Cengiz Aslan’ın oğlu Alp’in cenaze töreni için Fatih Camii’ndeyiz. İstanbul’un tüm tanıdık yüzleri cami avlusunu doldurmuş, Aslan çiftine baş sağlığı dilemek için bekliyor. Derken öğle namazı sona eriyor. Fatih Camii cemaati cenaze namazını da kılmak üzere avluya doğru yürümeye başlıyor.Teşvikiye Camii’nin “yumuşak” görünümlü ahalisine alışan taziye kalabalığının birden yüzü değişiyor. Çünkü avluya doğru yürüyen kalabalığın büyük bölümü cüppeli, sarıklı. Kiminin neredeyse beline kadar uzamış simsiyah sakalları var. Ortalığı garip bir gül yağı kokusu sarıyor.Ancak kalabalık asıl şoku bu garip kıyafetli cemaatin “Şu kadınları çekin yolumuzdan, namaz yerine gidemiyorum, nedir bu böyle, haydi çekin şunları” diye bağırmalarıyla yaşıyor.Üstelik cami cemaati kadınlardan yüzlerini çevirerek, etraftaki erkeklere veriyorlar bu buyrukları “Çekin şu kadınları” diye. Bir İstanbul hanımefendisi, başına örttüğü zarif tülü biraz geri iterek “Geçin gidin, kim karışıyor sizin namazınıza, biz taziye için buradayız” diyecek oluyor. Cemaatin bakışları öylesine sertleşiyor ki, bu hanımefendi çaresizlik içinde en kenara atmak zorunda hissediyor kendini.Camiden ayrılırken yanımdakilerle konuşuyorum. “Bugün buraya cenaze namazı için gelenler herhalde böyle bir manzara ile ilk kez karşılaştılar. Teşvikiye Camii’nde bu manzarayı görmeleri mümkün değil” dedim.Birlikte olduğum Bahattin Yücel ilginç bir yorumda bulundu: “Ben bugün yaşananlardan memnun oldum aslında. Çünkü türbanı basit bir özgürlük ve demokrasi sorunu gibi algılayıp hoş görenler, aynı kesimin demokrasi adı altında dayatmacı tavırlarını görmüş olmalılar. En azından bugün buraya gelenler umarım gerçeği kavramakta artık direnmezler.”*****Başarılı bir türbanlı kadın neden yok? Geçen hafta Sakıp Sabancı Müzesi’nde Akbank’ın kadınlara armağanı olan Sedef Kabaş’ın yazdığı “İpek dokulu başarılar” kitabının tanıtımına katılmıştım. Çok başarılı bir televizyoncu olan Sedef Kabaş 60 başarılı kadınla yaptığı röportajları bir kitapta toplamıştı. Kutlarım.Kokteylde sohbet ederken espri yapan biri “Hayret kitaba tek türbanlı bile koymamışlar” dedi. Çevredekiler de gülüştü. Çünkü kitabı tanıtan Sabancı ailesinin Erdoğan’a yakınlığı ve türbana olan destekleri biliniyor.Az sonra aklıma geldi, aslına bakarsanız isteseler de o kitaba türbanlı bir kadın koyamazlardı. Çünkü o 60 kadının düzeyine ulaşmış bir tek türbanlı kadın bile yok ülkemizde. Ne bir yazar, ne bir sanatçı, ne bir düşünce kadını, ne bir bilim kadını ne bir sporcu. Yok yok.Diyebilirler ki “Üniversitelere sokmuyorlar.” Şu an için doğru olabilir, peki daha önce girenler arasından da hiç çıkmadı.Ayrıca bu sadece Türkiye için de geçerli değil. Üniversitelere türbanlıların da gittiği hatta tüm kadınlarının son derece özgür yaşayarak kapandıkları Müslüman ülkelerin hiçbirinde bilim, sanat, kültür, eğitim, spor alanında başarılı kadın yok. Türbanlılara ve destekçilerine bu garip gelmiyor mu? Bunca özgürlükle diledikleri gibi kapanmışlar ama başarılı tek kadın çıkaramamışlar aralarından. Neden acaba? Yoksa özgürlük mü fazla geliyor?*****Söyleyecek hiçbir söz bulamıyorum Öyle anlar vardır ki ne yapacağınızı şaşırırsınız. Nutkunuz tutulur, hiçbir şey söyleyemezsiniz. Elinizden gelen de yoktur. İşte “Cengiz Aslan’ın oğlu öldü” dediklerinde böyle oldum.Çok değil 15 gün kadar önce ailece birlikte yemek yemiş, Alp’in son gelişmelerle ile ilgili art arda sorduğu heyecanlı sorulara cevap yetiştirmekte zorlanmıştım. Ama hayat bu işte. Ne önceden kestirebiliyoruz ne engel olabiliyoruz.Ne garip tecellidir ki Cengiz Aslan, oğlu Alp, Amerika’da trafik kazası geçirip ağır yaralandığında yetişebilmiş ve ameliyatını bile kendi yaparak onu tekrar hayata döndürmüştü. Demek ki bazı şeylerin önüne geçemiyoruz.Hiçbir şey söyleyemiyorum. Bu dürüst, hayat dolu, insan sevgisiyle taşan Aslan ailesine sabır dilemekten başka çaremin olmadığını görüyorum. Alp’in yerinin de cennet olduğuna inanıyorum belki de tek teselli budur.*****Motosiklet reklamları Televizyonlarda bir reklam var. Motosikletçiler vermiş. Diyorlar ki “Trafik sıkışıklığına kesin çözüm.” Yani motosiklet kullan trafik sıkışıklığından kurtul. Neden? Çünkü trafik dursa bile sen aralardan gidebiliyorsun.Oysa bu suç. Trafik yasamıza göre kamyonla motosiklet arasında fark yok. Motosikletle duran trafikte aralardan geçmek, kaldırıma çıkmak yasak. Ama bu yasak ne yazık ki fiilen uygulanamıyor. Batı’da bile bu konuda sorunlar var.Motosiklet reklamını suç işlemeye teşvik ederek yapmak ise galiba bize mahsus bir şey.***** Müthiş ittifak Başbakan’la Genelkurmay Başkanı “iddiasına” yalanlama yarışı içindeler. Konuyu biliyoruz; Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’tan çekilmesi Amerika’nın isteği ile mi oldu yoksa biz kendi başımıza mı karar verip geri geldik?Genelkurmay Başkanı “Aksini ispatlayın üniformamı çıkarayım” diyor. Başbakan “Kanıt getirin siyasetçi elbisemi çıkaracağım” diye feryat ediyor.Tamam, inandık artık. Bizi şaşırtan tam Amerika Başkanı Bush “Türkiye çekilmek zorunda” dediği sırada bizim de zaten çekilmekte olduğumuzu öğrenmekti. Bu bizi yanılttı. Bush’u ciddiye almak, bizim için “özde” ittifaka karşı “sözde” kanıt teşkil ediyor. Hepsi bu.*****Öyle horozlar var ki öttükleri için güneşin doğduğunu sanırlar. L. Dumont
Belli ki toplumun etkin bir kesimi AKP’den ve Tayyip Erdoğan’dan umudunu kesmiş ya da kesmek üzere. Bir ay öncesine kadar özellikle ekonomi konularında iktidara toz kondurmayanlar artık işlerin hiç de iyi gitmediğini, Tayyip Erdoğan’ın iktidarının da artık zora gireceğini söylemeye başladılar.Ancak aynı çevrelerden alternatif olarak “Abdüllatif Şener” adını duyunca şaşırıyorum. Şener son zamanlarda çok konuşulur oldu.Yeni bir oluşumdan, bunun başına da Şener’in geçeceğinden söz ediliyor. Ciddi insanlar bunu söyleyince ben de ciddiye alıyorum.Ancak şu yanlışı da herkesin görmesi gerek. Tayyip Erdoğan’dan umduğunu bulamayanların Şener’e doğru gitmesi size bir şey hatırlatmıyor mu? Çok değil 6 yıl önce de Erbakan’ın yerine Erdoğan sunulmuştu. Dini siyasete alet etmesi gözden uzak tutulmuş ve değişim sembolü olarak sunulmuştu. En ünlü işadamları evlerini Erdoğan’a açmışlar ve sonunda O’nu iktidara taşımışlardı.Şimdi aynı senaryo Şener için uygulanabilir. İyi de tutunca ne olacak? Ortaya yeni bir Tayyip Erdoğan çıkmış olmayacak mı? Türkiye beş yıldan fazlasını bu kez yeni değişimin mimarı adı altında Şener’le mi geçirecek?Buna olmayacak dua gözüyle bakıyorum. Ama bazıları çok çaba harcıyor.*****Tanışma yemeği Genç kız sevgilisine telefon açmış “Seni çok arzuluyorum, geceleri uyku uyuyamıyorum. Ne olur bu hafta sonu bize yemeğe gel. Seni annem babamla tanıştırayım. Sonra benim odamda ders çalışıyor gibi yapar doya doya sevişiriz” demiş. Delikanlı çok heyecanlanmış, bir eczaneye uğramış ve babacan eczacıya “Önce bir aile yemeği, peşinden ateşli bir aşk yaşayacağım, o yüzden iyisinden prezervatif istiyorum” demiş. Hafta sonu sevgilisinin kapısını çalmış delikanlı. Genç kız onu doğrudan yemeğe almış. Delikanlı kızın ana babasının yüzüne şöyle bir baktıktan sonra başını önüne eğmiş ve başlamış dua etmeye. Ancak dua bir türlü bitmiyor. Kız dayanamamış, fısıltıyla “Bu kadar dindar olduğunu bilmiyordum” deyince Delikanlı “Ben de babanın köşedeki eczacı olduğunu bilmiyordum” cevabını vermiş.*****Askerin tavrı kafa karıştırdı Geçen haftanın en çok konuşulan olayı Kuzey Irak’taki operasyona son verilmesiydi. Bu konudaki yazılarıma çok farklı tepkiler aldım. Genel tepki son derece olumluydu. Önemli bir kesim okur yazılarımı çok yerinde bulduklarını söylediler.Küçük bir kesim “Bu yazılarınızla askeri yıpratıyorsunuz, kime hizmet ettiğinizin farkında mısınız?” diye sordular.Bazı okurlar ise belli ki AKP’liydiler ve adeta dalga geçer gibi “Ne oldu, orduyu kışkırtamadın mı?” diye mesajlar gönderdiler.Liberal kesim ise hayli mutlu. Çünkü onlar da biliyor ki, eğer asker gerilimi artırıp tüm okları üzerine çekmese hükümet “Amerikan baskısını açıklamak” konusunda çok sıkışacaktı. Onlar hükümetin böyle bir badireyi atlatmasından son derece memnun.Geçen hafta oyunculuk deneyimine başlamamla da ilgili çeşitli tepkiler aldım. Beni sevindiren Ateşten Koltuk’taki rolümü hakkıyla yerine getirdiğimin belirtilmesi. Tabii gazetecilik yaparken böyle bir işe neden soyunduğumu merak edip çok öfke duyanlar da var. Neden haberlerde olmadığımı soranlar ise en büyük oranı tutuyor. Ne yapayım, bu benim elimde değil. Siz istediğiniz kadar isteyin, istemeyenleri aşmak kolay değil.Dizide rol alınca farklı TV programlarından da davet alıyormuş insan meğer. Geçen çarşamba Dijitürk içinde yayın yapan Türkmax’te Oktay Kaynarca ve Seray Sever’in sunduğu “Her şey Dahil” programına çıktım. Kendilerine teşekkür ederim. Çok eğlenceliydi.Hepinize iyi haftalar dilerim.*****Hiç yakışmadı Birkaç gün oldu amayazmadan da edemezdim. Hükümette duruşuyla farklı bir izlenim veren Kürşat Tüzmen’in Marmara Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Necla Pur’a “Boş konuşmayın” demesini çok yadırgadım. Tüzmen rektörün türban sorunun kabus gibi çöktüğünü anlatıp, AKP milletvekili Mir Dengir Mehmet Fırat’ın idamı hatırlatmasına gönderme yapmasına belli ki çok öfkelendi. Herhalde Genel Başkanı’nın “Senin gözünün önünde eleştiriliyoruz, niye gerekeni yapmadın” demesinden çekindiğini sandığım Tüzmen hiç yakışık olmayan bir davranış sergiledi.Ayrıca “Boş konuşmayalım, işimizi yapalım” lafı da çok boş bir laf. Üniversiteleri sadece bildiri ve makale yazan, ülke gerçeklerine asla karışmasın isteyen bir zihniyet “boş” değildir de nedir?***** Bilim ve sanat takdir edilmediği yerden göç eder. İbni Sina*****İyi otelYıl 1956. Yolumuz bir nedenle Kars’a düştü. Eşimle birlikte Kars’ın en iyi oteli denen yere gittik. Otelden başka her şeye benziyordu. Eşim biraz titizlenerek “Odalara bir baksak” dedi. Otelci şaşırdı “Niye?” diye sordu. Ben de “Yataklar temiz mi acaba?” dedim. Otelci bizi rahatlatacağını umduğu bir gülümseme ile “Hiç merak etmeyin beyim, sadece birkaç kere sizin gibi temiz insanlar yattı” dedi. Turizmde nereden nereye geldik değil mi? (ÖA)*****Bu kadarına da pes! AKP hayranı ve türban fedaisi liberal takım, hükümete bir zarar gelmesin diye, bütün sorumluluğu üzerine alan silahlı kuvvetlere “ilk kez” toz kondurmamak için çaba harcıyor.“Amerika Türkiye’nin geri çekildiğini bildiği halde neden açıklama yaptı?” sorusuna bu kapsamda “bahane” bulmuşlar. Her gece TV ekranlarından halkın kafasını karıştıranların bulduğu bahane de harika yani;Efendim, Amerika elbette Türkiye’nin çekildiğini biliyormuş. Zaten operasyona da yeşil ışık yakarak Türkiye’nin yanında olduğunu göstermiş. Ama Barzani ve Talabani’yi satmış duruma düşmemek için böyle bir açıklama yapmışlar.Ayıptır, günahtır. Bunu çıkıp ciddi ciddi söylüyorlar. Peki Barzani ve Talabani’nin gazını almak isterken Türkiye’nin onuru dünyanın önünde küçük düşürülmüyor mu? Barzani ve Talabani’nin “gazının alınması” demek ki Türkiye’nin ulusal onurundan çok daha önemli bu liberal ciciler için.
Televizyonlarda dizilerden sonra bir de yarışma furyası var. Gerçi bu yarışmaların çoğu bilgiye değil şansa dayanıyor. Bilgiye de dayanan yarışmalardan “Kim Bir Milyon Lira İster” yarışmasında bazı basit sorulara yarışmacıların verdikleri tepki ve cevaplar bazen güldürüyor bazen düşündürüyor.Bir okurum geçen hafta içinde yayınlanan bu yarışma programında dikkatini çeken bazı noktaları yazıp göndermiş. Birlikte okuyalım isterseniz;Olay 1: Bir ilkokul müdürü Diyarbakır’dan. Emrinde 22 öğretmen varmış. Soru: Kış uykusuna yatmayan hayvan. Uzun bir düşünce süreci ve joker hakkı kullanımından sonra şıklar ikiye indi. Timsah ve ayı. Ve cevap: Timsah. Bu cevap üzerine Kenan Işık’ın yorumu; eminim 400 öğrencinizden en az 250’si bu soruyu bilirdi! Olay 2: 20 yaşlarında elektronik müzik yapan bir genç. Liseyi bu sene bitirmiş, ÖSS sınavına girecek. Soru: Osmanlı devletinde, padişahtan sonra devlet yönetiminde kim gelirdi? Cevap şıkları ite kaka ikiye iniyor, Şeyh-ül İslam ve Sadrazam. Kenan Bey soruyor, “Üniversite sınavına gireceğinize göre hazırlanmış olmalısınız, bana birkaç sadrazam ismi sayar mısınız?” Ve gençten gelen cevap: Bu sadrazam kelimesini ilk defa duyuyorum!Olay 3: Konuk bir öğretmen. Soru: Aşağıdakilerden hangisi “hemen yapılmalı” anlamına gelir? Yine ite kaka şıklar ikiye iner; mamafih ve binaen aleyh. Yarışmacı yine içinden çıkamaz, telefon jokeri hakkını kullanır. Aranan Türkçe öğretmeni bir arkadaşıdır. Ve kendinden emin bir ses tonu ile gelen cevap; mamafih...Benim bildiğim kadarıyla, bu tür yarışmalarda bir ön test yapılır tüm yarışmacılara. Örneğin İtalya’da Ornella Mutti böyle bir ön testten geçememiştir.*****Onlara çok şey borçluyuz Geçenlerde Tiyatro İstanbul’da yeni sahnelenmeye başlanan “Gönül Hırsızı” oyununa gittim. Can Gürzap, Nilgün Belgün, İlkay Saran, Melda Gür, Levent Ulukut, Ahsen Ever ve Tuğçe Doras’ın rol aldığı oyun çok keyifli bir komedi. Oyundan bir gün önce iki ayak parmağını kıran Can Gürzap, hareketli sahnelerde ıstırap çekmesine rağmen seyirciye hiçbir şey belli etmedi.Oyundan önce beklerken çok sevdiğim iki eski oyuncuyu gördüm. Toron Karacaoğlu ve Tijen Par. Hala dimdik ayaktalar ve yıllara meydan okuyorlar. Onları uzaktan izlerken yıllar öncesine döndüm. İstanbul’a her geldiğimizde hemen her gece birine gittiğimiz tiyatroları hatırladım. Haldun Dormen, Yıldız Kenter, Müşfik Kenter, Nevra Serezli, Mücap Ofluoğlu ve birden aklıma gelmeyen onlarca sanatçı.Peki bu sanatçılara hak ettikleri değeri verebiliyor muyuz? Kimbilir onlar bütün gönül zenginlikleriyle bunu düşünmüyorlardır bile.Ama şunu da söylemek istiyorum. Özellikle 1960’lı yılların tiyatro ve sinema sanatçıları henüz gelişmekte olan İstanbullulara çok şey öğretmişti. Yaşam gustosunu tiyarocuları izleyerek geliştiren dönemin pek çok zengini vardır.Örneğin bakın, bugünden bakınca basit gibi görünebilir ama dönemin İstanbul zenginleri nasıl giyinilir, yemeğe nasıl gidilir, hangi saatte hangi yemek yenir, içki tercihi nasıl yapılır gibi konuları bu sanatçıları izleyerek öğrendi. Tabii aynı şekilde aşkları, ihanetleri, kıskançlıkları da.O dönemlerde şimdi magazin cıvıklıkları da olmadığı için sanatçılarla birlikte geçirilen saatler hem eğitici, hem öğretici hem de çok keyifli olurdu. Onlara çok şey borçluyuz. Onlar istemese de en azından sevgi ve saygımızı eksik etmemeliyiz.*****İyi ki Temel varmış Karadeniz halkı müthiş bir yaşama keyfinin yanı sıra hayatla ve kendileriyle dalga geçmesini de çok iyi bilir. Engin bir hoşgörüyle, her yerde olabilecek tuhaflıkların kendilerine mal edilmesinden de gocunmazlar hatta bunların bazılarını kendileri bile üretir.Bugün sizlere “İyi ki Temel varmış” başlığı altında toplanan komik olay ve espriler sunmak istiyorum; * Temel yere bir daire çizip bu dairenin içinde horon tepmeye başlamış. Niçin? Kendi çapında eğlenmek için.* Temel sigarasını bir metre uzunluğundaki ağızlığa takıp içiyormuş. Niçin?Doktoru sigaradan uzak durmasını söylediği için.* Temel her gece yatmadan önce ayaklarına böcek ilacı sıkıyormuş. Niçin?Ayaklarında karıncalanma olduğu için.* Temel eşinin yaş gününde ne almış?Kurulanması için bir havlu.* Temel hasmına tehdit mektupları yazarken eldiven giymiş. Neden?El yazısı tanınmasın diye.* Milyarder Temel’in çocukları, derslerini villalarının bahçesinde yapıyorlarmış. Niçin?Temel’e “zengin adamsın, çocuklarını dışarıda okut” dedikleri için.* Temel dolma kalemiyle mektup yazarken birden çok hızlı yazmaya başlamış. Neden?Dolma kalemin mürekkebi bitmek üzereymiş.* Temel doktorunun muayenehanesine kocaman bir fıçı ile gitmiş. Niçin?Doktoru altı ay sonra idrarınla birlikte gel demiş.* Temel saçını ıslatmadan şampuanlıyormuş. Niçin?Şampuanın etiketinde ‘kuru saçlar içindir’ yazdığı için.* Atletizim şampiyonasına katılan Temel, doping yapmasına rağmen sonuncu olmuş. Neden?Doping yaptığı anlaşılmasın diye.* Temel yeni aldığı ayakkabısını bir hafta giymemiş. Neden?Satıcı bir hafta kadar ayağınızı sıkabilir dediği için.*****LastikYaşlı bir amca elinde bastonuyla kalabalık bir otobüse biner, oturacak yer yok. Bastonunu yere vura vura taa arkaya gider ama kimse kalkıp yer vermez. Baston tıklamasından rahatsız olan gencin biri, yüksek sesle bağırır amcaya; “Dede,şu bastonunun altına keşke lastik taksaydın. Bu kadar kafamızı şişirmezdin, biz de rahat ederdik.” Bütün gözler gence dikilirken, yaşlı adam istifini bozmadan otobüsü kahkahaya boğacak bomba cümleyi patlatır; “17-18 yıl evvel de senin baban o lastiği taksaydı, şimdi biz rahat ederdik!”*****Eğitimle olabilecek şey, kanunla yapmaya çalışılmamalıdır. Montesquieu
Amerika Dışişleri Bakanı Gates Amerika’ya döndükten sonra Türkiye temaslarını anlatmış. Demiş ki “Konuştuğum kişiler PKK ile temas kurmaktan yana değil.” Önce “çuval” olayının kahramanı general konuştu. “Türkiye PKK ile masaya oturmalı” dedi. Amerika açıklama yaptı: “Bu bizim görüşümüz değil.” Ardından bu kez Amerikan Deniz Paşası “Türkiye PKK’yı ciddiye almalı ve masaya oturmalı” diye konuştu. Amerika’dan yine “Bizi bağlamaz” sesi yükseldi.Oysa durum öyle değilmiş. Amerika dört koldan Türkiye’nin PKK ile masaya oturması için bastırıyormuş. Gates’in açıklaması bunun kanıtı. Çünkü diyor ki “Konuştuğum yetkililer PKK ile görüşmekten yana değil.” Yanisi; “Türkiye’ye PKK ile görüşmesini tavsiye ettim ama onlar kabul etmedi.” Gates’in geldiği günlerde yazdığım bir yazıda “Amerikan Dışişleri Bakanı’nın, Savunma Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı ile ayrı ayrı görüşmesinin anlamı ne?” diye sormuştum. Gerçek ortaya çıktı. Meğer adam “mülakat sınavı” gibi bir şey yapıyormuş. Herkesle ayrı ayrı görüşüp kıyaslama yapıyormuş. Neyse ki bütün devlet adamlarımız “PKK’yla görüşmeyiz” demişler de rahatladık.Ama bu iş macunun tüpten çıkması gibi bir şeydir. Amerika “PKK ile görüşün” diye en tepedeki isimlere “tavsiye” veriyorsa, demek ki yakın bir gelecekte bu hayata geçebilir. Talabani’nin gelişini yabana atmayın. Sonra da “ama kimse söylemedi” demeyin, yazıyorum işte. *** Çoğunluk her şey değil Demokrasiyi tarif ederken düştüğümüz yanlış her şeyi “çoğunluğa” bağlamak. Bugünkü iktidar bu avantajı kullanmaya ve “halk iradesi” adı altında kendi zihniyetini tüm devlet yapısına sindirmeye çalışıyor.Oysa bizimkilerin sık sık “referans” gösterdiği Amerikan demokrasisi “çoğunluğun” her şey olmadığını çoktan kabullenmiş durumda. Tıpkı bizdeki gibi dinî bir konuda alınan Yüksek Mahkeme kararı ibret verici. Buyrun okuyun;Evrim olgusunun okullarda okutulmasına karşı çıkan ve dinsel yaradılış öyküsünün de “bilimsel öğreti” olarak ders kitaplarına sokulmasını, Arkansas Eyalet Meclisi’nde kabul ettiren köktendincilerin çıkardığı 590 sayılı yasaya karşı ABD Yüksek Mahkemesi şu tarihi kararını vermiştir: Anayasanın dinin devlet işlerine karışmamasını emreden Birinci Düzeltme ilkelerinin içeriği ve uygulamasına, kamuoyu tarafından veya çoğunluğun oyuyla karar verilemez. 590 sayılı yasa tasarısını savunanların çoğunluk veya azınlık almasının, anayasal bir yönetim sisteminde hiçbir anlamı yoktur. Büyük ve küçük hiçbir grup, devlet organlarını -ki devlet okulları bunlar içinde en önde gelen ve en etkili olanlarıdır- kendi dinî inançlarını başkalarına dayatmak (aşılamak) için kullanamaz. (19 Şubat 1982) *** Zengin köpeğiGaliba 1960’ların başıydı. Görev gereği iki yıl Kayseri’de kalmıştım. Bir gün şehrin en büyük manifaturacısına gitmiştim. Pijama alacaktım. Tam bu sırada şehrin en zengin adamının karısı, kucağındaki beyaz köpeğiyle içeri girdi. Kumaş alacaktı. Köpeğini tezgahın üzerine bıraktı. Köpek bu durur mu, tezgahtaki kumaşların üzerinde geziniyor. Dükkan sahibi bir yandan kadını dinliyor ama gözü de köpekte, kumaşları pisleyecek diye korkuyor besbelli. Ama köpek de zengin kadının köpeği bir şey diyemiyor. Sonra belli ki zengin kadının köpeğine ne denir keşfetti ve köpeğin poposuna hafifçe vurarak “Hoştunuz, hoştunuz” dedi. (A.A) *** Suç var mı?Amerika Dışişleri Bakanı “Türkiye çekilsin” dedi. Ardından Amerikan Başkanı teamül olarak diplomasi de asla kullanılmayan ve İngilizce’de en sert mecburiyeti belirten “Must” fiilini kullanarak “Türkiye çekilmek zorunda” dedi. Türkiye Kuzey Irak’tan çıktı.Askerimiz “Çekilme kararını biz verdik, Amerika’nın bu konuda iması bile olmadı” dedi. Genelkurmay Başkanı bununla da yetinmedi “Böyle bir iddiayı kanıtlasınlar üniformamı çıkarırım” dedi.Sonuç şudur: Hükümet meclisten aldığı yetkiyle Silahlı Kuvvetler’e Kuzey Irak’ta operasyon yapma emri vermiştir. Silahlı Kuvvetler bu emir doğrultusunda başarılı bir operasyon yapmıştır. Ama çekilme kararını tek yanlı olarak, hükümete danışmadan ve talimat almadan gerçekleştirmiştir.Bu durumda ortada bir suç var mıdır, yok mudur? Siyasi otoritenin emri ve talimatı ile hareket etmesi gereken Silahlı Kuvvetler, kendi başına çekilme kararı alarak yetkisini aşmış ve suç işlemiş duruma düşmüş müdür?Kuzey Irak’tan çok daha önemli olan Türkiye Cumhuriyeti’nin laik, sosyal hukuk devleti yapısını korumak adına tek kelime ettiğinde yerin dibine sokulan asker, suç olma ihtimali çok yüksek bir davranış sonunda iktidar ve yandaşları tarafından niçin alkışlanmaktadır? *** Vay canına ne güzel hastane? Sevgili babam küçük bir ameliyat geçirmek zorunda kaldı. Doktoru ameliyatı “Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi’nde” yapacağını söylemiş. Haliyle biz de oraya taşındık.Bu hastaneyi ilk kez görüyorum. Ve inanın İstanbul’da bu kadar modern, bu kadar güzel, bu kadar temiz ve iyi bir hastaneyi 40 yıl sonra keşfettiğim için de kendi kendime kızdım.1832’de Sultan 2. Mahmud ile Kazaz Artin Amira Bezciyan’ın girişimiyle kurulan Ermeni Hastanesi müthiş bir hizmet veriyor. Bazı doktor ve personeli Ermeni olan hastanede hiçbir ayrım yapılmadan herkese hizmet sunuluyor.Tıbbi imkanları, tıbbi araç ve gereçleri son derece yeni ve modern. Hasta katları ise beş yıldızlı otellerden daha iyi. Açık söyleyeyim anlı şanlı başka özel hastanelerde bu konforu ve hizmet kalitesini görmedim desem yeridir.Tabii bu arada başka bir gerçek daha var. Ermeniler bu hastaneyi 166 yıl önce kurmuşlar hâlâ da yaşatıyorlar. Bu kendi insanlarına verdikleri değerin de bir göstergesi. *** İnsanın cahil olduğunu bilmesi, ilme atılmış ilk adımdır. Benjamin Franklin
Sayın Genelkurmay Başkanı; 8 günlük Kuzey Irak operasyonu ile tüm dünyaya Mehmetçik’in kahramanlığını ve fedakârlığını bir kere daha ispatladınız. Size ne kadar şükran duysak azdır. Ancak bu başarılı operasyonun ardından yaptıklarınızı hayretle, üzüntüyle hatta dehşetle izliyorum.Sevgili Paşam; harekât sona erdirildiği sırada Amerika Savunma Bakanı ile Amerika Başkanı’nın “Türkiye çıkmak zorunda” yönündeki açıklamaları aralarında benim de bulunduğum pek çok kişinin kafasını karıştırmıştı. Ancak zatıâliniz umulmadık biçimde operasyonu kendi emrinizle bitirdiğinizi, hükümetin bunda hiçbir dahli olmadığını, Amerika’nın da karışmadığını söylediniz. Bu tavrınız hükümeti inanılmaz rahatlattı. Tüm eleştiri oklarını hükümetin üzerinden alıp kendinize çevirdiniz. Bununla da yetinmediniz, bu eleştirileri yapanlara karşı bugüne kadar görülmedik biçimde hakaretler yağdırdınız.Sevgili Paşam; belki bu hükümetten emir almak ağırınıza gidiyor. Ama ne yapalım ki gerçek böyle, hangisi olursa olsun hükümetlerin emri ile hareket etmek zorundasınız. Galiba bu duygu ile “Her şeyi ben yaptım” tavrını takındınız.Ama Paşam hükümeti iktidara geldiği günden beri hesabını veremeyeceği en ağır badireden kurtardığınızı da görmüyor musunuz? Bunun da ötesinde birkaç gün öncesine kadar, en ağır hakaretleri size ve gözbebeğimiz ordumuza yapmaktan çekinmeyen kimi AKP’lilerin ve onların yandaşı liberallerin şimdi size övgüler yağdırmasını da normal mi buluyorsunuz? Değerli paşam; keşke halkın içine girip de ne konuşulduğunu bir duysanız. Kimileri diyor ki “İktidar Paşa’yı Ergenekon çetesi ile ilişkilendirecekti. Paşa da bundan çekindi.” Bunun doğru olması tabii ki mümkün değil. Kimileri de “Paşa’nın görev süresi uzatılacak” diyor. Bunları hiç hak etmiyorsunuz sevgili komutanım.Keşke bu kadar konuşmak yerine “Biz görevimizi bitirdik, geri döndük” deseydiniz sadece. Başkan Bush’un “Türkiye çıkmak zorunda” açıklamaları kulaklarda çınlarken “Tek bir ima bile olmadı” sözleriniz saygınlığınızı ne kadar zedeledi bir bilseniz.*****Ahmet ÇakarOrdulu şair Ali’nin Ahmet Çakar’a bir önerisi var; Ahmet Çakar, “Fenerbahçe tur atlasın bikini giyeceğim” dedi. Fenerbahçe tur atladı. Şimdi ne olacak? “Erkek adam sözünde durur” diyeceğiz ama erkek de bikini giymez ki... Türban taksa, o da olmaz. En iyisi, Fenerbahçe formasını giyerek Kadıköy’de tur atsın ve elinde şu pankartı taşısın;Büyük laf ettim, altında kaldım.Büyüksün Fener, dersimi aldım!*****Hamsi fiyatı Fıkrayı Yalova Altınova’dan Burhan Aydın yazmış; Maliye Bakanı Trabzon’a gitmiş. Bir lokantada hamsi yemiş. Hesabı istemiş. Lokanta sahibi 100 lira hesap getirmiş. Maliye Bakanı bozulmuş ve “Oğlum bu ne hesap böyle. hamsi memleketi, hamsiden bol ne var ki. Bu kadar pahalı hesap olur mu?” diye sormuş. Lokantacı güleç bir yüzle cevap vermiş: “Hamsi boldir ama bakan kıttir.”*****Devletler arasındaki fark Eski başbakanlardan biri anlatmıştı. Dışişleri Bakanı olduğu dönemde bir gün NATO bakanlar toplantısına katılmış Brüksel’de. Harf sırasına göre Türkiye ile Amerika yan yana oturuyor. Bizim bakan Amerikan Savunma Bakanı’na bir konuda yakınmış ve “Eğer böyle olursa biz bunu kabul etmeyiz” demiş. Amerikan Savunma Bakanı “O zaman öyle yapın” deyip arkasını dönmüş.Bunu anlatan başbakan, “O sırada ikimiz de savunma bakanıyız. NATO’da oylarımız da eşit. Ben normal iki devlet gibi düşünerek kendimi eşit sayıyorum. Amerikalı bakanın tavrını görünce aslında hiç de eşit olmadığımızı anlamıştım” demişti.Amerikan Savunma Bakanı Gates’in Ankara gezisinde bu anı aklıma geldi. ABD’li Bakan önce kendi mevkidaşı ile yani Savunma Bakanı Vecdi Gönül ile görüştü. Ardından Başbakan Erdoğan’a gitti. Sonra da Cumhurbaşkanı’na çıktı.Bizim Savunma Bakanımızı, örneğin Fransa’da düşünün. Hem Savunma Bakanı, hem Başbakan hem de Cumhurbaşkanı ile görüşme şansı bulabilir mi? Herhalde bulamaz. Ama Amerikalı bakan istediği herkesle görüşebiliyor. Bir de merakım var. Amerikalı bakan neden tüm yetkililerle ayrı ayrı görüştü. Hepsine ayrı şeyler mi söyledi? Aynı şeyse bu kadar görüşmeye ne gerek vardı? Yoksa bizimkilerin Amerikalılarla görüşme hevesi mi ağır basıyordu?*****Yapılmış küçük işler, planlanmış büyük işlerden çok daha iyidir. P. Marshall*****Dolmabahçe tutanakları açıklansın! CHP askerden hiç ummadığı bir tokat yedi. Gerçi cevabını verdi ama sonuçta ortaya lüzumsuz bir görüntü çıktı. Tabii bu duruma gelinmesinde CHP’nin düzgün muhalefet yapamamasının da ekisi yok değil.Oysa CHP örneğin şunu mutlaka yapmalı. Başbakan seçimlerden önce Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt’ı İstanbul Dolmabahçe’deki ofisine çağırdı ve 2.5 saat görüştü. Bu görüşme ile ilgili hiçbir açıklama yapılmadı. İki taraf da “Bu konuşmayı ikimiz dışında bir de Allah biliyor” dediler. Demokrasilerde Başbakan’la Genelkurmay Başkanı’nın baş başa herkesten gizleyecekleri bir görüşme yapması mümkün değildir. CHP bu görüşmenin tutanaklarının açıklanmasını istemelidir. Başbakan ile Genelkurmay Başkanı arasında ne konuşulduğunu öğrenmek kamuoyunun hakkıdır. Ne tuhaftır ki, askerin her ağzını açışında hakaretler yağdıranlar onca zamandır bu görüşmeyi merak bile etmedi. Böyle demokrasi olur mu? Kimbilir bugünlerin ardında belki de o görüşme yatıyordur. CHP bunu talep etmelidir.*****Yine aynı soru Madem Kuzey Irak’a yönelik askeri operasyonu biz zaten bitirmiştik ve geri çekiliyorduk; o halde Amerika neden Türkiye’yi dünyanın önünde küçük düşüren açıklamalar yaptı? Çekilmekte olan bir ülkeye “Derhal çekil” demek dostane ilişkilerin de sıkıntılı olduğunu mu gösteriyor?
AKP iktidarının en büyük özlemi türbanı serbest bırakarak din devletine giden yolu açmak. Yıllardır bu hülya ile yaşıyorlar bana göre. Buna karşın endişeleri de var. Başbakan Erdoğan her koşulda daha temkinli olmak istiyor. İşte bu nedenle türban konusunda Anayasa değişikliği yaptığı halde “Uygulama için Anayasa Mahkemesi kararının da beklenmesinden yana olduğunu” vurguluyor.Aynı şekilde Başkomutan da bu endişeyi taşıyor. Bugüne kadar görülmemiş biçimde kabul ettiği yasaya “Aman siz yine de üzerinde biraz daha çalışıp endişeleri giderin” uyarısı koyuyor. Oysa Çankaya’nın görevi bir yasayı tam tekamül ettiğine inandığında imzalamak ve yürürlüğe sokmaktır. Tersine onaylayıp da “sonra düzeltin” demek “istim arkadan gelsin” anlamını taşır ki, bir anlam ifade etmez.Türbanın en büyük savunucusu ve üstelik devletin en tepesindeki iki isim “temkinli” davranırken bir bakıyorsunuz YÖK Başkanı herkesi çiğneyip kendi kendine karar veriyor ve “düzeltmeye falan gerek yok, türban serbesttir, karşı çıkanı yakarım” diyebiliyor.Burada bir tuhaflık var. Ya iktidar kendini korumak adına temkinli davranıyor ama kendisine zarar vermeyecek bir makama talimat vererek türban krizini tırmandırıyor ya da tarikat ve cemaatler artık hükümetin üstüne çıkmaya başladılar.Ki, aldığım izlenimler ikinci şıkkın daha baskın olabileceğini gösteriyor. İktidar yakın bir zamanda tarikat ve cemaatlerin oldu bittilerine karşı çaresiz kalabilir. Cemaatlerin neden böyle atağa kalktığını da bir başka yazıda anlatmaya çalışırım.*****Malum kadınlar Arkadaşımın sevgilisi komiser. Geçenlerde ikisi arabada sohbet ederlerken; “Bilmem kaç merkez, yolda üç tane o....u var. Tamam” diye bir telsiz anonsu gelmiş. Erkek arkadaşı çok utanmış ve hemen telsize sarılıp telsizin diğer ucundaki memura; “Bu ne biçim anons, malum kadın deyin biz anlarız” diye fırça atmış. On dakika sonra gelen telsiz anonsu ikisini de kahkaha krizine sokmuş. “Komiserim malum kadınlar o....u değilmiş. Tamam.” (A.D)*****Yine aynı soruMadem Kuzey Irak’a yönelik askeri operasyonu biz zaten bitirmiştik ve geri çekiliyorduk; o halde Amerika neden Türkiye’yi dünyanın önünde küçük düşüren açıklamalar yaptı? Çekilmekte olan bir ülkeye “Derhal çekil” demek dostane ilişkilerin de sıkıntılı olduğunu mu gösteriyor?*****Türbanlıları zenci gibi görmek yanlış Türban kalkışmasını “mağduriyet” olarak göstermek isteyenler, Amerika’daki zencileri örnek göstermeye çalışıyor. Gazetelerde bazı fotoğraflar yayınlanıyor. Amerika’da zenci düşmanlığının en tepe noktada olduğu dönemde üniversitelere alınmayan ve hakaretlere uğrayan zenciler görünüyor bu fotoğraflarda.Bir de nasıl çekildiği belli olmayan bir türbanlı fotoğrafı var. Türbanlı kız üniversite kapısında kendisini protesto edenlerin arasından sıyrılmaya çalışıyor. İşte bu iki görüntüyü yan yana koyuyorlar. Amaç belli, “Amerika’daki zenci düşmanlığı, Türkiye’de türban düşmanlığı.” Kesinlikle yanlış. İkisi çok farklı. Birinde ırkçılık var. Beyazlar kendilerinden olmayanı yok etmeye çalışıyor. Biri beyaz diğeri siyah.Türban olayında ise ırkçılık gibi bir tutum yok. Herkes Müslüman. Bunlardan bir bölümü “inanç” adı altında bir sembolü dayatıyor. Diğer kesim ise Türkiye Cumhuriyeti’ni ayakta tutan laik demokratik yapıyı korumak adına, sembolle nitelenen sinsi bir girişimi engellemeye çalışıyor.*****Anlamadıkları buGeçen hafta 32. Gün’deydim. Türbanlı öğrencilerden biri kendi fikrini pekiştirmek için bir öykü anlattı. Şöyle: Din bilginlerinden birine “Falanca ateist olmuş” demişler. O da “Allah Allah, hiç bilgisi yoktu halbuki” karşılığını vermiş.Bu hikayeyi anlatan türbanlı öğrenciye “Bazı konuları anlatmak için fıkralardan yararlanmak iyidir. Ama bazen ucunun nereye gideceğini hesaplayamazsınız” dedim. İtirazlar yükselince “Peki fıkrayı tekrar anlatayım” deyip anlattım ve “Bu fıkradan insanlar eğitim aldıkça dinden uzaklaşabilir fikri de çıkabilir” dedim.Programdan sonra o kız öğrenci yanıma gelip “Yanılıyorsunuz, o fıkradan sadece benim söylediğim anlam çıkar” dedi. Kalabalıkta cevabını veremedim. Oysa konuşabilseydim şunu anlatacaktım: “Bak güzel kızım, işte söylemek istediğim bu. Sen bu fıkrayı belli ki çok inandığın birinden dinlemişsin ve başka bir anlam çıkacağına asla inanmıyorsun. Oysa ben bundan başka anlam çıkar demiyorum, başka anlam da çıkabilir diyorum. Sorguluyorum yani, oysa sen sadece sana söylenenin doğru olduğunu kabullenmişsin.” İşte inançla fikir arasındaki fark da bu. İnanç doğru olup olmadığına bakmadan inanmaktır, merak etmezsin, sorgulamazsın, şüphelenmezsin. Oysa fikirler sürekli değişir, sorgulanır, merak edilir, şüphe duyulur. Üniversiteye bu ikisi arasında yan tutmayı dayatmak akla mantığa aykırıdır.*****Meşhur olmak sevdası ile yanıp tutuşana doğruluk nasip olmaz. İ. Bin Ethem*****İki baba-oğul fıkrası Çocuk bir gün babasına “Babacığım, annem ile nasıl evlendin?” demiş. Adamın cevabı ise karısınaymış: “Görüyor musun, çocuk bile anlam veremiyor.” ***Küçük çocuk babasına, “Babacığım, evlenmek kaça mal olur?” diye sormuş. Babanın cevabı: “Bilmiyorum oğlum, ben hâlâ ödüyorum.”***** Bu gece Türkmax’tayım Dijitürk içinde yayın yapan Oktay Karnarca ve Seray Sever’in birlikte sundukları “Her şey dahil” programına davet ettiler. Bu gece Dijitürk’ü olanlar saat 21.45’ten itibaren izleyebilir. Programda çok sevgili dostum Nükhet Duru’nun da olacağını memnuniyetle öğrendim.
AKP bugün medyadaki en büyük güç. Ancak kendi kadroları ile değil yandaşları sayesinde başarıyor bunu. Çok açık bir gerçek; siyasal İslamcıların doğrudan kontrol ettiği gazete, televizyon, dergi ve radyolar var. Ancak ellerinde neredeyse tek bir gazeteci bile yok. Bu açığı liberaller kapatıyor. Ve bu liberaleller kitle yayını yapan medyada çok etkili olduklarından AKP büyük bir propaganda gücüne kavuşuyor.Açın bakın siyasal İslamcı gazetelere. Sayfa düzenlerini inceleyin, haber başlıklarını, spotları, haber metinlerini dikkatli okuyun. Ne kadar acemice, kötü hatta sakil olduğunu hemen göreceksiniz.Televizyonlarına bakın, haberlerine, dizilerine, eğlence programlarına. Hepsi taşra televizyonu düzeyinde.Çünkü bu zihniyete mensup olan ve kendilerine gazeteci diyenler aslında gazeteci falan değiller. Onlar için haber yoktur örneğin, bir haberin nasıl bir propaganda haline getirileceğinin yolunun bulunması vardır.Haber yaparken sorgulamazlar, merak etmezler, aykırı fikirlere tahammül gösteremezler, kendi inisiyatiflerini kullanmak akıllarının ucundan bile geçmez, gelecek talimatları en iyi biçimde uygulamaktır onları yöneten.Bu nedenle eğer liberal isimler AKP’ye sırt çevirirse ortaya çıkaracak tek adam bile bulamazlar. Bu nedenle şimdilik birkaç liberalin mızmızlanmasına tepki gösteren AKP aslında bindiği dalı kesiyor.Eğer liberaller olmazsa kim karıştıracak halkın kafasını, kim demagoji yaparak AKP’ye karşı çıkmanın darbecilik olduğunu anlatacak, kim askere hakaret etme cesarete gösterecek.AKP liberalleri kaybederse ekranlar sarece Fehmi Koru ile ne sorulursa sorulsun aynı şeyi tekrarlayan birkaç türbanlı hatibe kalır ki, onların da halkı kandırması mümkün değildir.Bu nedenle AKP sakinleşip liberalleri pamuklar içinde korumaya devam etmeli, yoksa kendi bilir.*****İkisinden biri doğruyu söylemiyorBaşkomutan Abdullah Gül türban konusundaki Anayasa değişikliğini onaylarken “Bu değişikliğe aralarında bir de eski başbakanın olduğu 411 kişi evet oyu verdi” demiş. Hürriyet’ten Tufan Türenç yazdı bunu. Kastedilen kişinin Mesut Yılmaz olduğu çok açık.Ertesi gün Mesut Yılmaz’ın açıklamasını öğrendik. Eski başbakan oylamada “hayır” dediğini belirtti.Bu durumda ortaya iki önemli soru çıkıyor. Birincisi, Gül mü doğruyu söylüyor, yoksa Yılmaz mı? İkincisi ise, cevap ne olursa olsun, Çankaya’da oturan bir kişi nasıl olur da gizli yapılan bir oylamada kimin ne oy kullandığını bilir. Bunun da ötesinde, bir milletvekilinin gizli oylamadaki iradesini açıklama hakkını Çankaya’nın sahibi kendinde nasıl buluyor?Daha önceki bir yazımda partili milletvekillerinin asla gizli oy kullanamayacağını, partisinin yetkili isimlerine kullandığı oyu gösterdiğini söylemiştim. Ama demek ki bağımsız milletvekillerinin de oyları öğrenilebiliyormuş. Nerede kaldı parlamentonun saygınlığı?Bir hata işlediğin zaman tozlar içinde sürüklenebilirsin. Fakat o tozlar içinde yatıp kalmamalısın Chateaubriand*****Bu soru her gün bu köşede duracak! Madem Kuzey Irak’a yönelik askeri operasyonu biz zaten bitirmiştik ve geri çekiliyorduk; o halde Amerika neden Türkiye’yi dünyanın önünde küçük düşüren açıklamalar yaptı? Çekilmekte olan bir ülkeye “Derhal çekil” demek dostane ilişkilerin de sıkıntılı olduğunu mu gösteriyor?*****Asker eleştirilmiyor kiGenelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın basın toplantısını üzülerek izledim. Çünkü sayın komutan hayli gergin bir ifadeyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başarılarını anlattı. Hedeflere ulaşıldığını söyledi. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gücü ve kahramanlığı konusunda en küçük bir şüphe yok. Kimse “Neden Kandil’i almadın?” diye de sormuyor. Sorun operasyonun Amerika’nın talimatı üzerine bitmiş olduğu yolundaki kuşkular.Sayın komutan bunu cevaplarken “Amerika’dan talimat almadık. Aksini ispat edin üniformamı çıkarayım” diyor. Bu kuşku sadece bizde yok. Açın bakın en etkili Amerikan gazetelerini, Washington Post, New York Times gibi, manşelerini okuyun, oralarda “Bush çıkın dedi, Türkiye çıktı” deniyor.İkinci eleştiri ya da kuşku noktası da, bu çekilmeden hükümetin neden haberinin olmadığı. Irak’a girmek kadar çıkmak da son derece önemli ve siyasi bir karar. Bu kararın verilmesinde siyasi iktidarın hiçbir dahlinin olmaması ya da Genelkurmay’ın olayı bütün yönleriyle üstlenmesi dikkat çekici.***** “Bana saldırma”Ali ile Ayşe, tarladan köye dönüyormuş. Ali’nin bir elinde ipinden tuttuğu kuzu, öteki elinde, boş bir kova, koltuğunun altında bir tavuk, omzunda da bir dirgen varmış. Ayşe ise, bir kucak odun taşıyormuş. Bir ara Ayşe, Ali’ye dönerek “Ali, bu yolda seninle yürümekten korkuyorum, bir gün sen bana saldıracaksın gibi geliyor” demiş.Ali de “Yapma yahu, elimde bunlar varken, sana nasıl saldırabilirim ki?” diye yanıtlamış. Bunun üzerine Ayşe “Ne yani? Dirgeni yere batırıp kuzuyu ona bağladıktan sonra, tavuğu da kovanın altına kapatmayı düşünemeyecek kadar aptal mısın sen?”*****İnen pantolon Bizim oradaki adı çok bilinen büyük bir alışveriş merkezinin ilk açıldığı zamanlar. Mağazada anlık indirim duyurularını anons eden kişi şöyle dedi: “Pantolonları indirdik, orta reyonda sizleri bekliyoruz.” (Ş.Ö.)
Medya ağızbirliği etmişçesine “Irak’tan çekilme kararını asker çoktan vermişti, Amerika’nın bunda hiç etkisi yok, ayrıca hükümetin de çekilme kararını bilmiyordu” diye yayın yapıyor. Özellikle AKP yandaşı medyanın manşetleri böyle. Asker göklere çıkarılıyor.Fena halde yanıldığımı anladım. Bazı okurların tersten okuduğu ironik yazılarımda silahlı kuvvetlerin siyasi iktidara bağlı olduğunu ve çekilme kararının aslında hükümete sorulması gerektiğini yazmış ve “Bu böyle olmuştur” demiştim.Meğer öyle değilmiş. Asker bağımsız hareket etmiş, hükümete haber bile vermemiş. Cumhuriyet tarihinin en önemli kararlarından birini kendi başına alıp uygulamaya sokmuş.Burada anlamadığım her yerde ve her zaman askere hakaret etmek amacıyla “Asker konuşmasın, asker siyasi iktidarın emrindedir, onun söylediğini yapar” diye çığlıklar atanların şimdi “Bravo askere, ne de güzel kendi başına karar aldı, hükümete sormadı bile, doğrusu budur” diye yazması.İşte bu beni çok huylandırıyor. Askere hakaret için hiçbir fırsatı kaçırmayanların şimdi bağımsız hareket eden askere övgü düzmelerinin ardında herhalde hükümeti korumak çabası var. Çünkü sonuçta kamuoyu, açıklamalar ne yönde olursa olsun “Amerika talimat verdi Irak’a girdik, talimat verdi çıktık” görüşüne inanıyor. Bunun aksini ispatlamaya hiçbir propaganda gücü yetmez aslında.Ama garip olan askerin iktidara böylesine kalkan olması. “Ben yaptım her şeyi” diyor Genelkurmay Başkanı. Öyle gerek görmüş ve çıkmış.İyi güzel de şu iş neden Amerika “Çıkın dışarı” diye gürlemeden önce yapılmadı. Eğer bu işin arkasında şu anda algılayamadığımız başka bir şey yoksa asker çok uzun yıllar üzerinden atamayacağı yeni bir “çuval” olayına imza atmış durumdadır. *** Önemli bir soru İktidar “Çekilme kararından hiç haberimiz yoktu, asker doğrusunu yapmış” diyor. Asker “hedeflere ulaşıldığını ve herakatın planlandığı biçimde tamamlandığını ve geri çekilme kararının verildiğini” söylüyor.Hepsi güzel. Ama ortada çok ciddi bir soru var; Amerika neden birden öfkeye kapılıp “Çıkın” dedi.Askerin açıklamasına göre çekilme bu açıklamalardan önce başlamış zaten. Teknolojik üstünlüğü sayesinde bir askerin bile hareketini izleyebilen Amerika Türk askerinin çekilmekte olduğunu görmüyor muydu?Amerika eğer gerçekten çekilmemizi istiyorduysa ve ilişkilerimiz çok iyiydiyse, bunu diplomatik yollardan söylerdi. Ama Amerika pek alışık olunmayan yöntemi seçti.Demek ki Amerika Türkiye’yi dünyanın gözü önünde küçük düşürmek istedi. İşte bu neden? Bu soruya birinin cevap vermesi gerek. *** Kalem, acemi avcıların elinde hedefini şaşıran bir ok da olabilir. Baraccio *** İki kişiYıllar önce Trabzon’da taksi dolmuşlar vardı, şimdi var mı bilmiyorum. Bir arkadaşımla dolmuşa bindik. Dolmuşta iki kişilik yer kalmıştı, biri arkada diğeri de önde. Ben öne, arkadaşım arkaya bindi. Dolmuş haraket ettikten sonra elimi cebime atıp şoföre “Bir kişi ne kadar?” diye sordum. Şoför eğilip yüzüme baktı ve “Ama siz iki kişisiniz” dedi. Ne diyeceğimi bilemedim. (T.E) *** Fıkra Yıldırım Tuna’dan; Adam hipermarketin parfümeri bölümüne gidip görevli kıza “Chanel No: 5 istiyorum..” demiş, “Karıma yaş günü hediyesi olacak..!” Tezgahtar “Küçük bir sürpriz ha?” diye gülümsemiş. “Evet bildiniz.. Resmen sürpriz olacak” demiş adam, “Aslında o Karayipler’de bir gemi seyehati bekliyor..!” *** Türbansız türbancılar Ekranlarda her gün türbansız kadınları türbanı savunurken izliyoruz. Bunlar “İnancı gereği başını örtene karışmaya hakkımız yok” diyorlar. Merakım şu; bu türbansızlar, türbanlıların inançlı olduklarını söylüyor. Bu durumda türbanı savunan türbansız kadınların inancı hangi noktada? Eğer kendilerini de Müslüman sayıyorlarsa türbanlının inancı ile kendilerinin arasındaki fark ne? Eğer inançlı değillerse yüzde 99’u Müslüman olan ülkede ilgileri olmayan bir dini üstelik Kuran’a dayandırarak savunma hakkını nereden buluyorlar? *** Melih Gökçek nedeniyle çok eleştiri aldım Yüreğimiz sıkıntı içinde bir haftayı bitirdik. Kuzey Irak’a yönelik askeri harekat nedeniyle etkisiz hale getirilen terörist haberleri acıları dağlarken, şehitler de tüm ulusu yasa boğdu. Ancak şunu da unutmamak gerek ki, aslında savaş durumundaydık ve şehit verilmesi de kaçınılmazdı.Geçen hafta özellikle Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’le ilgili yazdığım yazılar nedeniyle sayısız tepki mesajı aldım. Bunların neredeyse tamamı bana ve Gökçek’e yönelik ağır eleştirilerdi.Bazı okurlar tüm yazılarımı bir kenara bırakıp “Satıldığımı” söyleyerek “Kaç para aldığımı sorgulamaya” bile kalktılar. Bunlara cevap vermedim bile. Ama bir de iyiniyetli yazılan mesajlar vardı.O mesajlarda Gökçek’in Ankara’ya çok zarar verdiği, başkanın adının pek çok yolsuzluk olayına karıştığı iddiaları vardı. Bu iddialar gerçek olabilir mi? Elbette olabilir. Ancak benim yazdıklarımla bunların bir ilgisi yok. Ben belli alanlarda gördüğümü yazdım.Yolsuzluk iddialarına gelince. Bir mesajda 100’e yakın yolsuzluk iddiası sıralayan okurlar bile vardı. O halde durum vahim, ama bunların hepsinin üzerine gitmek benim sınırlarımı çok aşar. Bunun tek yolu var. O da muhalefet partilerinin bıkmadan usanmadan konuları her gün gündeme getirmeleridir. Onlar gündeme getirecek ki gerçek ortaya çıksın.Kuzey Irak’taki operasyonun “Amerika talimatıyla” durdurulması üzerine yazdığım iki ironik yazı ne yazık ki bazı okurlar tarafından tersinden okunmuş. Bu nedenle beni saf değiştirmekle suçlayanlar oldu. Ne diyeyim, sadece güldüm.Gazetecilik dışı ilk iş deneyimim olan dizi oyunculuğu cumartesi günü başladı. Sizlerden ilginç tepkiler aldım. Beğenen de var “Ne işin var orada?” diyen de. Bakalım biraz zaman gösterecek artık.Hepinize iyi haftalar.