Geçen hafta türban tartışmaları dışındaki en önemli olaylardan biri Futbol Federasyonu seçimleriydi. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla Hasan Doğan’ın ayağına gidip aday olmasını isteyen üç büyük kulübün başkanları seçimi başarıyla gerçekleştirdi.
Bir kısmı eski yönetimde de olan, diğerleri de aslında Hasan Doğan’dan fazla hazzetmeyen yeni yönetim kurulu üyeleri de en güleç çehreleriyle “Futbolun bundan sonra şaha kalkacağını” açıkladılar.
Umarım dedikleri gibi olur. En azından şu Avrupa Şampiyonası’nda takımımız varlık gösterir.
Hafta başında Atatürk Havalimanı Duty Freeshop’taki içki reklamının asıl taraflarının hiç konuşmadığını yazmıştım. Mey içki firmasının sahibi Ekrem Demirtaş ile havalimanını işleten şirketin sahibi Hamdi Akın daldıkları derinliklerden çıkmıyor.
Siyasal inançları nedeniyle içkiyi üstü kapalı biçimde yasaklamaya çalışan zihniyete karşı bizzat içki üreten firma sahibinin bile sessiz kalması enteresan. Eh, ne yapalım seslerini çıkarmasınlar. Üstlerine yapışsın bu.
Meclis’in anayasa değişikliği yapmasına karşı Ankara’da yapılan mitingde Atatürk’ün Lenin’le aynı pankart üzerinde gösterilmesinin yanlış olduğunu yazmıştım. Genellikle lise seviyesinden genç okurlardan garip bir tepki aldım. Hepsi sanki hiç tarih bilmiyormuşum gibi Lenin’in kurtuluş Savaşı’ndaki desteklerini anlatıyor. Ona kimsenin bir şey dediği yok ki, sadece böyle çok anlamlı bir günde böyle bir pankartın açılmasının yanlışlığını dile getirdim.
Bu hafta da gündemdeki en önemli konu türban olacak gibi görünüyor. Tabii bu arada sağda solda garip provokasyonlar da başladı. Korkum şimdilik ortalık karıştırmak için yapılan bu eylemlerin giderek yaygınlaşması.
Bu arada iktidar kanadında da bir gerileme olduğu fark ediliyor. Türban konusunda yaptıklarının hata olduğunu anladılar sanıyorum. Ama siyaset gereği geri adım atmak da zor. Bu nedenle sorunun biraz daha zamana yayılması kimseyi şaşırtmasın.
Hepinize iyi haftalar dilerim.
Tartışan polis
Perşembe akşamı saat tam 21.00. Çengelköy’de oturan bir dostlarımıza yemeğe gidiyoruz. Gayet kolay geçtiğimiz Boğaz Köprüsü’nden sonra Beylerbeyi’ne inmemiz tam 35 dakikayı buluyor. Burada gideceğimiz dostlarımıza küçük bir şey almak için trafiği engellemeyen bir yerde durakladım; eşim indi, ben bekliyorum. O sırada bir trafik polisi geldi ve “Buraya park etmeyin” dedi.
30 metrelik yolu 35 dakikada almanın verdiği sıkıntıdan olacak, sakin biçimde trafiği engellemediğimi ve sadece bir dakika duracağımı söylemek yerine anlamsız şekilde tartıştım.
Öyle tatsız bir tartışma değildi ama sonra çok üzüldüm. Çok genç bir polisti. Yarı yaşımda var mıydı onu bile bilemiyorum. Belli ki benden çekindi.
Gerçekten çok üzüldüm. Bir daha belki de karşılaşmam mümkün olmayan o genç polisin benden benim de ondan bir özür borcumuz olduğunu hissediyorum.
Büyük sıçrayışı gerçekleştirmek isteyen, birkaç adım
geriye gitmek zorundadır. Bugün yarına dünle beslenerek yol alır. Bertolt Brecht
Tek tip bireysel tercih
Bülent Arınç “Üniversiteye ne kılıklarla gidenler var” diyor. Doğru. Geçen hafta televizyonlardan birinde üniversite öğrencilerinin önünde türban tartışması yapılıyor. Öğrenciler ateşli mi ateşli. Bu sırada ekrana garip saç ve bıyık şekli olan bir genç geldi. Yanımdaki arkadaşım tıpkı Arınç gibi “Şu tipe bak” dedi.
Aramızda şu konuşma geçti:
- Tipi gördün mü?
- Evet.
- Üniversiteye böyle gidilir mi?
- Neden gidilmesin?
- Mini etekli gidilir mi?
- Gidilir tabii.
- Şortla?
- Kendine güvenen neden gitmesin.
- Türbanlı olmaz ama.
- Evet olmaz.
- Ötekiler gider, ama türbanlı olmaz mı yani?
- Aşağı yukarı öyle.
- Türbanlıya niye karşısın?
- Çünkü biri bireysel seçim, diğeri değil.
- Nasıl yani?
- Mini etekli kızın bireysel tercihi, türbanlınınki değil.
- Türbanlı da bireysel tercih değil mi?
- Değil bence.
- Neden?
- Tek tip bireysel tercih olur mu?
- O ne demek?
- Basit, bütün türbanlılar aynı, sonra buna bireysel tercih diyoruz
- ???????
- Bak bir şey daha söyleyim.
- Evet, dinliyorum.
- Hani az önce gösterdiğin genç var ya?
- Evet garip saçlı bıyıklı.
- Evet, onu hiç beğenmedim aslında.
- Ama üniversiteye girebilir diyorsun.
- Tamam, buna karşın eğer bütün üniversitelerde aynı tipte onlarca öğrenci görmeye başlarsam huylanırım.
- Neden?
- Çünkü aynı biçimde herkesin bireysel tercihinin bu olacağı mantıksız. Demek ki bununla bir şey göstermek istiyorlar diye düşünürüm.
- Neden, ya moda olmuşsa?
- Moda başka bir şey.
- Nasıl başka bir şey?
- Moda gelip geçicidir. 1970’li yıllarda bütün dünyada olduğu gibi bizde de süper miniler modaydı sonra yok olup gitti.
- Eeeee?
- Ama türban hep aynı. Hiç değişmeyen moda olmaz ki, demek ki bu moda değil, bir sembol, bu kadar basit.
- Böyle düşünmemiştim hiç.
- Zaten sorun da bu ya.
- Nasıl?
- Televizyonlardaki gelgeç tartışmaların etkisinde kalıp kendini demokrat sanıyorsun.
- Yapmaaaaa....
İşte böyle olduk
Afrikalı dedi ki; Batılılar geldiklerinde ellerinde İncil, bizim elimizde topraklarımız vardı. Bize, gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler. Gözümüzü açtığımızda ise; bizim elimizde incil, onların elinde topraklarımız vardı.
Türk bugün diyor ki; AKP geldiğinde elimizde özgürlük, laiklik, cumhuriyet vardı. Bize,kömür verdiler, aşevinde yemek verdiler, gözümüzü kapayarak tekrar oy atmamızı istediler. Gözümüzü açtığımızda ise; bizim başımızda türban, yüzümüzde sakal, onların elinde ise para, iktidar vardı.. Topraklarımızın ise çorak tarafı bizde, işe yarayan tarafı yabancılardaydı!..
Kümese müdür
Kümese müdür aranıyormuş.
Tilki de müracaat etmiş...
Tilki’yi çok beğenmişler, “ne ücret istersin?” diye sormuşlar..
Tilki “Ben gülmekten söyleyemeyeceğim, artık siz ne verirseniz” demiş.
KAMYON YAZILARI
Aşkıma ihanet ettin, beni trafik polislerine ihbar ettin

