Nereden çıktı bu El Kaide

20 Şubat 2008

Önce Gaziantep’te bir hücre evi basıldı. Çıkan çatışmada baba oğul öldürüldü. Yapılan açıklamada hücre evinin El Kaide’ye ait olduğu açıklandı.Aradan 20 gün geçti. Amerikan Adalet Bakanı Ankara’ya geldi. Çantasında El Kaide dosyası vardı. Türkiye’nin son zamanlarda El Kaide için uygun bir zemin haline geldiği ileri sürülüyor ve hükümetten bu konuda önlem alınması isteniyordu.Peki gerçekten Türkiye’de El Kaide var mı? Ya da ortaya çıkanlar en azından Gaziantep olayı gerçekten El Kaide işi mi?Konuyu terör, özellikle de Güneydoğu terörü konusunda uzman olan Ercan Çitlioğlu’na sordum. Çitlioğlu aynı kuşkunun kendisinde de oluştuğunu belirterek “Bu olaydaki tüm yöntemler Hizbullah’ı andırıyor” dedi.Nedenini sordum şöyle anlattı: “El Kaide asla bulunduğu ülkenin güvenlik kuvvetleriyle çatışmaya girmez. Yakın çatışma silahlarını asla kullanmaz. El Kaide ya büyük bombalama olayı gerçekleştirir ya da canlı bomba kullanır. Bunun ötesinde El Kaide bu tip hücre faaliyeti göstermez. Ailece hücre oluşturmaz. Kadın ve çocukları çatışmada kullanmaz, canlı bomba yapar. Bunların hepsi Hizbullah yöntemleri.” Peki Hizbullah yerine El Kaide açıklaması yapılmasının ne anlamı olabilir? İktidar Amerika’nın El Kaide istihbaratını biliyor. Bu iktidar döneminde El Kaide’nin “uygun zemin” bulması herhalde hoş bir şey değil dünya önünde.Bu durumda yakalanan Hizbullah militanlarını “El Kaide” gibi tanıtıp, bu konuda önlem aldığınızı ve göz açtırmadığınızı gösterirsiniz. Amerika bunu elbette yemez ama Türk halkının bakış açısı yönlendirilebilir.***** Ne garip bir ilişki Bir ara televizyonlarda boy göstermişti. Parlak saten türbanın altında dünya güzeli bir yüz. Onu daha da güzelleştiren, TV şovundaki Bülent Ersoy’u kıskandıracak nitelikte inanılmaz bir makyaj. Adı Rabia Özden.Mehmet Ali Ağca’nın nişanlısı olarak ünlenmişti.Bir süredir adı sanı duyulmuyordu. Geçen hafta gazetelere evlendiği haber oldu. Bir İtalyan avukat ile evlenmişti. Giancinto Licuisi adlı bu kişinin Müslümanlığı seçtiği ve sünnet de olacağı belirtiliyor. Ancak Rabia’nın ailesi bu evliliğe karşı çıkmış ve kızlarını reddetmiş.Kızımızın gelinliğini Cemil İpekçi 10 bin liraya dikmiş. Nikah şahitliğini çok büyük bir gazetenin İtalya muhabiri yapmış. Şu ilişkilere bakar mısınız? Ağca ile nişanlılık, İran’da türban araştırması, İtalyan avukatla evlilik, Cemil İpekçi’den gelinlik, gazeteciden şahit. Çöz çözebilirsen.***** Üsluba dikkat Sayın Can Ataklı; Son zamanlarda kendilerine haksızlık yapıldığına inananların “Biz Yunan mıyız, biz Ermeni miyiz, bize yapılanlar Ermeni’ye Rum’a yapılmaz” şeklinde söylemleri olmakta, medya da bu ifadeleri aynen yazmaktadır. En son gazetemizin 26 Ocak 2008 cumartesi günkü nüshasının 25. sayfasında. Süreyya Ayhan’nın kocası Yücel Kop’un beyanatında bu durum yine yaşandı. Bu ifadelerle sanki ülkemizde Ermeni veya Yunan olmak suç, bu vatandaşlarımız baskı altındalar. Bence bu tür ifadeler bazılarına koz olabiliyor. Haksızlığa uğradığına inanan o kızgınlıkla ileri geri konuşabilir, basitleşebilir, küfür edebilir. Bunu bire bir yazmak doğru mu? Lütfen biraz daha özen gösterelim. Adımız zaten çıkmış dokuza böyle devam ederek mi indireceğiz sekize? (Okan Uzgür)*****Zayıf, daima adalet ve eşitlik ister, halbuki bunlar kuvvetlinin umurunda bile değildir. (Aristo)*****Ölüm kalım meselesi Polis, arabayı aşırı süratten durdurmuş, ceza kesmek için arabaya yaklaştığında sürücünün hayli tedirgin olduğunu görmüş.“İyi akşamlar efendim” demiş nazikçe “Sizi durdurma nedenimi biliyor musunuz?..” “Evet memur bey, hızlı gidiyordum” demiş adam “Ama gitmem lazım çünkü bu benim için bir ölüm- kalım meselesi..” “Ciddi misiniz?.. Nedir olay?..” “Evde çıplak bir kadın beni bekliyor..” “Anlıyorum da.. Bu nasıl ölüm - kalım meselesi oluyor?” “Şeyy.. Karımdan önce eve varamazsam yarın gazetelerde okursunuz!”*****Güntekin Köksal Milliyet’te Serpil Yılmaz’ın köşesinde Pet Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güntekin Köksal’ın Başbakan’a yazdığı enfes bir mektup yayınlandı. Köksal’ı 20 yıl öncesinden tanıyorum. Karakteriyle, çalışkanlığıyla, ülkeye sevgisiyle dört dörtlük bir isim olduğu konusunda inancım tam. Köksal sanıyorum artık yaşının da 77’ye gelmesinin verdiği avantajla Başbakan Erdoğan’a bir mektup yazmış. Her satırı bana göre altın değerindeki bu mektubu Tayyip Bey okudu mu bilmiyorum, ama kulak vermesinde çok yarar olduğunu düşünüyorum.Başbakan’ın öfkesine değinen Köksal “Bugün çok güçlüsünüz, peki ya yarın?” diye sorduktan sonra “İnsanlar kendilerini en güçlü hissettikleri zamanlarda en büyük hataları yaparlar. Şu atasözünü unutmayın; Böbürlenme padişahım, senden büyük Allah var” diyor. Köksal daha sonra “Çok ağır konuşuyorsunuz, aydınlara, medyaya, yargıya, üniversitelere değer verin, fikir ve görüşlerini alın” önerisini sunarak “Monolog yapıyorsunuz, diyalog yapmaya çalışın, hayvanlar koklaşarak, insanlar konuşarak anlaşır” uyarısında bulunuyor. Köksal mektubunun sonunda “Diktatörleşmeyin, sadece türban serbestliğini anayasamızda değiştirmek bile AB’ye girmemizde büyük engel olacaktır” diyor. Köksal Erdoğan’a son olarak da Şeyh Edebali’yi tekrar okumasını öneriyor.Tamamı çok güzel bir mektup. Milliyet internet safyasından bulup okumanızı tavsiye ederim.*****Sayın Mesela 1970’li yıllarda büyük bir gazetemizde yeni kelimeler kullanmak yasaktı. Örneğin kelimesi yazılamazdı, o tarihte mesela yazılmak zorundaydı. Bir gün Hüsnü Özyeğin’in adı dizgi hatası sonucu Hüsnü Örneğin diye basılmış. Gece görevlisi yasak kelimeleri çizerken buradaki Örneğin’in de üzerini çizip mesela yazmıştı. Ertesi gün gazetede Hüsnü Özyeğin adı Hüsnü Mesela olarak çıkmıştı.*****KAMYON YAZILARIYollar doç’un bastır koçum

Devamını Oku

Sen nasıl çözeceksin be kardeşim?

19 Şubat 2008

Bizim liberallerde bir telaş başladı. Düne kadar AKP payandalığı için yapmadıklarını bırakmayanlar türban kararı karşısında biraz şaşkın durumdalar. Güzel kardeşlerim “Çözün bu sorunu” diye televizyon ekranlarından milletin başını yiyordunuz. Şimdi beğenmediğiniz nedir acaba?Efendim çözüm böyle olmamalıymış. İyi de nasıl? Onu da söyleseniz ya.Düne kadar “Türbanı çözelim” sloganı çok revaçtaydı. “Ben aslında üniversitede türbanın serbest olmasını istiyorum” yazılarının bini bir paraydı. Alın size şimdi türban serbest işte. Bunun başka hangi yolu vardı acaba?Anladığım kadarıyla bu “gerici” liberal takım aslında payandalık yaptığı siyasi zihniyetin karakterini biliyordu. Şöyle düşünüyorlardı: “Bunlar nasıl olsa korkarlar ve türbanı serbest bırakmaya cesaret edemezler. Biz de demokrasi ve özgürlük edebiyatını canımız istediği kadar sürdürürüz.” Oysa artık öyle ya da böyle türban sorunu çözüldü. İster anayasa mahkemesi iptal etsin ister etmesin, türban ve örtünmenin tüm türevleri başta üniversiteler olmak üzere, küçük bir devlet kesimi hariç her tarafta boy gösterecek. Bunun yaratacağı rant sayesinde dalga daha da büyüyecek.Kısa bir süre sonra bu dalga bizim “gerici” liberalleri de altına alacak, onlara alıştıkları yaşam ortamını dar etmeye başlayacak.Eh, yıllardır söylüyoruz, bize kızıyorlardı. Şimdi “çareyi” bulsunlar bakalım. İyi de bakalım akılları yetecek mi... *****Uzun yaşamanın sırrı Yaşamında her şeyin ayrıntısına önem veren bir hasta, ünlü bir profesöre gitmiş. Muayeneden sonra profesör başlamış yasakları sıralamaya...- Bundan böyle düzenli besleneceksin. - Saatinde yatıp kalkacaksın.- Sigara yok, gece hayatı yok. Omega 3 ve vitaminlerini zamanında alacaksın.- Kırmızı et yok. Şarküteri yok. Doğal yiyeceklerle besleneceksin.- Ayda bir laboratuvar tetkiklerini yaptıracak, yıllık “check-up”ını asla aksatmayacaksın.- Spor yapman şart. Sporunu da aksatmayacaksın...Hasta meraklanıp sormuş “Bunları yapınca daha uzun mu yaşayacağım?” Cevap anında gelmiş “Hayır. Ama zaman, sana daha uzun gibi gelecek.”*****Bir dostunuz, yemiş bahçesini geziyorsa, dalgın görünmeniz en büyük nezakettir.(Japon atasözü)*****Yoksa gündemi kaçırıyor muyum? Önce Mustafa Mutlu söyledi. “Bugün seni arayanlar oldu, telefonu mecburen ben açtım” dedi. “Ne diyorlar?” diye sordum. Cevabı çok ilginçti: “Can bey son günlerde gündemi kaçırıyor.” Allah Allah, nereden çıkarıyorlar? Sonra gelen mesajlara bakarken anladım ki bazı konularda hiç yazmamış olmam kimilerini kızdırmış. Görünen iki konu var. Birincisi Başbakan’ın herkese öfke saçan sözleri, ikincisi de Tarsus’taki kızlara asit atılmasıyla başlayan kimi eylemler.Evet bu konularda yazmadım. Başbakan’ın öfkesi için artık yazacak bir şey bulamıyorum. Asit olayı ve diğer garip eylemlerle ilgili ise yazmamamın tek nedeni biraz temkinli olmaktan kaynaklanıyor. Çünkü bunca yıldır olmayan bazı şeylerin tam bu sırada olması ister istemez şüphe yaratıyor bende. Nitekim Tarsus olayının “sapık” işi olduğu anlaşıldı. Ancak şunu da mutlaka söylemem gerek. Bu tür bazı eylemlerin “fos” çıkması, ülkede bu tür girişimlerin olmadığı veya olmayacağı anlamına gelmez.Tam tersine, bugün “fos” çıkan Tarsus eylemine benzer başka eylemler olacağından çok endişe ediyorum. Üstelik bu tür “fos” eylemler bir süre sonra yapılacak eylemlere zemin bile hazırlar. “Nasıl olsa provokasyon diyerek başkasının üzerine atarız” diye düşünenler harekete geçecektir. Çünkü bu konuda cesaret de kazanıyorlar bu arada. Burada çok dikkatli olunması gerektiğine inanıyorum. Herkes hassas olunca, daha önce dikkatimizi çekmeyen ya da üzerinde durmadığımız olaylar diken gibi batabilir. Bunun üzerine hiçbir araştırma yapmadan atlamak da sıkıntı yaratabilir. Bazı konulardan bu yüzden “şimdilik” uzak duruyorum.***** Van’daki lise olayı Son günlerde Van’da çekildiği belirtilen bir fotoğraf internet üzerinden yayılıyor. Fotoğrafta yerleri halıyla kaplı bir oda, burada oturan 25 kadar öğrenci ve öğretmen olduğu anlaşılan biri görülüyor. Herkes yere oturmuş bağdaş kurmuş. Kitaplar açık. Ders yapıldığı izlenimini ediniyorsunuz.Bu fotoğrafı yayanlar “İşte geldiğimiz nokta, artık medrese eğitimine geçildi” diyorlar. Oysa gerçeği bilmiyoruz. Çocukların hiçbiri dini eğitim alır gibi görünmüyor. Sanki bir ders için özel bir yere örneğin tarihi bir binaya gidilmiş gibi.Bu fotoğrafı gönderenlere mesaj çekerek “Bunu nereden aldınız?” diye soruyorum, ama cevap yok, çünkü herkes bir başkasından almış. Diğer yazıda sözünü ettiğim “temkin” işte bunun için gerekli. Çünkü bu medrese tipi ders olayının da “fos” çıkma ihtimali büyük. ***** KAMYON YAZILARI Yollar gidişime, kızlar duruşuma hasta*****Arnavutköy’e itfaiye Boğaziçi Arnavutköylüler Derneği olarak semtimizdeki tarihi ahşap yapıların yok olmaması için bir itfaiye birimi oluşturulması teklif edilmiştir. Başbakanın ve yedi bakanın onayı olmasına rağmen bugüne kadar neticelendirilememiştir. Bu proje Bebek, Arnavutköy, Etiler, Kuruçeşme bölgesinde yaşayan 40 bin aileye hizmet edecektir. Başbakanımızın ve bakanlarımızın onay verdiği itfaiye biriminin neden hâlâ faaliyete geçmemesini anlayamamaktayız. İlgilerinizi önemle bekliyoruz.*****Silikon göğüs Peruk yazısı ile ilgili çok ilginç tepkiler geldi. Özellikle erkekler “bir kadının saçının telinden bile cinsel bir iştah duyulabileceği” iddiasına fena halde bozulmuşlar. Bu arada çok ilginç espriler de geldi. Bir okurun esprisine bayıldım. Diyor ki “Saç yerine geçen peruk ahlaken ayıp dinen de günah sayılmıyor. Yani bu durumda eğer organ hakiki değil suni ise sorun yok. Bu durumda slikon göğüs yaptıran kadınlar arzu ederlerse çıplak olarak gezebilirler.” Komik işte.

Devamını Oku

Banka borçları 96 milyar YTL ya piyasa borçları?

18 Şubat 2008

Ekonominin iyi olduğunu söylüyor Tayyip Bey. Üstelik “sevsinler seni” diyerek de ekonominin aslında iyi olmadığını söyleyenlerle dalgasını geçiyor.Siyaseti bir kenara bırakalım, ekonomideki hepimizin bildiği bir tehlikeyi konuşalım istiyorum.Çünkü bu tehlike hepimizin bildiği ama sonuçlarını şimdilik hayal etmediği bir tehlike.Bakın, şu anda Türk halkının bankalara, kredi kartı, ev ve otomobil kredisi ile tüketici kredisi adı altında tam 96 milyar YTL borcu var. Bunlar kayıtlı borç ve hepsine faiz işliyor.Ama bir de piyasanın kendi içindeki borçları var. Bunlar çek ve senet üzerinden yürüyor. Hesapta hepsi kayıtlı borçlar ama bu borçların büyük bölümü ödenmiyor, ödenmediği gibi faiz de işlemiyor.Örnek vereyim; inşaat işi yapıyorsunuz. Musluk, banyo aksesuarı satıyorsunuz. Bir müşteriye malı verip karşılığında çek alıyorsunuz. Sonra bu çeki kullanarak kendi ihtiyacınızı satın alıyorsunuz. Çekin günü geldiğinde bankaya gidiyorsunuz ama karşılığını bulamıyorsunuz. Parayı alamadığınız için siz de ödeme yapamıyorsunuz.Normalde bu çek ve senetlerin işleme konulması ve haciz işlemlerinin başlaması gerekiyor. Oysa piyasa bu mantıkla çalışmıyor. Herkes sıkıntıyı bildiği için kendini beklemeye alıyor. Ayrıca işlem yapılması halinde gelecekteki işler de suya düşecek, kimse bunu da göze almak istemiyor. Bu nedenle yasal işlem yapılmıyor, borçlar birikiyor.İşte bunun miktarı nedir bilemiyorum? Geçenlerde Kanal D’deki Dobra Dobra programında Sinan Aygün’e sordum bunu. “Hesaplamak mümkün değil ama 96 milyarın üzerinde olduğunu söylemek yanlış olmaz” dedi.Ekonomi bu kadar iyiyse bu millet neden bu kadar karşılıklı borç yükü altında ve ödemesi de çok zor?*****Devletin teşekkürüÖmer ve Mustafa Yalçın’ı kaç yıl öncesinden tanıdığımı hatırlamıyorum bile. O sıralar Günaydın Gazetesi’ndeydik. Hiç ayrılmayan bu kardeşlerin çok önemli bir özellikleri vardı. Varlarını yoklarını Bandırma’nın Çepni Köyü’nde anneleri Ayşe Yalçın’ın adını verdikleri Sağlık Tesisi’ne yatırırlardı. Kendileri için hiç para harcamazlardı.Geçenlerde Ömer Yalçın’dan bir mektup geldi. Tam 35 yıl önce yaptırdıkları Ayşe Yalçın Sağlık Tesisleri’nin içinin tamamen boşaldığını, sadece dört duvar kaldığını bunun de kendilerini çok yaraladığını anlatıyordu.Oysa bu tesisler geçen yıllar içinde yüzlerce hastaya derman oldu, yüzlerce yeni bebek buradaki görevlilerin şefkatli kollarında doğdu. Devletin yıllardır iyi çalışan ve kendisine hiç yük olmayan bu tesisi ölüme terk etmesini anlamak mümkün değil.Ömer Yalçın mektubunda Türkiye’de bulunan sağlık ocaklarının yüzde 12’si olan, 665 sağlık ocağında doktor bulunmadığını belirterek “Ebesi olmayan köy sayısı 7 bin 713. Yani köylerimizin yaklaşık yarısında doğumlar köyün kadınlarına emanet edilmiş. Türkiye’de doktor başına 4 bin 435 hasta düşüyor. Türkiye’de bebek ölüm oranı, Avrupa Birliği ortalamasının 9 katından fazla. Hal böyle iken, Çepni Köyler Grubu Ayşe Yalçın Sağlık Merkezi kaderine terk ediliyor. Lütfen bu tesise sahip çıkın.”Kamyon YazılarıUzun araç şoförüyüm, dik yamaç profesörüyüm*****Hepsi varTemel için kız istemeye giderler. Temel’in babası kızı istedikten sonra kızın babası sorar: - Oğlunizun sigara, içki, kumari var midur?Temel’in babası cevap verir :- Olmaz mi, hepsi var, bir tek kari eksik, oni tamamlayacağiz?*****Asker neden sessiz?Artık nereye gitsem hep aynı soru ile karşılaşıyorum: “Sen gazetecisin bilirsin, bunca olay oluyor, ama askerden hiç ses çıkmıyor, neden?” Ben de cevap olarak “Peki ne demesini istiyorsunuz?” diyorum.Aynı soruyu siyasal İslamcılar da soruyor. Çünkü onlar da şaşkın. Bütün bu olup bitenlere askerin çok sert tepki vermesini bekliyorlar aslında. Ama olmuyor, olmayacak da inşallah.Çünkü asker bu kez oyunun bir parçası, hatta daha da ileri gideyim figüranı olmak istemiyor. Çünkü asker biliyor ki bin yıldır Anadolu’da yaşayan bu millet demokrasinin nimetlerinden yararlanarak iktidar koltuğuna oturan bir zihniyetin devletin kuruluş felsefesini tamamen ortadan kaldırmasına asla izin vermeyecektir.*****Saygıda kusurÜç yıl önceydi. Önemli bir devlet kuruluşunda müdürdüm. Bir gün genel müdür telefonla aradı. Konuşma sırasında karşımda oturan müdür yardımcısının ayağa kalkarak ceketinin önünü iliklediğini gördüm. Konuşma bittikten sonra “Hayrola ne yaptın öyle?” diye sordum. Müdür yardımcısı arkadaşım “Genel müdürle konuşuyordunuz, saygıda kusur olmasın istedim” cevabını verince yere düşüyordum “ (K.M)*****Ali Şen şimdi efsane olduAli Şen’e bir kez daha şapka çıkarmak gerek. İster şov yapıyor densin, ister başka bir şey, ama Ali Şen her dönem gündemde kalmayı iyi biliyor. Üstelik bunu yaparken en derin takdirleri toplamaktan da geri kalmıyor.Cumartesi akşamı yaşadıklarım bunun yeni bir kanıtı oldu.Ali Şen seçilmesine karşı çıktığı, ilk başlarda çok eleştirdiği hatta köstek olduğu Aziz Yıldırım’a seçilmesinin 10. yılı nedeniyle bir davet verdi. Yıldırım’a Fenerbahçe’ye yaptığı büyük katkılar nedeniyle bir de plaket veren Şen, her türlü kompleksten arınmış biçimde “Gelen gideni aratır derler. Ama bunu zamanında söyleyenler herhalde bir gün Aziz Yıldırım’ın doğacağını hesap etmemişlerdi. O gideni aratmadı. Benden en az 10 kat daha iyi başkanlık yaptı” dedi.Ali Şen gibi olmak kolay değil. Pek çok kişi Ali Şen için “efsane başkan” tanımını yapardı. Bana göre Ali Şen asıl şimdi efsane oldu.Kötü bir şey yapmadınsa şeytanların kapını çalmasından korkma! (Çin atasözü)

Devamını Oku

Bu haftaya da yine türbanla başlıyoruz

17 Şubat 2008

Geçen hafta türban tartışmaları dışındaki en önemli olaylardan biri Futbol Federasyonu seçimleriydi. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla Hasan Doğan’ın ayağına gidip aday olmasını isteyen üç büyük kulübün başkanları seçimi başarıyla gerçekleştirdi.Bir kısmı eski yönetimde de olan, diğerleri de aslında Hasan Doğan’dan fazla hazzetmeyen yeni yönetim kurulu üyeleri de en güleç çehreleriyle “Futbolun bundan sonra şaha kalkacağını” açıkladılar.Umarım dedikleri gibi olur. En azından şu Avrupa Şampiyonası’nda takımımız varlık gösterir.Hafta başında Atatürk Havalimanı Duty Freeshop’taki içki reklamının asıl taraflarının hiç konuşmadığını yazmıştım. Mey içki firmasının sahibi Ekrem Demirtaş ile havalimanını işleten şirketin sahibi Hamdi Akın daldıkları derinliklerden çıkmıyor.Siyasal inançları nedeniyle içkiyi üstü kapalı biçimde yasaklamaya çalışan zihniyete karşı bizzat içki üreten firma sahibinin bile sessiz kalması enteresan. Eh, ne yapalım seslerini çıkarmasınlar. Üstlerine yapışsın bu.Meclis’in anayasa değişikliği yapmasına karşı Ankara’da yapılan mitingde Atatürk’ün Lenin’le aynı pankart üzerinde gösterilmesinin yanlış olduğunu yazmıştım. Genellikle lise seviyesinden genç okurlardan garip bir tepki aldım. Hepsi sanki hiç tarih bilmiyormuşum gibi Lenin’in kurtuluş Savaşı’ndaki desteklerini anlatıyor. Ona kimsenin bir şey dediği yok ki, sadece böyle çok anlamlı bir günde böyle bir pankartın açılmasının yanlışlığını dile getirdim.Bu hafta da gündemdeki en önemli konu türban olacak gibi görünüyor. Tabii bu arada sağda solda garip provokasyonlar da başladı. Korkum şimdilik ortalık karıştırmak için yapılan bu eylemlerin giderek yaygınlaşması.Bu arada iktidar kanadında da bir gerileme olduğu fark ediliyor. Türban konusunda yaptıklarının hata olduğunu anladılar sanıyorum. Ama siyaset gereği geri adım atmak da zor. Bu nedenle sorunun biraz daha zamana yayılması kimseyi şaşırtmasın.Hepinize iyi haftalar dilerim.*****Tartışan polis Perşembe akşamı saat tam 21.00. Çengelköy’de oturan bir dostlarımıza yemeğe gidiyoruz. Gayet kolay geçtiğimiz Boğaz Köprüsü’nden sonra Beylerbeyi’ne inmemiz tam 35 dakikayı buluyor. Burada gideceğimiz dostlarımıza küçük bir şey almak için trafiği engellemeyen bir yerde durakladım; eşim indi, ben bekliyorum. O sırada bir trafik polisi geldi ve “Buraya park etmeyin” dedi. 30 metrelik yolu 35 dakikada almanın verdiği sıkıntıdan olacak, sakin biçimde trafiği engellemediğimi ve sadece bir dakika duracağımı söylemek yerine anlamsız şekilde tartıştım. Öyle tatsız bir tartışma değildi ama sonra çok üzüldüm. Çok genç bir polisti. Yarı yaşımda var mıydı onu bile bilemiyorum. Belli ki benden çekindi. Gerçekten çok üzüldüm. Bir daha belki de karşılaşmam mümkün olmayan o genç polisin benden benim de ondan bir özür borcumuz olduğunu hissediyorum.*****Büyük sıçrayışı gerçekleştirmek isteyen, birkaç adım geriye gitmek zorundadır. Bugün yarına dünle beslenerek yol alır. Bertolt Brecht*****Tek tip bireysel tercih Bülent Arınç “Üniversiteye ne kılıklarla gidenler var” diyor. Doğru. Geçen hafta televizyonlardan birinde üniversite öğrencilerinin önünde türban tartışması yapılıyor. Öğrenciler ateşli mi ateşli. Bu sırada ekrana garip saç ve bıyık şekli olan bir genç geldi. Yanımdaki arkadaşım tıpkı Arınç gibi “Şu tipe bak” dedi.Aramızda şu konuşma geçti:- Tipi gördün mü?- Evet.- Üniversiteye böyle gidilir mi?- Neden gidilmesin?- Mini etekli gidilir mi?- Gidilir tabii.- Şortla?- Kendine güvenen neden gitmesin.- Türbanlı olmaz ama.- Evet olmaz.- Ötekiler gider, ama türbanlı olmaz mı yani?- Aşağı yukarı öyle.- Türbanlıya niye karşısın?- Çünkü biri bireysel seçim, diğeri değil.- Nasıl yani?- Mini etekli kızın bireysel tercihi, türbanlınınki değil.- Türbanlı da bireysel tercih değil mi?- Değil bence.- Neden?- Tek tip bireysel tercih olur mu?- O ne demek?- Basit, bütün türbanlılar aynı, sonra buna bireysel tercih diyoruz- ???????- Bak bir şey daha söyleyim.- Evet, dinliyorum.- Hani az önce gösterdiğin genç var ya?- Evet garip saçlı bıyıklı.- Evet, onu hiç beğenmedim aslında.- Ama üniversiteye girebilir diyorsun.- Tamam, buna karşın eğer bütün üniversitelerde aynı tipte onlarca öğrenci görmeye başlarsam huylanırım.- Neden?- Çünkü aynı biçimde herkesin bireysel tercihinin bu olacağı mantıksız. Demek ki bununla bir şey göstermek istiyorlar diye düşünürüm.- Neden, ya moda olmuşsa?- Moda başka bir şey.- Nasıl başka bir şey?- Moda gelip geçicidir. 1970’li yıllarda bütün dünyada olduğu gibi bizde de süper miniler modaydı sonra yok olup gitti.- Eeeee?- Ama türban hep aynı. Hiç değişmeyen moda olmaz ki, demek ki bu moda değil, bir sembol, bu kadar basit.- Böyle düşünmemiştim hiç.- Zaten sorun da bu ya.- Nasıl?- Televizyonlardaki gelgeç tartışmaların etkisinde kalıp kendini demokrat sanıyorsun.- Yapmaaaaa....*****İşte böyle olduk Afrikalı dedi ki; Batılılar geldiklerinde ellerinde İncil, bizim elimizde topraklarımız vardı. Bize, gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler. Gözümüzü açtığımızda ise; bizim elimizde incil, onların elinde topraklarımız vardı. Türk bugün diyor ki; AKP geldiğinde elimizde özgürlük, laiklik, cumhuriyet vardı. Bize,kömür verdiler, aşevinde yemek verdiler, gözümüzü kapayarak tekrar oy atmamızı istediler. Gözümüzü açtığımızda ise; bizim başımızda türban, yüzümüzde sakal, onların elinde ise para, iktidar vardı.. Topraklarımızın ise çorak tarafı bizde, işe yarayan tarafı yabancılardaydı!..*****Kümese müdür Kümese müdür aranıyormuş.Tilki de müracaat etmiş...Tilki’yi çok beğenmişler, “ne ücret istersin?” diye sormuşlar..Tilki “Ben gülmekten söyleyemeyeceğim, artık siz ne verirseniz” demiş. ***** KAMYON YAZILARI Aşkıma ihanet ettin, beni trafik polislerine ihbar ettin

Devamını Oku

Din dersleri matrakları

17 Şubat 2008

Bizim zamanımızda din dersleri pek keyifli geçerdi. Öğretmenlerimiz öyle İmam Hatip’ten falan gelmezdi. Genellikle müdür yardımcısı gibi idari işleri nedeniyle fazla ders almayan öğretmenler din derslerine girerdi. O zamanlar şimdiki gibi gerginlik de olmadığı için dinî konularda da espriler yapılırdı.İşte sınıflarda din dersi öğretmenleriyle öğrenciler arasında geçen diyaloglardan bazı seçmeler;- Çocuklar cehennem Cuma günü şafak vaktinde olacaktır. - Ama hocam nereye göre şafak vakti? Bizde şafak vaktiyken diğer tarafta gece oluyor...- Numaran kaçtı senin?- Ne oldu ki hocam?- Çok güzel soru sordun 5 vericem... Cevabını bilmiyorum çünkü...***- Arapça bilenler el kaldırsın...(Sadece 1 kişi el kaldırır...)- Afferim kızım Ayşeee... Siz niye bilmiyonuz? Nasıl dua ediyorsunuz?- Hocam ben Türkçe dua ediyorum.- Olmazz! Arapça edicen! Türkçe kabul olmazzz!- Niye hocam, Allah Türkçe bilmiyor mu?- Haşaaaa! Haşaaaa!***- Çocuklar Cuma namazı herkese açık olan bir yerde kılınır...- Hocam bizim ev herkese açık, bizim evde niye kılmıyorlar?- Olmaz oğlum istediğin her zaman girebileceğin bir yer olmalı. - Hocam bizim eve istediğiniz her an girebilirsiniz ama.- Oğlum sizin ev genelev mi?***- Çocuklar şimdi, ahiret gününde bütün herkes tartılacak, sevapları günahlarından fazla olanlar sırat köprüsünden geçerek cennete ulaşacak.- Hocam nasıl bir şey o sırat köprüsü?- Kıl gibi ince, kılıç gibi keskin.- Eeee nasıl geçiyoruz ki biz oradan hocam? Ayağımız acır, duramayız üstünde. Denge diye bir şey var, herkes cehenneme düşer böyle hocam.- Sevabı fazla olanlara o köprü böyle otoban gibi geniş gelecek.- E hocam sevabı fazla olanlar geçecekse kıldan köprüye, otobana ne gerek var, Allah sevabı çok olana geç desin geçsin, az olana cehenneme git desin gitsin, sanki itiraz mı edicez?- Sus eşek sıpası aklın ermez senin Allah’ın işine, tövbe sümme haşaa tövbe.***- Bu evren, bu kuşlar, bu böcekler çiçekler, hepsi yüce rabbimizin bizlere birer armağanıdır... Kendi vücudunuza bir bakın... Bu mükemmeliyeti başka kim yapabilirdi ki? Mesela gözlerimiz... Yüzümüzde yani ona en uygun yerde... Gözlerimiz diz kapaklarımızda olsaydı ne kadar çirkin olurdu değil mi?- İtirazım var hocam.- Söyle çocuğum!- Eğer gözlerimiz diz kapaklarımızda olsaydı değişen hiçbir şey olmazdı, çünkü herkesin gözleri diz kapaklarında olurdu, o zaman da siz “çocuklarım, gözlerimiz yüzümüzde olsaydı ne kadar çirkin olurdu” derdiniz, ben de itirazım var derdim...***- Kim soktu bu mendebur hayvanı sınıfa? (Getirdiğim kediyi kastediyor...)- Been. Ama hocam o da Allahu Teala’nın yarattığı bir varlık değil mi? Yazık...- Ee tabii o da Allahu Teala’nın yarattığı bir mahluk. Hem peygamber efendimiz de çok severmiş. Ay pek de sevimli kerata...***- Peygamberimiz Hazreti Muhammed de iftarını hurma ile açarmış..- Hocam, Mekke’de iskender kebap mı vardı ki?- Sus! Terbiyesiz, zındık, kafir...***- Çocuklarım eğer dünya güneşe 1 cm yakın olsaydı her yer erir, eğer 1 cm uzak olsaydı her taraf donar ve yaşayamazdık... Allah’ın olduğunu bundan anlayabiliriz.- Ee iyi de hocam dünya güneşe 21 Aralık’ta yakınlaşır, 21 Haziran’da da uzaklaşır.. Hem de 1 cm değil, yaklaşık 2 milyon kilometre. Eee hiçbir şey olmuyor...- İşte bu da Allah’ın bir mucizesidir... Evladım... Otur... Laubali, ukala...*****Bilinmeyen adres Özel arabamla Trabzon’da mal alacağım bir fabrikaya gidiyorum. Fabrikanın kent dışında olduğunu söylediler. Bir kavşağa geldiğimde yolda duran yaşlı adama fabrikayı sordum, düşündü taşındı sonra “Bilmeyerum” dedi. Teşekkür edip hareket ettim. 30 metre kadar gitmiştim ki aynadan arkamdan adamın el salladığını gördüm. Yanında da gençten biri vardı. Vitesi geri takıp geri geldim. Camı açtım, Adam “Ha bu uşağa da sordim, o da bilmeyir” demez mi? (T.Ç)***** At üfledi Fıkra Yıldırım Tuna’dan; Çiftçi atını kabızlık çekiyor diye veterinere götürmüş.“Al bu hapı..” demiş veteriner, “Uzun bir tüpe koy, bir ucunu atın rektumuna yerleştirip diğer uçtan içeri üfle..!” Ertesi gün çiftçi saçları dimdik, gözleri belermiş “BEEEEEEEEE..!” diye veterinere koşarak gelmiş,“Ne oldu?..” diye sormuş doktor,“At..” diye nefes nefese ve öğürerek cevap vermiş çiftçi, “At daha önce üfledi..!”*****KAMYON YAZILARI Gazla uçabilirsin ama frenle konamazsın*****Faydalı bilgilerAklınızda bulunsun. Belki biliyorsunuz ama yine de yararlı; - Hiçbir şekilde, uyku ilacı ile bağırsak gevşeticiyi aynı gece almayın. - Hobi ile akıl hastalığı arasında çok ince bir çizgi vardır.- Sizinle dinî görüşlerini paylaşmak isteyen kişiler, sizin sizinkileri onlarla paylaşmanızı istemezler. - Kariyerinizle hayatınızı karıştırmamalısınız. - İyi dans edip edemediğiniz kimsenin umurunda değildir. Kalkın ve dans edin. - Hiçbir zaman bir biftek bıçağını yalamayın. - Dünyadaki en yok edici güç dedikodudur. - Yaz saati/kış saati değişikliklerini neden yaptığımızı tatmin edici şekilde açıklayacak bir tek kişi bulamazsınız. - Tüm insanlığı yaş, cinsiyet, din, gelir düzeyi ve etnik kimlik farkı olmadan birleştiren tek bir özellik vardır. Hepimiz ortalama üstü sürücü olduğumuza inanırız. - Size iyi, garsona kötü davranan kişi, iyi bir kişi değildir. (Bu çok önemli. Dikkat edin. Tersi hiç olmaz.)- Dostlarınız sizi her şartta sever. - Yeni şeyleri denemekten çekinmeyin. Tek başına bir amatör olan Nuh gemi yapmıştı. Kalabalık bir profesyonel grup ise Titanik’i. - Ne olursa olsun, olanı çok ciddiye alacak birileri her zaman çıkar. - Hiç kimse normal değildir. *****Kaptanın ustalığı deniz durgunken anlaşılmaz. LUKIANOS

Devamını Oku

Söz değil buza atılan imza

15 Şubat 2008

AKP sözcüleri, örgütten gelen “çatlak seslere” karşı ısrarla “türban yasağı sadece üniversitelerde kalkacak” diyor. AKP’liler yemin billah ederek “Üniversitelerin dışında bir talep olmayacak, bize inanın” diye çırpınıyor.Bugüne kadarki uygulamalara bakınca bu sözlerin bir anlamı olmadığını söylemek yanlış olmaz. Şimdi size bu zihniyetin nasıl kolaylıkla doğruyu saklayabildiğini gösteren bir olay anlatmak istiyorum.Kilyos yolunda öncülüğünü 1987 yılında gazetecilerin yaptığı bir kooperatif var. Kooperatif arazisi içinde yasa gereği belediyeye terk edilen bir alanın normalde yeşil alan olması gerekiyor.Ancak Sarıyer Belediyesi geçen yıl kendine ayrılan bu arazi üzerinde bir inşaata başlıyor. Sitede oturanlar sorunca da “Burayı kültür merkezi yapıyoruz. Çok amaçlı salonlar olacak, nikâh ve düğün törenleri de yapılacak” diyorlar. Bu yılın başında ise bu büyük binanın yanına bir temel daha atılıyor. Temeli atılan inşaatın cami olduğu söylentisi yayılıyor. Bunun üzerine kooperatif sakinleri Belediye Başkanlığı’na gidiyorlar. Aldıkları cevap çok ilginç, “Hayır, oraya cami yapılmıyor. Ayrıca zaten belediyelerin cami yapması diye bir şey söz konusu değil. O inşaat market inşaatı.” Ancak inşaat devam ettikçe de ortaya bir cami görüntüsü çıkmaya başlıyor. Sonunda müteahhit baklayı ağzından kaçırıyor, “Evet, burası Sarıyer Belediye Başkanı’nın emriyle cami olacak.” Şimdi elbette kimse camiye karşı çıkmaz. Ama en azından çevre halkının böyle bir ihtiyacı olup olmadığına bakılması gerekir. Bunun da ötesinde işi yalan söyleyerek halletmeye çalışmak olacak şey değil.Diyeceğim, bu iktidarın temel özelliklerinden biri de yalanı çok kolay söylemesi. Bu nedenle “Vallahi de billahi de türban sadece üniversitelerde serbest olacak, diğer yerler aklımıza bile gelmiyor” sözlerine inanmak insana güç geliyor.*****Niye bakmasın ki?Türbanlı bir kız Almanya Başbakanı Merkel’e diyor ki “Örtündüğüm için bazı Almanlar bana önyargılı davranıyor. Başörtüsü yüzünden bana eğitimsiz bir köylüymüş gibi bakılmasından rahatsızım.” İyi de güzel kızım, Almanya Başbakanı sana ne yapsın. Sana köylü gibi davarandıklarını kendin söylüyorsun. İyi de benim güzel kızım, elin Alman’ı sana tuhaf bakıyorsa, köylü muamelesi yapıyorsa, adamı niye suçluyorsun? Onlar böyle bir kıyafeti bilmiyorlar ki. Dön bir bak kendine. “Acaba bana niye tuhaf bakıyor” diye sor bir kere.Bak güzel kızım; sorun, bu içinizdeki aşağılık duygusu. Anladığım kadarıyla hele bir de yabancı ülkedeysen üzerindeki o garip kıyafet seni de rahatsız ediyor aslında.“İnandığım için” diyorsun ama galiba “inanmadıklarını sandığın” insanlar gibi yaşamak istiyorsun. Tabii o da eşyanın doğasına aykırı. Açıkçası üzülüyorum halinize.*****Düşman isterseniz dostlarınızı geçmeye çalışınız. Dost isterseniz , bırakın , dostlarınız sizi geçsin. La Rochefoucauld*****Görgü kuralıPerşembe günü Hürriyet Gazetesi’nin spor sayfasında enfes bir başlık vardı. “79. dakikada oyundan alınan Hakan Şükür’e seyirci sevgi gösterisi yaptı. Feldkamp kenara gelen futbolcuyu tebrik etmek için elini uzattı. Hakan Şükür görgü kurallarına uyarak eldivenini çıkararak tokalaştı.” Bir spor sayfasında başlık “görgü kuralı” anlatmak adına bu kadar başarılı olur. Bunu kim yazdıysa kutlamak isterim.Çünkü ne gariptir ki günümüzde kimi görgü kuralları sözde “özgürlük” adına adeta “tu kaka” edilerek kenara atıldı. Oysa görgü kuralları hayatımıza incelik ve anlam katan güzelliklerdir. Bunları her koşul ve fırsatta hatırlatmak medyanın asli görevlerinden biridir. Hürriyet spor servisine tebrikler.*****Kızılay tesettürüKızılay Çad’daki iç çatışmalarda zarar görenlerle, Gazze’ye geçiş yapan ve çok sıkıntı çeken Filistin halkına yardım gönderiyor. Bu yardımlar geçenlerde yola çıktı. Çok güzel bir girişim tabii ki.Ancak televizyondan izlediğim kadarıyla her ülkeye giden Kızılay ekibindeki kadınlar da türbanlı. Elbette olabilir ama son zamanlarda Türkiye’nin dışardaki bazı etkinliklerinde nedense hep türbanlı kadınlar görmeye başladık. Sadece tesadüf mü yoksa sistemli bir şekilde yeni Türkiye imajı böyle mi alıştırılmaya çalışılıyor?*****KAMYON YAZILARISen gökyüzünde doğan güneş, ben yollarda çilekeş*****YalakalıkDairemizde çalışan memurlardan biri müdüre yaptığı yağcılıkla ünlü olmuştu. Önceleri herkes kızıyordu ama iş öyle bir noktaya geldi ki hepimiz işi gırgıra alır olduk. Anladığımız, bu memur arkadaşımız da hakkındaki alayların farkındaydı. Bir gün yine müdürün odasından çıkan bu memura arkadaşlarımızdan biri “Yine yalakalıktan mı dönüyorsun?” diye laf atınca aldığımız cevap hepimizin diline bir slogan gibi yapıştı. Şöyle dedi “yalaka” arkadaşımız: “Eğer yalakalığı hakkıyla yapabiliyorsam ne mutlu bana.” (T. G.)*****Yollar yapılıyorMustafa Sarıgül telefonda, “Şimdi inanman belki zor ama vallahi de billahi de senin yazıyı yazdığın gün Mecidiyeköy sokaklarında düzenlemeye başlıyorduk” dedi. Sarıgül’ün söylediği benim “Şu ara sokaklara ne olur bir bakın” yazım.Gerçekten de o günden beri ara sokaklarda hummalı bir çalışma var. Yollar bölünüyor, gidişler gelişler ayarlanıyor, park yasaklarının uygulanması için önlemler alınıyor.Yani artık Mecidiyeköy’ün ara sokaklarından örneğin Profilo alışveriş merkezine, Shell’e, Vatan’a ulaşmak eskisine oranla daha rahatlıyor. Çok teşekkürler Sevgili Başkan.*****Başbakan’ın hayatıSon günlerde bazı gazetelerde ve internet sitelerinde yeni çekilen bir dizi ile ilgili haberler var. Bazı haberlerde “Ateşten Koltuk” isimli bu dizinin Tayyip Erdoğan’ın hayatını anlatacağı belirtiliyor. Bazı haberlerde ise “Emret Başbakanım” dizisinin yeni versiyonu olduğu yazılıyor.İkisi de değil. Nereden mi biliyorum? Bir bildiğim var demek ki. Yakında herkes öğrenir nasıl olsa.

Devamını Oku

Modern hayata uyum

14 Şubat 2008

Aklıma çok takılan bir konu var. Kimi ünlü sosyologlar kadınların başlarını türbanla kapatmasını “modern hayata uyum” olarak nitelendiriyorlar. İşte kafama takılan bu. Nedir bu modern hayat? Kimin modern hayatı ve bu modern hayatı kim oluşturuyor?Deniyor ki, “Türbanlılar da modern hayata uymak istiyor. Siz buna neden karşı çıkıyorsunuz, bırakın onlar da modern hayatın içinde olsunlar, inançlarını da korusunlar.” Tamam, itirazım yok da merakım şu: Modern hayat denilen hayatı oluşturanlar kimler? Başta yabancı ülkeler, özellikle Batı. Batının yaşam tarzı Türkiye’de öncelikle laik yaşam biçimini benimsemiş çevrelerde uygulanıyor.Bu durumda “türbanlılar da modern hayata giriyorlar böylelikle” diyenler aslında türbanlıların batı tarzı hayata özendiklerini de söylemiş olmuyorlar mı? Peki neden modernlik akla gelince Batı tarzı konuşuluyor. İslami yaşam biçiminin modernleşmesi, İslami olmayan yaşam biçimine geçmesi mi olacak?Bir cevap lütfen. *** Erkekler, peruğun peruk olduğunu bilmiyor kiEn büyük aldatmacalardan biri de türban yerine takılan peruk. Siyasal İslamcılar örtünmeye zorladıkları kadınlar için “saç erkeği tahrik eden bir şeydir. Bu nedenle kadının saçının tek teli bile görünmemeli.” diyorlar. Böyle katı bir ahlakçılık var yani.Ama bir bakıyorsunuz bunlardan bazıları peruğu “makul” görüyor. Oysa peruk da saç değil mi? Dini inancı gereği de olsa bir erkek kadının başındakinin saç mı peruk mu olduğunu anlayamaz ki. Eğer saç bu kadar tahrik edici unsursa, peruk da aynı işlevi görecektir. Yani ortada bir komedi var. Buna karşın “Karışma işte, madem öyle rahat hissediyor bırak yapsın” diyene de karşı çıkmam.Ama burada asıl rahatsız edici konu, tüm erkekleri bir saç telinden bile tahrik olacak kadar cinsel iştah içinde göstermek ki, işte bu insana çok koyuyor. Kadın haklarının savunucuları çok fazla. Asıl bu konuda erkek haklarını gündeme getirmek gerek. Her erkek sapık mı yahu? *** “Bakın Avusturya’da baskı olmuyor”Sayın Mehmet Ali Şahin; geçen pazar günü sizi televizyonda izledim. Türban yasası ile üniversitelerde başı açık kızlara baskı yapılmasının mümkün olmadığını anlatıyordunuz. Görüşünüzü güçlendirmek için de Avusturya’dan örnek vererek şöyle dediniz:“Pek çok kızımız Avusturya’ya gidiyor. Orada yasak yok. Aynı zamanda diğer kız öğrenciler de bir baskı altında kalmıyor.” Sayın bakan; böyle bir mantık olabilir mi? Avusturya Hıristiyan bir ülke. İslam’ın tesettür anlayışı ile bir sorunu olamaz. Bunun dışında bizim başı kapalı kızlarımız da başı açık Hıristiyan kızlar üzerinde bir baskı kuramaz. Çünkü bizim kızımız “kendi inancı” doğrultusunda örtünüyor. Bunu bir Hıristiyan’dan talep etmek mümkün değil ki.Ama Türkiye’de durum farklı. Başı kapalı olan da açık olan da Müslüman. Bu durumda başı kapalı kızlar bir süre sonra başı açık kızlara “Siz nasıl Müslümansınız” demeye başlayabilir. Ki bunu yapıyorlar zaten. Siz de bunu bildiğiniz halde televizyon ekranından kafa karıştıran sözler söylüyorsunuz. Siyaseten de size hiç yakışmıyor. *** KAMYON YAZILARIBir sana, bir de sabah uykusuna hastayım *** Meclis’te gizli oy aldatmacasıMeclis’te bazı oylamalar gizli yapılır. Televizyondan izliyoruz. Milletvekilleri illere göre sıraya giriyorlar, sonra perdeyle kapalı bir bölümün arkasında oylarını belirleyip, ortaya konan kovanın içine atıyorlar. Bizler de milletvekillerinin oylarını gerçekten kendi özgür iradeleriyle kullandıklarını sanıyoruz.Oysa gerçek bu değil. Meclis’teki gizli oylama tamamen bir aldatmacadır ve hiçbir partiden hiç kimse gizli oylamada da olsa partisinin kararı aksine oy kullanamaz. Çünkü kullandığı an bu belli olur.Nasılı çok kolay. Oylamaya girecek milletvekillerine kırmızı, beyaz ve yeşil pullarla birlikte zarf verilir. Milletvekili kapalı bölmeye geçer, bunlardan birini zarfa koyar. Kalan iki pulu ise aslında imha etmesi gerekir. Ama “parti emriyle” bu pullar asla imha edilmez çıkışta grup başkan vekiline gösterilir.Biz de bazen “Yahu koca partide bir kişi de mi yok bu karara karşı çıkan” diye şaşırırız. Oysa milletvekiline pul vermek yerine tıpkı seçimlerdeki gibi “evet- hayır veya çekimser” yazan damgalar vursalar ‘gizli oy’un belki bir anlamı olur. Gerçi onun da hilesi bulunur ama, bulunana kadar hiç olmazsa bu aldatmaca oyunu oynanmaz. *** Medrese gibi üniversite Seçimlerden kısa bir süre önceydi. Hayli güçlü bir üniversitenin en tepe noktalarında oturan önemli bir eğitimciyle öğle üzeri buluşmuş yemek yiyorduk. Yaklaşan seçimlerle ilgili konuşurken “Eğer AKP tekrar tek başına iktidar olursa eğitim tamamen biter. Üniversiteler medreselere döner. Bize de belki bu üniversiteyi kapatmak düşer” demişti.Seçimler yapıldı. AKP daha da güçlenerek tek başına iktidar oldu. Aklıma ister istemez bu önemli eğitimcinin sözleri geldi. Acaba ne yapacaktı?Çok önemli işler yaptı. Üniversitedeki laik, demokratik cumhuriyet ilkelerine bağlı, türbanı siyasal bir propaganda olarak gören ne kadar öğretim üyesi varsa ya işten attı ya da etkisiz görevlere getirdi. Yerlerini de “ikinci cumhuriyetçi” isimlerle doldurdu.O üniversite şimdi medrese gibi mi oldu bilemiyorum, ama sisteme ayak uydurdu. Bu ilkesizlik insanı çok üzüyor. *** Bir şey değil!İstanbul’un eski ahşap evlerinden birinde oturuyoruz. Üst kattaki komşu yürüse bizim eve toz yağar. Bir gece uyurken yatağımın üzerine şıp şıp bir şey damlıyordu. Hemen yataktan çıkıp, komşunun kapısını çaldım ve “Hayrola bir şey mi döküldü? Bizim eve damlıyor” diye sordum. Komşumun cevabı ise gecikmedi: “Önemli bir şey değil beyim, bizim küçük yere işedi de.” (A. C.) *** Aşk, bir kadının yaşamının tüm öyküsü, erkeğin ise yalnızca bir serüvenidir. Madame de Stael

Devamını Oku

Hesapta en az zararı biz görmüştük

13 Şubat 2008

Bayılıyorum şu AKP siyasetçisine ve ona destek vereceğim diye ne yazacağını şaşırmış medyaya.Çok değil, bir ay kadar önce Amerika’da başlayan ekonomik kriz ihtimali dünyayı tehdit etmeye başlamıştı.Bizim borsamızda da düşüşler oldu, piyasalar durgunlaştı, feryatlar yükselmeye başladı. Ancak AKP’nin ekonomi kurmayları peş peşe ekranlara çıkarak hiçbir tehlike olmadığını söylediler. Başbakan da yaptığı birkaç değişik konuşmada mealen “Türkiye ekonomisi o kadar iyi durumda ki bu krizden ya hiç etkilenmeyecek ya da çok hafif atlatacak” dedi.Medya da belki de biraz moral vermek için sanki gerçekmiş gibi global krizin Türkiye’yi pek etkilemediğini yazıp çizdi.Ama sonra bir de ne görelim. Geçen hafta kriz esintisinin hasar raporu çıktı ortaya. Bir de baktık ki tüm dünya ülkeleri içinde bu dalgalanmadan en çok Türkiye etkilenmiş. Hani en hafif bizde geçiyordu?Meğer en ağırını aşıyormuşuz da haberimiz yokmuş. Zaten birçok şeyden haberimiz yok ya o da ayrı konu.Sonuçta ‘yalancının mumu yatsıya kadar yanarmış’ atasözünün ne kadar doğru olduğu bir kere daha ortaya çıktı. *** Takvimsel tesadüfBizde türban yasağını kaldıracağı düşünülen Anayasa değişikliğinin kabul edildiği tarih ne ilginçtir ki İran’da Humeyni’nin İslamcı darbesinin yıldönümüne rastgeldi.Bizim parlamentomuzda AKP ve MHP’liler yanlarına DTP’yi de alarak sevinç çığlıkları atarken İran’da da Ahmedinejat Tahran sokaklarında toplanan yüz binlere nutuk atıyordu. Aynı sırada İran gazeteleri de Türkiye’de türban zaferinin kazanıldığını bunun tüm yaşam alanına yayılacağını yazıyordu.Bazen tamamen tesadüfe dayanan olaylar bile insanı rahatsız eder. *** Suudi televizyonunda saç görünüyorSuudi Arabistan’dan yayın yapan televizyon hiç görmemiştim. Neyse ki Digiturk şimdi bir Suudi kanalını platformuna soktu da ara sıra bakma şansı buluyorum. Tabii Türkiye’de Suudi televizyonuna ihtiyaç var mıydı, hangi amaçla platforma kondu bunu bilmek mümkün değil.Geçen gün bu kanalda haberleri izledim. Tabii anlamıyorum ama görüntüleri izliyorum. Kadın sunucunun başı doğal olarak kapalı. Ama alnının üzerinde iki parmak saçı görünüyor.Sonra bizim kanallardan ‘bizim türbanlılara’ baktım. Onlar türbanın altına bir de bant takıyorlar ki saç asla görünmesin. Bunun mantığı ya da dayanağı nedir acaba? Şeriat ülkesi Suudi Arabistan’da ekrana çıkan sunucu kadının saçı görünüyor, bizdeki tek tel görünmesin diye sımsıkı bant takıyor.Bizdekinin biraz abartılı olduğunu düşünmüyor musunuz? *** Geceyarısı EkspresiYıllar önce bir Gece Yarısı Ekspresi filmi çekildi. Üzüntümüzden karalar bağladık, çünkü bu film Türkiye’yi rezil ediyordu. Oysa Amerika başta kendi ülkesi olmak üzere başka ülkeler hakkında da ne ağır filmler çekti, bunları görmek istemiyoruz.Geçen hafta Rise of the Footsoldier adlı bir film izledim. İngiltere’deki futbol holiganlarının çeteleşmesini anlatıyor. Gerçek bir olaydan alındığı belirtilen filmde dehşet verici kavga sahneleri var. İnsanın izlerken içi kalkıyor.Şimdi bu filmde geçen iki diyalog var ki, siz Türkiye’nin en azından İngiltere’de nasıl tanındığını anlayın.Çok şiddetli bir adam dövme sahnesinde filmin kahramanı bol bol “Fuck” tanımını kullanarak “Böyle işkence Türkiye’de yok” diyor.İkinci diyalogda da şöyle bir cümle var: “Türk mafyası kadar mankafalık yapma.” Başka söze hacet var mı? *** Mumlar pastadan daha pahalı olmaya başladığında yaşlandığını anlarsınBob Hope *** Hakkaten ya!Pazar günü Hürriyet Gazetesi’nde Soner Yalçın’ın çok güzel bir incelemesi vardı. Yalçın başta Cumhurbaşkanı ve Başbakan olmak üzere AKP’li bakan eşlerinin türbanı nasıl taktıklarını ve eğitim durumlarını anlatmış.Bunun yanı sıra o siyasetçilerin çoğu yurt dışında okuyan kızlarının durumu da ele alınmış.Hepimiz biliyoruz ama topluca okuyunca insan tuhaf oluyor. Çünkü çoğu yurt dışında okumuş bu kızların hiçbiri bir işte çalışmıyor. Okullarını bitirir bitirmez evlenmişler ve anne olmayı bekliyorlar.Bir taraftan “eğitim hakkı” diye tutturacaksınız, sonra ‘binbir emekle’ okutulan bu kızları evlere hapsedeceksiniz.Tabii “eğitim ille de çalışmak için alınmaz” tezi de doğru. Ama hepsi böyle olunca bu tez de çürüyor.Haberi okuyunca ister istemez tam halk deyimi ile kendi kendime “hakkaten ya” demekten kendimi alamadım. *** Bir hatırlatma1999 seçimlerinde MHP adayları arasında bir türbanlı kadın vardı. MHP meydanlarda türban siyaseti de yapıyordu. O kadın seçildi. Meclis Genel Kurulu’na başını açarak girdi. Ama onun dışında türbanı hep başındaydı.2002 seçimlerinde MHP barajı aşamadı.2007 seçimlerinde meydanlara Cumhuriyet ve ilkelerini korumak adına toplananlar MHP’yi de kendi saflarında gördüler. Sola oy vermek istemeyen ya da içinde Baykal öfkesi taşıyanlar AKP’ye karşı MHP’ye oy verdi.O MHP şimdi türbanı AKP’den daha çok savunur hale geldi.Tunca Toskay hasat toplamak için türbana destek verdiklerini söyledi. Yani türban savunuculuğunun kendilerine oy getireceğini düşünüyorlar. 1999’da türbanlı kadını Meclis’e sokan MHP bunun hasadını 2002’de toplayamamıştı. 2011’de baraj altı tehlikesini şimdiden söylemek yanlış olmaz. *** Siyanürlü karpuzlarKarpuz tarlası olan bir çiftçi, her akşam tarlasına çocukların dadandığını ve birkaç karpuzun eksildiğini fark etmiş. Biraz düşündükten sonra, tarlaya “Dikkat! Karpuzlardan birine siyanur enjekte edildi!” diye bir uyarı levhası koymuş ve ertesi akşam karpuz yiyemeden kaçan çocukları keyifle izlemiş. Bir hafta sonra, çiftçi tarlasında gezerken gözü kendi levhasının yanına konan bir levhaya ilişmiş: “Şimdi o siyanürlü karpuzlardan iki tane var!”

Devamını Oku