Artık her pazartesi geçen haftanın değerlendirmesini birlikte yapacağız

Haberin Devamı

Sevgili okurlar; Bugünden itibaren her pazartesi sizlere bu köşe ile ilgili ayrıntılı bilgiler vermek istiyorum. Bir hafta nasıl geçti, hangi yazılar ne kadar ilgi ve tepki gördü, hangi yazılara ilgililerinden cevaplar geldi gibi sorulara da cevap vermeye çalışacağım.

Önceki hafta Kuryenet ile ilgili yazdığım yazıya sizlerden pek çok mesaj geldi. Değişik kurye şirketlerinden kaynaklanan benzer şikâyetler aldım. Bu arada Kuryenet’in sahibinin de, mesleğe başladığım yıllarda rahle-i tedrisinden geçtiğim bir gazeteci ağabeyimin kızı ile eşi olduğunu öğrenince biraz canım sıkılmadı değil. Hata elbette kendi şirketlerinindi ama işlerini bozmuş duruma düşmek istemezdim.

Aynı konuda cuma günü Akbank Kurumsal İletişim Bölümü Halkla İlişkiler Müdürü Özlem Yalçın’la bir öğle yemeği yedim. Yalçın yaşanan tatsızlık için üzüldüklerini ve kurye şirketini de uyardıklarını söyledi.

İstinye Park’ın apartman bölümünün inşaatının yarattığı çamur kirliliği konusunda da İstinye Park Genel Müdürü aradı ve “Biz de yakınıyoruz. Sürekli önlem almaya çalışıyoruz. Ama aynı yerde yol ve tünel inşaatı da var, hepsi bizim üzerimize kalıyor” dedi.

Önceki hafta Cemil İpekçi ile ilgili yazdığım yazı, İpekçi’nin katıldığı Objektif programında konu oldu. Kadir Çelik’in sorusu üzerine İpekçi benim “belden aşağı” vurduğumu söyledi. Oysa ben İpekçi’nin eşcinselliği üzerine en küçük bir gönderme bile yapmadım, “belden aşağı” deyimi yanlış oldu. Ama belli ki Cemil İpekçi için bir şey söylemek artık mümkün değil, o kendi bildiği yolda dörtnala gidiyor.

Cüneyt Koryürek’ün ölümüyle ilgili çok sayıda başsağlığı mesajı geldi, herkese teşekkür ederim.

Bir de birkaç bilgi vereyim. Yılbaşından bu yana sayfada gördüğünüz “kamyon yazılarını” hoşgörülerine dayanarak Horoz Nakliyat’ın yayınladığı kitaptan aldım. O yazıların hepsi gerçek.

*****

Cüppe neden olmaz?

Türbanı ille de savunanlar “Türban sadece üniversitelerde kullanılabilecek. Bunun dışında kamu alanında hizmet verenler tarafından yine kullanılamayacak. Ayrıca türban dışındaki yine dini sembol olarak anlaşılabilecek giysilere de izin verilmeyecek” diyor.

İyi de neden peki?

Konu inanç ve özgürlük değil mi? Bu durumda inancı gereği türban takan genç kızın üniversite hakkı oluyor da erkeğin cüppeli veya sarıklı olmasına neden izin yok?

Türbana özgürlük verildikten sonra erkeklerin de “Biz de cüppelelerimizle, sarıklarımızla gelmek istiyoruz, çünkü inancımız bu, ayrıca kişisel özgürlüğümüze kimse karışamaz, demokrasi var” deme hakları doğacaktır.

Yine aynı şekilde türbanın sadece üniversitede serbest bırakılması da inançlara, özgürlüğe ve demokrasiye aykırı olacaktır. Üniversiteye türbanla giden ve Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olan bir genç kız kaymakam olmak istediğinde “hayır” denecektir. Bu genç kız “Benim çalışma özgürlüğümü elimden alamazsınız” dediğinde kimsenin buna cevabı olamayacaktır.

Bu durumda ortaya büyük bir sahtekârlık çıkıyor. “Şimdilik üniversitede türbanı serbest bıraktıralım, gerisi Allah kerim” anlaşıyından başka bir şey değildir bu. Anlamadığım, yıllardır “inanç, özgürlük ve demokrasi” sarmalında konuyu sömürenlerin “Biz kamu hizmetinde türbanı istemiyoruz” demeleridir. Daha büyük bir sahtekârlık olabilir mi?

*****

KAMYON YAZILARI

Ne ekonomik kriz, ne küresel ısınma sen önüne bak yolunu şaşırma

*****

Yeni öğretmen

Yeni mezun öğretmen ilk kez işe başlar. Teneffüs sırasında bütün çocuklar futbol oynarken bir çocuğun oyun alanının sonunda kenarda durduğunu görür. Çocuğun iyi olup olmadığını öğrenmek üzere yanına yaklaşır ve çocuk bir sorununun olmadığını söyler. Bir süre sonra çocuğun yine tek başına aynı yerde durduğunu görür, içi rahat etmez ve iletişim kurmak için tekrar çocuğa yaklaşarak, “senin arkadaşın olmamı ister mısın?” diye sorar. Çocuk pek hevesli olmamakla birlikte “tamam” der. İlerleme kaydettiğini düşünen genç öğretmen “Bütün çocuklar topun peşinde koşturup oynarlarken sen neden burada duruyorsun?” diye sorar. Afallayan çocuk hayretle cevap verir: “Çünkü.. ben kaleciyim!!!”

*****

Fransız malıyla Paris’e girerken dikkat

Özellikle moda konusunda dünyanın en çok tanınmış markasına sahip ülkesi Fransa. Markalarıyla övünen Fransa’nın en büyük derdi ise bu markaların taklitlerinin yapılması.

Dünya piyasalarında pahalı Fransız markalarının “Çin işi” ve “çok ucuz” taklitleri çok rağbet görüyor. Fransa bunu önlemek için birçok ülkede girişimlerde bulunuyor, davalar açıyor.

Bununla da yetinmeyen Fransa gümrük kapılarında sahte “Fransız markalı mal” bulursa da işlem yapıyor. Ama bu, tatsız olaylara da neden olabiliyor. İşte geçen hafta bir tanıdığım Paris havaalanında hayli zor anlar yaşadı.

Tanıdığım kişi uçaktan Louis Vuitton marka bir bavulla iniyor. Gümrükten geçerken görevli kendisini durduruyor ve “bavulun sahte olup olmadığına bakacağını” söylüyor. Ancak hayli kullanılmış bavulun sahte olup olmadığını bir türlü anlayamıyor. Faturasını istiyor. Nereden bulacaksın ki faturayı.

Sonunda bavulun sahte olmadığı anlaşılıyor ama mahcup olan görevli bu kez bavulun içini aramaya başlıyor.

Tanıdığım kişi üst üste katılacağı birkaç davet olduğu için yanında birkaç gece elbisesi de getirmiş, şansa bakın ki onlar da Fransız markalı. Bu kez bu giyeceklerin sahte olup olmadığı tartışması başlamış. Sonunda iş tatlıya bağlanmış ama tanıdığım kişi üç saatini gümrükte geçirmiş.

Kıssadan hisse: Siz siz olun, Paris’e giderken yanınızda ya Fransız markalı mal götürmeyin ya da faturalarını atmayıp saklayın.

*****


Fon transferi için elektronik bankacılıktan hızlı tek yol vardır ve buna evlilik adı verilir.

James Holt McGavran

DİĞER YENİ YAZILAR