‘Aferin güzel oğlum iyi halt ettin’

2 Şubat 2008

Adam oğlunu dünyanın en iyi hukuk okullarında okutarak tıpkı kendisi gibi avukat yapmış. Genç avukat stajını da bitirdikten sonra babasının yanında çalışmaya başlamış.Aradan bir hafta geçmiş ki, genç avukat sevinçle babasının yanına gelmiş. “Müjde baba, müjde” demiş. Baba şaşırarak “Hayrola, ne oldu?” diye sormuş.Oğlan ağzı kulaklarında “Baba hani senin 30 yıldır bitiremediğin dava var ya” demiş. Baba okuma gözlüklerini indirerek “Eeee” diye karşılık vermiş.Oğlu aynı heyecanla sürdürmüş konuşmasını: “İşte o davayı hallettim, meğer çok küçük bir yasa maddesi hiç aklına gelmemiş. Bugün davaya girdiğimde onu fark ettim. Savunmamı bu yönde yapınca da hakim dosyayı bitirdi. Biz kazandık, yaşasın, bu ilk davamdı, öyle mutluyum ki anlatamam.” Baba gözlüklerini eline alıp kıvırdıktan sonra “Aferin benim güzel akıllı, işbitiren evladım, iyi halt ettin” demiş. Ardından daha kuvvetli tonda eklemiş: “Sanki ben bilmiyordum o yasa maddesini. Ama senin bilmediğin şey şu, o dava sayesinde sen dünyanın en iyi okullarında okudun, hiç yokluk çekmedin, avukat oldun.” Kıssadan hisse: AKP türban sorununu asla çözmek istemiyor aslında. Çünkü bütün yaşam kaynağı burada.***** Kan ve ilik bağışı yapın“Var mısın Yok musun?” programının çok renkli yarışmacıları var. Haftalarca birlikte olan yarışmacılar arasında müthiş bir arkadaşlık ve dayanışma doğuyor, izleyiciler de giderek yarışmacı fanatiği haline geliyor.En çok fanatiği olanlardan biri de geçen hafta yarışıp artık giden Ömer Boran’dı. Ömer Hoca’nın çok dramatik bir hayatı var. Öğretmenlik yapıyor. Bir gün kanserli çocukların tedavi gördüğü hastanede gönüllü öğretmenliği kabul ediyor. Bundan iki yıl sonra da kendi çocuğunun lösemi olduğu anlaşılıyor. Ömer Hoca’nın dramı ondan sonra başlıyor. Çocuğunu kurtarmak için müthiş bir mücadeleye başlıyor. Bunun ne olduğunu çok iyi bilenlerden biri olduğumdan Ömer Hoca’nın durumunu da anlıyorum.Ömer Hoca’nın bu çok izlenen yarışmaya çıkmasının lösemili pek çok çocuk için bir umut kaynağı olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu fedakar öğretmen Türkiye’de bir “İlik Bankası” olmadığını anlattı yarışmadı. O gece sanıyorum milyonlarca kişi göz yaşları içinde izledi programı. Umuyorum ve diliyorum ilik ve kan bağışı konusunda bir duyarlılık yaratılmış olsun. Her çocuğun başına gelebilecek bu illetten kurtuluş için umut doğsun.Sağlıklı olduğuna inanan herkesi kan ve ilik bağışlamaya davet ediyorum.*****Acun, allah aşkına konuşmaTelevizyonların en çok izlenen programı son zamanlarda kuşkusuz Acun Ilıcalı’nın sunduğu “Var mısın, Yok musun?” adlı yarışma. Burada insanların birbirine hiçbir kıskançlık duymadan bağlanarak birbirlerini desteklemesi milyonları da ekran başına çiviliyor.Ancak sevgili Acun’a pek çok kişiden duyduğum bir eleştiriyi iletmek istiyorum. Yarışmacılar öncelikle mavileri (bilen biliyor) açarsa Acun “Aman dikkat, böyle başlıyor ama sonrası kötü gidiyor” deyiveriyor. Ve Acun ne zaman bunu söylese yarışmacının durumu gerçekten kötüye gidiyor. Acun’un yarışmacılarla birlikte nasıl heyecanlandığını, onların kazanmasını nasıl arzuladığı her halinden belli oluyor. Ama böyle konuşunca da ekran başındakilerin morali bozuluyor. Hatırlatmak istiyorum.*****Bize özgü Hastalıklar- Reklam için duvarlara veya panolara yapıştırılan afişleri yırtma hastalığı. - Tuvalet duvarlarını defter sanma hastalığı.- Otobüs duraklarına “Ateşli sevişirim beni ara” yazma hastalığı.- Trafikte bizi geçen bir aracı mutlaka yakalayıp onu geçmeyi ilke sayma rahatsızlığı.- Sinyal verir vermez şerit değiştirip, kazaya sebebiyet verdiğimizde sinyal verdik görmüyor musun deme hastalığı.- Ara yollardan ana yola çıkacak araca yol vermeme hastalığı.- Ünlü birini gördüğümüzde, ne kadar yakınımızda olursa olsun, ona el sallama hastalığı.- Ünlü birini gördüğümüzde onunla fotoğraf çektirip çok samimiyiz havası verme hastalığı.- Yaşamadığımız bir deneyimi ya da olayı yaşamış gibi anlatıp ona kendimizi inandırma hastalığı.- Otobüs durağa yanaştığında ille ön kapıdan inmeye çalışma hastalığı.- Otobüs koltuklarını yırtma ve üzerlerine acayip acayip yazılar yazma hastalığı.- Minibüs şoförüyseniz beğenmeseniz bile mutlaka Kral FM dinleme hastalığı.- Trafikte kırmızı ışıkta dururken, yeşil ışık yanar yanmaz kornaya basma hastalığı.- Trafikte kırmızı ışıkta dururken burun karıştırma hastalığı.*****Namuslu insanların, namussuzlar kadar cesur olmadığı bir ülkenin geleceğinden kuşku duyulurRoosevelt***** Bunları biliyor musunuz? * Ünlü besteci Beethoven’ın son bestesini, sağır olarak yaptığını,* Paris’teki Versailles Sarayı’nın 1300 odası olduğunu ve hiç tuvaletinin olmadığını, * Bir çift sineğin sadece Nisan-Mayıs aylarında bıraktıkları yumurtaların tamamından sinek çıksa idi, dünyayı 14 metre kalınlığında bir sinek tabakası kaplayacağını, * Eyfel Kulesi’nin yapımında toplam 6 bin 400 ton ağırlığında 18 bin 100 adet demir parçası kullanıldığını,* Süleymaniye Camii’nin 4 minaresi olmasının sebebinin, Kanuni’nin İstanbul’un fethinden sonraki dördüncü padişah; bu dört minaredeki on şerefenin de Osmanlı’nın onuncu padişahı olduğunun bir işareti anlamına geldiğini, * Bir insandaki toplam damar uzunluğunun 150 bin km. ve dünya ile güneş arasındaki mesafenin de 150 milyon km. olduğunu, * Osmanlı sultanlarının ve bazı alimlerin başlarındaki kavukların, kefenlerinden oluştuğunu, sık sık ölümü hatırlayıp ona göre karar verdiklerini, ayrıca öldükleri zaman hemen başlarındaki kefenle defnedildiklerini, * Bir futbolcunun topa her kafa vuruşunda, beyninden bin hücrenin öldüğünü, * Ortalama bir insanda 30 bin-100 bin adet saç olduğunu, her gün yaklaşık 100 tanesinin döküldüğünü, * İnsan vücudunun her 7 yılda -ölen hücrelerin yerine yenisi gelerek- tamamen yenilendiğini, * Amerikan halkının yüzde 60’ının ülkelerini, dünya haritasında bulamadıklarını, * Dünyaya her yıl düşen yağış miktarının eşit olduğunu, * Beşiktaş Kulübü’nün kuruluşundaki Kırmızı-Beyaz renklerinin, Balkan savaşındaki mağlubiyetten sonra Siyah-Beyaz olarak değiştirildiğini, * Galatasaray Kulübü’nden, yıllar önce bir grubun ayrılıp ‘Güneşspor’u kurduğunu, * Fenerbahçe Kulübü’nün ilk adının ‘Siyah Çoraplılar’ olduğunu...*****KAMYON YAZILARIHatalıysam aramızda kalsın ;)

Devamını Oku

Devlet Beyciğim ne yapıyorsunuz?

1 Şubat 2008

Pek değerli Devlet Bahçeli; Hatırlarsınız sizinle birkaç yıl önce hayli uzun bir sohbet yapmıştık. İlk kez tanıyordum sizi. Gösterdiğiniz nezaketten o kadar etkilenmiştim ki hâlâ anlata anlata bitiremiyorum.Özellikle sizi tanıdıktan sonra MHP gibi kimi çevrelerde farklı tepkilere de neden olan bir partinin başında oturmanızın ülke adına da bir güvence olduğunu düşünüyordum.Ancak 22 Temmuz seçimlerinin öncesinden itibaren takındığınız tavrı anlamakta güçlük çekiyorum. Örneğin miting meydanlarında kalabalıklara ip attınız. Pek çok kişiyi ürküttü bu davranışınız, biraz eskiyi hatırlattı.Değerli Devlet Beyciğim; seçimlerden sonra anladığım kadarıyla hukuk ve demokrasiye bağlılığınızı göstermek adına daha ortada fol yok yumurta yokken Cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılacağınızı ve 367 sorununa yol açmayacağınızı söylediniz. Oysa çok değil bir hafta bekleseniz AKP uzlaşmak için yanınıza gelmek zorunda kalacaktı. Bu durumda örneğin Çankaya’ya Gül gibi fanatik bir AKP’li ve Cumhuriyet değerleri ile ilgili hakkında kimilerinin derin kuşkuları olan biri yerine belki daha ılımlı ve uyumlu biri çıkacaktı.Ardından hiç gereği yokken türban konusunda AKP’nin önüne geçtiniz. AKP bu konuda ne yapacağını bilemez haldeyken yine imdada yetiştiniz.Ama değerli Devlet Bey, TÜSİAD konusundaki çıkışınızı hiç anlamış değilim. Patronlar tam beş yıldır bu iktidarın korkusu ile kıpırdayamaz haldeydi. Ne bir eleştiri getiriyorlardı ne de aykırı bir söz söylüyorlardı. İlk kez yüreklenip seslerini yükselttiler, daha AKP ne söyleyeceğini bilemeden kendinizi ortaya attınız. Bir nevi AKP’ye kalkan oldunuz. Bakınız AKP’den iş dünyasına tek söz bile yok. Çok mu gerekliydi bu çıkışlar Devlet Beyciğim, bilemiyorum artık. Ama şunu bilin ki ülkenin yarıdan fazlası miting meydanlarında attığınız ipin ‘terörist başı’ için değil, AKP’yi kurtarmak için olduğuna kanaat getirmeye başladı.*****Tepetaklak düşüş Temmuz seçimlerinden sonra oluşan MHP kadrosuna bakıldığında öne çıkan bazı isimler vardı. Örneğin Deniz Bölükbaşı, Meral Akşener, Oktay Vural. Bu isimler MHP’ye oy vermeyen ama AKP’yi de ülke yönetiminde görmek istemeyen milyonlarca insanın da gönlünü kazanmıştı.Çünkü çağdaş görünümleri, sakin, doğru, nitelikli konuşmalarıyla “Böyle insanlar Meclis’te oldukça AKP dilediği gibi at oynatamaz” fikrinin yaygınlaşmasına neden oluyorlardı.Ama MHP’nin türbanla ilgili atağı ile birlikte bu güzel duygular da yerle bir oldu. Umut veren ekip gitti, yerine “türban da türban” diye tutturan ve bu konuda AKP’ye bile parmak ısırtan garip bir söylem çıktı.Şimdi bu insanlar Cumhuriyet ilke ve devrimlerine bağlı milyonların gözünden tepetaklak düştüler. Türkiye için yazık oldu.*****KAMYON YAZILARI Bir sana, bir de karayollarına hastayım!*****Bizden biliyorlar Mahallenin iki afacan kardeşi tüm mahalleliyi bıktırmış. Afacanların anne ve babasına şikâyet geliyormuş mahalleliden sürekli. Kırılan camların, kuyruğuna teneke bağlanan kedilerin, lastiği indirilen arabaların sorumlusu hep afacan kardeşlermiş.Anne ve baba usanıp kilisenin papazına anlatmışlar durumu. Papaz “Gönderin çocukları konuşayım” demiş.Çocukları papazın yanına gitmiş. Papaz önce büyük oğlanı çağırmış, “Söyle bakalım evladım, Tanrı nerede?” diye sormuş. Çocuk susmuş. Papaz tekrar sormuş, “Evladım söylesene Tanrımız nerede?” Çocuk yine susmuş. Papaz ısrarla sormaya devam etmiş, çocuk da susmaya.. Sinirlenmiş Papaz, “Konuşsana be çocuk nerde Tanrı?” Çocuk aniden fırlayıp, kiliseden koşarak kaçarken seslenmiş kardeşine “Kaçalım çabuk!” Eve vardıklarında küçük oğlan sormuş büyüğüne “Neden kaçıyoruz ki?” Büyük yanıtlamış: “İşte şimdi hapı yuttuk, Tanrı kaybolmuş bizden biliyorlar!”*****Harp okulları da yüksek okul Eğer türban Anayasa ve YÖK yasası aracılığı ile üniversitelerde serbest hale getirilirse bundan askeri yüksek okullar ne kadar etkilenecek? İlk bakışta “Olur mu canım, askeri okulların kendine göre kuralları var” diyebilirsiniz.Ancak iş hak ve eşitlikler aşamasında ele alınınca türbanlı kızların harp okullarına en azından başvurmalarının da önüne geçilemez.Türbanlı bir kız sırf şov olsun diye örneğin Kara Harp Okulu sınavları için başvurabilir. Tamam, belki alınmayı bırakın sınava bile sokulmaz ama kamuoyunun önüne yeni bir tartışma konusu atılır mı atılmaz mı? Siz ona bakın.*****Sultanahmet taksicileri Olayı Seiko saatleri Türkiye Temsilcisi, okul arkadaşım Mehmet Aydın anlattı. Geçen yıl dünyanın tüm ülkelerindeki Seiko temsilcileri İstanbul’da toplanmışlar. Resmi toplantılar dışında konuklar bol bol İstanbul’u gezme imkânı da bulmuş.Heyetteki Japon temsilciler son gün Sultanahmet’te gezdikten sonra ellerindeki listeye bakarak bir de İstinye Park’a gitmek istemiş. Sultanahmet’ten bir taksiye binmişler. İstinye Park’a geldiklerinde taksici Japonlardan 100 Euro istemiş. Japonlar çok şaşırmış. Dünyanın her yerinde taksiye biniyorlar, böyle bir fiyat yok. Tabii itiraz etmişler. Taksici bunun üzerine bıçak çekmiş. Japonlar parayı vermiş.Mehmet Aydın akşam olayı öğrenince deliye dönmüş. Ne yapacağını da bilememiş. Aynı gün o da taksiye binmiş. Yolda şoföre olayı anlatmış. Şoför “Böyle bir şey olmaz, taksiciler turiste bıçak çekmez, ama Sultanahmet’teki taksicilerden garip şikâyetler aldığımız da bir gerçek” demiş.Mehmet Aydın “taksinin plakasını bilmiyoruz, kime şikâyet edeceğiz” diyor. Ben yazdım işte. Taksiciler Federasyonu’nun dikkatine.*****Olgun insan; güzel söz söyleyen değil, söylediklerini yapan ve yapabileceklerini söyleyen insandırKonfüçyüs

Devamını Oku

AKP kendi tuzağına düşebilir

31 Ocak 2008

MHP destekli AKP “40 yıllık sorunu bir dakikada çözüyoruz” mantığı ile türbanı “şimdilik” sadece üniversitelerde serbest bırakmak için işin sonuna geldi. Konuyu Anayasaya bile taşımaktan çekinmeyen AKP türbanı çözecek cümleyi bulamadığı için çareyi YÖK Kanunu’ndaki ufak bir değişiklikle halletmeyi planlıyor. Maddeye eklenecek bir cümle ile “laikliğe aykırı olmayan örtünme biçimi” tarif ediliyor.Ancak burada AKP adına beklenmedik bir tuzak olduğunu da unutmamak gerek. Çünkü eğer siz “laikliğe ve devrim kanunlarına aykırı olmayan bir örtünme biçimi” belirlerseniz, hukukta yeri olan “mefhumu muhalif” uygulamasıyla, bunun dışında kalan bütün örtünme biçimlerini Anayasaya, devrim kanunlarına ve cumhuriyet ilkelerine aykırı sayabilirsiniz.Mefhumu muhalif karşı açıdan bakış anlamına geliyor. Hukukçular önlerine gelen bir olayı yasalarla çözerken karşı bakışı da sık sık kullanır.Bu durumda, başta Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın eşleri olmak üzere, pek çok bakan ve milletvekilinin, üst düzey bürokratların eşleri kıyafetleri nedeniyle “Anayasa ve laikliğe aykırı” duruma düşecektir.Bunun da ötesinde AKP’nin pek çok kadın kongre üyesi, parti örgütünde görev alan pek çok kadının durumu da aynı şekilde yorumlanacaktır.Anayasa’ya ve laikliğe aykırı davranmak ise yasalarımıza göre parti kapatmaya neden olan “odak olma” durumunu doğuracaktır.Kısacası, AKP alttan bastıran küçük bir kesim seçmen tabanına şirin gözükmek isterken kendisini Anayasa ve laik cumhuriyet ilkelerine aykırı davranan odak durumuna sokabilir.*****Konya provası Ankara’da iktidar işi gücü bıraktı türbanı nasıl serbest bıraktıracağının hesaplarını yapıyor. Şimdilik “üniversitelerle” sınırlı olacağını söylüyorlar da, asıl amaç türbanı her yerde serbest hale getirmek.Bunun için en uygun iklim liseler tabii. Bunu açıkça dile getiriyorlar da zaten. Bunun için provalar da yapılıyor.İşte son örnek Konya’dan geldi. Açık lise sınavlarına katılan öğrencilerin neredeyse tamamı türbanlı. Çünkü inançları nedeniyle okuma hakları ellerinden alınan genç kızlarımız liselere de gidemiyorlarmış. Mecburen açık liseden diploma alıyorlarmış.Oysa lisede türbanlı olmak yasak. Buna rağmen bu kızlar sınava alınıyor. Talimat bakanlıktan geliyor. Mazereti de hazır. “Bu kızlar sadece sınava giriyor, o kadarına da karışmayın.” Son derece masum değil mi?Oysa değil. Çünkü bu prova gösteriyor ki “velev ki” türban sadece üniversitede serbest bırakılsın. Hemen ardından liseler gündeme gelecek. Oyun bu kadar açık.Zaten her nasılsa hemen kameraların karşısına dizilen kızlar “Bize ilahi emir geldi, bu iş bitecek” diye haykırmıyor muydu?*****KAMYON YAZILARI İlerde radar var içimde hasret gel de sabret*****Sınırı geçmek Trafik polisi Temel’in kullandığı arabayı durdurur ve “Sizi tebrik ederim beyefendi, bugünkü kontrollerimizde emniyet kemeri takan tek sürücü sizsiniz bu yüzden size üç yüz milyon lira ödül vereceğiz, ne yapmayı düşünüyorsunuz” der.Temel “Hemen gidip bir ehliyet alacağım” der.Polis “Ne! senin ehliyetin yok mu?” demeye kalmadan yandan Fadime söze girerek “Siz ona bakmayın memur bey içince hep böyle sapıtıyor” der.Polis iyice sinirlenmeye başlamıştır ki arkada oturan Dursun “Ula ben size demedim mi çalıntı arabayla yola çıkmayalım başımıza bir iş gelir” der ve trafik polisi iyice zıvanadan çıkar. Az sonra da düşüp bayılır. Çünkü tam o sırada bagaj kapağı açılmış, içinden fırlayan İdris “N’oldu uşaklar geçtik mi sınırı?” diye bağırmıştır.***** Bu akıllara geldi mi? Türbanı bir an önce üniversitelerde serbest bırakmak için kollar sıvandı. Ama aklıma takılan bir şey var, acaba bu konu düşünüldü mü ve ne yapılacak?Eğer Anayasa değişikliği ve YÖK Kanunu geçerse türban üniversitelerde serbest olacak. Bu durumda 1989’dan bu yana çeşitli nedenlerle üniversitelerden ayrılan tüm kız öğrenciler başlarına türban takıp “Okuma hakkımız gasp edilmişti, şimdi bu hakkımızı geri istiyoruz, bu nedenle af çıkarılsın” diye başvuracaktır.Af konusu eşitlik gerektirdiği için 18 yıldır şu ya da bu nedenle üniversiteden ayrılan herkese af çıkarılacaktır. Yani üniversiteler bir ay sonra binlerce türbanlı (gerçek olup olmaması önemli değil) tarafından kuşatılabilir.*****İsteğe göre yorum ANAYASA’NIN 42. maddesi şöyleydi: “Kimse eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir.” AKP ve MHP şöyle değiştirmek istiyor: “Kanunda açıkça yazılı olmayan her hangi sebeple kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir.” Bu durumda ortaya böyle bir yorum çıkabilir: “Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi sebeple bir kişi ilköğrenim ve lise hakkını kullanmaktan mahrum edilebilir.” Hukuk da mantık kurallarına uygun yorum getirdiğinde, durum hangi boyutlara ulaşır, düşünebiliyor musunuz? O. Ayangil*****Yol durumu HABER kanalları belli saatlerde hava durumuyla birlikte yol durumunu da veriyor izleyicilerine. Belli ki bu bilgiler karayollarından resmi kanallarla geliyor, onlar da aynen yayınlıyor.Ancak pek çok işte olduğu gibi bunda da gayri ciddilik had safhada. Çünkü bu bilgiler çok eksik. Üstelik eksiklik bizzat o haber kanallarının haberlerinde dile getiriliyor ama kimse farkında değil.Haberleri izliyorsunuz. Yoğun kar yağışı nedeniyle pek çok ilde yollar kapalı. Ya çığ düşmüş, ya ekipler yetişememiş. Ama sıra resmi yol durumuna gelince sadece “Artvin Aşkabat yolunun bilmem kaçıncı kilometresinde yol yapım çalışmaları nedeniyle geçiş tek yönlü olarak veriliyor” bilgisine ulaşıyorsunuz. Karayolları kadar haber kanalları da işi ciddiye almalı.***** Mutluluk varacağımız bir istasyon değil, bir yolculuk şeklidir. MONTESQUIEU

Devamını Oku

Cumhuriyet yeteri kadar taviz verdi

29 Ocak 2008

Türban tartışmalarıyla birlikte çok sık duyduğumuz sözlerden biri de “Kimsenin kılık kıyafetine karışmıyoruz.” Bu sözü ben de sık sık kullanıyorum. Gerçekten de şu anda tartışılan insanların kılık kıyafetleri değil, simge niteliğindeki bazı kıyafetlerin ısrarla devlet yönetimine de sokulmak istenmesi.Oysa “Kimsenin kılık kıyafetine karışmıyoruz” sözü bile devrim kanunlarına aykırıdır. Türkiye Cumhuriyeti bir imparatorluğun kötü yönetimle ve dışa bağımlılıkla batırılmasından sonra bir avuç idealist tarafından kurulmuştur.Bu kuruluş aşamasında binlerce şehit verilmiş, ülke düşman işgalinden kurtarılmış, yepyeni bir anlayış ve felsefe yaratılmıştır.Bu yeni felsefe kendi ilke ve devrimlerini de uygulamaya sokmuştur. Bu devrimlerden biri de kıyafetle ilgili olanıdır. Buna göre yeni cumhuriyetin vatandaşlarının çarşaf giymesi, peçe takması, cüppe, sarık, fes ve şalvarla gezmesi yasaklanmıştır.Ancak aradan geçen 85 yılda gerek Türkiye’de gerekse dünyada yaşanan sosyal gelişmeler nedeniyle kıyafet kanunu ilk günkü sertliğinden taviz vermiştir.Cumhuriyet rejiminin hoşgörüsü nedeniyle palazlanan ve asıl hedefleri tüm cumhuriyet ilke devrimlerini ortadan kaldırmak olan çevreler, güçlerinin son noktasına geldiklerini düşünerek şimdi harekete geçtiler.Ama şunu da herkes bilmelidir ki, insanların özgürlüklerini baskı ve dayatma ile ipotek altına almak isteyen, bir ülkenin kuruluş felsefesine nefret kusan, kuruluş felsefesini ve devrimlerini yıkmak istenler mutlaka hüsrana uğrayacaktır. Cumhuriyet yeteri kadar taviz verdi artık.*****Cumhuriyet’le kıyaslamakBugün İstanbul Valisi Sayın Muammer Güler’e söylemek istediğim bir şey var. Pek sayın valim; İstanbul’un kültür kenti olma toplantısında yaptığınız konuşmayı dinledim. Ancak bir cümlenize çok takıldığımı söylemeden geçemeyeceğim.Efendim diyorsunuz ki “İstanbul’a son beş yılda Cumhuriyet tarihindekinden fazla yatırım yapıldı.” İyi güzel Sayın Valim, siz de bu beş yıl içinde görevdeydiniz. Elbette bazı başarıları üstlenmeniz ve bunları anlatmanız çok doğal.Anlayamadığım kendi döneminizle, pek tabii ki AKP dönemiyle Cumhuriyet’in tamamını kıyaslamaya kalkışmanız.Yani “Cumhuriyet tarihinden bile fazla” diyerek ne demek istiyorsunuz? Son beş yılda önemli işler yapılmış olabilir, ama unutmayın ki İstanbul en büyük eserlerine de cumhuriyet döneminde kavuştu.Sevgili Vali Beyciğim, sözleriniz iktidar mensuplarının çok hoşuna gidebilir. Eh haklısınız, şu anda kaderiniz de onların elinde, hani kendi deyimleriyle “İsterseniz böyle konuşmayın” ama bana yine de dokunuyor.*****Bu adam istifa etmeliYahu bu ne iştir kardeşim, koca YÖK Başkanı için bakanlardan biri “İsterse konuşmasın” diyor, o adam hâlâ yerinde oturuyor. Üstelik tuhaf gülümsemesinden de hiçbir şey kaybetmiyor.Kardeşim üzerinde profesör unvanı var. Bunu nasıl aldığını bilmiyorum ama insan hiç olmazsa bu unvandan biraz utanır. Koca bir profesörün emir eri durumuna getirildiği nerede duyulmuş şeydir.Ama belli ki bu adamın tındığı bile yok. Baksana “İsterse konuşmasın” fırçasından sonra alelacele imam hatiplileri nasıl üniversiteye sokarım telaşına kapılmış. “Sıkıysa yapmasın” bakalım. Bu nedenle aralık ayının başından bu yana YÖK Genel Kurulu’nu bile toplamamış. “Sıkıysa toplasın.”Yazık bu ülkeye çok yazık. Üniversitelerimiz böyle bir kafanın yönetiminde mi olacaktı?*****AynaKöylü adamın biri iş icabı kasabaya inmiş. Dönerken karısına hediye olsun diye bir ayna satın almış. Eve geldiğinde daha önce hiç ayna görmemiş karısına aynayı vermiş. Karısı aynaya bakınca ağlaya ağlaya anasının yanına koşmuş, “Ana, ana bak oğlunun yaptığına. Bunca yıldan sonra üzerime kuma getirmiş” diyerek aynayı anasına uzatmış. Anası aynaya bakınca “Tüüü.. Gözün kör olmasın damat, bu karı hem yaşlı hem çirkin” demiş.*****Her durumda evlenin. İyi bir eşiniz olursa mutlu olursunuz.Eşiniz kötü olursa filozof olursunuz.. Sokrates *****Var mısın oğlumErgenekon olayında tutuklanan tetikçi ile azmettirici neredeyse herkesin dinlediği “telefonda!” konuşuyor.- Orhan Pamuk işini halledince iki trilyon da hesabımızda olacak, var mısın oğlum? - Varım abi.*****Atatürk’e küfürAtatürk’e hakaret eden Profesör Atilla Yayla’ya 3 yıl hapis cezası verildi. AB bu işe çok öfkelendi. Türkiye’deki iktidar ve ona yandaş olanlar bu karardan hiç memnun değil.Prof. Yayla ve kendisine destek verenler “Bir bilim adamının bile görüşlerine tahammül edemeyecek miyiz?” diye feryat ediyor. Ama bakın durum o değil.Atilla Yayla o görüşlerini örneğin Türk Tarih Kurumu’nun bilimsel bir toplantısında söylese haklı olabilirlerdi.Oysa Yayla bu konuşmasını AKP’nin düzenlediği ve sadece partililerin katıldığı bir toplantıda yaptı. Bu durumda konuşma bilimsel olmaktan öte siyasi anlam kazanır. Ve en fenası da bir profesörün, karşısındaki topluluğun hoşlanacağı biçimde bir konuşma yapmasıdır.Verilen cezanın niteliğini bilemem, eğer yasalarımızda varsa elbette uygulanacaktır. Ama kimse “bilimsel bir konuşma” yalanının arkasına da sığınmasın.

Devamını Oku

“İsterse söylemesin” bir milattır

28 Ocak 2008

Sayın Unakıtan; Bütçe ile ilgili açıklamalar yaparken açık kalan mikrofondan sesinizi tüm Türkiye duydu. Müsteşarınızın “YÖK Başkanı da iyi konuşuyor” sözlerine karşılık “İsterse konuşmasın” dediniz.Bu bana göre iktidarınız adına bir milattır. Pek çok kişinin kafasında duran şüphe bence bu cümle ile su yüzüne çıkmıştır. İktidarınızın bir gizli gündemi olup olmadığı konusundaki kuşkular bu sözlerinizle dağılmıştır. Bu sözlerle “gizli bir gündeminiz” olduğu adeta kanıtlanmaktadır.Sayın bakan; olayın ortaya çıkmasından sonra hepimizi çok şaşırtan bir açıklama yaptınız. “İsterse söylemesin” cümlesini YÖK başkanı için kullanmadığınızı, medyanın bunu çarpıttığını ileri sürdünüz.Geçenlerde orta zekalı deyimini kulandığım yazıya tepkiler almıştım. Orta zekalı dediğim kişiler ne benim zekamı bıraktılar ne de halk düşmanlığımı. Oysa bunda yanlış bir şey yoktu. Dünyanın bütün ülkelerinde geniş halk kitleleri orta zekalıdır, bunda ayıp bir şey yok, hatta Amerikan halkının ortanın altı zekaya sahip olduğunu bile söyleyebiliriz.Ama orta zekalılara salak muamelesi yapmak çok ayıptır. Ve sayın bakan ne yazık ki siz herkese salak muamelesi yapıyorsunuz. O sözleri herkes duydu, bunun başka anlama gelmesi mümkün mü?Ancak daha sonra söylediğiniz sözler bence daha üzücü. Çünkü “Medya böyle yapacaksa olmaz, insanların özeline girmek ahlakla bağdaşmaz” diyorsunuz. İyi de sayın bakanım kimse sizin özelinize girmedi ki. Kimse evinize, odanıza, makamınıza gizli mikrofon da yerleştirmedi. Zaten önünüzde duran mikrofonlardan duyuldu sesiniz. Buna özel diyemezsiniz ki.Bunun da ötesinde gerçek fikirler çoğu kez kamuoyu önünde açıklanmayan fikirlerdir. Asıl niyetler kapalı kapılar ardında ortaya dökülür. Sizin hatanız kapalı kapılar ardında olduğunuzu sanmanız.Ama en azından YÖK Başkanı konusundaki gerçek fikrinizi öğrenmiş olduk. Diğerleri hakkında da farklı olduğunu sanmıyorum. Milat demem bundan. Çünkü şimdi herkes biliyor.*****Bir öğrencinin FeryadıCan Bey merhaba. Ben Fırat Berkan Bağcı. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde ikinci öğretim makine mühendisliği okumaktayım. Bahar dönemi katkı payları açıklandı. İkinci öğretimin ücreti 688 YTL. Bu nasıl bir adaletsizliktir? Zoruma gidiyor. İstediğim bölümü okumak için 2. öğretimi seçtim. Neden bu haksızlık? Akşam derse gidiyorum yemekhane, kantin, kırtasiye kapalı. Tuvaletler kapalı. Ama ben 688 YTL harç veriyorum. Verdiğim bu paraya karşılık doğru düzgün hizmet alamıyorum. Sizden rica ediyorum bu konuyu gündeme getirin. Öğrencileri artık kaz gibi görmeyi bıraksınlar. Bizim de anne babamız var. Çoğu arkadaşım gibi ben de aileme bu parayı ödetmek zorunda bırakılıyorum. Bu durumdan çok rahatsızız. Saygılar, iyi çalışmalar.*****Töre cinayetiMardin Midyat’ta okul yaptıran hayırsever Ferhat Şenatalar uğramıştı geçenlerde. Şenatalar sık gittiği bölgede töre cinayetlerinin çok yaygın olmasından yakınıyor. Bir önerisi var. Diyor ki “Töre cinayeti işleyenleri aile destekliyor ama devlet besliyor. Bu nedenle töre cinayeti işleyenlere sadece hapis cezası verilmemeli. Hapishanedeki tüm masrafları da misliyle aileden alınmalı.” Töre cinayetini çözmez tabii ama belki birkaç kişi için caydırıcı olur. Konu açılmışken ben de bir öneride bulundum; “Madem öyle, o halde sadece tetikçinin hapse atılmasıyla yetinmeyelim, cinayete karar veren aile bireylerine de en azından bazı kamu haklarından mahrumiyet verelim.”*****FalcıAdamın biri falcıya gider. Garip kıyafetli kadın loş odadaki kristal küresine baktıktan sonra kürenin üzerini hemen örter ve “Kalk git buradan” der. Adam şaşkınlıkla “Ne oldu çok kötü bir şey mi gördün?” diye sorar. Falcı “Şu kadarını söyleyeyim” der, “Öyle bir iş yapacaksın ki tüm ülkenin kaderiyle oynayacaksın ve insanlar seni lanetleyecekler.” Adam üzgün biçimde falcının evinden çıkar. Aklında hep söylenenler vardır. Düşünür taşınır ve “Böyle kötü bir şeye neden olmaktansa öleyim” diyerek yakındaki tren yoluna doğru yürür.Umutsuz biçimde rayların üzerine yatan adam trenin gelmesini beklemeye başlar. Tam tren gözüktüğü sırada oynadığı topun peşinden koşan bir küçük çocuğun rayların üzerinde takılıp düştüğünü ve ayağının sıkıştığını görür.Adam çocuğu kurtarmak uğruna kendi ölümünü unutur ve fırladığı gibi çocuğu trenin altından son anda kurtarır.Sonra da çocuğa sorar: “Adın ne senin?” Fıkranın sonu: Almanya’da çocuk “Adolf Hitler” demiş. İtalya’da “Benito Mussolini” cevabını vermiş küçük çocuk. Amerikalı çocuk ise “George Bush” diye konuşmuş. Başka ülkelerde kimin adı verilir herkes beğendiğini koysun.*****Fenerbahçe olayıSivasspor ve Fenerbahçe, ikisini yan yana koyun, biri Anadolu’da kendi halinde, mütevazı bütçesiyle, biraz özel yeteneklerle, biraz hırsla ligde zirveye çıktı. Peki bu özellikler Sivas’ın zirvede kalmasına yeter mi? Yetmez. Ama Sivas’a bir süre bahar havası yaşatır.Fenerbahçe ise sağlam altyapısı, temel ilkeleri olan, Türkiye’ye olduğu kadar dışa da açık, yeniliklerden yana.Sivasspor liderliğini korumak için bölgesinin iklim şartlarına ve arkasındaki seyirci desteğine güveniyordu. Havanın çok soğuk olması rakip takımları etkiliyor, iyi top oynamalarını engelliyordu.Fenerbahçe ne yaptı? Futbolcularına termal forma diktirdi, ayaklarına naylon çorap, başlarına bere geçirdi, şartları eşitledi. İstanbul’dan da hayli seyirci taşıdı.Sivasspor efsanesini bitiriverdi.Yani diyeceğim sadece futbolda değil, kimse şimdilik içinde bulunduğu iklime ve taraftar desteğine güvenip efelik yapmamalı. Çarpıverirler.Umut, uyanık adamın rüyasıdır. Aristo

Devamını Oku

Artık her pazartesi geçen haftanın değerlendirmesini birlikte yapacağız

27 Ocak 2008

Sevgili okurlar; Bugünden itibaren her pazartesi sizlere bu köşe ile ilgili ayrıntılı bilgiler vermek istiyorum. Bir hafta nasıl geçti, hangi yazılar ne kadar ilgi ve tepki gördü, hangi yazılara ilgililerinden cevaplar geldi gibi sorulara da cevap vermeye çalışacağım.Önceki hafta Kuryenet ile ilgili yazdığım yazıya sizlerden pek çok mesaj geldi. Değişik kurye şirketlerinden kaynaklanan benzer şikâyetler aldım. Bu arada Kuryenet’in sahibinin de, mesleğe başladığım yıllarda rahle-i tedrisinden geçtiğim bir gazeteci ağabeyimin kızı ile eşi olduğunu öğrenince biraz canım sıkılmadı değil. Hata elbette kendi şirketlerinindi ama işlerini bozmuş duruma düşmek istemezdim.Aynı konuda cuma günü Akbank Kurumsal İletişim Bölümü Halkla İlişkiler Müdürü Özlem Yalçın’la bir öğle yemeği yedim. Yalçın yaşanan tatsızlık için üzüldüklerini ve kurye şirketini de uyardıklarını söyledi.İstinye Park’ın apartman bölümünün inşaatının yarattığı çamur kirliliği konusunda da İstinye Park Genel Müdürü aradı ve “Biz de yakınıyoruz. Sürekli önlem almaya çalışıyoruz. Ama aynı yerde yol ve tünel inşaatı da var, hepsi bizim üzerimize kalıyor” dedi.Önceki hafta Cemil İpekçi ile ilgili yazdığım yazı, İpekçi’nin katıldığı Objektif programında konu oldu. Kadir Çelik’in sorusu üzerine İpekçi benim “belden aşağı” vurduğumu söyledi. Oysa ben İpekçi’nin eşcinselliği üzerine en küçük bir gönderme bile yapmadım, “belden aşağı” deyimi yanlış oldu. Ama belli ki Cemil İpekçi için bir şey söylemek artık mümkün değil, o kendi bildiği yolda dörtnala gidiyor.Cüneyt Koryürek’ün ölümüyle ilgili çok sayıda başsağlığı mesajı geldi, herkese teşekkür ederim.Bir de birkaç bilgi vereyim. Yılbaşından bu yana sayfada gördüğünüz “kamyon yazılarını” hoşgörülerine dayanarak Horoz Nakliyat’ın yayınladığı kitaptan aldım. O yazıların hepsi gerçek.*****Cüppe neden olmaz?Türbanı ille de savunanlar “Türban sadece üniversitelerde kullanılabilecek. Bunun dışında kamu alanında hizmet verenler tarafından yine kullanılamayacak. Ayrıca türban dışındaki yine dini sembol olarak anlaşılabilecek giysilere de izin verilmeyecek” diyor.İyi de neden peki?Konu inanç ve özgürlük değil mi? Bu durumda inancı gereği türban takan genç kızın üniversite hakkı oluyor da erkeğin cüppeli veya sarıklı olmasına neden izin yok?Türbana özgürlük verildikten sonra erkeklerin de “Biz de cüppelelerimizle, sarıklarımızla gelmek istiyoruz, çünkü inancımız bu, ayrıca kişisel özgürlüğümüze kimse karışamaz, demokrasi var” deme hakları doğacaktır.Yine aynı şekilde türbanın sadece üniversitede serbest bırakılması da inançlara, özgürlüğe ve demokrasiye aykırı olacaktır. Üniversiteye türbanla giden ve Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olan bir genç kız kaymakam olmak istediğinde “hayır” denecektir. Bu genç kız “Benim çalışma özgürlüğümü elimden alamazsınız” dediğinde kimsenin buna cevabı olamayacaktır.Bu durumda ortaya büyük bir sahtekârlık çıkıyor. “Şimdilik üniversitede türbanı serbest bıraktıralım, gerisi Allah kerim” anlaşıyından başka bir şey değildir bu. Anlamadığım, yıllardır “inanç, özgürlük ve demokrasi” sarmalında konuyu sömürenlerin “Biz kamu hizmetinde türbanı istemiyoruz” demeleridir. Daha büyük bir sahtekârlık olabilir mi?*****KAMYON YAZILARINe ekonomik kriz, ne küresel ısınma sen önüne bak yolunu şaşırma*****Yeni öğretmen Yeni mezun öğretmen ilk kez işe başlar. Teneffüs sırasında bütün çocuklar futbol oynarken bir çocuğun oyun alanının sonunda kenarda durduğunu görür. Çocuğun iyi olup olmadığını öğrenmek üzere yanına yaklaşır ve çocuk bir sorununun olmadığını söyler. Bir süre sonra çocuğun yine tek başına aynı yerde durduğunu görür, içi rahat etmez ve iletişim kurmak için tekrar çocuğa yaklaşarak, “senin arkadaşın olmamı ister mısın?” diye sorar. Çocuk pek hevesli olmamakla birlikte “tamam” der. İlerleme kaydettiğini düşünen genç öğretmen “Bütün çocuklar topun peşinde koşturup oynarlarken sen neden burada duruyorsun?” diye sorar. Afallayan çocuk hayretle cevap verir: “Çünkü.. ben kaleciyim!!!” *****Fransız malıyla Paris’e girerken dikkat Özellikle moda konusunda dünyanın en çok tanınmış markasına sahip ülkesi Fransa. Markalarıyla övünen Fransa’nın en büyük derdi ise bu markaların taklitlerinin yapılması.Dünya piyasalarında pahalı Fransız markalarının “Çin işi” ve “çok ucuz” taklitleri çok rağbet görüyor. Fransa bunu önlemek için birçok ülkede girişimlerde bulunuyor, davalar açıyor.Bununla da yetinmeyen Fransa gümrük kapılarında sahte “Fransız markalı mal” bulursa da işlem yapıyor. Ama bu, tatsız olaylara da neden olabiliyor. İşte geçen hafta bir tanıdığım Paris havaalanında hayli zor anlar yaşadı.Tanıdığım kişi uçaktan Louis Vuitton marka bir bavulla iniyor. Gümrükten geçerken görevli kendisini durduruyor ve “bavulun sahte olup olmadığına bakacağını” söylüyor. Ancak hayli kullanılmış bavulun sahte olup olmadığını bir türlü anlayamıyor. Faturasını istiyor. Nereden bulacaksın ki faturayı.Sonunda bavulun sahte olmadığı anlaşılıyor ama mahcup olan görevli bu kez bavulun içini aramaya başlıyor.Tanıdığım kişi üst üste katılacağı birkaç davet olduğu için yanında birkaç gece elbisesi de getirmiş, şansa bakın ki onlar da Fransız markalı. Bu kez bu giyeceklerin sahte olup olmadığı tartışması başlamış. Sonunda iş tatlıya bağlanmış ama tanıdığım kişi üç saatini gümrükte geçirmiş.Kıssadan hisse: Siz siz olun, Paris’e giderken yanınızda ya Fransız markalı mal götürmeyin ya da faturalarını atmayıp saklayın.***** Fon transferi için elektronik bankacılıktan hızlı tek yol vardır ve buna evlilik adı verilir. James Holt McGavran

Devamını Oku

Hiç auranızın fotoğrafı çekildi mi?

26 Ocak 2008

Hep duyarım şu “aura” kavramını. Bende elbette bazı çağrışımlar yapar da tam anlamını bilmiyordum. Sorup öğrendim. Aura’nın anlamı şöyle:1- Bir kişi veya nesneye dair ayırt edici fakat doğrudan algılanamayan özellik, atmosfer.2- Teozofi’de (insan ile evren ve Tanrı arasındaki ilişkileri açıklayan felsefe) kullanılan bir terim olup, canlıların bedenlerinden yayıldığı varsayılan ışınımla oluşan ve git gide yayılan tesir kuşakları tarzında kendini gösteren elektromanyetik alana verilen addır.Yani en basit anlatımıyla bedenimizi saran ama görmediğimiz bir bulut, sis.Peki bunun fotoğrafını çekmek mümkün mü? O da oluyormuş. Ama çok özel tekniklerle yapılıyormuş bu. Ben de yeni öğrendim. Üstelik tesadüfen.Darüşşafaka Sosyal Tesisleri’nin spor salonuna uğramıştım. Metin Yahya Üster ile tanıştım orada. Meğer bundan önce defalarca televizyonlara çıkmış. Gazetelerde de kendisinden söz edilmiş. Nedense dikkatimden kaçmış.Üster, 7 yılını Tibet’te bir mağarada geçirmiş. Bir tür Nirvana gibi bir şey anladığım. Hem spritüel alanda yetiştirmiş kendini hem de renklerin insan üzerindeki etkilerini öğrenmiş.Bir Rus bilim adamının bulduğu çok özel fotoğraf makinesi ile auranızın fotoğrafını çekiyor. Çıkan fotoğraftan da sizinle ilgili kişilik ve karakter tahlili yapıyor. Metin Yahya Üster benim auramın da fotoğrafını çekti. Duvarında asılı aura fotoğraflarından farklı bir fotoğraf çıktı. Biraz şaşırtıcı görünümü var. Üzerine de benimle ilgili bazı şeyler anlattı. Bunlar özel, yazmam. İyi ya da kötü olmasından dolayı değil, bu tür bilgileri sadece ilgili kişiye anlattığınızda önemi var çünkü. Başkası için hiçbir şey ifade etmeyebilir.Ancak şu kadarını söyleyeyim insanı etkiliyor. Üzerinizde sizin görmediğiniz bir sis tabakasının olması ve bunun belki de sizin hayatınızı yansıttığını öğrenmek bile şaşırtıcı oluyor. *** Bize özgü hastalıklar - Kardan adama tekme atma hastalığı- Yeni atılmış betona basma veya isim yazma hastalığı- Gazete ve dergilerdeki resimlere sakal, bıyık ve gözlük yapma hastalığı- En iyi arabayı ben kullanıyorum zannetme hastalığı- Kar topunun içine buz veya taş koyma hastalığı- Cep telefonu kullanımının yasak olduğu ortamlarda ısrarla görüşme yapma hastalığı- Belediyenin duraklara koyduğu saatlerin yelkovan ve akrebini sökme hastalığı- Kumsalda deve güreşi yapma hastalığı- Şahin model arabayı, Doğan görünümlü yapma hastalığı- Ağaçlara ve banklara kalp ve isim baş harfi kazıma hastalığı- Derslerini çalışıp sınıfını geçenleri inek sanma hastalığı- Mesleğimizdeki unvanımızı İngilizce olarak söyleme hastalığı- İskambil kağıtlarından kule yapan birinin kulesini bozmaya çalışma hastalığı- Cep telefonu ile bağıra bağıra konuşma hastalığı *** ŞerefeBir kadınla bir adam arabalarında giderlerken çarpışırlar. İkisinin de arabası mahvolur ama şans eseri ikisi de hiç yara almadan kurtulur. Arabalarından sürünerek çıkarlar ve kadın adama bakıp: “Çok ilginç! Sen erkeksin ben de kadın. Arabalarımız mahvoldu ama ikimize de hiçbir şey olmadı. Bu belki de tanışıp, dost olup, hayatımızın sonuna kadar huzur içinde birlikte yaşamamız için bir işarettir” der. Müthiş heyecanlanan adam: “Evet, galiba haklısın” diye cevap verir. Kadın şaşkınlıkla “Bak, arabam hurdaya döndü ama bir şişe şarap sapasağlam. Bu kesin bir işaret. Bu şarabı içip şansımızı kutlamalıyız” derken, şarap şişesini adama uzatır. Adam şişeyi alır, açar ve yarısını içip kadına verir. Kadın hemen şişenin mantarını kapatıp adama geri uzatır. Bunun üstüne adam sorar: “Sen içmeyecek misin?” kadın cevap verir: “Hayır, ben polisi bekleyeceğim!” *** KAMYON YAZILARIYolun düzünü sözün özünü severim *** Renklerin dili Renklerin hayatımızdaki önemini ne kadar biliyoruz. Auramın fotoğrafını çeken Metin Yahya Üster’e göre renkler bizim her şeyimiz. Tüm karakterimiz, yapımız rengimize göre oluşuyor.Hayatımızın renklerini bulmak için de doğum tarihi kullanılıyor. Doğum tarihindeki rakamların her biri bir rengi tanımlıyor. Buna göre kendimize ait renklerin bir sıralaması çıkıyor ortaya. Bu da yaşam hakkında bazı ipuçları veriyor insanlara.Kimileri tabii bunu gelecekten bir haber almak gibi yorumlamak istiyor ama Üster bunun kesinlikle yanlış olduğunu söyleyerek “Renklerden yola çıkarak gelecek bilinmez ama karakteriniz oraya çıkacağı için neler yapabileceğiniz hakkında fikir verir” diyor.Herkese göre sıralama elbette ayrı çıkıyor ama hangi rengin ne anlama geldiğini yazayım.Kırmızı: Sevgi irade atak kişilik, kendinden eminlik.Turuncu: Duygusallık, yapıcı ve neşeci arayış.Sarı: Entelektüel güç, yöneticilik, hırs ve iddia, zeka.Yeşil: Denge huzur, güven, istikrarlı kimlik.Mavi: Enginlik, derinlik, sonsuzluk, gururlu içsellik, iletişim, gizem.Çivit mavi: İkili ilişkiler, sezgi gücü ve kavrayışta üstünlük.Eflatun: Arzuların değişimi, bilge, kutsal, ulvi kimlik.Opal: Hayatın anlamı, serbestiyet, geniş gönüllülük.Lal: Acımak, özgür irade, merhameti sağlamak.Tabii bu renklerin önceliği ve sıralaması kişilere göre değiştiği için, birbirini sıralayan biçimde yorumlanması da farklı oluyor. *** Bir insan sabahleyin doğru yolda ise, akşam saatlerinde de öyle kalacak ve bundan pişman olmayacaktır. KONFÜÇYÜS *** Aritmetik Aşk aritmetiğiAkıllı erkek + akıllı kadın = aşkAkıllı erkek + aptal kadın = ilişkiAptal erkek + akıllı kadın = evlilikAptal erkek + aptal kadın = hamilelikOfis aritmetiğiAkıllı patron + akıllı eleman = kârAkıllı patron + aptal eleman = üretimAptal patron + akıllı eleman = terfiAptal patron + aptal eleman = fazla mesaiAlışveriş aritmetiğiBir erkek kendisine gerekli olan ürünü almak için 1 liralık ürüne 2 lira öder.Bir kadın kendisine gerekmeyen ürünü almak için 2 liralık ürüne 1 lira öder.

Devamını Oku

Türbanlı kadınların içkili yerlere gitmesi caiz mi?

25 Ocak 2008

Perşembe günü iki ünlü isimin ağzından Nişantaşı’nda lokantalara giden türbanlı kadınlara başı açık bazı kadınların tepki gösterdiğini yazmıştım. Yazının yayınlanmasından sonra aklıma geldi. Nişantaşı’nda yemek yenilen yerlerin neredeyse tamamı aynı zamanda içki servisi de yapıyor.Peki bu durumda “İslami inançlara sonuna kadar bağlı” bir kadının bilerek, isteyerek ve hiçbir zorunluluğu olmadığı halde içkili yere gitmesi caiz midir? Bu soru kafama takıldı.Israrla türban takanlar, Başbakan’ın “velevki simge” sözüne hiç aldırmıyor bile. Onlar konuyu “dini inanç” ve “özgürlük” açısından değerlendiriyor. O halde dini inancı çok kuvvetli olan birinin içkili yere gitmesi herhalde doğru değildir.Ama bakıyorsunuz gerçek hayatta bu böyle değil. Yan masada içki içilen otel restoranında iftar da yapıyorlar, Bodrum’un neredeyse caddelerinden içki akan Türkbükü sahillerine de gidiyorlar, Reina’nın alkollü atmosferine girmekten de çekinmiyorlar, Nişantaşı’nda içkili lokantalara da takılıyorlar.Bunun ne anlamı olabilir. Takıyye deseniz değil. Çünkü takıyye, Müslüman olduğunuzu göstermenizin can güvenliğinizi tehlikeye attığı durumlarda kullanılır. Yani diyelim ki tamamen Hıristiyanların olduğu bir yerdesiniz, biliyorsunuz ki Müslüman olduğunuz öğrenilirse sizi öldürebilirler. Bu durumda asıl kimliğinizi gizleyerek, gerektiğinde İslama göre haram olan şeyleri bile yapabilirsiniz.Tabii bu günümüz için geçerli değil, yüzlerce yıl öncesinin koşulları.Türbanlı kadınların Nişantaşı’nda ya da bir başka yerde, bilerek ve isteyerek içkili yerlere girmelerinin tek anlamı vardır: Bayrak göstermek. Yani “Bakın biz her yerdeyiz, siz nasıl yaşıyorsanız biz de öyle olmak istiyoruz” demek.Oysa bu tür sahtekârlıkları bir kenara bıraksak belki toplumsal uyumu sağlamak daha kolay olacak.***** Gül’ün içerlemesine gerek yok Başkomutan Abdullah Gül kendisine verilen hediyelerin sorulmasından rahatsızlık duyuyormuş. Bu tür yayın ve sorulara da içerliyormuş. Çünkü Çankaya Köşkü’ne gelen her hediye envantere kaydediliyormuş. Bunun sorulması ayıpmış.Gül olayı böyle duygusal boyuta taşıdıktan sonra, sorulan sorulara cevap vermekten de kurtuluyor. İyi taktik yani.Ancak, Gül’ün içerlemesine hiç gerek yok. Nedeni basit; kimse kendisine gelen tüm hediyeleri sormuyor. Sorulan sadece Suudi Kralı’ndan bir hediye gelip gelmediği. Elbette her gelen yabancı devlet büyüğü eli boş gelmiyordur. Bunları da çok merak etmiyoruz.Kral’ın hediyesi neden önem kazandı? Basit: Ekvator Devlet Başkanı Suudi Kralı’nın karısına hediye ettiği mücevherlerin değerinin yüz binlerce dolar olduğunu ve bunları satarak sosyal fona aktarmak istediğini açıkladı.Merak buradan kaynaklanıyor. Almanya’da trafik polislerine bile zarf içinde para dağıtan Suudi Kralı Türkiye’de ne çap ve ebatta hediye verdi. Çankaya’ya düşen pay nedir? Bu kadar basit. Alınganlığa ve üzülmeye hiç gerek yok.*****KAMYON YAZILARI Kısa farlarla yola devam, uzunlarda ÖTV var*****Meğer darbe olacakmış Ergenekon operasyonu yapıldı ya, AKP yandaşları durumdan pek memnun. İşi gücü bıraktılar “Cinayetler işleyeceklerdi, darbe hazırlığındaydılar, işin sonuna kadar gidin” diye yazıp duruyorlar.Burada ilginç olan şu: “Darbe hazırlığı yapılıyordu.” Kaos çıkarmayı anlarım da darbe başka. Çünkü darbeyi kim yapacaksa onunla işbirliği içinde olmanız da gerek.Şu anda kim darbe yapabilir? Ordu. Demek ki Ergenekon çetesi orduyla işbirliği halinde. Başka izahı yok. Ama ne tuhaftır ki herkesin açık açık bağırdığı “Darbe yapılacaktı” ithamına Genelkurmay’dan tek cevap bile yok. Hiçbir şey söylememek kabullenmek anlamına mı geliyor?*****İşte böyle bir milletiz Güneydoğu’da terör fırtınası esiyor. Her Türk’ün kanı kabarıyor. Askerlik şubelerinin önü “gönüllü” olmak isteyenlerle dolup taşıyor. Sokaklarda, kahvelerde, evlerde “kahramanlık” nutukları atılıyor. Askere övgüler düzülüyor.Sonra aynı insanlar “askerliğin kısalması” için adeta yalvar yakar oluyorlar.Bakın MHP, Meslek Yüksek Okulları mezunlarının da kısa dönem askerlik yapabilmeleri için harekete geçti. MHP niye böyle bir şey yapıyor? Çünkü bunun prim yapacağını ve partisine oy kazandıracağını düşünüyor.Yani kahraman Türk milleti, askerliğini kısa yapabilmek için kendisine yol açacak siyasi partiye destek verecek.Sizce bu işte bir tuhaflık yok mu?*****Yunanistan reklamları Karamanlis’in Türkiye ziyareti nedeniyle olsa gerek İstanbul’un pek çok billboard’unda Yunanistan reklamları var. Birkaç değişik reklam panosunda Türkler Yunanistan’ın “eşsiz” güzelliklerini yaşamaya çağrılıyor. Merakım şu: Bu reklamlar paralı mı yoksa jest olarak mı yayınlanıyor? Ya da Yunanistan Karamanlis’in gezisini bahane ederek böyle bir kampanya mı başlattı? Aynı şekilde şu anda Atina sokaklarını da Türkiye reklamları kaplıyor mu?Kötü niyetle sormuyorum. Pek çok kişinin merakı bu yönde de.*****Bu da bir şey mi?Dün karneler dağıtıldı. Gazeteye gelirken ellerinde karne ile eve koşan pek çok öğrenciye rastladım. İşte, çocuk karnesini almış. Ama öğremeni karneyle birlikte bir not yollamış çocuğun babasına. “Oğlunuz çok konuşuyor.” Notu okuyan baba okullar açılınca öğretmenine vermesi için notun altına cevap yazmış: “Bu da birşey mi siz bir de annesini görün”***** Evlendikten sonra erkek ve kadın, yazı tura gibidir; asla yüz yüze gelmezler, ancak hep beraberdirler. Hemant Joshi

Devamını Oku