağını sırtıma asacak?
- Men indi gızına dayandıraram. Marağım gabardı. Neçe ağlarsın? (Ben şimdi kızınızı durdururum. Merak ettim. Neye ağlarsın?)
- Baba ne diyo bu?
- Ağlamasan balam. Baban yaşlıdır, dözebilamaz. (Ağlama çocuğum, baban yaşlıdır, dayanamaz)
- Gızım, sen kârhanede çalışırsın? (Kızım sen fabrikada mı çalışıyorsun?)
- Lan p... doktor... Küüüüütttt...
-Özümü itirdim, dağlara kar düşende, bülbüle gam düşende, ruhum bedenden oynar, gözüme yumruk gelende...
İnsan uçurumun kenarına varmadan kanatlanmaz.
KAZANCAKIS

