Meğer her şeyi asker yapmış peki sivil otorite ne yapıyor?

Haberin Devamı

Medya ağızbirliği etmişçesine “Irak’tan çekilme kararını asker çoktan vermişti, Amerika’nın bunda hiç etkisi yok, ayrıca hükümetin de çekilme kararını bilmiyordu” diye yayın yapıyor. Özellikle AKP yandaşı medyanın manşetleri böyle. Asker göklere çıkarılıyor.

Fena halde yanıldığımı anladım. Bazı okurların tersten okuduğu ironik yazılarımda silahlı kuvvetlerin siyasi iktidara bağlı olduğunu ve çekilme kararının aslında hükümete sorulması gerektiğini yazmış ve “Bu böyle olmuştur” demiştim.

Meğer öyle değilmiş. Asker bağımsız hareket etmiş, hükümete haber bile vermemiş. Cumhuriyet tarihinin en önemli kararlarından birini kendi başına alıp uygulamaya sokmuş.

Burada anlamadığım her yerde ve her zaman askere hakaret etmek amacıyla “Asker konuşmasın, asker siyasi iktidarın emrindedir, onun söylediğini yapar” diye çığlıklar atanların şimdi “Bravo askere, ne de güzel kendi başına karar aldı, hükümete sormadı bile, doğrusu budur” diye yazması.

İşte bu beni çok huylandırıyor. Askere hakaret için hiçbir fırsatı kaçırmayanların şimdi bağımsız hareket eden askere övgü düzmelerinin ardında herhalde hükümeti korumak çabası var. Çünkü sonuçta kamuoyu, açıklamalar ne yönde olursa olsun “Amerika talimat verdi Irak’a girdik, talimat verdi çıktık” görüşüne inanıyor. Bunun aksini ispatlamaya hiçbir propaganda gücü yetmez aslında.

Ama garip olan askerin iktidara böylesine kalkan olması. “Ben yaptım her şeyi” diyor Genelkurmay Başkanı. Öyle gerek görmüş ve çıkmış.

İyi güzel de şu iş neden Amerika “Çıkın dışarı” diye gürlemeden önce yapılmadı. Eğer bu işin arkasında şu anda algılayamadığımız başka bir şey yoksa asker çok uzun yıllar üzerinden atamayacağı yeni bir “çuval” olayına imza atmış durumdadır.



***




Önemli bir soru

İktidar “Çekilme kararından hiç haberimiz yoktu, asker doğrusunu yapmış” diyor. Asker “hedeflere ulaşıldığını ve herakatın planlandığı biçimde tamamlandığını ve geri çekilme kararının verildiğini” söylüyor.

Hepsi güzel. Ama ortada çok ciddi bir soru var; Amerika neden birden öfkeye kapılıp “Çıkın” dedi.

Askerin açıklamasına göre çekilme bu açıklamalardan önce başlamış zaten. Teknolojik üstünlüğü sayesinde bir askerin bile hareketini izleyebilen Amerika Türk askerinin çekilmekte olduğunu görmüyor muydu?

Amerika eğer gerçekten çekilmemizi istiyorduysa ve ilişkilerimiz çok iyiydiyse, bunu diplomatik yollardan söylerdi. Ama Amerika pek alışık olunmayan yöntemi seçti.

Demek ki Amerika Türkiye’yi dünyanın gözü önünde küçük düşürmek istedi. İşte bu neden? Bu soruya birinin cevap vermesi gerek.



***




Kalem, acemi avcıların elinde hedefini şaşıran bir ok da olabilir. Baraccio



***




İki kişi

Yıllar önce Trabzon’da taksi dolmuşlar vardı, şimdi var mı bilmiyorum. Bir arkadaşımla dolmuşa bindik. Dolmuşta iki kişilik yer kalmıştı, biri arkada diğeri de önde. Ben öne, arkadaşım arkaya bindi. Dolmuş haraket ettikten sonra elimi cebime atıp şoföre “Bir kişi ne kadar?” diye sordum. Şoför eğilip yüzüme baktı ve “Ama siz iki kişisiniz” dedi. Ne diyeceğimi bilemedim. (T.E)



***




Fıkra Yıldırım Tuna’dan;

Adam hipermarketin parfümeri bölümüne gidip görevli kıza “Chanel No: 5 istiyorum..” demiş, “Karıma yaş günü hediyesi olacak..!” Tezgahtar “Küçük bir sürpriz ha?” diye gülümsemiş. “Evet bildiniz.. Resmen sürpriz olacak” demiş adam, “Aslında o Karayipler’de bir gemi seyehati bekliyor..!”



***




Türbansız türbancılar

Ekranlarda her gün türbansız kadınları türbanı savunurken izliyoruz. Bunlar “İnancı gereği başını örtene karışmaya hakkımız yok” diyorlar. Merakım şu; bu türbansızlar, türbanlıların inançlı olduklarını söylüyor. Bu durumda türbanı savunan türbansız kadınların inancı hangi noktada? Eğer kendilerini de Müslüman sayıyorlarsa türbanlının inancı ile kendilerinin arasındaki fark ne? Eğer inançlı değillerse yüzde 99’u Müslüman olan ülkede ilgileri olmayan bir dini üstelik Kuran’a dayandırarak savunma hakkını nereden buluyorlar?



***




Melih Gökçek nedeniyle çok eleştiri aldım

Yüreğimiz sıkıntı içinde bir haftayı bitirdik. Kuzey Irak’a yönelik askeri harekat nedeniyle etkisiz hale getirilen terörist haberleri acıları dağlarken, şehitler de tüm ulusu yasa boğdu. Ancak şunu da unutmamak gerek ki, aslında savaş durumundaydık ve şehit verilmesi de kaçınılmazdı.

Geçen hafta özellikle Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’le ilgili yazdığım yazılar nedeniyle sayısız tepki mesajı aldım. Bunların neredeyse tamamı bana ve Gökçek’e yönelik ağır eleştirilerdi.

Bazı okurlar tüm yazılarımı bir kenara bırakıp “Satıldığımı” söyleyerek “Kaç para aldığımı sorgulamaya” bile kalktılar. Bunlara cevap vermedim bile. Ama bir de iyiniyetli yazılan mesajlar vardı.

O mesajlarda Gökçek’in Ankara’ya çok zarar verdiği, başkanın adının pek çok yolsuzluk olayına karıştığı iddiaları vardı. Bu iddialar gerçek olabilir mi? Elbette olabilir. Ancak benim yazdıklarımla bunların bir ilgisi yok. Ben belli alanlarda gördüğümü yazdım.

Yolsuzluk iddialarına gelince. Bir mesajda 100’e yakın yolsuzluk iddiası sıralayan okurlar bile vardı. O halde durum vahim, ama bunların hepsinin üzerine gitmek benim sınırlarımı çok aşar. Bunun tek yolu var. O da muhalefet partilerinin bıkmadan usanmadan konuları her gün gündeme getirmeleridir. Onlar gündeme getirecek ki gerçek ortaya çıksın.

Kuzey Irak’taki operasyonun “Amerika talimatıyla” durdurulması üzerine yazdığım iki ironik yazı ne yazık ki bazı okurlar tarafından tersinden okunmuş. Bu nedenle beni saf değiştirmekle suçlayanlar oldu. Ne diyeyim, sadece güldüm.

Gazetecilik dışı ilk iş deneyimim olan dizi oyunculuğu cumartesi günü başladı. Sizlerden ilginç tepkiler aldım. Beğenen de var “Ne işin var orada?” diyen de. Bakalım biraz zaman gösterecek artık.

Hepinize iyi haftalar.

DİĞER YENİ YAZILAR