AKP liberalleri kaybederse medya da elinden gider

Haberin Devamı

AKP bugün medyadaki en büyük güç. Ancak kendi kadroları ile değil yandaşları sayesinde başarıyor bunu. Çok açık bir gerçek; siyasal İslamcıların doğrudan kontrol ettiği gazete, televizyon, dergi ve radyolar var. Ancak ellerinde neredeyse tek bir gazeteci bile yok. Bu açığı liberaller kapatıyor. Ve bu liberaleller kitle yayını yapan medyada çok etkili olduklarından AKP büyük bir propaganda gücüne kavuşuyor.

Açın bakın siyasal İslamcı gazetelere. Sayfa düzenlerini inceleyin, haber başlıklarını, spotları, haber metinlerini dikkatli okuyun. Ne kadar acemice, kötü hatta sakil olduğunu hemen göreceksiniz.

Televizyonlarına bakın, haberlerine, dizilerine, eğlence programlarına. Hepsi taşra televizyonu düzeyinde.

Çünkü bu zihniyete mensup olan ve kendilerine gazeteci diyenler aslında gazeteci falan değiller. Onlar için haber yoktur örneğin, bir haberin nasıl bir propaganda haline getirileceğinin yolunun bulunması vardır.

Haber yaparken sorgulamazlar, merak etmezler, aykırı fikirlere tahammül gösteremezler, kendi inisiyatiflerini kullanmak akıllarının ucundan bile geçmez, gelecek talimatları en iyi biçimde uygulamaktır onları yöneten.

Bu nedenle eğer liberal isimler AKP’ye sırt çevirirse ortaya çıkaracak tek adam bile bulamazlar. Bu nedenle şimdilik birkaç liberalin mızmızlanmasına tepki gösteren AKP aslında bindiği dalı kesiyor.

Eğer liberaller olmazsa kim karıştıracak halkın kafasını, kim demagoji yaparak AKP’ye karşı çıkmanın darbecilik olduğunu anlatacak, kim askere hakaret etme cesarete gösterecek.

AKP liberalleri kaybederse ekranlar sarece Fehmi Koru ile ne sorulursa sorulsun aynı şeyi tekrarlayan birkaç türbanlı hatibe kalır ki, onların da halkı kandırması mümkün değildir.

Bu nedenle AKP sakinleşip liberalleri pamuklar içinde korumaya devam etmeli, yoksa kendi bilir.

*****

İkisinden biri doğruyu söylemiyor

Başkomutan Abdullah Gül türban konusundaki Anayasa değişikliğini onaylarken “Bu değişikliğe aralarında bir de eski başbakanın olduğu 411 kişi evet oyu verdi” demiş. Hürriyet’ten Tufan Türenç yazdı bunu. Kastedilen kişinin Mesut Yılmaz olduğu çok açık.

Ertesi gün Mesut Yılmaz’ın açıklamasını öğrendik. Eski başbakan oylamada “hayır” dediğini belirtti.

Bu durumda ortaya iki önemli soru çıkıyor. Birincisi, Gül mü doğruyu söylüyor, yoksa Yılmaz mı? İkincisi ise, cevap ne olursa olsun, Çankaya’da oturan bir kişi nasıl olur da gizli yapılan bir oylamada kimin ne oy kullandığını bilir. Bunun da ötesinde, bir milletvekilinin gizli oylamadaki iradesini açıklama hakkını Çankaya’nın sahibi kendinde nasıl buluyor?

Daha önceki bir yazımda partili milletvekillerinin asla gizli oy kullanamayacağını, partisinin yetkili isimlerine kullandığı oyu gösterdiğini söylemiştim. Ama demek ki bağımsız milletvekillerinin de oyları öğrenilebiliyormuş. Nerede kaldı parlamentonun saygınlığı?

Bir hata işlediğin zaman tozlar içinde sürüklenebilirsin. Fakat o tozlar içinde yatıp kalmamalısın Chateaubriand

*****

Bu soru her gün bu köşede duracak!

Madem Kuzey Irak’a yönelik askeri operasyonu biz zaten bitirmiştik ve geri çekiliyorduk; o halde Amerika neden Türkiye’yi dünyanın önünde küçük düşüren açıklamalar yaptı? Çekilmekte olan bir ülkeye “Derhal çekil” demek dostane ilişkilerin de sıkıntılı olduğunu mu gösteriyor?

*****

Asker eleştirilmiyor ki

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın basın toplantısını üzülerek izledim. Çünkü sayın komutan hayli gergin bir ifadeyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başarılarını anlattı. Hedeflere ulaşıldığını söyledi. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gücü ve kahramanlığı konusunda en küçük bir şüphe yok. Kimse “Neden Kandil’i almadın?” diye de sormuyor. Sorun operasyonun Amerika’nın talimatı üzerine bitmiş olduğu yolundaki kuşkular.

Sayın komutan bunu cevaplarken “Amerika’dan talimat almadık. Aksini ispat edin üniformamı çıkarayım” diyor. Bu kuşku sadece bizde yok. Açın bakın en etkili Amerikan gazetelerini, Washington Post, New York Times gibi, manşelerini okuyun, oralarda “Bush çıkın dedi, Türkiye çıktı” deniyor.

İkinci eleştiri ya da kuşku noktası da, bu çekilmeden hükümetin neden haberinin olmadığı. Irak’a girmek kadar çıkmak da son derece önemli ve siyasi bir karar. Bu kararın verilmesinde siyasi iktidarın hiçbir dahlinin olmaması ya da Genelkurmay’ın olayı bütün yönleriyle üstlenmesi dikkat çekici.

*****

“Bana saldırma”

Ali ile Ayşe, tarladan köye dönüyormuş. Ali’nin bir elinde ipinden tuttuğu kuzu, öteki elinde, boş bir kova, koltuğunun altında bir tavuk, omzunda da bir dirgen varmış. Ayşe ise, bir kucak odun taşıyormuş. Bir ara Ayşe, Ali’ye dönerek “Ali, bu yolda seninle yürümekten korkuyorum, bir gün sen bana saldıracaksın gibi geliyor” demiş.

Ali de “Yapma yahu, elimde bunlar varken, sana nasıl saldırabilirim ki?” diye yanıtlamış. Bunun üzerine Ayşe “Ne yani? Dirgeni yere batırıp kuzuyu ona bağladıktan sonra, tavuğu da kovanın altına kapatmayı düşünemeyecek kadar aptal mısın sen?”

*****

İnen pantolon

Bizim oradaki adı çok bilinen büyük bir alışveriş merkezinin ilk açıldığı zamanlar. Mağazada anlık indirim duyurularını anons eden kişi şöyle dedi: “Pantolonları indirdik, orta reyonda sizleri bekliyoruz.” (Ş.Ö.)

DİĞER YENİ YAZILAR