Haydi bakalım ‘sıkıysa’ seçmeyin

Haberin Devamı

Şu işe bakın. Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş kulüplerinin başkanları Hasan Doğan’a gitmişler. Kendisinden Futbol Federasyonu Başkanlığı’nı kabul etmesini “rica” etmişler. Hasan Doğan da “Bana bir iki gün süre verin, bir düşüneyim” demiş.

Futbol Federasyonu Başkan adaylarından Ayhan Bermek de adaylıktan çekilmiş.

Böyle bir komedi ancak Türkiye’de oynanır. Çünkü demokratik ülkeler arasında sadece Türkiye’de iktidar “Her şey benim olacak, aksi takdirde başınıza geleceği düşünün” zihniyeti taşımaktadır.

Şimdi bu büyük ve güzide kulüplerimizin başkanları sakın zahmet edip de “Biz en iyi başkanın Hasan Doğan olacağına inanıyoruz, bu nedenle ayağına gittik, ricacı olduk” demeye kalkmasınlar.

Çünkü gerçeği dünya alem biliyor. Hasan Doğan Başbakan Tayyip Erdoğan’a çok yakın bir isimdir ve Erdoğan bu kişinin Futbol Federasyonu Başkanı olmasını istemektedir.

Eğer kulüpler “sıkıysa” destek olmasınlar, aksi halde başlarına gelecekleri de bilmektedirler.

Bu bilinen gerçekten yola çıkarak “Ne yapacaktı peki kulüpler, bile bile iplerinin çekilmesine razı mı olacaklardı” gibi ilk duyulduğunda haklı görülebilecek tezler ileri sürebilir.

Milyonlarca taraftarı olan kulüpler, gerektiğinde “cesur ve karakterli” olmasını da bilmek zorundadır. Bu onların taraftarlarına daha doğrusu Türk halkına olan görevleridir. Futbol Federasyonu gibi önemli bir kurumun siyasi amaçlarla kullanılmasına karşı çıkmaları tarihi görevleridir. Ama bunu yapmadılar, yapmayacaklar. Yazıklar olsun.

Olayın bir de ikinci boyutu var ki bunu sık sık dile getirmeye çalışıyorum. Bugünkü iktidarın temel özelliklerinden biri, hangi görev olursa olsun “kendinden olmayan” hiç kimseye şans tanımaması. Ayhan Bermek birkaç gün öncesine kadar AKP’nin adayı gibi dolaşıyordu ortalarda. Ama AKP “kendisinden olmadığını” bildiği Bermek’e yol açmadı. Bermek şimdi AKP’li gibi görünmekten rahatsız mıdır, onu bilemem tabii. Ama inşallah bu son örnek gözlerin açılmasını sağlar.



***



İstinye’de kamyonlar yıkanıyor

İstinye Park’ın arkasına yapılan apartmanların hafriyatını yapan kamyonların çamurlu tekerlekleriyle yolları berbat ettiğini yazmıştım geçenlerde. Bunun üzerine İstinye Park Genel Müdürü arayıp bu sorunu bildiklerini ve çözmeye çalıştıklarını söylemişti.

Dün yine oradan geçerken gördüm ki, hafriyat kamyonlarının tekerlekleri tazyikli suyla yıkanıyor. Gerçi bu da tam çözüm olmuyor, bu nedenle birkaç işçi de ellerinde kürek ve süpürgelerle sürekli caddeyi temizliyor.

Çok güzel. İstanbul’un gururu haline gelen bir kuruluşun kente saygı göstermesi çok hoş bir gelişme.


***




Turizmde inen KDV dert oldu

Turizm operatörlerinin bir sıkıntısı var. Turizmdeki KDV indiriminin turizme yarar değil zarar getirdiğini düşünüyorlar.

Nedeni basit; çünkü KDV indirimi sadece otel konaklama ve içki hariç yemek fiyatlarında yapılmış. Yüzde 18 olan oran yüzde 8’e indirilmiş. Ama bunun dışında kalan, uçak, otobüs, otel dışı gezi ve müze girişleri gibi kalemlerde KDV yine yüzde 18.

Oysa tur şirketleri tatil paketi satarken bunların tamamını fiyata koyuyorlar. Yeni uygulama ile çifte faturalandırma gerekiyor. Otel fiyatı için ayrı diğerleri için ayrı fatura kesiliyor. Bunun iki sakıncası var. Birincisi kırtasiye işi uzuyor, muhabesenin yükü artıyor.

Ama asıl önemlisi, müşteriye bir tür şirket sırrı da verilmiş oluyor. Çünkü müşteri tatili paket olarak alıyor. Bunun içinde otel fiyatını bilmiyor. Ama siz otel fiyatını ayrı faturaya yazınca sorun çıkıyor. Çünkü müşteri otel dışındaki hizmetleri yok sayarak “Vay canına ödediğimiz 200 doların sadece 60 doları otelmiş” diyerek kazıklandığını düşünüyor. Halbuki bir kazıklanma yok, tur operatörleri cazip paketler hazırlamak için birbirinden farklı 7-8 ayrı konuda sıkı pazarlıklar yaparak fiyat oluşturuyor. Maliye’nin dikkatine.



***




Kim kullanacak?

Dolmuştayız. Yolculardan biri inmek istedi ama dili sürçtü “Müsait bir yerde iner misiniz şoför bey?” dedi. Şoför arkasına döndü: “Niye sen mi kullancan?” (BG)



***




Rozetli namaz

Sayın Ataklı; İstanbul Perpa’da halamın oğlunun dükkanı var. Yakasındada Atatürk rozeti ile Cuma’ları çarşı esnafı ile camiye gidiyorlar. Dönüşte birini iş yerinde çay kahve içip muhabbet ediyorlar. Onlardan biri (hacı hoca takımından) diyor ki; “Yakandaki rozetle camide namaza durma günahtır.”

Halamın oğlu da ona “Şu cüzdanını bir ver” diyor. Adam cüzdanını veriyor. O da herkesin gözü önünde cüzdanın içini açıp gösteriyor. Dolarlar deste deste. “Peki bunlarla bunun üstündeki gavur resimleriyle camiye gidip namaz kılmak günah değil mi” diye soruyor. Cevap yok tabii.



***




KAMYON YAZILARI

Otoban’da sessiz bir hayat, seni sevende kabahat



***




Kayan boğa

Fıkra Yıldırım Tuna’dan; Mesai bitiminde boğa yetiştirme çiftliğindeki kovboylardan biri diğerine “Yeni boğa az daha beni öldürüyordu ortak..!” demis, “Hadi ya?..” demiş arkadaşı, “Ne oldu anlatsana?..”

Anlatmış: “Öğlen yemini vermek için kafesinden içeri girdiğim anda cehennemden fırlayan bir lokomotif gibi üzerime atladı, az daha sivri boynuzlarını sırtıma geçiriyordu..!”

Diğeri sormuş: “Ee?.. Nasıl kurtuldun?..”

Cevap gelmiş: “Boğanın ayakları sürekli kayıyordu.. üç kere kayıp göğsünün üzerine düştü.. O da bana duvarı aşıp kaçacak vakit sağladı..”

Arkadaşı “Korkunç bir şey bu..” demiş “Eğer senin yerinde ben olsaydım vallahi altıma ederdim..”,

Arkadaşı gülerek cevaplamış “Merak etme ben de ettim.. O boğa neden habire kayıp duruyordu sanıyorsun?..”



***




İyi dostu olanın aynaya gereksinimi yoktur.

Mevlana

DİĞER YENİ YAZILAR