Bizim liberallerde bir telaş başladı. Düne kadar AKP payandalığı için yapmadıklarını bırakmayanlar türban kararı karşısında biraz şaşkın durumdalar. Güzel kardeşlerim “Çözün bu sorunu” diye televizyon ekranlarından milletin başını yiyordunuz. Şimdi beğenmediğiniz nedir acaba?
Efendim çözüm böyle olmamalıymış. İyi de nasıl? Onu da söyleseniz ya.
Düne kadar “Türbanı çözelim” sloganı çok revaçtaydı. “Ben aslında üniversitede türbanın serbest olmasını istiyorum” yazılarının bini bir paraydı.
Alın size şimdi türban serbest işte. Bunun başka hangi yolu vardı acaba?
Anladığım kadarıyla bu “gerici” liberal takım aslında payandalık yaptığı siyasi zihniyetin karakterini biliyordu. Şöyle düşünüyorlardı: “Bunlar nasıl olsa korkarlar ve türbanı serbest bırakmaya cesaret edemezler. Biz de demokrasi ve özgürlük edebiyatını canımız istediği kadar sürdürürüz.”
Oysa artık öyle ya da böyle türban sorunu çözüldü. İster anayasa mahkemesi iptal etsin ister etmesin, türban ve örtünmenin tüm türevleri başta üniversiteler olmak üzere, küçük bir devlet kesimi hariç her tarafta boy gösterecek. Bunun yaratacağı rant sayesinde dalga daha da büyüyecek.
Kısa bir süre sonra bu dalga bizim “gerici” liberalleri de altına alacak, onlara alıştıkları yaşam ortamını dar etmeye başlayacak.
Eh, yıllardır söylüyoruz, bize kızıyorlardı. Şimdi “çareyi” bulsunlar bakalım. İyi de bakalım akılları yetecek mi...
Uzun yaşamanın sırrı
Yaşamında her şeyin ayrıntısına önem veren bir hasta, ünlü bir profesöre gitmiş. Muayeneden sonra profesör başlamış yasakları sıralamaya...
- Bundan böyle düzenli besleneceksin.
- Saatinde yatıp kalkacaksın.
- Sigara yok, gece hayatı yok. Omega 3 ve vitaminlerini zamanında alacaksın.
- Kırmızı et yok. Şarküteri yok. Doğal yiyeceklerle besleneceksin.
- Ayda bir laboratuvar tetkiklerini yaptıracak, yıllık “check-up”ını asla aksatmayacaksın.
- Spor yapman şart. Sporunu da aksatmayacaksın...
Hasta meraklanıp sormuş “Bunları yapınca daha uzun mu yaşayacağım?” Cevap anında gelmiş “Hayır. Ama zaman, sana daha uzun gibi gelecek.”
Bir dostunuz, yemiş bahçesini geziyorsa, dalgın görünmeniz en büyük nezakettir.
(Japon atasözü)
Yoksa gündemi kaçırıyor muyum?
Önce Mustafa Mutlu söyledi. “Bugün seni arayanlar oldu, telefonu mecburen ben açtım” dedi. “Ne diyorlar?” diye sordum. Cevabı çok ilginçti: “Can bey son günlerde gündemi kaçırıyor.”
Allah Allah, nereden çıkarıyorlar? Sonra gelen mesajlara bakarken anladım ki bazı konularda hiç yazmamış olmam kimilerini kızdırmış. Görünen iki konu var. Birincisi Başbakan’ın herkese öfke saçan sözleri, ikincisi de Tarsus’taki kızlara asit atılmasıyla başlayan kimi eylemler.
Evet bu konularda yazmadım. Başbakan’ın öfkesi için artık yazacak bir şey bulamıyorum. Asit olayı ve diğer garip eylemlerle ilgili ise yazmamamın tek nedeni biraz temkinli olmaktan kaynaklanıyor. Çünkü bunca yıldır olmayan bazı şeylerin tam bu sırada olması ister istemez şüphe yaratıyor bende. Nitekim Tarsus olayının “sapık” işi olduğu anlaşıldı. Ancak şunu da mutlaka söylemem gerek. Bu tür bazı eylemlerin “fos” çıkması, ülkede bu tür girişimlerin olmadığı veya olmayacağı anlamına gelmez.
Tam tersine, bugün “fos” çıkan Tarsus eylemine benzer başka eylemler olacağından çok endişe ediyorum. Üstelik bu tür “fos” eylemler bir süre sonra yapılacak eylemlere zemin bile hazırlar. “Nasıl olsa provokasyon diyerek başkasının üzerine atarız” diye düşünenler harekete geçecektir. Çünkü bu konuda cesaret de kazanıyorlar bu arada. Burada çok dikkatli olunması gerektiğine inanıyorum. Herkes hassas olunca, daha önce dikkatimizi çekmeyen ya da üzerinde durmadığımız olaylar diken gibi batabilir. Bunun üzerine hiçbir araştırma yapmadan atlamak da sıkıntı yaratabilir. Bazı konulardan bu yüzden “şimdilik” uzak duruyorum.
Van’daki lise olayı
Son günlerde Van’da çekildiği belirtilen bir fotoğraf internet üzerinden yayılıyor. Fotoğrafta yerleri halıyla kaplı bir oda, burada oturan 25 kadar öğrenci ve öğretmen olduğu anlaşılan biri görülüyor. Herkes yere oturmuş bağdaş kurmuş. Kitaplar açık. Ders yapıldığı izlenimini ediniyorsunuz.
Bu fotoğrafı yayanlar “İşte geldiğimiz nokta, artık medrese eğitimine geçildi” diyorlar. Oysa gerçeği bilmiyoruz. Çocukların hiçbiri dini eğitim alır gibi görünmüyor. Sanki bir ders için özel bir yere örneğin tarihi bir binaya gidilmiş gibi.
Bu fotoğrafı gönderenlere mesaj çekerek “Bunu nereden aldınız?” diye soruyorum, ama cevap yok, çünkü herkes bir başkasından almış. Diğer yazıda sözünü ettiğim “temkin” işte bunun için gerekli. Çünkü bu medrese tipi ders olayının da “fos” çıkma ihtimali büyük.
KAMYON YAZILARI
Yollar gidişime, kızlar duruşuma hasta
Arnavutköy’e itfaiye
Boğaziçi Arnavutköylüler Derneği olarak semtimizdeki tarihi ahşap yapıların yok olmaması için bir itfaiye birimi oluşturulması teklif edilmiştir. Başbakanın ve yedi bakanın onayı olmasına rağmen bugüne kadar neticelendirilememiştir. Bu proje Bebek, Arnavutköy, Etiler, Kuruçeşme bölgesinde yaşayan 40 bin aileye hizmet edecektir. Başbakanımızın ve bakanlarımızın onay verdiği itfaiye biriminin neden hâlâ faaliyete geçmemesini anlayamamaktayız. İlgilerinizi önemle bekliyoruz.
Silikon göğüs
Peruk yazısı ile ilgili çok ilginç tepkiler geldi. Özellikle erkekler “bir kadının saçının telinden bile cinsel bir iştah duyulabileceği” iddiasına fena halde bozulmuşlar. Bu arada çok ilginç espriler de geldi. Bir okurun esprisine bayıldım. Diyor ki “Saç yerine geçen peruk ahlaken ayıp dinen de günah sayılmıyor. Yani bu durumda eğer organ hakiki değil suni ise sorun yok. Bu durumda slikon göğüs yaptıran kadınlar arzu ederlerse çıplak olarak gezebilirler.” Komik işte.

