Bedesten'de aldığım intikam!

19 Mart 2004

Arkadaşım Leyla Alemdar kapıyı açtığı anda boynundaki takı hemen dikkatimi çekti. Siyah balıkçı yakalı kazağının üzerine uzun bir zincir takmıştı ve ucunda, İngiliz klasik dizilerinde rastlanan, altın çerçeveli, küçük, antik gözlük sallanıyordu.Yanına da gene antik altın mühür tarzı bir pandantif yerleşmişti. Aklıma Bedesten geldi, Horhor Çarşısı geldi. Acaba Leyla nereden almıştı? O gece uyuyamadım."Alo?""Leyla merhaba. Ben Ayşe. Gururumu ayaklarımın altına alarak sana bir şey sormak istiyorum.""Ne demek Ayşeciğim sor tabii.""Geçen gün boynundaki zincirle ucundaki çerçeveyi hangi dükkândan aldın? Çok beğendim.""Londra'dan Ayşe. Park Lane'de büyük otel var ya? Orada pazar günleri antik sergiler oluyor. Yıllar önce oradan aldım. Zincir de Georgian, antik yani. Burada veya başka ülkede yok. Her zaman da bulunmuyor. Bir giden olursa ısmarla istersen."İçim içimi yiyor. Cumartesi sabahı yerimde duramıyorum. Haluk'u da kandırdım ve Bedesten'e gittik. Minik minik eski eşyalarla dolu vitrinleri tarıyor gözlerim. Böyle bir çerçeve yok. Zincir? Boyun için, hayır! Ancak eski köstek saat zincirleri var. Bir dükkâna giriyorum.Upuzun bir eski zincir. Kaç lira olduğunu soruyorum. Ne tartıyor, ne bir şey. Kaç ayar? Belli değil. Dükkân sahibi harbiden atıyor:"En aşağı 800 dolar!"Beni Bedesten'de tanıyan dükkân sahibi var ama tanımayan da çok. Biri, "Hello madam. Come, come" diye sesleniyor.İşte o sırada vitrinde mühre benzeyen sarı bir pandantif ilişiyor gözüme. Yanımda sessizce duran top sakallı dükkân sahibi beni dikkatlice izliyor.Tanımadığı belli."Sizde uzun antik zincir var mı?" diye soruyorum.Beni şöyle bir tepeden tırnağa süzdükten sonra cevap veriyor:"Var ama sen alamazsın. Çünkü çok pahalı.""Belki alırım. Kaç para?""İki bin dolardan başlar. Sen alamazsın dedim ya!""Sen benim kim olduğumu bilmiyorsun ama ben Hülya Avşar'ın yengesiyim.""O zaman olur. Hülya'da para vardır. Gel bakalım içeri.""Yok gelmem. Alındım. Ayıp ettin. Yakışmadı" deyip uzaklaştım. Hiç üstelemedi. Gözü tutmamıştı. Biraz ilerideki dükkân sahibi beni tanıdı:"Ayşe Hanım, buyrun. Bir çayımızı için lütfen.""Vaktim yok içemem ama bir şey rica etsem yapar mısınız?""Emret Ayşe Hanım!""Estağfurullah. Şu gerideki dükkân sahibi var ya? Hani top sakallı olan!""Tamam. Tanıyorum, bizim arkadaşımızdır kendisi.""Biraz sonra onun yanına gidip, 'Yahu bendeki şansa bak! Hülya Avşar'ın yengesi geldi.Benden 9 ayar, enayi bir zincir bir de küçük köstek saat aldı.Üç misli para istedim. Şak diye 22 bin doları elime saydı. Hiç pazarlık da etmedi. Amerikalı gibiydi' der misin?"Dükkân sahibi gülmeye başladı ve dedi ki: "Tamam Ayşe Hanım. İnan olsun yapacağım bunu. Helal olsun size!"Kendime eski bir İngiliz köstek zinciriyle en aşağı 200 senelik, ham elmasa işli Arapça "Ayşe" imzalı pandantif buldum ve aldım.İnanılmaz bir şans değil mi? Bu gerçek hikâyeyi önüme çıkanlara, ders olsun diye anlatıyorum. Evime girip bu pandantifi çalmayı planlayan olursa bilsin ki çok kıymetli bir şey değil! Zaten fiyatı da çok uygundu. Çalmaya değmez!Okuyucu mektubuİstanbul'un girişi böyle olmamalı* Yetkililer lütfen ayaklarına çizmelerini giyip Cevizlibağ'dan başlayarak Topkapı surlarına kadar, ister yürüsünler isterlerse arabalarıyla gelsinler. Her taraf tam anlamıyla bir mezbelelik! İstanbul'un girişi böyle mi olmalı? (Faik K.) * Mesajınızı yayınlıyoruz. Belki birilerinin dikkatini çeker de ortalık temizlenir. Uyarılarınız için teşekkür ederiz.

Devamını Oku

Eczacıbaşı Tıp Günü!

18 Mart 2004

Bülent Eczacıbaşı'nın daveti üzerine 16 Mart Salı günü, birkaç gazeteci arkadaşla birlikte öğlen yemeğinde buluştuk ve Prof. Dr. Murat Tuzcu ile tanıştık. Prof. Tuzcu'yu başarılı çalışmalarından dolayı Türkiye'de tanıyan çok olsa da ben yine de kendisinin Cleveland Clinic'te "Girişimsel Kardiyoloji ve Intravaskuler Ultrasonografi Laboratuvar Başkanı" olduğunun altını çizmek istiyorum.Prof. Tuzcu, konusuna son derece hakim, kardiyolojiye ilaveten her türlü sağlık sorusunu, tıp terminolojisinden uzak biçimde cevaplandırma yeteneğine sahip bir üp adamıdır. Dünyanın en önemli sağlık kurumunda bilgi ve yeteneğiyle hak ettiği yüksek mertebeye, başarılı çalışmalarıyla gelmiş bir meslek adamı. Siz de farketmişsinizdir, medya sağlık konularını yansıtırken neredeyse her gün, yeni bir bulgunun ortaya çıktığını, bu bilginin ışığında, örneğin fazla süt içmenin, hatta su içmenin bile zararlı olduğu haberlerini manşet yapabilmektedir. Prof. Tuzcu, bu uygulamanın yanlışlığına dikkat çekerek, bu raportörlerin sağlık sektörü deneyimine sahip olmalarının önemini vurguladıktan sonra, "Böyle bir bilgi, gelişigüzel biçimde medyada yer bulmamalıdır. Yeni bulgu, kim tarafından hangi ortamda takdim edilmiştir? Nerede neşredilmiştir? Buna karşın hangi uzmanlar ne gibi değerlendirmeler yapmışlardır? Benzer araştırmalar yapıldıktan sonra sağlam verilerle bu tür bilgilerin halka sunulması gerekir" diye konuştu.Şeker ve tansiyon rahatsızlıklarına karşı koyabilmek için üç hususun altını çizen Prof. Tuzcu, "Sigara bırakılacak. Hareketsizlik son bulacak. Dengeli beslenilecek. Bu üç altın kuralı uygulayan kişiler uzun yaşama ihtimalini yakalamak için üzerlerine düşen görevi yerine getirmişler demektir" dedi.Kendisine sorularımdan birisi şu oldu: "Vücut metabolizmamız kışın börekli, pilavlı besinleri yememizi teşvik ediyor fakat havalar ısınınca bir salatalık ve domatesle idare etmemizi mümkün kılıyor. Kışın beliren bu güdülerimiz, bizleri şişmanlatıyorsa, nedir bu doğanın bizleri içine sürüklediği savaş? Vücut metabolizmamıza niçin güvenemiyoruz?"Dr. Tuzcu, "İtidal çok önemlidir. Bir de kendinizi, yemeye yemeye, yağsız yemek yeme alışkanlığına sokabilirsiniz" dedi. Gerçek cevap ise kalabalık masada tanışma fırsatı bulamadığım beyefendiden geldi: "Ayşe Hanım, bazı bünyeler iyi imal edilmiş otomobiller gibidir. Yersiniz de yakarsınız da! Bazıları ise genetik olarak daha kalitesiz otomobillerdir. Gözünüzün yaşına hiç bakmadan yediklerinizi derhal depolar. Bu bir genetik kalite meselesidir."Karşımda oturan, filinta gibi ince Bülent Eczacıbaşı'nın fütursuzca bol bol yemek ve üstüne de kahkahalarla çikolata yediğine dikkat etmiştim.İçimden derin bir lahavle çekip, tabağımdaki nefis fınnda armudu yarım bıraktım. İşte o anda benim otomobilimin rektifiye edilmeye ihtiyacı olduğunu anladım!! Prof. Tuzcu'ya başarılarının devamını dilediğimi söyleyip, Bülent Bey'e bu eğitici davet için teşekkür ettim. Çıkarken karşılaştığım bizim gazeteden sevgili Murat Birsel'e asap bozukluğumdan, "Günaydın Murat. Ay pardon, iyi akşamlar Murat" diyerek öğlen vakti salondan aynldım.Okuyucu mektubu "Öğrenci affı bekliyoruz"■ Hükümet hiç bu konuya değinmedi. Bu, TBMM için bir yasal sorumluluk değil, bir teamül niteliğindedir. Bu bekleyiş ne bana, ne aileme, ne de topluma faydalıdır. Öğrenci affı acaba ne zaman çıkacak? Bekliyoruz. (Demircan K.)* Ben köşemde bu konuya daha önce değindim. Yetkililer, "öğrenci affı şu tarihte çıkacak " veya "Öğrenci affını şu şu sebeplerden dolayı hemen çıkartamıyoruz" desinler yeter. Binlerce öğrenci ve aileleri böyle bir mesaj bekliyorlar.Dikkat...Haydi bakalım!Erzurum Yenişehir'deki Mustafa Kemal İlköğretim Okulu' nun kitap ve ansiklopediye ihtiyacı var. Uygun kitaplarınızı bu yavrulanmızdan esirgemeyin. Telefon: (0 442) 316 70 59 (0 535) 964 21 51

Devamını Oku

18 Mart ve Çanakkale Zaferi

18 Mart 2004

Sadece bugün Çanakkale Şehitlerimizi ananlardan birisi olmadığımı çoğunluğunuz bilirsiniz. Öğrendiğime göre Seddülbahir köyümüzdeki Çanakkale Şehitleri Abidesi, yapılan çalışmalarla yepyeni bir güzelliğe kavuşmuş. Fırsat bulup gitmek için sabırsızlanıyorum. Aslında yöreye dikilmiş yontular, göndere asılan bayraklar, toprağa dikilen menekşeler, sadece biz yaşayanlar için gerçekleştiriliyor. Unutmamamız için!Türk askeri Çanakkale'de mert ve cesur biçimde göğüs göğüse çarpışarak kanını toprağa akıttığında, bugün böyle bir abideyle anılacağını, törenler düzenleneceğini, şiirler okunacağını hiç düşünmemiştir. Tabur tabur, savaşa savaşa hakkını helal etmiş Mehmetçik, sadece memleket aşkıyla doğru bildiğini yapan kutsal gayenin bilincinde, düşmana karşı koymakla ve bu ülke uğruna ölmekle meşgul olmuştur. Gelecek yıllarda durumun nasıl değerlendirileceğini, tarihin kendilerini nasıl hatırlayacağını düşünmek bile o an için öylesine bir lükstür ki! Kurşun üstüne kurşun, tepeleri durmadan döven top ateşleri, etraflarındaki üç denizi doldurmuş, ada misali zırhlı gemilerden oluşmuş çelikten duvarlar, kimbilir ne kadar dehşetengiz duygular yaşatmıştır kahramanlarımıza. Ama biri bile hiçbir an, bir santim şüpheye düşmemiştir. Bundan eminim! Kutsal bildiğimiz toprağı kurtarmanın huzuru gönüllere cesaret, ruhlara dinginlik, emirlere tam itaat, bileklere çeviklik getirmiştir. Bu savaş, Ruhlar Savaşı olmuştur. Cephane ve silah dengesizliği bu kadar derin uçurumlar yaratırken Mehmetçiğin akıl almaz üstün başansı başka türlü izah edilebilir mi?Muhteşem kumandanBugün gecekonduda oturan vatandaşımızdan, Cumhurbaşkanı makamını işgal eden yetkililerimize kadar, her birimiz varlığımızı, kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına borçlu olduğumuzu unutmamalıyız. Bir daha böyle şehitler vermememiz için bir daha böyle savaşlara mecbur olmamamız için tepelerde sipere yatıp, düşmana kurşun yağdırmıştır, Mustafa Kemal'in emrindeki bu yiğit gençler! Muhteşem kumandan, "Ben size ölmeyi emrediyorum" dediğinde bizden başka hangi ulusun askeri bu emri böylesine anlayabilmiş, hissedebilmiş ve zevkle yerine getirebilmiştir? Hiçbirisi! Sıcak bir temmuz günü, Alçıtepe'den ilerleyip, Nuri Yamut Şehitliği'ni sarıp sarmalayan fıstık çamlarının altına oturup, Gökçeada'nın berisinden güneşin batışını izlerken düşüncelere dalarım.Yöre boyunca dolaştığım her metrede, Anzakların nereden çıkarma yapma gafletine düştüklerini, Fransızların cahilce hangi tepenin neresine kadar tırmanabildiklerini, İngilizlerin ölümlerine susamışçasına Türk kuvvetlerini yanlış hesaplarla değerlendirdiklerini hatırlayarak, "Sizler Türk insanını ve o muhteşem kumandanını ne kadar tanımazmışsınız! Ne kadar bilgisizmişsiniz" diye şaşar kalırım.Tamam. Bugün anıyoruz. Saygıyla, sembolik mezarlarının önünde eğilip dua ediyoruz. Ancak artık burası bir Barış Parkı'dır. Onu da unutmuyoruz. Orada düşmüş tüm yerli ve yabancı askerler bizlerin bağrına, Mustafa Kemal tarafından bastırılmıştır. Şefkatle her birini ayrı ayrı kucaklarız. Bizim kucaklanmız geniştir. Ordulara yer vardır. İyi ki ruhları yüce Türk Silahlı Kuvvetleri ve iyi ki o dahi, zeki, çevik, ileri görüşlü kumandan Mustafa Kemal vardı diyor, bugün ve hergün hepsini rahmetle anıyorum.Okuyucu mektubuEski eğitim sistemi daha başarılıymış■ 24 Şubat'ta, "Öğretmen mi başarısız yoksa öğrenci mi tembel" başlıklı yazınızı tekrar tekrar okudum. Sizi tebrik ediyorum. Bu okullara yön verecek bir merci yok mu? Ben de 33 yıl öğretmenlik yaptım. Eskiden program seminerleri yapılır, ezberci olmayan, hayati ve çağdaş metotlar bizlere öğretilirdi. Biz de bunları derslerimizde uygulardık. Sonra sık sık değişen bakanlar göreve geldi. Her şey altüst oldu. Ne biçim anlayıştır bu? Kim sahip çıkacak bu ülkeye? (Osman Aktüre)* Çok teşekkür ederim sayın Aktüre. Gerçekten eskiden eğitim sistemimiz bugünkünden daha başarılıymış. Unutmayalım ki her saat başı öğrenci sayısı artıyor. Bildiğim kadarıyla şu anda ülkenin 100 milyon ilave dersliğe ihtiyacı var. Allah, yarınkilerin yardımcısı olsun.

Devamını Oku

Ben isterim bir tane Allah'ım verir iki tane!

16 Mart 2004

En korktuğum talimatlardan birisi, Başbakan'ın AKP'lilere "Susun, konuşmayın" demesidir. Susandan korkarım. Kapalı kutu karanlıklar barındırır. Açıklık şeffaflıktır. Tüm çağdaş dünya ve ben şeffaflıktan yanayım.Bakan Ali Coşkun'a teşekkür borçluyum. Zurnanın "zırt" dediği yeri, mevcut zihinsel programına göre tespit ettiğini sanarak hemen ilan etmiş. Büyük isyanlar içinde. Elinde bir gazete ilanı ve dilinde yaşamak zorunda kaldığı inanılmaz bir deneyim. "Kadını kutsal biliriz. Resimdeki bu ne hal?" demeye getiriyor. Neden? Çünkü resimdeki kadın çıplak bile olsa, kendi cenahından ürün alıcı bulmuş! Bu, mevcut programa uymuyor. Uymadığını, basbayağı hayretle karşılıyor Sayın Coşkun!Aslında bu resmi gören, aynı zihinsel programlı hiç kimsenin, ürüne uzanmaması gerek. Yaptığı özel araştırmada, 4 hanımın uzanmış olması taşları yerlerinden zıplatıyor. Sayın Coşkun'u basbayağı kızdırıyor. "Sizin gibi üst düzey kadınlara yaraşır mı bu kremi alıp kullanmak?" Düşünmeden hararetle konuştuğundan olmalı, yaptığı tanımlamayı derhal farkediyor ve yanlış yaptığına inanarak sözlerini düzeltiyor. "Siz üst düzey değilsiniz ama üst düzey eşlerisiniz!"Ey güzel Allahım. Ben isterim bir tane, sen sunarsın kaç tane, kaç! Ben, Ali Coşkun Bey'in üst düzey hanımlarının bu hakaretamiz sözlere cevap vermelerini, kendilerini savunmalarını bekliyorum. Demek ki onlar bu resmi, kutsallığı bozan nitelikte bulmamışlar. Acaba hanımlar bir yönden, üst düzey erkekleri başka yönden mi bakıyorlar bu resme? Ali Coşkun Bey'in bu ifadeleri bana ne gösteriyor biliyor musunuz? Hiçbir hanım, o resimlere Ali Coşkun Bey'in baktığı gibi bakmamış. Sanki Ali Bey yakalandı gibi!Ben de soruyorum kendilerine, madem kadını kutsal bilirsiniz Ali Bey, neden kadın resmine kutsal olmayan pencerelerden bakarsınız?Denktaş'ın sözleriDünkü gazetelerde beni aynı şiddetle şaşırtan başka bir haber de Sayın Rauf Denktaş'ın söyledikleriydi. BM'nin açıkladığı yeni Kıbrıs bayrağı için şöyle diyor: "Birçok yerden itiraz geliyor. Türk Bayrağı'nın kırmızısı neden aşağıda oluyor diye. Renk şeritleri yatay değil, dikey olsun." Bu durum bize neyi işaret ediyor sevgili okuyucular? Aynı zihinsel program değişikliklerine burada da mı ihtiyaç var? Böyle bir söylemle dünya kamuoyunun önüne çıkmak, dünyayı kendimize kahkahalarla güldürmektir! Sözler kimlerin elinde? Nasıl düşünülmeden konuşuluyor?Dünya alem de, "Neden kırmızı şeridi dikey görmek istersiniz?" diye sorarsa ne diyeceğiz efendim? Battıkça batılır ya? İşte öyle bir şey!Şimdi gelelim üst düzey bir konuya! Şanlıurfa Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Orhan Akartunave Şanlıurfa Baro Başkanı Avukat Ferda Güllüoğlu'na... Size milyonlarca teşekkürler, takdirler, saygılar! Tahrik indirimsiz cezayı aile meclisinin hepsine vererek ileride benzer davalara emsal teşkil edecek bir doğruluğa imza atarak biz hanımların yürüklerine gül suları serptiniz!Yaptığınız doğruyu, sizden önce yapmaya hiçbir zaman cesaret edemeyenlere muhteşem bir örnek oldunuz. Türk adaleti, milattan önceden beri süregelen töre cinayetlerine teslim olan bazı meslektaşlarınıza inat, doğruyu bulmuştur.Şimdi toplansın bakalım soba etrafında aile meclisi. Şimdi konuşsunlar bakalım, minik kız çocuklarına tecavüz eden ahlaksız adamı bırakıp kızın infazına karar varenler! Şimdi görsün bakalım Allah'ın verdiği beyni kullanmamalar. Şimdi sona ersin bakalım şeytana uymalar.Akartuna ve Güllüoğlu! Size bir şey danışmak istiyorum. Namus cinayetlerinde etrafın dedikodusu, ateşe benzin dökmektedir. Komşu ve akrabaların dedikodularına da bir ceza getirilebilinir mi? Kur'an'da "gıybet yapmayın, büyük günahtır" demesi fayda etmemektedir. Bazı infazların dedikodulardan kaynaklandığını biliyoruz. TCK komisyon üyelerine bu konuda bir öneride bulunulabilinir mi? Doğruya erişmek için tüm yanlış dinamikleri, çarpık zihniyetleri temizlememiz gerek. Ama doğru bir başlangıçtan sonra (hem de TCK çıkmadan evvel) işler kolaylaşıverir!

Devamını Oku

Türkiye'nin imajını yenilemek için Azra Akın!

15 Mart 2004

Son günlerde duyduğum en güzel haberlerden birisi de "Dünya güzelimiz" Azra Akın'ın Türkiye'yi tanıtım kampanyasında yer almasıdır.Özellikle yurt dışında uzun yıllar yaşamış vatandaşlarımız çok iyi bilirler ki, yabancılara "Türkiye hakkında ne düşünüyorsunuz?" diye sorulduğunda, muhteşem engebelerle karşılaşılır."Orada develerle seyahat ediliyor değil mi?""Geceyarısı Ekspresi filminin geçtiği yer değil mi?""Kadınların ikinci sınıf vatandaş olduğu ülkelerden birisi değil mi?""Tehlikeli Ortadoğu'da değil mi Türkiye?"Tansu Çiller'in bile silemediği imaj sorunumuzu, güzel Azra Akın gülümsemesinin sileceğini ümit ediyorum. Azra'nın gülen yüzü, ruhunuza dinlendirici bir merhem etkisi yapmıyor mu? Özellikle tüm dişlerini gösteren gülümsemesi? Kültür Bakanlığı'nın seçimini kutluyorum."Gülümsememiz sizi bekliyor!" Kampanyanın teması bu sanırım."Our smile awaits you!" veya "Our smile is waiting for you!", "We wait for you with a smile!", "Come to Turkey and meet our smile!", "Turkey, the land of a certain smile", "Turkey, the land of a million smiles, sunshine and laughter!" Bakalım Kültür Bakanlığımız, kampanyanın yabancı dil ifadesini nasıl değerlendirecek. ABD'de yaşarken Türkiye'nin yeni imajını yaratmak için çok hoş bir etkinlik yapmıştım. Belki benzerini yapmayı düşünecek birileri çıkabilir diye ana hatlarıyla anlatmak isterim. AB ülkelerindeki özel yat kulüpleri ve marinalarla derhal iletişim kurulmalı. Bir Türkiye gecesi hazırlanmalı. Yatçı kulüp üyelerinin katılacağı bu yemekli davette, bizden çok iyi lisan bilen iki değerli kişi, Türkiye sularının alt ve üstünü anlatan, slayt gösterili bir konferans hazırlamalılar.Ben bu etkinliği California'da yapmıştım ve çok etkili olmuştu. Rahmetli Ali Pasiner su altı balık ve batıklarımızı anlatmış, değerli Erbil Töre de Ege'de Mavi Yolculuğu, heyecanlarını ve mevcut marina imkânlarımızı sıralamıştı. Etkinlikten iki yıl sonra da 35-40 kişilik San Diego Yat Kulübü üyesi, Ege'ye gelip zenginliklerimizi keşfetmişlerdi. Kimbilir ondan sonra daha kimler, kulaktan kulağa duyarak ülkemize bu sebeple gelmeye devam etmekteler?Kılıç-kalkan ekiplerinin bitmesi gerektiğine inananlardanım. Modern ve çağdaş yüzümüz, dünya kamuoyuna yeniden çizilerek takdim edilmeli. Bu iş için Azra Akın bence harikulade bir seçim! İyi şanslar diliyorum.Okuyucu mektubuHayvan beslemek sorumluluk ister* Nişantaşı'nda yürümek artık bir hayal oldu. Apartmanlarda köpek besleyenler, günde iki kez gezdirdikleri hayvanlarının sokağa yaptıkları kakaları plastik bir torbaya doldurmama görgüsüzlüğünden bıktık! Özellikle yağmurlu ve yaklaşan sıcak günlerde etrafa yayılan kokudan geçmek mümkün değil. Şakayık Sokak'ta, katlı otoparkın yanındaki parka hiçbir belediye yetkilisi dikkat etmiyor mu? Nişantaşı sokakları köpek pisliğinden ve kokusundan geçilmiyor.* Hayvan beslemek sorumluluk ister, aynı çocuk büyütmek gibi! Köpek mamalarını bir kaba koyup vermek kolay ama yolda kaka yaptıktan sonra da bir elinizde plastik eldiven ve faraş, diğerinde plastik bir torba, bunları toplamak zorundasınız. Köpek sahipleri (veya yürüten yetkililer) bunu yapmıyorlarsa, yüksek cezalar kesilmesi rica ediliyor. Buna bir çözüm bulunmazsa, Şişli Belediye Başkanı Sayın Mustafa Sarıgül'e oy vermeyeceklerini söyleyenler bile var!

Devamını Oku

Ali Pasiner'in son kitabı çıktı

14 Mart 2004

Dostumuz rahmetli Ali Pasiner'in kitabı "Alabalıktan Zarganaya / Türkiye Balıkları", Yapı ve Kredi Yayınları'ndan çıktı. Hazırlıklarını tamamlarken nasıl titiz çalıştığına şahidim. Her kitabında böyleydi zaten Ali Pasiner ama özellikle bu eserde çok heyecanlanmıştı. Belli başlı fotoğraflarının Ara Güler tarafından sağlandığı ama arada Pasiner'in çektiği fotoğrafların da yer aldığı bu eser, her balık meraklısı tarafından okunmalı.Eser, balık konusunun tarihteki çeşitli ve uzun sanatsal evrimlerini açıklamakla birlikte mitologya ve inançlarda balık, balık isimlerinin kökenleri, deniz ve tatlı su balık çeşitleriyle devam edip, balık yemekleri ve Türkiye'nin Balık Çizelgesi ile son buluyor.İ.Ö. 704-681 yıllarında Dicle ve Fırat nehirlerinde balık avlayan Asurluların Sinanheriba Sarayı'nda bulunan ve bugün Londra British Museum'da yer alan duvar kabartmasına bakınca, yüzyıllar önce de halk kültüründe balıkçılığın çok önemli bir yeri olduğunu anlıyorsunuz.Kütahya çiniciliğine sinmiş örneklerin güzelliği göz kamaştırıyor. Deyişlere sızan balık, Kaygusuz Abdal'ın aşağıdaki dörtlüğünde yer bulmuş.Leylek koduk doğurmuşOvadan zurna çalarBalık kavağa çıkmışSöğüt dalın biçmeye.Bunu Ali Pasiner şöyle açıklıyor: "Bundan esinlenerek de 'Balık kavağa çıktığı zaman, kösenin de sakalı biter' sözü yerleşmiştir.""Kutsal sulardaki balıklara örnekler pek çoktur. Bunlardan en bilineni Şanlıurfa'da İbrahim Peygamber ve Nemrud ile ilgili efsaneye dayanan kutsal sudur" diye devam ediyor Pasiner. Kitapta Şanlıurfa'daki Birket-i İbrahim olarak bilinen İbrahim'in balıklarının resimlerine de rastlamak mümkün.Resimde balık (Özer Kabaş, Argun Okumuşoğlu, Avni Arbaş); karikatürde balık (Semih Balcıoğlu, Ferruh Doğan, Nehar Tüblek, Sedat Nuri İleri, Güngör Kabakçıoğlu); şiirde, romanda, hikâyede balık gibi birçok konu, ince elenip sık dokunularak hazırlanmış, aziz dostumuzun bu kitabında. Bereketli sofrasına konuk olup, kendi eliyle hazırladığı balık yemeklerini tatmış bir kişi olarak, kitabın Balık Yemekleri kısmını okur okumaz, ilk işim mutfağa girip güzel bir balık yemeği hazırlamak oldu."Olta ve Balık" kitabı gibi Ali Pasiner'in bu çalışması da balıkla ilgilenenlere çok değişik, eğitici ve düşündürücü pencereler açacaktır. İdeal bir hediyedir.Sana yakışmış aziz dostum. Nur içinde yat!Okuyucu mektubuSilifke'de evleri yıkılanlara yardım edelim* 18 yaşındayım ve üniversite sınavlarına hazırlanıyorum. Haksızlıklarla daha küçük çocukken tanıştım. Babamı kaybettiğimde ise hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını anladım. Daha fazla para kazanmak için insanlar, sahte çehrelerle ve yalanlarla başkalarını kandırıyor. Silifke'deki sel felâketinde evleri yıkılan, perişan olan aileler arasında beni büyüten, yediren, içiren canım annem de var. O kadar zor durumda ki, herkesin yardım elini uzatmasını rica ediyorum. Bunları size yazmak, benim anneme olan gönül borcumdan kaynaklanıyor. Lütfen anneme ve diğer mağdur durumdaki ailelere yardım edelim. (T. Şahin) * Çok haklısınız. Yetkililer, "Baraj kapakları açıldı, açılmadı, beklemiyorduk, çok yağmur yağdı, 20 saatte doldu, bir şey yapamazdık, bilemezdik" gibi açıklamalar yaptılar. Bu durumlarda olan tabii ki vatandaşlara oluyor. Maddi hasar halledilir yeter ki can kaybı olmasın. Bir daha da böyle bir sel felaketinin olma ihtimali gözönünde bulundurularak gerekli tedbirler önceden alınsın diyorum.

Devamını Oku

Ronaldo Luiz Nazario de Lima

13 Mart 2004

Real Madrid takımına milyonlarca Euro'ya transfer olan efsane futbolcu Ronaldo, Brezilya'nın Rio de Janeiro kentinin varoşlarında doğdu. Okulu asıp, mahalle aralarında top koşturmaktan annesini bıktıran futbolcu, halen Madrid'in La Moraleja ilçesinin en lüks 3 katlı, golf sahalı, yüzme havuzlu, 5 araba garajlı villasında oturuyor. Takım gelirine ilaveten, tişört, fincan, kep gibi hediyelik eşya firmasından gelen geliri de milyonlarca euroyu aşıyor.Bitmedi! Nike ile imzaladığı 10 yıllık anlaşma gereğince yılda 1.5 milyon euro da banka hesabına yatırılıyor. Üstelik Avrupa'yı çevreleyen özel maçlardan da milyonlarca euro hesabında birikiyor.İçimden dedim ki: "Hey Ronaldo! Nereden nereye be oğlum?" Allah artırsın. Yokluğu bilen bir insan, varlığa kavuşunca yokluk günlerini unutmaz ve yardım elini, derde düşmüş her insana uzatır. Doğruymuş. Ronaldo, Birleşmiş Milletler'in İyi Niyet Elçisi seçildiğinden beri hayır işlerine vakit ayırıyormuş. "Geldiğim yeri unutmuyorum. Çocukluğumda çok çektim. Şimdi dünyayı dolaşıp, zor yaşam şartları altındaki insanlara yardım etmeye çalışıyorum" diyor.Ama anladığım kadarıyla kahramanım biraz tutumlu. Nasıl yani? Şöyle. Öğrendiğime göre bir dergi, "Evinizde sizin fotoğraflarınızı çekmek istiyoruz" deyince Ronaldo, "Olmaz. Evimi dağıtırsınız. Başka bir ev kiralayın. Fotoğraflarımı orada çekin" demiş. Tamam. Çare yok. Patron öyle istiyor. Ertesi gün bir telefon daha. "Haydi gelin benim evimde çekin. Ama bana günlüğüne 2000 euro kira ödeyin!" Nasıl? Hesaplı değil mi?Kadın futbol yıldızı Milene Domingues ile Ronaldo arasında büyük bir aşk başlar. Milene diyor ki: "Birdenbire oldu ve tutku her yanımızı sardı. Hamile kaldım ve 6 ay içinde evlendik. Sırılsıklam aşık olunca, pek düşünemiyor insan." Topaç gibi bir oğlan çocuğun doğumu da durumu kurtaramayınca 4 yıl sonra ayrı yaşamaya başlayan çift, resmen boşanmayı henüz düşünmüyor.Zico adındaki futbolcuya hayranlık duyarak küçük yaşlarında, mahalle takımlarında oynayan Ronaldo'yu kim keşfetti? 13 yaşındaymış. Futbol için yeni yetenekler arayan Reinaldo Pitta ve arkadaşı görmüş Ronaldo'yu ve kader ağlarını örmeye başlamış. "Görür germez bu çocuğun topla başkalarından farklı şeyler yapabildiğini gördük" diyen Pitta, Ronaldo'yu 7500 dolara almış. Bundan sonra adeta uzaya yükselen bir füze. Tutabilene aşk olsun! Ronaldo'nun elbise dolaplarının 10 kapısı var. İçindeki onlarca kostüm, Giorgio Armani imzasını taşıyor. Garajındaki arabaları Lancia, Audi, bir kaç BMW ve bir de ful aksesuarlı Hummer. Üç katlı villanın en üst katına asansörle çıkılıyor. Kapıları çelik. Dekora beyaz renk hakim. Brezilya dizilerine hayran Ronaldo! Romantik mi romantik! Hem de nasıl? Bu dizileri üstüste izlemeye bayılıyor. Hele bir tanesi varmış ki, artık izleye izleye bütün senaryoyu ezberlemiş. Adı "Celebridade!" Herhalde şöhretle ilgili bir Brezilya dizisi bu ve kahramanımız belli ki hikâyeyle özdeşleşebiliyor.Çevrede çok dolaşamamanın derdini yaşıyor Ronaldo. Bir keresinde uzun bir palto giymiş, gözünde gözlükler, başında bir peruk ve Louvre Müzesi'ni geziyor. Derken bir turist bunu farkedince koşuşturma, kaçıştırma başlıyor. Gözlüklü ve peruklu Ronaldo'yu nasıl tanımışlar? Çok kolay! Onu üst dişleri arasındaki ayrıktan tanımışlar!Ronaldo'nun Madrid'te verdiği ev partileri konuşulup duruyor. Tüm sosyete, güzel mankenlerin ve sanatçıların katıldığı bu partiler sabahlara kadar sürüyormuş. Victoria ile David Beckham, Ronaldo'nun partisine katılınca şaşırmışlar. Rio usulü gerçek eğlence nasılmış, öğrenmişler. Ben bu çalışkan ve yetenekli futbolcuyu candan kutluyorum ve onun yerini alacak yeni futbolcuların da Türkiye'den çıkmasını istiyorum.Okuyucu mektubuDemir yollarımıza milletçe sahip çıkmalıyız* Ey Türk Gençliği! İkinci vazifen trenlerimizi çağımızın en temiz, en modern, en hızlı seviyelerine ve hatta daha ilerilerine taşımaktır. Demir yolu ağımızı memleketimizin, vatanımızın en ücra köşelerine kadar ulaştırmaktır. Artık daha fazla vakit geçirmeden tren ve demir yolumuza milletçe sahip çıkmalıyız. (Abdülbaki Çalışkan / Haydarpaşa)* Abdülbaki Bey'in mesajı içime gerçekten sular serpti. Kendilerinin Haydarpaşa Garı'nda çalıştığını sanıyorum. Ankara'da demir yolundan uzak binalarda ikamet edenlerde, Abdülbaki Bey'in duygularının yarısı olsa, bugüne kadar demir ağlar tüm yurtta örülmeye başlamıştı bile. Sağolun Abdülbaki Bey! Size tekrar teşekkür ediyorum. İnanın yazınız canıma can kattı!

Devamını Oku

Kalleşlik nasıl olur?

11 Mart 2004

"Bazı olaylar kalleşçedir!""Nasıl yani?""Kilyos'ta denize girerken yaşarsın bunu. Neşeyle denizde oynarken birden bir telaş, bir anafor ve ayağının altındaki kum yok olurken Karadeniz akıntıları alır sürükler seni sonsuz bir süratle derin karanlığına, kalleşçe.""Ama doğada bir kasıt yok. Planlı bir yok etme, yok. Tehlikeli yerde denize girmeyi insanoğlu seçmişse doğanın suçu ne?""Peki ama güneşin ılıklığıyla uyanan erik baharları yaşamaz mı benzer kalleşliği? Tüm şartlar oluşmuştur. Her şey 'Gel aç bahar, korkma hiçbir şeyden' diye bağırır. O da tatlı tatlı, narin narin açmaya başlar. Ama işte kalleşçe olaylar başlar! Bir kar bastırır, bir tipi! Dalında donar, meyve ihtimalleri.""O doğanın bir dengesidir. Gelecek yıl ağaç insanlara daha iyi mahsul sunsun diye yapılan bir güzel harekettir.""Ya depremlerde yaşamını yitiren insanlarımız?""İnşaat hatasını doğaya yüklememelisin.""Bazen insan ilişkilerinde de kalleşlik duyguları yaşıyorum.""Nasıl yani?""Mesela bir ağustos günü Üsküdar'a giden vapurun küpeştesinde, yanımdaki ailenin 5 yaşlarındaki çocuğu fazla soru sordu diye ana ve babasından sille tokat dayak yemeye başladığı anda aynı duygu sarıyor içimi. Bir insan kaçırılıp öldürülünce kalleşlik vardır bu karanlık köşede. Bazen kaçırıp öldürme yetmez bu 'insan' diye geçinenlere. Domuz bağı dedirtinceye kadar kalleşçe bağlarlar elleri ve ayakları, daha çok eziyet daha iyidir diye! Her namus ve töre cinayeti, terör hareketi, her beklenenin dışına çıkan tehlikeli fırlama bir kalleşliktir bence.""Kalleşlerin ortak paydası ne olabilir sence?""Karşı tarafla konuşamamak derim. Dinlemiyorlar. Dinleseler bile anlayamıyorlar. Benmerkezlerinden çıkmak istemiyorlar. Olumsuz duyguları onları bir melhem gibi sarıyor.""Bir de her zaman kendilerini haklı görür kalleşler. Her olayı izah edecekleri bir yanlış mantıkları vardır mutlaka.""Yanlış mantık yaratamadıkları zamanları da biliyorum.""Haklısın! O vakit, bilmemezlikten özellikle duymazlıktan, anlamazlıktan gelir kalleşler. Derhal sessizliğe gömülürler.""Sanırlar ki herkes bu palavra duruşu yutar!""Yutmaz mı yani?""Güldürme beni!"Okuyucu mektubuBöyle mesajlar beni mutlu ediyor■ Perşembe Pazarı'ndaki Nurkan Makine şirketinden bir mutfak aspiratörü aldım. Bir ay sonra arıza yaptı. Ümraniye'deki servisi aradım. "Mamulü söküp getir" dediler. Bunun üzerine şirket yetkililerinden Hakan Bey'le görüşüp durumu kendisine açıkladım. Hemen fabrikayı aradı. Bir müddet sonra fabrikanın gönderdiği eleman arızayı giderdi. Böyle duyarlı insanlara ve özellikle ciddi firmalara teşekkür ediyorum. (Murat Aydın)* Ben de Nurkan Makine'ye ve Hakan Bey'e ve size teşekkür ediyorum. Satış sonrası hizmetten memnun kalan o kadar çok okuyucu var ki, bunu bana mesajlarıyla iletiyorlar. Bu, Türk halkının ne kadar düşünceli olduğunun bir işaretidir. Böyle mesajların artması beni çok mutlu ediyor.Okuyucu mektubuBu gençlere kulak verin■ Sayın yetkililer, YÖK'ün tanıdığı üniversiteden mezun olup diplomalarına denklik verilmeyen öğrencilerin durumları ne olacak? Üç yıldır denklik belgem olmadığı için çalışamıyorum. Binlerce genç perişan. (Ali Acar)* Bu konuda yetkililerden kapsamlı bir açıklama bekliyoruz.

Devamını Oku