Türk kadınları uyanıyor. Türk kadınları silkiniyor. Türk kadınları değişiyor. KA-MER (Kadın Merkezi) kurucusu Sayın Nebahat Akkoç'tan öğreniyoruz ki Doğu ve Güneydoğu'da meydana gelen töre cinayet sebepleri arasında en büyük oranı, "Ailesini dinlemeyen, geleneklere uymayan, beklenen hareketlerin dışına çıkan kızlar" meydana getiriyormuş.Tabii ki, hayalindeki en güzel yaşamı kurmak isteyecektir her Türk genç kızı. Geleneklerin emrettiği biçimde evlilikler yapmak istemeyebilir yeni nesil. Televizyon sayesinde tüm dünya tabak gibi önüne serilmiş, başka başka olanakların ihtimalini görmüş bir kişiye zorla, "Hayır, sana beşik kertmesi yaptık. Amcanın oğlunla evleneceksin" veya "Kızlar okula gitmez. Otur oturduğun yerde" sözleri sökmeyebilir. Diğer taraftan magazin programlarının gösterdiklerini yaşamak isteyip de tehlikelere atılan maceracı kızlar da vardır başkaldıranlar arasında. Allah onlara akıl ve izan versin derim. Yanlış bir adım attılar mı geriye dönüşleri imkânsız olabilir.Uyanan, eline tutuşturulandan daha fazlasını istemeye başlayan genç kızlarımızın işinin çok ama çok zor olduğunu da biliyoruz.Kimbilir nasıl dövmelere, aşağılamalara, ezilmelere maruz kalmaktadırlar. Bu tacizden kaçıp kurtulabilecekleri hiçbir yer de yok. Türkiye'nin her köşesinde genç kızlarımıza saygı duyacak, isteklerini saygıyla dinleyecek, onlara insanca muamele edecek kurumlara dehşetle ihtiyaç var. Türkiye'nin en büyük değişimini kadınlar gerçekleştirecektir.Geçenlerde TRT GAP kanalında bir belgesel izledim. Harikulade bir çalışma. Emeği geçen herkesi candan kutluyorum. Belgeselin adı Sesimi Duy. Mardin'de 4 çocuklu bir ev hanımı, sakin sakin konuşuyordu:"Geçinemiyorduk. Eşim çalışıyordu ama yetmiyordu. En nihayet bana 'tak' dedi. Bir hastanede temizlik işi buldum. Girdim. Artık her gün işe gidiyordum. Ama arkamdan söylenenleri bir duysaydınız! Yok ne işim varmış, yok kocam boynuzlarmış, haklı da olurmuş, çocuklarım öksüz kalmış, ahlâksızmışım, terbiyesizmişim. Evime giderken, bağıra bağıra hakaretler etmeye başladılar.Ben yılmadım. Arka sokaklardan, tenha sokaklardan dolanarak evime dönmeye başladım. Çocuklarım da bunlara inanıyor, bana kızıyorlardı. Arkadaşları da onları iğneliyorlarmış. Bir gün ne oldu biliyor musunuz? Bir başka hanım, benim yanımda çalışmak için müracaat etti. Onu da işe aldılar. Bir hafta sonra bizim yöreden 3 hanım daha iş aramaya çıktı. Onlar da buldular ve çalışıyorlar. Şimdi ne oldu biliyor musunuz? Sesler kesildi. Tam değil ama kesildi. Evde çocuklarım mutlu. Kimse arkamdan bağırmıyor artık. Alıştılar, alıştılar. Hah! Ha! Ha!"Ekonomik şartlar zorlar bir taraftan, mantık sorgular öte taraftan, duygular coşturur beri taraftan... Türk kadınları uyanıyor! Her ülkenin yükselip gelişmesinde şüphesiz yüzde 50 paya sahip kadınlar ülkemizde de düşünmeye, sorgulamaya, adım atmaya başlıyorlar. Çok mutluyum, çok!Dikkat... Dikkat...Açık Radyo'nun sesi kısılmasınAçık Radyo bir kampanya başlattı. Her dinleyicisinin maddi katkıda bulunması gerektiğini vurgulayan bir kampanya bu. Aranması gereken telefon numarası 0212-343 41 41'dir. Düşüncelerin özgürce ifade edildiği Açık Radyo'nun bu kampanyada başarılı olmasını diliyorum. Müziğin yanısıra tüm dünya gelişmelerini mercek altına alıp onları ülkemiz koşullarıyla harmanlayıp dinleyiciye sunan Açık Radyo'nun ayakta kalmasını ben de istiyorum. 94.9 frekansında yayın yapan bu radyo, yardım istiyorsa muhakkak ihtiyacı vardır. İsteyenler yardım etsin diye bu bilgileri köşeme alıyorum. Sesiniz kısılmasın!
Sayın Bakan Güldal Akşit'i dün CNN Türk'te, Çiğdem Anat'ın sorularını yanıtlarken dinledim. Konu, TCK tasarısındaki "haksız tahrik" konusuydu ve Sayın Akşit, son çalışmayla bu sorunun da halledildiğini, bu terimin yasadan çıkartılarak işlemlerin "normal cinayet" kapsamına dahil edildiğini belirtti. Teşekkür ediyoruz.Çiğdem Anat, çok yerinde bir telaşla bu tasarının hangi tarihte genel kurula gelebileceğini sorduğunda Sayın Akşit siz, "Zaman olarak benim öngörmem mümkün değil. 15 yıllık bu çalışmayı Meclis madde madde de görüşebilir, buna müdahalemiz söz konusu değildir," dediniz. Buna ilaveten her konuşmada yaptığınız gibi şu sözlerinizi eklediniz:"Bu yasaların kağıt üzerinde olması yetersiz. Cezaların caydırıcı etkisi olabilir ama mühim olan toplumun bilinçlenmesidir. Bu da hemen olmamaktadır. Sivil toplum örgütleri, medya ve bizler hep birlikte halkı bilinçlendirmeliyiz.Basın, bizim yaptıklarımızı duyurmalı ve halkı bilinçlendirmelidir. Gene bu günkü gazetelerde yanlış anlamalar olduğunu gördüm. Başka Güldünya'lar ölmesin istiyorum." Sayın Bakan, size bir soru soracağım: Şayet gerekli yasalar derhal çıkartılmasaydı, Uzan dosyası açılmasaydı, yıllardır hükümetlerin gözleri önünde, bile bile, edep ve etik dışı yöntemlerle bankalardan, zavallı Türk halkının birikimlerini iç etmekte hiçbir sakınca duymadan hareket etme cesaretini göstermiş bulunan batık banka sahipleri, bugün korkudan inim inim inlerler miydi?"Beyler vakit yok""Aman, ne olur yapmayın. Ödeme planı yapalım" diye TMSF'ye yaklaşırlar mıydı? Bir başka sorum da şudur: Cem Uzan olayı patladığı anda, halkın paralarını hortumlama planları içinde olan muhtemel bir bankacı, Uzan'ın başına gelenleri görür görmez sizce bu işlemden vaz geçti mi, vaz geçmedi mi?Yıllardır etik dışı yollarla iş yapmayı düstur edinmiş ve hükümetlerce ve bürokratlarca hoş görülmüş iş adamlarımızın, töre alışkanlığı içinde olup cinayetler bile işlemekten çekinmeyen nesillerimizden farkları nedir? Kaldı ki, birisi para ve maddeyle ilgiliyken diğeri kan ve ölümle ilintilidir. Hangisi daha önemlidir?Çiğdem Anat'ın haklı telaşını sizin gözünüzde görmek, ruhunuzda hissetmek istiyor, dudaklarınızdan sözlerin aceleyle dökülmesi bekliyoruz. Heyhat gelmiyor. Ne geliyor?"Kağıt üzerinde yetersiz" vs. İmar Bankası da kağıt üzerinde yetersiz miydi? Neden ona öncelik verildi ve hayat memat meselelerine verilmiyor. Ben sizin yerinizde olsam, o alt komisyonun bu konulardaki çalışmalarında başlarından eksik olmam. "Haydi beyler, vakit yok, şu anda bir kadınımız daha öldürülüyor olabilir, çabuk olun" diye durmadan olayları hızlandırırdım. Sizin de böyle yapacağınızı ümit ediyor, tehlike içindeki hanım arkadaşlarımıza yardım elinizi uzatacağınıza inanıyoruz.Okuyucu mektubuBu olay hepimize ders olmalıİki yıl önce oğluma belediye otobüsü çarpmıştı. Şükürler olsun ki birkaç çizikten başka bir şeyi yoktu. Şoför, özür diledi. Haline acıdım ve hastane masraflarını ben ödedim. Karşılıklı feragatname düzenledik. Şoför ve arkadaşları, sonra karakola tekrar giderek oğlumu 8/8 suçlu durumuna sokmuşlar. Belediye de bu rapora istinaden 14 yaşındaki oğlumu icraya vermiş. İtiraz ettim bu kez de mahkemeye verdiler. Hem mağdur hem suçlu olmak bu olmalı. (Mücahit Akgün)* Deneyiminiz hepimize ders olmalı. Sen misin acıyan? Lütfen şoförün adını ve olayın gerçekleştiği tarihi bana bildirin. Ya yavrunuz büyük bir travma sonucu yaşam boyu tekerlekli sandalyeye bağlı kalsaydı? Şimdi de işiniz yok da haciz memurlarıyla, mahkeme duruşmalarıyla uğraşıyorsunuz. Neden? Çünkü vatandaşı dinleyen yok! Bu yasalar değişiyor. Dingonun ahırı değil bu ülke. Lütfen biraz daha bilgi verin. Neden? Çünkü hepimiz böyle bir ayak oyununa gelebilir, sonra da varımızı yoğumuzu kaybedebiliriz de ondan!
"Buyrun ağam. Buyrun paşam! Hangi rüzgâr attı sizi buralara?""Sorma yetkili bey, yavu! Biraz dertliyim.""Derdini söylemeden derman bulamazsın paşam. Bi çay getirin Ahmet Ağa'ya!""Geçenlerde akşam arkadaşlarla buluştuk. Bir iki tek attık. Geç geldim. Baktım ortanca hanım kızmış. 'Nerede kaldın bu saate kadar?' falan diye hesap soruyo. Kızdım tabii!""Kızılmaz mı? Ben de olsam kızarım ağam.""Kaldırdım kolumu, şöööööööle oturaklı bir tokat yapıştırdım.""Laf anlamıyo bunlar bazen. Kızmakta haklısın.""Baktım. Yetmedi hâlâ 'vınvınlıyo' sol elimle de bir yumruk patlattım.""Biraz fazla ileri gitmişin galiba be ağam?""Tabii başımız da biraz dumanlı. Anlıyor mu? Zaten başım dönüyo, bu da 'vın, vın!' Bir an önce susturayım dedim. Başladı ağlamaya. Yere de yıkıldı kalkmıyo. Masus yapıyo sandım. 'Kız kalk, ağlayıp durma kalk' dedim kalkmıyo. Gürültüye evdekiler uyandı. Odaya gelip kaldırdılar. Bizimki komşuya kaçmış.""Bak sen şu işe be ağam? Hemen de incinirler. Alem bunlar vallahi yavu.""Sızıp kalmışım" "Komşugiller almış bunu, kadın sığınma evi midir, ne karın ağırısıdır, oraya götürmüşler. Doktorlar, bilmem ne?" "İş büyüyor desene?" "Sorma yavu! Ben sızıp kalmışım. Ertesi sabah polis geldi. 'Şikâyet va, kalk karakola' didiler. Gittik. Affet, maffet didiler. Özür dile, mözür dile didiler. Gittim bu kadın sığınma evi midir, ne karın ağrısıdır? Bizimki bi sandalyada oturmuş. Önüne bakiii. Yanında iki kadın daaaa. Çatapat bişey o kadınlar. 'Ne vurdun kadına? Ne hakla? Ne bakla?' söylenip duriiiler! Baktım bu karılar tekin durmiii.""Nasıl yani ağam?""Yavu, bunların gözleri açılmış besbelli. Kim bilsin hayatlarını nası kazanırler, bilimisin ne dediğimi?""Yani hayat kadını mı demek istiyorsun?""Haaaaa. Öyle ya! Şimdi bunlar benimkini kandırıp, aynı yola düşürmesinler? KAPATIN bu kadın sığınma karın ağrısını yavu!""Bakacam bu işe ağam. Gerekirse kapatırız. Yanlış yola düşürürlerse, kanunu bulurlar karşılarında haaaa! Kapatırız gider be ağam! Başka da açtırmayız. Üzülme sen ağam. Çayını iç bak soğudu."Tüketici yasası ne diyor?* Polaris'ten 65 milyon liraya bir bot aldım. Fakat botun üst kısmı boydan boya "örgü" denen yöntemle yapıldığından yağmurlu havalarda suyu çekiyor. Geri götürdüm ilgilenmediler. Botun yerine bir başka ayakkabı değil de para iadesi istiyorum. (Hatice Metin)* Hatice Hanım, ancak çağdaş ülkelerde, firmalar böyle bir gerekçeyle yapılan itiraza para iadesi verirler Siz örgülü bir botun su almayacağını mı düşündünüz? Tüketici Hakları Yasası böyle bir itiraza ne diyor, ben de öğrenmek istiyorum. Gelen bilgileri sizinle paylaşacağım.Okuyucu mektubuGüle güle kullanın!Geçenlerde köşenizde çıkan şikâyetimde, "Çarkıfelek" programında kazandığım tencere teflon setini alamadığımı belirtmiştim. Ancak daha sonra hediyemi teslim ettiler. İlginize teşekkürler. (Feray Erkazan)
Bugün, oğlum Ali Özgün ile yaptığım bir konuşmayı sizlere olduğu gibi aktarmak istiyorum."Anne, dün akşam sizi aradım yoktunuz.""Babanla 'Neredesin Firuze'ye gittik Ali.""Beğendiniz mi?""İlk yarıda çok güldük. İkinci yarıdan sonra? Emin değilim.""Nasıl yani?""Yani, ikinci yarıdan sonra bir karışıklık başlıyor senaryoda. Kopukluklar var. Belki de bana öyle geldi.""Anne, bu piyasanın tüm pisliğini, kalleşliğini, üç kağıtçılığını ve gaddarlığını tüm çıplaklığıyla ortaya seriyor bu film.""Öyle ama ben doğru düzgün bir akış planı da arıyorum.""Bence gerçekçi bir senaryo, dahi bir yönetmenin eline düşmüş. Nefis bir çalışma çıkmış ortaya. Temposu, renkleri, trajedisi, komedisi, müziği çok iyi dokunmuş bir eser bu.""Ne yani? Tarantino ile mi karşı karşıyayız?""Neden olmasın? Türkiye'de herkese, her iş dalında bir Firuze gerek anne. Biraz eşelersen, bir çok iş dalında benzer keşmekeş var.""Nedir ki Firuze? Demet çok iyi oynamış ama neticede? Aldatmaca. Kandırmaca. Yutturmaca.""Aynı Türkiye'de olduğu gibi. Değil mi? Kabul et.""Doğru. Peki o arka plana atılmış hamile eşler, sevgililer? Onların bu kadar pesimist karanlıklara gömülmesi doğru mu?""Eminim gerçekte de o konumdadır bu hanımlar. Eşleri bir yaratma ve para kazanma ateşine tutulmuşlar, gözleri başka şey görmüyor. Sıkılan tüm kurşunlara rağmen, gürleyen her tehdide rağmen, her yokluk, her pespayeliğe rağmen, Türk müteşebbisi yolundan dönmüyor. Bence bu müthiş bir enerji, harikulade bir dinamik.""Para yok, pul yok!""Özcan Deniz'in çorabından çıkardığı parayı hatırlıyor musun? Hikâye doğruysa çocuk, birikimini son kuruşuna kadar yatırmış. Filmde üç kez intihar teması işleniyor. Düşünsene! Eminim gerçek duygulardır bunlar. İpler, haplar! Gerçek duyguları çok canlı bir biçimde yansıtmış yönetmen. Ama yönetmenin asıl dehası en sonunda görünüyor. Farkettin mi?""Vallahi ben yılan derisi fıstık yeşili, fuşya, mavi renkli sivri burunlu pabuçlardan, aynı tonda ceket ve kravatlardan gözümü alamadım ki!""Anadolu'nun bağrından kopup gelmişler ve kendilerince bir moda yaratmışlar. Bak bu tür sanatçıların bugünkü giyim kuşamına, çok farklı mı? Kabul et. Ama deha orada değil. Deha filmin sonunda.""Nasıl yani?""Yönetmen, Özcan Deniz'in meşhur olduğunu, durumun kurtulduğunu bilmiyor mu? Bal gibi biliyor. Ama bu başarı, bunca çileden sonra sanki önemini yitirmiş. Küçük ve silik afişlerle, filmin sonunda yansıtılıyor bu gerçek.""En önemli sahne hangisiydi sence Ali?""Özcan Deniz'in düğün salonuna girip şarkı söylemeyi kabul etme sahnesi çok gerçekçi geldi bana. Bu kadar gururlu, ilkeli, gelenek sahibi ve asırlardır yaşadığı törelere bağlı bir şahıs, 'Yaşayarak ölelim' diyor ve çıkmak istemediği sahneye çıkıyor. Türkiye değişiyor anne. Farketmiyor musun?""Ben, Haluk Bilginer başta olmak üzere hepsinin oyununu beğendim.""Tabii anne! Çok değişik bir çalışma. Hollywood'un dikkatini çekecektir bu film. Bak görürsün.""Yok artık Ali!""Bekle bak, görürsün."Okuyucu mektubuDemir yolları neden ihmal ediliyor?* Bu yılki GAP-Doğu Karadeniz-Van turları için demir yollarına yapılan başvuruların şimdiden 6500'e ulaştığı ancak tüm kapasitenin sadece 650 kişilik olduğu bildirildi. Yani talepte bulunanların ancak yüzde 10'u bu turlara katılabilecek. Eşim ve ben de başvuruda bulunmuştuk. Ama gidebilir miyiz, bilemiyorum. Yıllardır ihmal edilen demir yollarının durumuna bakınız. Karayolları, otoban, duble yollar tabii ki gerek ama demir yolları bu kadar ihmal edilir mi? Rahat, kaliteli vagonlarda yolculuk yapamıyoruz. (Gökçe Diner) * Demir Yolları, çağdaş ülkelerin kullandığı ulaşım yoludur. Hepsinin içleri misler gibi kokar, lüks vagonlarda yerler halıdır, çay servisi vardır. Milano'dan İsveç'e giden bir trene binmiştik, bayılmıştım. Bizim vagonlarımızın ise koltukları yırtık, camları kırık ve pis olduğunu bildiren mesajlar alıyorum. Belki uyarıcı mesajınız, doğru yerlere ulaşır ve tedbir alınır.Dikkat... Dikkat...Engelli çocuklara eğitim fırsatıGörmeyen ve zeka yönünden kusurlu olan çocukları eğitebilecek Üsküdar'daki Türkan Sabancı (Tel: 0212-310 49 12 / Müdür Feyzullah Güler) ile Sarıyer'deki Veysel Varda Görme Engelliler ilköğretim okulları (0212-201 12 92 / Müdür Muzaffer Ten) ÖĞRENCİSİZLİKTEN kapanma tehlikesiyle karşı karşıyalar. Bu hizmete ihtiyaç duyan ailelere duyurulur. A.Ö.
Hayrola Ali Müfit? Bugün işe gitmiyor musun?" "Bırak hanım. Artık sıtkım sıyrıldı. Canım işe gitmek istemiyor.""Yapma böyle Allah aşkına! Daha İstanbul'un ana başkanı sensin.""O kadar uğraş, o kadar didin. Ne için? Boşu boşuna, hep boşu boşuna.""Haklısın vallahi! O kadar Haliç'i temizlettin.""Temizletmek ne kelime? İçine girdim, içine! Unuttun mu?""Unutur muyum Ali Müfit! Hem girdin hem de suyunu içtin.""Yok canım. O musluk suyuydu.""Biliyor musun? Laf aramızda, ödüm koptu sen içerken.""Yok canım. Bi şey olmadı işte. Ne yapacan ki? Kameralar orda. Üstelik ben çağırmışım.""Miniatürk'ü kurdurdun.""Hah yaaaa! Koskoca Miniatürk. Ama yaranamadım bir türlü.""Marmara'yı da temizlettin. Bunlar kıymet bilmiyorlar bilir misin?""Bana mı söylüyorsun be hanım? Bu siyaset işi var ya! Valla 'bırak' diyor şeytan içimden.""Zaten o seni bıraktı galiba Ali Müfitçiğim. Üzme canını!""Hanım! Beş yıl! Dile kolay, 5 koskocaman uzun yıl. Gece gündüz uğraş didin dur. Ne için? AKP beni içine bile almadı. Tuttu Beyoğlu'nun, neyse!""Senden korktular mı dersin?""Neyimden korkacaklar benim?""Ne bileyim? O güler yüzün. Gülen gözlerin. Afişlerin. Sonra sosyal yönün de çok güçlü biliyor musun? Amma çok davet verdirttin haaaa! DSİ gecesi, doğalgaz gecesi, otobüsçüler gecesi, kaldırımcılar gecesi... Hepsinde de büyük yıldızlar solist.""Fena mı ettik? Cebimizden ödemedik ya? Afişleri kendi cüzdanımdan bastırmadım ya? Ne korkması? Ben bu işi sevdim yahu! Bir sürü de bir şeyler yaptık. Kaldırımlar kaç kez düzeltildi. Meydanlar açıklığa kavuştu.""Oda ne demek Ali Müfit?" "Meydanlar toparlandı yani!" "Meydanlar zaten toparlak değil midir?""Dereler ıslah edildi.""Hangi dereden bahsediyorsun?""Tabii ki Ayamama Deresi' nden bahsediyorum.""Biz küçükken Anya manya kumpanya' diye bir oyun oynardık, acaba...""Bırak bunları hanım! Ben şimdi bundan sonra ne yapacam? Kim bana iş verir ki? Emekli belediye başkanlarının iş bulması imkânsızdır. Kaldık ortada!""Acaba diyorum bir muhtar adayı falan olunamaz mı?""Bırak Allah aşkına hanım! Bu güzel Boğaz manzaralı lüks daireyi bırakıp Zeytinburnu muhtarlığına geçilir mi?""Haydi kalk giyin Ali Müfit. Acılarını içine at. Bir şey olmamış gibi gül. Üzüntülerini belli etme. Ben sana bir çay koyuyorum!"Dikkat... Dikkat...Türk kadını töre cinayetlerine kurban gitmesinSevgili meslektaşlarım Yasemin Bozkurt, Esra Ceyhan, Serap Ezgü gibi kadın programı yapan arkadaşlarıma sesleniyorum. Hepiniz genelde terk edilmiş eşleri, onların kavgalarını, kayınvalide çekişmelerini ele alıp işliyorsunuz. Türk Ceza Kanunu bu günlerde Ankara'da alt komisyonda görüşülmektedir. Töre cinayetlerine kurban gitmiş kadınlarımızı öldüren failler, bir takım indirimlerden faydalanmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Arkadaşımız Ruhat Mengi, bu konunun altını çarpıcı biçimde çizdiği için belirli bir isim zikretmediği halde, mahkeme mahkeme gezmekte üstelik haketmediği cezalara çarptırılmaktadır. Türk kadınının ileride böyle cinayetlere kurban gitmemesi için bu konulara el atmanızı ve yetkilileri konuşturmanızı rica ediyorum. A. Ö.
Geçen akşam Mydonose Showland'de yaptığı tanıtım gecesiyle Gülben Ergen, meslektaşları arasında çıtayı yükseltti. Koskoca çadır hınca hınç dolmuştu. Hem de kimlerle? Parasını ödeyerek bilet alıp Gülben'i görüp duymak isteyen hayranlarıyla. Ön tarafta sahneye yakın kalabalık gençlik, gösteri boyunca ayakta durdu. Bu kolay bir başarı değildir ve Gülben'i kutlamaya buradan başlamak gerekir.Taşkın Sabah'ın muhteşem müzik desteğiyle sahneye gelen Gülben, Canan Yaka'nın harikulade kırmızı volanlı, arkasında kocaman taşlı "G" harfi işli beyaz uzun pardösüsünü giymişti. Ellerinde taşlı eldivenler, ayağında burunları pırıl pırıl taşlı ince burunlu kıpkırmızı uzun çizmeler. Sırayla çok kostüm değiştirdi Gülben. Ancak bunların arasında iki kıyafeti vardı ki, bunlar seyirciler tarafından çok alkışlandı. Birisi çingene pembeli bir Roman kostümü, diğeri ise arka dekoltesi pırıl pırıl taşlarla işlenmiş beyaz bir tuvalet.İki buçuk yıllık bir aradan sonra Gülben hayranlarıyla buluşuyordu. Hem de nasıl bir buluşma? Özlemli, sevgili, sıcak ve özgün bir buluşma. Görselliğe çok önem verilen şovda çadırın tepelerine yükselen melekler mi istersiniz? Gülben'in 5 tanesini içine alabilecek büyüklükte kıpkırmızı bir koltuk mu istersiniz?İlginç ve trendy koreografiler sergileyen rap dansçıları mı arzularsınız? Davul gösterisi mi çekti canınız? Mehter Takımı müziğini bugüne uygulamak mı istersiniz?Üç yıl rahat ederNeler vardı neler! 5000 seyirci doydu, özlem giderdi, mutlu oldu.Yeni albümde yepyeni bir Gülben'le tanıştık. Daha olgun, daha güzel, daha trendy, daha çok ses, vurgu ve tonlamalara sahip bir Gülben. Kalabalık bir ritm grubuyla sansasyonel bir gösteriye şahit olduk. Çok duygulu, çok duyarlı, güzel sözlü, tempolu parçalarının dört tanesi Şehrazat'tan, üç tanesi Sezen Aksu'dan, birer tanesi de Yıldız Tilbe, Metin Özülkü ve Nazan Öncel'den alınmış. Bu seçimler çok da iyi yapılmış.Sözleri Sero'ya ait "Uçacaksın" parçası, albüme adını vermiş ve Al parçası olarak seçilmiş. Kulağın derhal kaptığı, tempolu, hoş sözlü "Uçacaksın", kısa zamanda müzik listelerinin tepesine tırmanacaktır. Bana soracak olursanız, bu albüm Gülben'in bu güne kadar yaptığı çalışmaların içinde en iyisi çünkü her parça çok etkileyici. Sanırım Gülben bu albümle 3 yıl rahat edebilir.Yanımda oturan Haldun Dormen bir ara kulağıma eğildi ve "Bu kızın sesi değişmiş, gelişmiş ve oturmuş. Nasıl oldu bu?" diye sordu. Doğrusu cevabını bilmiyorum. Ama bundan sonra yeni albüm çıkaracak sanatçı arkadaşlarımın, bu geceye benzer bir çalışmayla albümlerini hayranlarına takdim etme ihtiyacı duyacaklarını sanıyorum.Bravo Gülben Ergen! Yeni albümün hayırlı olsun!Okuyucu mektubuHep birlikte bu kütüphaneyi kuralım■ Kırıkhan Sağlık Meslek Lisesi'nin kütüphanesi yok. Özellikle sağlık alanındaki kitapların ilçe Halk Kütüphanesi'nde de bulunmaması, öğrencilerimizin ve öğretmenlerimizin kaynak sıkıntısı çekmelerine sebep oluyor. Bir kütüphane kuruyoruz. Bu konudaki çalışmalarımız devam ediyor. Ancak kısıtlı imkânlarla bunu bitirmek de mümkün olmuyor. Sizin vasıtanızla bizlere bu konuda yardım edebilecek hayırseverlerin Kırıkhan Sağlık Meslek Lisesi, Kırıkhan / Hatay adresine (Tel: 0326 344 62 63) müracaat etmelerini rica ediyorum. (Mürsel Yıldırım / Hatay)* Konu sağlık olunca akan suların durduğu noktadayız. Bugün çıkan bilgilerin, yarın çıkacak yeni bilgilere yer vereceğini biliyorum. Ancak anatomi konusunda temel bilgiler üzerine kitaplar gönderenlerin çok faydalı bir hizmet vereceğine de eminim. Okul kütüphanesinin tamamlanması için maddi yardıma da ihtiyaç olduğu belirtiliyor. Elini uzatan hayırsever okuyucularım olursa beni haberdar etmelerini rica ediyorum.
11 Eylül felaketini takip eden günlerde Başkan Bush'u Washington'da ziyaret eden ilk misafirlerden birisi Ürdün Kralı Hüseyin'di. Şömine önünde malûm basın toplantısı yapılırken Kral'ın ağzından dökülen bir cümle benim aklımdan hiç çıkmıyor. O tarihlerde köşemde buna dikkat çekmiştim. Şöyle demişti Kral Hüseyin: "Biz Başkan Bush'a çok müteşekkiriz çünkü bu ziyaretimde Ürdün ile ABD arasında ticaret anlaşması (trade agreement) imzalandı."Başkan Bush, Türkiye'ye aynı imkânı henüz sağlamadı. Olsun! Bir fikrim var. Bunu bir örnekle vermek istiyorum. Benim, Amerika'nın hem imal hem de ithal ettiği bir malı üreten fabrikam olsa, örneğin çatal-kaşık-bıçak üreten bir tesisim olsa, ilk işim kalitemi mümkün olan en yüksek standarda çıkartmak olur. Sonra zımba gibi pazarlama elemanımı Ürdün'e gönderirdim.Bu elemanım, Ürdün'ün ticaret anlaşması gereğince ABD'ye ihracat yapan bir firmasıyla ilişki kurmanın yollarını arardı. Ticaret işlerinde para konuştuğu için mümkün olan en yüksek kârları bu şirkete bırakmaya razı olur, çatal-kaşık-bıçak ürünlerimi Ürdün üzerinden ABD'ye ihracata başlardım. İsterse Ürdün, ürünüme kendi etiketini bile basabilirdi.Bu düşünceyle dolaylı yoldan bile olsa ABD pazanna adım atabilecek çok ürünümüz olduğuna inanıyorum. Neticede Ürdün'ün ne çapta bir imalat sanayi var ki? Ancak çok avantajlı bir ticaret anlaşması var.Ürdün'ün bu imkânıyla, imalatla uğraşan yerli sanayimizin elele verip durumları değerlendirmelerini çok isterim. Eminim birçok firma bu işbirliğine girmiştir bile. Ben bunu yapmamış firmalara sesleniyorum.Orada yaşadığım yıllarda tükettiğim birçok ürün gözümün önüne geliyor. Örneğin ton balığı konservesi. Japon kutuları, Amerikan üretimi kutularla raflarda yanyana dururdu. Dardanel ton balığı, Ürdün yoluyla bu pazarı zorlayamaz mı? Reçel kavanozları, hem ABD yapımı hem de Yugoslav (bölünmeden önce) marmelatlanyla sıralanırdı. Çin'den ithal (bol demir ihtiva ettiği için çok ağır olan) gündelik seramik yemek servisleri, vitrinleri süslerdi.Bu şekilde yabancı sermaye ülkemize gelmeden, biz tesislerimizi üç vardiyaya çıkartıp işsizlik sorunumuzu azaltamaz mıyız? Ülkemizde bol yetişen muhteşem kalitedeki defne yaprağı, tüm ABD piyasasını kapsayamaz mı? Taze incir mevsiminde, bütün mahsulü ABD'ye ihraç edemez miyiz? Çavuş üzümünü, en nadide restoranlara sevk edemez miyiz? Giresun'da imal edilen Zebra adında fevkalâde lezzetli bir enerji meşrubatı var. Bu ürün, Ürdün üzerinden ABD'ye ihraç edilemez mi (yalnız kapağın altı pas yapıyor, bu durum düzeltilmeli)?Bu konuyu, üretici ve sanayicilerimiz düşünsünler diye yazdım. Herkes yapıyorsa zaten hiç mesele yok. Tebrikler...Okuyucu mektubu"Daha çok apartman çöker"■ Anadolu Lisesi son sınıfta okuyan bir kızım var. ikinci dönem birinin dışında hiç ders görmediler. Tüm lise son sınıflarda her sene aynı sendrom yaşanıyor. Çocuğum bana, diğer arkadaşlarının heyet raporu alarak okula gitmeyeceklerini kendisine de rapor almamı istiyor. Hasta olmadığı halde rapor almam için okul yönetiminden olur alınacak, hastaneden doktorlar ayarlanacak ve biz de bu çocuklarımızdan dürüstlük bekleyeceğiz. Bu düzen böyle devam ettikçe ülkemizde daha çok Zümrüt apartmanları çöker. (M. E. B / Konya) * Bu tür şikâyetlere cevabı bana bir taksi şoförü arkadaşım vermiş ve şöyle demişti: "Onlarca yıldır ülkenin her bir köşesini kalkındıramamışsınız ve kalkındırmış gibi havalara bürünüp 'benim işçim, benim memurum' diye nutuklar atacaksınız. Birileri bu hatanın bedelini ödeyecek. Ne yazık! Ne yazık!" Size katılmamak elde değil.
Biz burada yerel seçimler, batık banka sahipleri, Kıbrıs hakkında konuşaduralım BBC'den öğreniyoruz ki, Güneş Sistemimizin enerji kaynağı Güneş yıldızımız çok hararetli bir biçimde ısınıyormuş. "Merak edecek ne var? Bize ne?" diyenler varsa konuyu açmak istiyorum.Ben de zannederim ki ozon tabakasını deldik, iklimler değişiyor. Asıl etken bu değilmiş. Asıl etken, güneşimizin henüz daha optimum sıcaklığına kavuşmamış olmasıymış ve bu istikamette hızla ilerliyormuş. Yani? Yani, güneşteki ısı o kadar yüksek boyutlara varacakmış ki en yakınındaki gezegenleri bir bir kurutup yutmaya başlayacakmış.Uzman diyor ki: "Dünyada çok uzun ömrümüz yok. Muhakkak Mars gezegeninde bir yaşam ihtimali yaratmalıyız." Demek bu yüzden bir telaş içinde bu bilim adamları?! Evet, Mars'ta bitki kalıntıları (algae) barındıran parçalar bulundu. Uzmanlar diyorlar ki: "Bu bitki kaynaklarını yeşertebilmek için Mars'ın atmosferini ısıtmamız gerek." Ben afallayarak dinliyorum. Uzman devam ediyor: "Bu bizim için çok kolay. (Alo?) Tek yapmamız gereken şey, çevre kirliliğine sebep olan her atık ve pisliği Mars'ın sathına bırakmamız.Bu pislik Mars'ın havasını kirletecek, onlarda da bir delik açacak ve güneş ışınları gezegeni daha çok ısıtacak. İşte o zaman bu algae bitkileri yeşermeye başlayacak.Donmuş su hücreleri de çözüleceği için sulama sorunu yaşanmayacak. İnsanoğlunun rahat bir biçimde Mars'a varması 50 yıl ister. Ağaç ve bitki dikimi için de bir 20 yıl eklersek 100 yıl sonra bitkilerin atmosfere salacakları oksijenle Mars'ta insanın yaşayabileceği bir ortam oluşabilir."Bizler günlük dertlerden, gezegenimiz için çalan tehlike çanlarını duymaz olmuşuz. Sanki Titanic'de filikalar dolmuş bile! Bilim adamları her olasılığı hesaplıyorlar. Bugüne kadar insan hep doğayı kendisine uydurmaya çalıştı. Şimdi ise bizler doğa kanunlarına boyun eğmek zorundaymışız. Hipoteze bakınız: "0 (sıfır) yerçekiminde ayak ve bacaklara ihtiyacımız olmayacak." Bu haber Rachel Hunter'a iyi gelmeyebilir! Güneş'teki bu sıcaklık artışı Mars'ı da tehdit ediyormuş. Bu sebepten, Jüpiter'in aylarından birisi olan Europa'ya da bir üst kurmak zorundaymışız. Mars kuruyup kavrulmaya başlayınca, "oraya atlarız" diyor bilim adamları. Hem de ciddi ciddi!!! Peki daha sonra? "İşte tam bu soruya cevap için uzayın derinliklerini bugünden keşfetmeye, Güneş Sistemi'nden uzaklaşmaya mecburuz" diyor uzman. Bugünden 200 yıl öncesine göz atıp yaşam durumlarını bir karşılaştıracak olsak, o tarihte yaşayanların hayal bile edemeyecekleri gelişmişlik içinde, teknoloji devrimlerinin göbeğinde yaşadığımızı kabul etmemiz gerek.200 yıl önce yaşamış atalanmızın hayatta inanamayacaklan bir sistemi oturtmuşuz, alışmışız, gayet de olağan kabul ediyoruz. 200 yıl sonra da uzayın derinliklerinde yaşamaya başlayacağımızı bugünden normal kabul etmemiz gerekir ama ben yapamıyorum. Çünkü kızıyorum. Soruyorum. Cevap istiyorum."Benim yaşam kaynağım Güneş, nasıl olur da benim ölüm kaynağım olur?"Okuyucu mektubuHepatit-B taşıyanlar nasıl iş bulacak?■ Askeri birliğimde yapılan muayenede, vücudumda Hepatit-B virüsü olduğu saptandı. Bu yüzden çürüğe çıkanldım. Tabip binbaşı, "Vücudun bağışıklık kazanmış. Yani sana zararı yok" dedi. Ben artık hiçbir devlet kurumunda veya özel sektörde çalışamaz mıyım? (Adı bende saklı bir okuyucum)* Bu konuda yönetmelikler ne der bilmiyorum. Bir eleman işe alınırken sağlık raporu istendiği hepimizce malûm. İşverenlerin değerlendirmeleri hangi yönde olmalıdır? Bu konuda yetkililerden açıklama bekliyorum. Cevabı köşemde yayınlayacağım çünkü sizin durumunuzda olan başkaları da vardır.