Ekonominin iyi olduğunu söylüyor Tayyip Bey. Üstelik “sevsinler seni” diyerek de ekonominin aslında iyi olmadığını söyleyenlerle dalgasını geçiyor.
Siyaseti bir kenara bırakalım, ekonomideki hepimizin bildiği bir tehlikeyi konuşalım istiyorum.
Çünkü bu tehlike hepimizin bildiği ama sonuçlarını şimdilik hayal etmediği bir tehlike.
Bakın, şu anda Türk halkının bankalara, kredi kartı, ev ve otomobil kredisi ile tüketici kredisi adı altında tam 96 milyar YTL borcu var. Bunlar kayıtlı borç ve hepsine faiz işliyor.
Ama bir de piyasanın kendi içindeki borçları var. Bunlar çek ve senet üzerinden yürüyor. Hesapta hepsi kayıtlı borçlar ama bu borçların büyük bölümü ödenmiyor, ödenmediği gibi faiz de işlemiyor.
Örnek vereyim; inşaat işi yapıyorsunuz. Musluk, banyo aksesuarı satıyorsunuz. Bir müşteriye malı verip karşılığında çek alıyorsunuz. Sonra bu çeki kullanarak kendi ihtiyacınızı satın alıyorsunuz. Çekin günü geldiğinde bankaya gidiyorsunuz ama karşılığını bulamıyorsunuz. Parayı alamadığınız için siz de ödeme yapamıyorsunuz.
Normalde bu çek ve senetlerin işleme konulması ve haciz işlemlerinin başlaması gerekiyor. Oysa piyasa bu mantıkla çalışmıyor. Herkes sıkıntıyı bildiği için kendini beklemeye alıyor. Ayrıca işlem yapılması halinde gelecekteki işler de suya düşecek, kimse bunu da göze almak istemiyor. Bu nedenle yasal işlem yapılmıyor, borçlar birikiyor.
İşte bunun miktarı nedir bilemiyorum? Geçenlerde Kanal D’deki Dobra Dobra programında Sinan Aygün’e sordum bunu. “Hesaplamak mümkün değil ama 96 milyarın üzerinde olduğunu söylemek yanlış olmaz” dedi.
Ekonomi bu kadar iyiyse bu millet neden bu kadar karşılıklı borç yükü altında ve ödemesi de çok zor?
Devletin teşekkürü
Ömer ve Mustafa Yalçın’ı kaç yıl öncesinden tanıdığımı hatırlamıyorum bile. O sıralar Günaydın Gazetesi’ndeydik. Hiç ayrılmayan bu kardeşlerin çok önemli bir özellikleri vardı. Varlarını yoklarını Bandırma’nın Çepni Köyü’nde anneleri Ayşe Yalçın’ın adını verdikleri Sağlık Tesisi’ne yatırırlardı. Kendileri için hiç para harcamazlardı.
Geçenlerde Ömer Yalçın’dan bir mektup geldi. Tam 35 yıl önce yaptırdıkları Ayşe Yalçın Sağlık Tesisleri’nin içinin tamamen boşaldığını, sadece dört duvar kaldığını bunun de kendilerini çok yaraladığını anlatıyordu.
Oysa bu tesisler geçen yıllar içinde yüzlerce hastaya derman oldu, yüzlerce yeni bebek buradaki görevlilerin şefkatli kollarında doğdu. Devletin yıllardır iyi çalışan ve kendisine hiç yük olmayan bu tesisi ölüme terk etmesini anlamak mümkün değil.
Ömer Yalçın mektubunda Türkiye’de bulunan sağlık ocaklarının yüzde 12’si olan, 665 sağlık ocağında doktor bulunmadığını belirterek “Ebesi olmayan köy sayısı 7 bin 713. Yani köylerimizin yaklaşık yarısında doğumlar köyün kadınlarına emanet edilmiş. Türkiye’de doktor başına 4 bin 435 hasta düşüyor. Türkiye’de bebek ölüm oranı, Avrupa Birliği ortalamasının 9 katından fazla. Hal böyle iken, Çepni Köyler Grubu Ayşe Yalçın Sağlık Merkezi kaderine terk ediliyor. Lütfen bu tesise sahip çıkın.”
Kamyon Yazıları
Uzun araç şoförüyüm, dik yamaç profesörüyüm
Hepsi var
Temel için kız istemeye giderler. Temel’in babası kızı istedikten sonra kızın babası sorar:
- Oğlunizun sigara, içki, kumari var midur?
Temel’in babası cevap verir :
- Olmaz mi, hepsi var, bir tek kari eksik, oni tamamlayacağiz?
Asker neden sessiz?
Artık nereye gitsem hep aynı soru ile karşılaşıyorum: “Sen gazetecisin bilirsin, bunca olay oluyor, ama askerden hiç ses çıkmıyor, neden?”
Ben de cevap olarak “Peki ne demesini istiyorsunuz?” diyorum.
Aynı soruyu siyasal İslamcılar da soruyor. Çünkü onlar da şaşkın. Bütün bu olup bitenlere askerin çok sert tepki vermesini bekliyorlar aslında. Ama olmuyor, olmayacak da inşallah.
Çünkü asker bu kez oyunun bir parçası, hatta daha da ileri gideyim figüranı olmak istemiyor. Çünkü asker biliyor ki bin yıldır Anadolu’da yaşayan bu millet demokrasinin nimetlerinden yararlanarak iktidar koltuğuna oturan bir zihniyetin devletin kuruluş felsefesini tamamen ortadan kaldırmasına asla izin vermeyecektir.
Saygıda kusur
Üç yıl önceydi. Önemli bir devlet kuruluşunda müdürdüm. Bir gün genel müdür telefonla aradı. Konuşma sırasında karşımda oturan müdür yardımcısının ayağa kalkarak ceketinin önünü iliklediğini gördüm. Konuşma bittikten sonra “Hayrola ne yaptın öyle?” diye sordum. Müdür yardımcısı arkadaşım “Genel müdürle konuşuyordunuz, saygıda kusur olmasın istedim” cevabını verince yere düşüyordum “ (K.M)
Ali Şen şimdi efsane oldu
Ali Şen’e bir kez daha şapka çıkarmak gerek. İster şov yapıyor densin, ister başka bir şey, ama Ali Şen her dönem gündemde kalmayı iyi biliyor. Üstelik bunu yaparken en derin takdirleri toplamaktan da geri kalmıyor.
Cumartesi akşamı yaşadıklarım bunun yeni bir kanıtı oldu.
Ali Şen seçilmesine karşı çıktığı, ilk başlarda çok eleştirdiği hatta köstek olduğu Aziz Yıldırım’a seçilmesinin 10. yılı nedeniyle bir davet verdi. Yıldırım’a Fenerbahçe’ye yaptığı büyük katkılar nedeniyle bir de plaket veren Şen, her türlü kompleksten arınmış biçimde “Gelen gideni aratır derler. Ama bunu zamanında söyleyenler herhalde bir gün Aziz Yıldırım’ın doğacağını hesap etmemişlerdi. O gideni aratmadı. Benden en az 10 kat daha iyi başkanlık yaptı” dedi.
Ali Şen gibi olmak kolay değil. Pek çok kişi Ali Şen için “efsane başkan” tanımını yapardı. Bana göre Ali Şen asıl şimdi efsane oldu.
Kötü bir şey yapmadınsa şeytanların kapını çalmasından korkma!
(Çin atasözü)

