Pek değerli Devlet Bahçeli; Hatırlarsınız sizinle birkaç yıl önce hayli uzun bir sohbet yapmıştık. İlk kez tanıyordum sizi. Gösterdiğiniz nezaketten o kadar etkilenmiştim ki hâlâ anlata anlata bitiremiyorum.
Özellikle sizi tanıdıktan sonra MHP gibi kimi çevrelerde farklı tepkilere de neden olan bir partinin başında oturmanızın ülke adına da bir güvence olduğunu düşünüyordum.
Ancak 22 Temmuz seçimlerinin öncesinden itibaren takındığınız tavrı anlamakta güçlük çekiyorum. Örneğin miting meydanlarında kalabalıklara ip attınız. Pek çok kişiyi ürküttü bu davranışınız, biraz eskiyi hatırlattı.
Değerli Devlet Beyciğim; seçimlerden sonra anladığım kadarıyla hukuk ve demokrasiye bağlılığınızı göstermek adına daha ortada fol yok yumurta yokken Cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılacağınızı ve 367 sorununa yol açmayacağınızı söylediniz. Oysa çok değil bir hafta bekleseniz AKP uzlaşmak için yanınıza gelmek zorunda kalacaktı. Bu durumda örneğin Çankaya’ya Gül gibi fanatik bir AKP’li ve Cumhuriyet değerleri ile ilgili hakkında kimilerinin derin kuşkuları olan biri yerine belki daha ılımlı ve uyumlu biri çıkacaktı.
Ardından hiç gereği yokken türban konusunda AKP’nin önüne geçtiniz. AKP bu konuda ne yapacağını bilemez haldeyken yine imdada yetiştiniz.
Ama değerli Devlet Bey, TÜSİAD konusundaki çıkışınızı hiç anlamış değilim. Patronlar tam beş yıldır bu iktidarın korkusu ile kıpırdayamaz haldeydi. Ne bir eleştiri getiriyorlardı ne de aykırı bir söz söylüyorlardı. İlk kez yüreklenip seslerini yükselttiler, daha AKP ne söyleyeceğini bilemeden kendinizi ortaya attınız. Bir nevi AKP’ye kalkan oldunuz. Bakınız AKP’den iş dünyasına tek söz bile yok. Çok mu gerekliydi bu çıkışlar Devlet Beyciğim, bilemiyorum artık. Ama şunu bilin ki ülkenin yarıdan fazlası miting meydanlarında attığınız ipin ‘terörist başı’ için değil, AKP’yi kurtarmak için olduğuna kanaat getirmeye başladı.
Tepetaklak düşüş
Temmuz seçimlerinden sonra oluşan MHP kadrosuna bakıldığında öne çıkan bazı isimler vardı. Örneğin Deniz Bölükbaşı, Meral Akşener, Oktay Vural. Bu isimler MHP’ye oy vermeyen ama AKP’yi de ülke yönetiminde görmek istemeyen milyonlarca insanın da gönlünü kazanmıştı.
Çünkü çağdaş görünümleri, sakin, doğru, nitelikli konuşmalarıyla “Böyle insanlar Meclis’te oldukça AKP dilediği gibi at oynatamaz” fikrinin yaygınlaşmasına neden oluyorlardı.
Ama MHP’nin türbanla ilgili atağı ile birlikte bu güzel duygular da yerle bir oldu. Umut veren ekip gitti, yerine “türban da türban” diye tutturan ve bu konuda AKP’ye bile parmak ısırtan garip bir söylem çıktı.
Şimdi bu insanlar Cumhuriyet ilke ve devrimlerine bağlı milyonların gözünden tepetaklak düştüler. Türkiye için yazık oldu.
KAMYON YAZILARI
Bir sana, bir de karayollarına hastayım!
Bizden biliyorlar
Mahallenin iki afacan kardeşi tüm mahalleliyi bıktırmış. Afacanların anne ve babasına şikâyet geliyormuş mahalleliden sürekli. Kırılan camların, kuyruğuna teneke bağlanan kedilerin, lastiği indirilen arabaların sorumlusu hep afacan kardeşlermiş.
Anne ve baba usanıp kilisenin papazına anlatmışlar durumu. Papaz “Gönderin çocukları konuşayım” demiş.
Çocukları papazın yanına gitmiş. Papaz önce büyük oğlanı çağırmış, “Söyle bakalım evladım, Tanrı nerede?” diye sormuş. Çocuk susmuş. Papaz tekrar sormuş, “Evladım söylesene Tanrımız nerede?” Çocuk yine susmuş. Papaz ısrarla sormaya devam etmiş, çocuk da susmaya.. Sinirlenmiş Papaz, “Konuşsana be çocuk nerde Tanrı?”
Çocuk aniden fırlayıp, kiliseden koşarak kaçarken seslenmiş kardeşine “Kaçalım çabuk!”
Eve vardıklarında küçük oğlan sormuş büyüğüne “Neden kaçıyoruz ki?” Büyük yanıtlamış: “İşte şimdi hapı yuttuk, Tanrı kaybolmuş bizden biliyorlar!”
Harp okulları da yüksek okul
Eğer türban Anayasa ve YÖK yasası aracılığı ile üniversitelerde serbest hale getirilirse bundan askeri yüksek okullar ne kadar etkilenecek? İlk bakışta “Olur mu canım, askeri okulların kendine göre kuralları var” diyebilirsiniz.
Ancak iş hak ve eşitlikler aşamasında ele alınınca türbanlı kızların harp okullarına en azından başvurmalarının da önüne geçilemez.
Türbanlı bir kız sırf şov olsun diye örneğin Kara Harp Okulu sınavları için başvurabilir. Tamam, belki alınmayı bırakın sınava bile sokulmaz ama kamuoyunun önüne yeni bir tartışma konusu atılır mı atılmaz mı? Siz ona bakın.
Sultanahmet taksicileri
Olayı Seiko saatleri Türkiye Temsilcisi, okul arkadaşım Mehmet Aydın anlattı. Geçen yıl dünyanın tüm ülkelerindeki Seiko temsilcileri İstanbul’da toplanmışlar. Resmi toplantılar dışında konuklar bol bol İstanbul’u gezme imkânı da bulmuş.
Heyetteki Japon temsilciler son gün Sultanahmet’te gezdikten sonra ellerindeki listeye bakarak bir de İstinye Park’a gitmek istemiş. Sultanahmet’ten bir taksiye binmişler. İstinye Park’a geldiklerinde taksici Japonlardan 100 Euro istemiş. Japonlar çok şaşırmış. Dünyanın her yerinde taksiye biniyorlar, böyle bir fiyat yok. Tabii itiraz etmişler. Taksici bunun üzerine bıçak çekmiş. Japonlar parayı vermiş.
Mehmet Aydın akşam olayı öğrenince deliye dönmüş. Ne yapacağını da bilememiş. Aynı gün o da taksiye binmiş. Yolda şoföre olayı anlatmış. Şoför “Böyle bir şey olmaz, taksiciler turiste bıçak çekmez, ama Sultanahmet’teki taksicilerden garip şikâyetler aldığımız da bir gerçek” demiş.
Mehmet Aydın “taksinin plakasını bilmiyoruz, kime şikâyet edeceğiz” diyor. Ben yazdım işte. Taksiciler Federasyonu’nun dikkatine.
Olgun insan; güzel söz söyleyen değil, söylediklerini yapan ve yapabileceklerini söyleyen insandır
Konfüçyüs

