Tarikatlar yavaş yavaş hükümetin üstüne çıkıyor

Haberin Devamı

AKP iktidarının en büyük özlemi türbanı serbest bırakarak din devletine giden yolu açmak. Yıllardır bu hülya ile yaşıyorlar bana göre. Buna karşın endişeleri de var. Başbakan Erdoğan her koşulda daha temkinli olmak istiyor. İşte bu nedenle türban konusunda Anayasa değişikliği yaptığı halde “Uygulama için Anayasa Mahkemesi kararının da beklenmesinden yana olduğunu” vurguluyor.

Aynı şekilde Başkomutan da bu endişeyi taşıyor. Bugüne kadar görülmemiş biçimde kabul ettiği yasaya “Aman siz yine de üzerinde biraz daha çalışıp endişeleri giderin” uyarısı koyuyor. Oysa Çankaya’nın görevi bir yasayı tam tekamül ettiğine inandığında imzalamak ve yürürlüğe sokmaktır. Tersine onaylayıp da “sonra düzeltin” demek “istim arkadan gelsin” anlamını taşır ki, bir anlam ifade etmez.

Türbanın en büyük savunucusu ve üstelik devletin en tepesindeki iki isim “temkinli” davranırken bir bakıyorsunuz YÖK Başkanı herkesi çiğneyip kendi kendine karar veriyor ve “düzeltmeye falan gerek yok, türban serbesttir, karşı çıkanı yakarım” diyebiliyor.

Burada bir tuhaflık var. Ya iktidar kendini korumak adına temkinli davranıyor ama kendisine zarar vermeyecek bir makama talimat vererek türban krizini tırmandırıyor ya da tarikat ve cemaatler artık hükümetin üstüne çıkmaya başladılar.

Ki, aldığım izlenimler ikinci şıkkın daha baskın olabileceğini gösteriyor. İktidar yakın bir zamanda tarikat ve cemaatlerin oldu bittilerine karşı çaresiz kalabilir. Cemaatlerin neden böyle atağa kalktığını da bir başka yazıda anlatmaya çalışırım.

*****

Malum kadınlar

Arkadaşımın sevgilisi komiser. Geçenlerde ikisi arabada sohbet ederlerken; “Bilmem kaç merkez, yolda üç tane o....u var. Tamam” diye bir telsiz anonsu gelmiş. Erkek arkadaşı çok utanmış ve hemen telsize sarılıp telsizin diğer ucundaki memura; “Bu ne biçim anons, malum kadın deyin biz anlarız” diye fırça atmış. On dakika sonra gelen telsiz anonsu ikisini de kahkaha krizine sokmuş. “Komiserim malum kadınlar o....u değilmiş. Tamam.” (A.D)

*****

Yine aynı soru

Madem Kuzey Irak’a yönelik askeri operasyonu biz zaten bitirmiştik ve geri çekiliyorduk; o halde Amerika neden Türkiye’yi dünyanın önünde küçük düşüren açıklamalar yaptı? Çekilmekte olan bir ülkeye “Derhal çekil” demek dostane ilişkilerin de sıkıntılı olduğunu mu gösteriyor?

*****

Türbanlıları zenci gibi görmek yanlış

Türban kalkışmasını “mağduriyet” olarak göstermek isteyenler, Amerika’daki zencileri örnek göstermeye çalışıyor. Gazetelerde bazı fotoğraflar yayınlanıyor. Amerika’da zenci düşmanlığının en tepe noktada olduğu dönemde üniversitelere alınmayan ve hakaretlere uğrayan zenciler görünüyor bu fotoğraflarda.

Bir de nasıl çekildiği belli olmayan bir türbanlı fotoğrafı var. Türbanlı kız üniversite kapısında kendisini protesto edenlerin arasından sıyrılmaya çalışıyor. İşte bu iki görüntüyü yan yana koyuyorlar. Amaç belli, “Amerika’daki zenci düşmanlığı, Türkiye’de türban düşmanlığı.”

Kesinlikle yanlış. İkisi çok farklı. Birinde ırkçılık var. Beyazlar kendilerinden olmayanı yok etmeye çalışıyor. Biri beyaz diğeri siyah.

Türban olayında ise ırkçılık gibi bir tutum yok. Herkes Müslüman. Bunlardan bir bölümü “inanç” adı altında bir sembolü dayatıyor. Diğer kesim ise Türkiye Cumhuriyeti’ni ayakta tutan laik demokratik yapıyı korumak adına, sembolle nitelenen sinsi bir girişimi engellemeye çalışıyor.

*****

Anlamadıkları bu

Geçen hafta 32. Gün’deydim. Türbanlı öğrencilerden biri kendi fikrini pekiştirmek için bir öykü anlattı. Şöyle: Din bilginlerinden birine “Falanca ateist olmuş” demişler. O da “Allah Allah, hiç bilgisi yoktu halbuki” karşılığını vermiş.

Bu hikayeyi anlatan türbanlı öğrenciye “Bazı konuları anlatmak için fıkralardan yararlanmak iyidir. Ama bazen ucunun nereye gideceğini hesaplayamazsınız” dedim. İtirazlar yükselince “Peki fıkrayı tekrar anlatayım” deyip anlattım ve “Bu fıkradan insanlar eğitim aldıkça dinden uzaklaşabilir fikri de çıkabilir” dedim.

Programdan sonra o kız öğrenci yanıma gelip “Yanılıyorsunuz, o fıkradan sadece benim söylediğim anlam çıkar” dedi. Kalabalıkta cevabını veremedim. Oysa konuşabilseydim şunu anlatacaktım: “Bak güzel kızım, işte söylemek istediğim bu. Sen bu fıkrayı belli ki çok inandığın birinden dinlemişsin ve başka bir anlam çıkacağına asla inanmıyorsun. Oysa ben bundan başka anlam çıkar demiyorum, başka anlam da çıkabilir diyorum. Sorguluyorum yani, oysa sen sadece sana söylenenin doğru olduğunu kabullenmişsin.”

İşte inançla fikir arasındaki fark da bu. İnanç doğru olup olmadığına bakmadan inanmaktır, merak etmezsin, sorgulamazsın, şüphelenmezsin. Oysa fikirler sürekli değişir, sorgulanır, merak edilir, şüphe duyulur. Üniversiteye bu ikisi arasında yan tutmayı dayatmak akla mantığa aykırıdır.

*****

Meşhur olmak sevdası ile yanıp tutuşana doğruluk nasip olmaz.

İ. Bin Ethem

*****

İki baba-oğul fıkrası

Çocuk bir gün babasına “Babacığım, annem ile nasıl evlendin?” demiş. Adamın cevabı ise karısınaymış: “Görüyor musun, çocuk bile anlam veremiyor.”

***


Küçük çocuk babasına, “Babacığım, evlenmek kaça mal olur?” diye sormuş. Babanın cevabı: “Bilmiyorum oğlum, ben hâlâ ödüyorum.”

*****

Bu gece Türkmax’tayım

Dijitürk içinde yayın yapan Oktay Karnarca ve Seray Sever’in birlikte sundukları “Her şey dahil” programına davet ettiler. Bu gece Dijitürk’ü olanlar saat 21.45’ten itibaren izleyebilir. Programda çok sevgili dostum Nükhet Duru’nun da olacağını memnuniyetle öğrendim.

DİĞER YENİ YAZILAR