Hesapta en az zararı biz görmüştük

Haberin Devamı

Bayılıyorum şu AKP siyasetçisine ve ona destek vereceğim diye ne yazacağını şaşırmış medyaya.

Çok değil, bir ay kadar önce Amerika’da başlayan ekonomik kriz ihtimali dünyayı tehdit etmeye başlamıştı.

Bizim borsamızda da düşüşler oldu, piyasalar durgunlaştı, feryatlar yükselmeye başladı. Ancak AKP’nin ekonomi kurmayları peş peşe ekranlara çıkarak hiçbir tehlike olmadığını söylediler. Başbakan da yaptığı birkaç değişik konuşmada mealen “Türkiye ekonomisi o kadar iyi durumda ki bu krizden ya hiç etkilenmeyecek ya da çok hafif atlatacak” dedi.

Medya da belki de biraz moral vermek için sanki gerçekmiş gibi global krizin Türkiye’yi pek etkilemediğini yazıp çizdi.

Ama sonra bir de ne görelim. Geçen hafta kriz esintisinin hasar raporu çıktı ortaya. Bir de baktık ki tüm dünya ülkeleri içinde bu dalgalanmadan en çok Türkiye etkilenmiş. Hani en hafif bizde geçiyordu?

Meğer en ağırını aşıyormuşuz da haberimiz yokmuş. Zaten birçok şeyden haberimiz yok ya o da ayrı konu.

Sonuçta ‘yalancının mumu yatsıya kadar yanarmış’ atasözünün ne kadar doğru olduğu bir kere daha ortaya çıktı.



***




Takvimsel tesadüf

Bizde türban yasağını kaldıracağı düşünülen Anayasa değişikliğinin kabul edildiği tarih ne ilginçtir ki İran’da Humeyni’nin İslamcı darbesinin yıldönümüne rastgeldi.

Bizim parlamentomuzda AKP ve MHP’liler yanlarına DTP’yi de alarak sevinç çığlıkları atarken İran’da da Ahmedinejat Tahran sokaklarında toplanan yüz binlere nutuk atıyordu. Aynı sırada İran gazeteleri de Türkiye’de türban zaferinin kazanıldığını bunun tüm yaşam alanına yayılacağını yazıyordu.

Bazen tamamen tesadüfe dayanan olaylar bile insanı rahatsız eder.



***




Suudi televizyonunda saç görünüyor

Suudi Arabistan’dan yayın yapan televizyon hiç görmemiştim. Neyse ki Digiturk şimdi bir Suudi kanalını platformuna soktu da ara sıra bakma şansı buluyorum. Tabii Türkiye’de Suudi televizyonuna ihtiyaç var mıydı, hangi amaçla platforma kondu bunu bilmek mümkün değil.

Geçen gün bu kanalda haberleri izledim. Tabii anlamıyorum ama görüntüleri izliyorum. Kadın sunucunun başı doğal olarak kapalı. Ama alnının üzerinde iki parmak saçı görünüyor.

Sonra bizim kanallardan ‘bizim türbanlılara’ baktım. Onlar türbanın altına bir de bant takıyorlar ki saç asla görünmesin. Bunun mantığı ya da dayanağı nedir acaba? Şeriat ülkesi Suudi Arabistan’da ekrana çıkan sunucu kadının saçı görünüyor, bizdeki tek tel görünmesin diye sımsıkı bant takıyor.

Bizdekinin biraz abartılı olduğunu düşünmüyor musunuz?



***




Geceyarısı Ekspresi

Yıllar önce bir Gece Yarısı Ekspresi filmi çekildi. Üzüntümüzden karalar bağladık, çünkü bu film Türkiye’yi rezil ediyordu. Oysa Amerika başta kendi ülkesi olmak üzere başka ülkeler hakkında da ne ağır filmler çekti, bunları görmek istemiyoruz.

Geçen hafta Rise of the Footsoldier adlı bir film izledim. İngiltere’deki futbol holiganlarının çeteleşmesini anlatıyor. Gerçek bir olaydan alındığı belirtilen filmde dehşet verici kavga sahneleri var. İnsanın izlerken içi kalkıyor.

Şimdi bu filmde geçen iki diyalog var ki, siz Türkiye’nin en azından İngiltere’de nasıl tanındığını anlayın.

Çok şiddetli bir adam dövme sahnesinde filmin kahramanı bol bol “Fuck” tanımını kullanarak “Böyle işkence Türkiye’de yok” diyor.

İkinci diyalogda da şöyle bir cümle var: “Türk mafyası kadar mankafalık yapma.”

Başka söze hacet var mı?



***




Mumlar pastadan daha pahalı olmaya başladığında yaşlandığını anlarsın

Bob Hope



***




Hakkaten ya!

Pazar günü Hürriyet Gazetesi’nde Soner Yalçın’ın çok güzel bir incelemesi vardı. Yalçın başta Cumhurbaşkanı ve Başbakan olmak üzere AKP’li bakan eşlerinin türbanı nasıl taktıklarını ve eğitim durumlarını anlatmış.

Bunun yanı sıra o siyasetçilerin çoğu yurt dışında okuyan kızlarının durumu da ele alınmış.

Hepimiz biliyoruz ama topluca okuyunca insan tuhaf oluyor. Çünkü çoğu yurt dışında okumuş bu kızların hiçbiri bir işte çalışmıyor. Okullarını bitirir bitirmez evlenmişler ve anne olmayı bekliyorlar.

Bir taraftan “eğitim hakkı” diye tutturacaksınız, sonra ‘binbir emekle’ okutulan bu kızları evlere hapsedeceksiniz.

Tabii “eğitim ille de çalışmak için alınmaz” tezi de doğru. Ama hepsi böyle olunca bu tez de çürüyor.

Haberi okuyunca ister istemez tam halk deyimi ile kendi kendime “hakkaten ya” demekten kendimi alamadım.



***




Bir hatırlatma

1999 seçimlerinde MHP adayları arasında bir türbanlı kadın vardı. MHP meydanlarda türban siyaseti de yapıyordu. O kadın seçildi. Meclis Genel Kurulu’na başını açarak girdi. Ama onun dışında türbanı hep başındaydı.

2002 seçimlerinde MHP barajı aşamadı.

2007 seçimlerinde meydanlara Cumhuriyet ve ilkelerini korumak adına toplananlar MHP’yi de kendi saflarında gördüler. Sola oy vermek istemeyen ya da içinde Baykal öfkesi taşıyanlar AKP’ye karşı MHP’ye oy verdi.

O MHP şimdi türbanı AKP’den daha çok savunur hale geldi.

Tunca Toskay hasat toplamak için türbana destek verdiklerini söyledi. Yani türban savunuculuğunun kendilerine oy getireceğini düşünüyorlar. 1999’da türbanlı kadını Meclis’e sokan MHP bunun hasadını 2002’de toplayamamıştı. 2011’de baraj altı tehlikesini şimdiden söylemek yanlış olmaz.



***




Siyanürlü karpuzlar

Karpuz tarlası olan bir çiftçi, her akşam tarlasına çocukların dadandığını ve birkaç karpuzun eksildiğini fark etmiş. Biraz düşündükten sonra, tarlaya “Dikkat! Karpuzlardan birine siyanur enjekte edildi!” diye bir uyarı levhası koymuş ve ertesi akşam karpuz yiyemeden kaçan çocukları keyifle izlemiş. Bir hafta sonra, çiftçi tarlasında gezerken gözü kendi levhasının yanına konan bir levhaya ilişmiş: “Şimdi o siyanürlü karpuzlardan iki tane var!”

DİĞER YENİ YAZILAR