En korktuğum talimatlardan birisi, Başbakan'ın AKP'lilere "Susun, konuşmayın" demesidir. Susandan korkarım. Kapalı kutu karanlıklar barındırır. Açıklık şeffaflıktır. Tüm çağdaş dünya ve ben şeffaflıktan yanayım.
Bakan Ali Coşkun'a teşekkür borçluyum. Zurnanın "zırt" dediği yeri, mevcut zihinsel programına göre tespit ettiğini sanarak hemen ilan etmiş. Büyük isyanlar içinde. Elinde bir gazete ilanı ve dilinde yaşamak zorunda kaldığı inanılmaz bir deneyim. "Kadını kutsal biliriz. Resimdeki bu ne hal?" demeye getiriyor. Neden? Çünkü resimdeki kadın çıplak bile olsa, kendi cenahından ürün alıcı bulmuş! Bu, mevcut programa uymuyor. Uymadığını, basbayağı hayretle karşılıyor Sayın Coşkun!
Aslında bu resmi gören, aynı zihinsel programlı hiç kimsenin, ürüne uzanmaması gerek. Yaptığı özel araştırmada, 4 hanımın uzanmış olması taşları yerlerinden zıplatıyor. Sayın Coşkun'u basbayağı kızdırıyor. "Sizin gibi üst düzey kadınlara yaraşır mı bu kremi alıp kullanmak?" Düşünmeden hararetle konuştuğundan olmalı, yaptığı tanımlamayı derhal farkediyor ve yanlış yaptığına inanarak sözlerini düzeltiyor. "Siz üst düzey değilsiniz ama üst düzey eşlerisiniz!"
Ey güzel Allahım. Ben isterim bir tane, sen sunarsın kaç tane, kaç! Ben, Ali Coşkun Bey'in üst düzey hanımlarının bu hakaretamiz sözlere cevap vermelerini, kendilerini savunmalarını bekliyorum. Demek ki onlar bu resmi, kutsallığı bozan nitelikte bulmamışlar. Acaba hanımlar bir yönden, üst düzey erkekleri başka yönden mi bakıyorlar bu resme? Ali Coşkun Bey'in bu ifadeleri bana ne gösteriyor biliyor musunuz? Hiçbir hanım, o resimlere Ali Coşkun Bey'in baktığı gibi bakmamış. Sanki Ali Bey yakalandı gibi!
Ben de soruyorum kendilerine, madem kadını kutsal bilirsiniz Ali Bey, neden kadın resmine kutsal olmayan pencerelerden bakarsınız?
Denktaş'ın sözleri
Dünkü gazetelerde beni aynı şiddetle şaşırtan başka bir haber de Sayın Rauf Denktaş'ın söyledikleriydi. BM'nin açıkladığı yeni Kıbrıs bayrağı için şöyle diyor: "Birçok yerden itiraz geliyor. Türk Bayrağı'nın kırmızısı neden aşağıda oluyor diye. Renk şeritleri yatay değil, dikey olsun." Bu durum bize neyi işaret ediyor sevgili okuyucular? Aynı zihinsel program değişikliklerine burada da mı ihtiyaç var? Böyle bir söylemle dünya kamuoyunun önüne çıkmak, dünyayı kendimize kahkahalarla güldürmektir! Sözler kimlerin elinde? Nasıl düşünülmeden konuşuluyor?
Dünya alem de, "Neden kırmızı şeridi dikey görmek istersiniz?" diye sorarsa ne diyeceğiz efendim? Battıkça batılır ya? İşte öyle bir şey!
Şimdi gelelim üst düzey bir konuya! Şanlıurfa Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Orhan Akartuna
ve Şanlıurfa Baro Başkanı Avukat Ferda Güllüoğlu'na... Size milyonlarca teşekkürler, takdirler, saygılar! Tahrik indirimsiz cezayı aile meclisinin hepsine vererek ileride benzer davalara emsal teşkil edecek bir doğruluğa imza atarak biz hanımların yürüklerine gül suları serptiniz!
Yaptığınız doğruyu, sizden önce yapmaya hiçbir zaman cesaret edemeyenlere muhteşem bir örnek oldunuz. Türk adaleti, milattan önceden beri süregelen töre cinayetlerine teslim olan bazı meslektaşlarınıza inat, doğruyu bulmuştur.
Şimdi toplansın bakalım soba etrafında aile meclisi. Şimdi konuşsunlar bakalım, minik kız çocuklarına tecavüz eden ahlaksız adamı bırakıp kızın infazına karar varenler! Şimdi görsün bakalım Allah'ın verdiği beyni kullanmamalar. Şimdi sona ersin bakalım şeytana uymalar.
Akartuna ve Güllüoğlu! Size bir şey danışmak istiyorum. Namus cinayetlerinde etrafın dedikodusu, ateşe benzin dökmektedir. Komşu ve akrabaların dedikodularına da bir ceza getirilebilinir mi? Kur'an'da "gıybet yapmayın, büyük günahtır" demesi fayda etmemektedir. Bazı infazların dedikodulardan kaynaklandığını biliyoruz. TCK komisyon üyelerine bu konuda bir öneride bulunulabilinir mi? Doğruya erişmek için tüm yanlış dinamikleri, çarpık zihniyetleri temizlememiz gerek. Ama doğru bir başlangıçtan sonra (hem de TCK çıkmadan evvel) işler kolaylaşıverir!
Ben isterim bir tane Allah'ım verir iki tane!
En korktuğum talimatlardan birisi, Başbakan'ın AKP'lilere "Susun, konuşmayın" demesidir
Haberin Devamı

