Aklıma çok takılan bir konu var. Kimi ünlü sosyologlar kadınların başlarını türbanla kapatmasını “modern hayata uyum” olarak nitelendiriyorlar. İşte kafama takılan bu. Nedir bu modern hayat? Kimin modern hayatı ve bu modern hayatı kim oluşturuyor?
Deniyor ki, “Türbanlılar da modern hayata uymak istiyor. Siz buna neden karşı çıkıyorsunuz, bırakın onlar da modern hayatın içinde olsunlar, inançlarını da korusunlar.”
Tamam, itirazım yok da merakım şu: Modern hayat denilen hayatı oluşturanlar kimler? Başta yabancı ülkeler, özellikle Batı. Batının yaşam tarzı Türkiye’de öncelikle laik yaşam biçimini benimsemiş çevrelerde uygulanıyor.
Bu durumda “türbanlılar da modern hayata giriyorlar böylelikle” diyenler aslında türbanlıların batı tarzı hayata özendiklerini de söylemiş olmuyorlar mı? Peki neden modernlik akla gelince Batı tarzı konuşuluyor. İslami yaşam biçiminin modernleşmesi, İslami olmayan yaşam biçimine geçmesi mi olacak?
Bir cevap lütfen.
Erkekler, peruğun peruk olduğunu bilmiyor ki
En büyük aldatmacalardan biri de türban yerine takılan peruk. Siyasal İslamcılar örtünmeye zorladıkları kadınlar için “saç erkeği tahrik eden bir şeydir. Bu nedenle kadının saçının tek teli bile görünmemeli.” diyorlar. Böyle katı bir ahlakçılık var yani.
Ama bir bakıyorsunuz bunlardan bazıları peruğu “makul” görüyor. Oysa peruk da saç değil mi? Dini inancı gereği de olsa bir erkek kadının başındakinin saç mı peruk mu olduğunu anlayamaz ki. Eğer saç bu kadar tahrik edici unsursa, peruk da aynı işlevi görecektir. Yani ortada bir komedi var. Buna karşın “Karışma işte, madem öyle rahat hissediyor bırak yapsın” diyene de karşı çıkmam.
Ama burada asıl rahatsız edici konu, tüm erkekleri bir saç telinden bile tahrik olacak kadar cinsel iştah içinde göstermek ki, işte bu insana çok koyuyor. Kadın haklarının savunucuları çok fazla. Asıl bu konuda erkek haklarını gündeme getirmek gerek. Her erkek sapık mı yahu?
“Bakın Avusturya’da baskı olmuyor”
Sayın Mehmet Ali Şahin; geçen pazar günü sizi televizyonda izledim. Türban yasası ile üniversitelerde başı açık kızlara baskı yapılmasının mümkün olmadığını anlatıyordunuz. Görüşünüzü güçlendirmek için de Avusturya’dan örnek vererek şöyle dediniz:
“Pek çok kızımız Avusturya’ya gidiyor. Orada yasak yok. Aynı zamanda diğer kız öğrenciler de bir baskı altında kalmıyor.” Sayın bakan; böyle bir mantık olabilir mi? Avusturya Hıristiyan bir ülke. İslam’ın tesettür anlayışı ile bir sorunu olamaz. Bunun dışında bizim başı kapalı kızlarımız da başı açık Hıristiyan kızlar üzerinde bir baskı kuramaz. Çünkü bizim kızımız “kendi inancı” doğrultusunda örtünüyor. Bunu bir Hıristiyan’dan talep etmek mümkün değil ki.
Ama Türkiye’de durum farklı. Başı kapalı olan da açık olan da Müslüman. Bu durumda başı kapalı kızlar bir süre sonra başı açık kızlara “Siz nasıl Müslümansınız” demeye başlayabilir. Ki bunu yapıyorlar zaten. Siz de bunu bildiğiniz halde televizyon ekranından kafa karıştıran sözler söylüyorsunuz. Siyaseten de size hiç yakışmıyor.
KAMYON YAZILARI
Bir sana, bir de sabah uykusuna hastayım
Meclis’te gizli oy aldatmacası
Meclis’te bazı oylamalar gizli yapılır. Televizyondan izliyoruz. Milletvekilleri illere göre sıraya giriyorlar, sonra perdeyle kapalı bir bölümün arkasında oylarını belirleyip, ortaya konan kovanın içine atıyorlar. Bizler de milletvekillerinin oylarını gerçekten kendi özgür iradeleriyle kullandıklarını sanıyoruz.
Oysa gerçek bu değil. Meclis’teki gizli oylama tamamen bir aldatmacadır ve hiçbir partiden hiç kimse gizli oylamada da olsa partisinin kararı aksine oy kullanamaz. Çünkü kullandığı an bu belli olur.
Nasılı çok kolay. Oylamaya girecek milletvekillerine kırmızı, beyaz ve yeşil pullarla birlikte zarf verilir. Milletvekili kapalı bölmeye geçer, bunlardan birini zarfa koyar. Kalan iki pulu ise aslında imha etmesi gerekir. Ama “parti emriyle” bu pullar asla imha edilmez çıkışta grup başkan vekiline gösterilir.
Biz de bazen “Yahu koca partide bir kişi de mi yok bu karara karşı çıkan” diye şaşırırız. Oysa milletvekiline pul vermek yerine tıpkı seçimlerdeki gibi “evet- hayır veya çekimser” yazan damgalar vursalar ‘gizli oy’un belki bir anlamı olur. Gerçi onun da hilesi bulunur ama, bulunana kadar hiç olmazsa bu aldatmaca oyunu oynanmaz.
Medrese gibi üniversite
Seçimlerden kısa bir süre önceydi. Hayli güçlü bir üniversitenin en tepe noktalarında oturan önemli bir eğitimciyle öğle üzeri buluşmuş yemek yiyorduk. Yaklaşan seçimlerle ilgili konuşurken “Eğer AKP tekrar tek başına iktidar olursa eğitim tamamen biter. Üniversiteler medreselere döner. Bize de belki bu üniversiteyi kapatmak düşer” demişti.
Seçimler yapıldı. AKP daha da güçlenerek tek başına iktidar oldu. Aklıma ister istemez bu önemli eğitimcinin sözleri geldi. Acaba ne yapacaktı?
Çok önemli işler yaptı. Üniversitedeki laik, demokratik cumhuriyet ilkelerine bağlı, türbanı siyasal bir propaganda olarak gören ne kadar öğretim üyesi varsa ya işten attı ya da etkisiz görevlere getirdi. Yerlerini de “ikinci cumhuriyetçi” isimlerle doldurdu.
O üniversite şimdi medrese gibi mi oldu bilemiyorum, ama sisteme ayak uydurdu. Bu ilkesizlik insanı çok üzüyor.
Bir şey değil!
İstanbul’un eski ahşap evlerinden birinde oturuyoruz. Üst kattaki komşu yürüse bizim eve toz yağar. Bir gece uyurken yatağımın üzerine şıp şıp bir şey damlıyordu. Hemen yataktan çıkıp, komşunun kapısını çaldım ve “Hayrola bir şey mi döküldü? Bizim eve damlıyor” diye sordum. Komşumun cevabı ise gecikmedi: “Önemli bir şey değil beyim, bizim küçük yere işedi de.” (A. C.)
Aşk, bir kadının yaşamının tüm öyküsü, erkeğin ise yalnızca bir serüvenidir.
Madame de Stael

