Önce Gaziantep’te bir hücre evi basıldı. Çıkan çatışmada baba oğul öldürüldü. Yapılan açıklamada hücre evinin El Kaide’ye ait olduğu açıklandı.
Aradan 20 gün geçti. Amerikan Adalet Bakanı Ankara’ya geldi. Çantasında El Kaide dosyası vardı. Türkiye’nin son zamanlarda El Kaide için uygun bir zemin haline geldiği ileri sürülüyor ve hükümetten bu konuda önlem alınması isteniyordu.
Peki gerçekten Türkiye’de El Kaide var mı? Ya da ortaya çıkanlar en azından Gaziantep olayı gerçekten El Kaide işi mi?
Konuyu terör, özellikle de Güneydoğu terörü konusunda uzman olan Ercan Çitlioğlu’na sordum. Çitlioğlu aynı kuşkunun kendisinde de oluştuğunu belirterek “Bu olaydaki tüm yöntemler Hizbullah’ı andırıyor” dedi.
Nedenini sordum şöyle anlattı: “El Kaide asla bulunduğu ülkenin güvenlik kuvvetleriyle çatışmaya girmez. Yakın çatışma silahlarını asla kullanmaz. El Kaide ya büyük bombalama olayı gerçekleştirir ya da canlı bomba kullanır. Bunun ötesinde El Kaide bu tip hücre faaliyeti göstermez. Ailece hücre oluşturmaz. Kadın ve çocukları çatışmada kullanmaz, canlı bomba yapar. Bunların hepsi Hizbullah yöntemleri.”
Peki Hizbullah yerine El Kaide açıklaması yapılmasının ne anlamı olabilir? İktidar Amerika’nın El Kaide istihbaratını biliyor. Bu iktidar döneminde El Kaide’nin “uygun zemin” bulması herhalde hoş bir şey değil dünya önünde.
Bu durumda yakalanan Hizbullah militanlarını “El Kaide” gibi tanıtıp, bu konuda önlem aldığınızı ve göz açtırmadığınızı gösterirsiniz. Amerika bunu elbette yemez ama Türk halkının bakış açısı yönlendirilebilir.
Ne garip bir ilişki
Bir ara televizyonlarda boy göstermişti. Parlak saten türbanın altında dünya güzeli bir yüz. Onu daha da güzelleştiren, TV şovundaki Bülent Ersoy’u kıskandıracak nitelikte inanılmaz bir makyaj. Adı Rabia Özden.
Mehmet Ali Ağca’nın nişanlısı olarak ünlenmişti.
Bir süredir adı sanı duyulmuyordu. Geçen hafta gazetelere evlendiği haber oldu. Bir İtalyan avukat ile evlenmişti. Giancinto Licuisi adlı bu kişinin Müslümanlığı seçtiği ve sünnet de olacağı belirtiliyor. Ancak Rabia’nın ailesi bu evliliğe karşı çıkmış ve kızlarını reddetmiş.
Kızımızın gelinliğini Cemil İpekçi 10 bin liraya dikmiş. Nikah şahitliğini çok büyük bir gazetenin İtalya muhabiri yapmış. Şu ilişkilere bakar mısınız? Ağca ile nişanlılık, İran’da türban araştırması, İtalyan avukatla evlilik, Cemil İpekçi’den gelinlik, gazeteciden şahit. Çöz çözebilirsen.
Üsluba dikkat
Sayın Can Ataklı; Son zamanlarda kendilerine haksızlık yapıldığına inananların “Biz Yunan mıyız, biz Ermeni miyiz, bize yapılanlar Ermeni’ye Rum’a yapılmaz” şeklinde söylemleri olmakta, medya da bu ifadeleri aynen yazmaktadır. En son gazetemizin 26 Ocak 2008 cumartesi günkü nüshasının 25. sayfasında.
Süreyya Ayhan’nın kocası Yücel Kop’un beyanatında bu durum yine yaşandı. Bu ifadelerle sanki ülkemizde Ermeni veya Yunan olmak suç, bu vatandaşlarımız baskı altındalar. Bence bu tür ifadeler bazılarına koz olabiliyor. Haksızlığa uğradığına inanan o kızgınlıkla ileri geri konuşabilir, basitleşebilir, küfür edebilir. Bunu bire bir yazmak doğru mu? Lütfen biraz daha özen gösterelim. Adımız zaten çıkmış dokuza böyle devam ederek mi indireceğiz sekize? (Okan Uzgür)
Zayıf, daima adalet ve eşitlik ister, halbuki bunlar kuvvetlinin umurunda bile değildir.
(Aristo)
Ölüm kalım meselesi
Polis, arabayı aşırı süratten durdurmuş, ceza kesmek için arabaya yaklaştığında sürücünün hayli tedirgin olduğunu görmüş.
“İyi akşamlar efendim” demiş nazikçe “Sizi durdurma nedenimi biliyor musunuz?..”
“Evet memur bey, hızlı gidiyordum” demiş adam “Ama gitmem lazım çünkü bu benim için bir ölüm- kalım meselesi..”
“Ciddi misiniz?.. Nedir olay?..”
“Evde çıplak bir kadın beni bekliyor..”
“Anlıyorum da.. Bu nasıl ölüm - kalım meselesi oluyor?”
“Şeyy.. Karımdan önce eve varamazsam yarın gazetelerde okursunuz!”
Güntekin Köksal
Milliyet’te Serpil Yılmaz’ın köşesinde Pet Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güntekin Köksal’ın Başbakan’a yazdığı enfes bir mektup yayınlandı. Köksal’ı 20 yıl öncesinden tanıyorum. Karakteriyle, çalışkanlığıyla, ülkeye sevgisiyle dört dörtlük bir isim olduğu konusunda inancım tam. Köksal sanıyorum artık yaşının da 77’ye gelmesinin verdiği avantajla Başbakan Erdoğan’a bir mektup yazmış. Her satırı bana göre altın değerindeki bu mektubu Tayyip Bey okudu mu bilmiyorum, ama kulak vermesinde çok yarar olduğunu düşünüyorum.
Başbakan’ın öfkesine değinen Köksal “Bugün çok güçlüsünüz, peki ya yarın?” diye sorduktan sonra “İnsanlar kendilerini en güçlü hissettikleri zamanlarda en büyük hataları yaparlar. Şu atasözünü unutmayın; Böbürlenme padişahım, senden büyük Allah var” diyor. Köksal daha sonra “Çok ağır konuşuyorsunuz, aydınlara, medyaya, yargıya, üniversitelere değer verin, fikir ve görüşlerini alın” önerisini sunarak “Monolog yapıyorsunuz, diyalog yapmaya çalışın, hayvanlar koklaşarak, insanlar konuşarak anlaşır” uyarısında bulunuyor. Köksal mektubunun sonunda “Diktatörleşmeyin, sadece türban serbestliğini anayasamızda değiştirmek bile AB’ye girmemizde büyük engel olacaktır” diyor. Köksal Erdoğan’a son olarak da Şeyh Edebali’yi tekrar okumasını öneriyor.
Tamamı çok güzel bir mektup. Milliyet internet safyasından bulup okumanızı tavsiye ederim.
Sayın Mesela
1970’li yıllarda büyük bir gazetemizde yeni kelimeler kullanmak yasaktı. Örneğin kelimesi yazılamazdı, o tarihte mesela yazılmak zorundaydı.
Bir gün Hüsnü Özyeğin’in adı dizgi hatası sonucu Hüsnü Örneğin diye basılmış. Gece görevlisi yasak kelimeleri çizerken buradaki Örneğin’in de üzerini çizip mesela yazmıştı. Ertesi gün gazetede Hüsnü Özyeğin adı Hüsnü Mesela olarak çıkmıştı.
KAMYON YAZILARI
Yollar doç’un bastır koçum

