Öğretmen mi başarısız yoksa öğrenci mi tembel?

24 Şubat 2004

Öğretmenlerin çok kalabalık sınıflarda, Milli Eğitim'in şart koştuğu yüklü müfredatın üzerinden geçip bitirmek telaşı içinde, çocukların konuyu anlayıp anlamadığını kontrol etmeden, gerektiğinde defalarca üzerinden geçmeden ders vermeleri doğru mu? Böyle durumlar olduğu gelen mesajlardan anlaşılıyor.Sınıfların çok kalabalık olması, öğretmenlerin öğrencilerinin gözünün ferlerini takip etmelerini engelliyor mu? Bu çok önemli geliyor bana. Öğrencinin güzünün ferinden, anlatılan konuyu anlayıp anlamadığı derhal belli olur. Ama yüz kişilik bir sınıfta, öğretmen bunu nasıl başarabilir?Bir konunun öğrenciye hakettiği biçimde aktarılması çok önemlidir. Basit bir matematik problemi bile olsa, öğretmenin içindeki heyecan, heves, öğrenci tarafından çok çabuk yakalanır. Ama "dur şu müfredatı zamanında bitireyim" telaşı olunca o heves ve heyecan buharlaşıp yok olmaz mı?Sınıftaki öğrencilerin yarısı bir sınav sonucunda kırık not almışsa, o öğretmenin çok derin düşünmesini rica ediyorum. Burada bir hata vardır ve BENCE o hata öğrenciden çok öğretmene aittir.Bir okuyucumdan gelen mesajda, "İnanmazsınız, sınıfta en yüksek not 10 üzerinden 7 ve sadece bir kişi alabildi" diyor. Bu bilgi benim içime hançer gibi saplanıyor. Benim ölçülerime göre bu başarısızlık öğrencinin değil, öğretmenin ve bu yorgun ve yüklü müfredatı öğretmenlere yükleyen Milli Eğitim'in Talim Terbiye Kurulu üyelerinindir.Bir de yeniliğe ayak uyduramayan öğretmen şikâyetleri geliyor. "Öğretmen bizim önerilerimizi kabul etmiyor, statükocu görüşler savunuyor" diyorlar ve örnek veriyorlar. Üniversitede görsel sanatlar dersinde bir öğretmen, öğrecilerine ödev vermiş. Bir senaryo yazılacak ve onun çekim planları belirlenecek.Öğrenci Ankara'dan bir Türk kızını, Milano'da bir İtalyan okuluna gönderen ve orada yaşatan bir senaryo yazmış (Bence çok yaratıcı). Bu senaryoda öğrenci, Türk kızın yeni ortamına adapte olması için yapması gerekenleri sıralamış.Öğretmen bir kızmış, pir kızmış! "Böyle saçmalık olmaz" diye itiraz etmiş: "Hiçbir Türk, gittiği yere adapte olmak zorunda değildir. Onlar bize uysunlar efendim. Biz her şeyin en iyisini öğreniyoruz." Buyrunuz!"Kültür farklılıkları sadece ülkelerarası değil bir tek ülkenin içerisinde değişik yörelere göre bile değişebilmektedir" diye bana şikâyette bulunan öğrenci, bu görüşünü öğretmenine sınıfta belirtememektedir. Ağzını açsa susturulmaktadır.Hele hele verilen notu bir söylesem şaşar kalırsınız.Böyle öğrenci yetiştirilmez! Öğrenci görüşlerini saygıyla dinlemeyen, haklı olduğu yerde bunu teslim etmeyen, dediğim dedik, bildiğim bildik senaryolarına sarılmış, ceza hırsını da DÜŞÜK NOT vererek tatmin eden öğretmenlere ihtiyacı yok bizim çocuklarımızın!Üzülüyorum. Çünkü gençlerimizin başarısızlıkları, ruhlarında yaralar açmakta, hassas gururları gereksiz yere ezilmektedir.Okuyucu mektubuMigros'tan satış sonrası hizmet* 11 Şubat'ta Merter Migros'tan 650 gram dana kıyması aldım. Eve gidip paketi açtığımda burnuma koyun kıyması kokusu geldi. İnternette Migros sitesine girdim. Bu yanlışlığı gün, saat, fış numarasıyla bildirdim. Ertesi gün Merter Migros telefonla aradı ve mağazaya davet etti. Müdür Bey özür dileyerek 650 gram dana kıyması verdi. Bu uygulama eşimle çok hoşumuza gitti ve sizin vasıtanızla yetkililere teşekkür etmek istedik. (Adı bende saklı bir okurum)* Bravo Migros! Satış sonrası hizmet devam ediyor. Bu, her firmaya örnek teşkil etmesi gereken davranışı kutluyor ve bu tür yaklaşımlarla müşteri kaybının minimumda kalacağına inanıyorum.

Devamını Oku

Kadınlar artık kombinezonla dolaşacaklarmış!

23 Şubat 2004

"Hayrola Ayşe? Dönüp duruyorsun, uykun mu kaçtı?""Kaçtı vallahi Haluk. Gel bir çay içelim de derdimi anlatayım."Hemen mutfağa girip iki bardak çay hazırlayıp salona geçtim."Endişen nedir Ayşe?""Biliyorsun çarşamba akşamı Maydonose Showland'de Gülben Ergen'in yeni albüm tanıtımı var.""Evet, biliyorum. Gideceğiz ya! Kaçta başlıyormuş?""Evet. Gideceğiz. 20.30'da başlıyor galiba.""Bakma sen! Öyle derler, 21.30'dan evvel başlamaz.""Tamam, tamam ama ben ne giyeceğim bu etkinliğe giderken diye düşünüp duruyorum.""Her zaman ne giyiyorsun? Giyersin o siyahlı ceketini, olur biter.""Aman Haluk, sana öyle kolay geliyor ki! Bu gibi yerlerde biraz moda takılmak gerek. Tüm basın orada olacak çünkü.""Moda takılmak da ne deme! Ayşe? Anlayamadım?""Dün gazeteden son modayı öğrendim ve moralim bozuldu.""Nasılmış son moda?""İnanmayacaksın ama gazetedeki haberde, 'Kadınlar artık kombinezonla dolaşacak' deniyor.""Neeeeeeee? Delirdin mi sen yahu? Kadınlar hangi kombinezonla dolaşacak?""Ben de buna karar veremediğim için uyuyamıyorum ya! Bak benim topu topu dört kombinezonum var. Hangisini giyeyim karar veremiyorum. Acaba beji mi giysem, beyazı mı, siyahı mı, yoksa kırmızıyı mı? Şimdi Canan Yaka da oradadır. Kocası da malûm!""Ben senin kombinezonla sokağa çıkmana asla izin vermem, bunu bilmiş ol!""Ama bu moda Haluk. Biraz uymak istiyorum.""Bana bak Ayşe, bırak o modayı manken kızlar giysinler, sen o siyah ceketi geçir üstüne veya ben gitmem vallahi.""Peki peki! Ahhh bazen düşünüyorum da...""Ne düşünüyorsun?""Yahu hep fedakârlıkları ben mi yapacağım?"Haluk gözlerini tavanda devirirken, "Ben yatıyorum. Haydi sen de gel. Benim de uykumu kaçırma Allahaşkına!" dedi.Aylardır boşuna mı bekliyorum?■ 17 Aralık 2003 tarihinde TGRT kanalında yayınlanan Çarkıfelek programına telefonla katılmıştım. Bir harf söyledim ve Sayın Muazzez Ersoy, 300 milyon lira değerinde Paksan marka tencere setini kazandığımı duyurdu. Ben de kendilerine teşekkür ettim ve telefonumu kapattım. Bir müddet bekledim. Ne arayan var ne de soran. Belki bir aksilik olmuştur düşüncesiyle ben aradım. Bir numara verdiler. Orayı çevirdim, "Ocak ayı içinde Paksan marka tencere setinizi alırsınız, bunun için biz sizi ararız. Hiç merak etmeyin" dediler. Yine bir süre bekledim. Ama bir daha aramadılar. Neredeyse Şubat ayı bitiyor. Galiba boşuna bekliyorum. Tabii bu arada telefon faturalanmız da kabarıyor. (Feray Erkazan)* TGRT ciddi bir kurumdur. Bence bir iletişim kopukluğu olmuştur. Derhal sizin tencere takımınızı takdim ederler.Okuyucu mektubuNamuslu vatandaş bu yükü çekmesin■ İstanbul Avcılar'da Deniz Köşkler Mahallesi'ndeki bir apartmanın iki dairesinde kaçak elektrik kullanılıyor. Boğaziçi Elektrik faturasının arkasındaki telefon numaralarına baktım. Haber vermek için aradığımda düşmediğini gördüm. Üzerime düşeni yapmak istiyorum. Bu yükü namuslu vatandaşlar mı çekmeli? (Adı bende saklı)* Hükümet bu konu üzerinde duruyor. Eminim Boğaziçi Elektrik yetkilileri harekete geçeceklerdir.

Devamını Oku

Osmanlı'ya karşı Ermeni lobisi

21 Şubat 2004

Profesör Foster ile ertesi sabah ofisinde buluştuk. "Bak Ayşe, bir komplikasyon oldu. Rektör evinde rahatsız edilmiş. Sergi ve konferansın iptali istenmiş. Rektör bu sabah dekanımızı çağırdı, durumu izah edip etkinliği iptal etmemizi istemiş. Ama dekan, 'Hayır. Benim öğrencim haklıdır. Hazırlıklar yapılmıştır, iptal söz konusu değildir' diye rektöre karşı çıkmış. Olayı yapacağız ama sen pek ortalarda görünme" dedi.Akşamüstü Başkonsolos'un evime gönderdiği köfte ve börek tepsilerini arabama yerleştirdim. Ali, Canan ve Ahmet'i de yardımcı olarak yanıma aldım ve konferans salonuna geldik. Folklorcular geç kalmışlardı. Günlerden cuma ve hava güneşliydi. Hem 110, hem de 405 otobanı tampon tamponaydı. Ama salona insanlar akın akın gelmeye başlamıştı. Canan'ı konferans salonunun kapısına bekçi koydum. Folklor provası olduğu için kimseyi içeri almamasını tembih ettim ve börekleri ısıtmak için sergi salonuna koşturarak çıktım.Aşağıya indimBu sırada bir gürültü koptu aşağılarda bir yerde. Pencereden baktığımda kampus polisinin altı tane aracının geldiğini, bir grup gencin komiserin hemen yanıbaşında bağırdıklarını gördüm. Tepsileri bırakıp derhal aşağıya indim.Günlük gazete ve yayın organlarında yapılan duyurudan sonra etkinliğin farkına varan Ermeni lobisi, harekete geçmiş. 20 kadar genç kız ve erkek ve başlarında 35 yaşlarındaki liderleriyle polisle çatışmaya başlamak üzereydiler. Komisere, "Ne oldu?" diye sorduğumda, "Bunlar konferans salonuna girmek istemişler ama orada bulunan genç bir bayan içeri girmenin yasak olduğunu, salonun biraz sonra açılacağını söylemiş. İtiraz ediyorlar. Sanırım etkinliği hazırlayan öğrencimiz sizsiniz? Konferans salonu girişinde size kocaman sarı örtülü bir masa hazırladık. Onlar da aynı ebatta bir masa istiyorlar. Hazırlayacağım. Ben Birleşmiş Milletler güvenliğinde çalıştım. Hiç endişelenmeyin" dedi.Sarı örtülü masaKoskoca konferans salonunun tüm koltukları doldu, merdivenleri doldu, duvar kenarlan ayakta izleyeceklerle doldu. Bana bir hafta önce, "Kimse gelmez, üzülme" diye telefon eden, Güney Kaliforniya Türk-Amerikan Derneği Kültür Başkanı'nı gördüm. Bir koltuğa gömülmüştü.Ben dışarıdaki sarı örtülü masama geçtim. Daha önceden hazırladığım Osmanlı tarihini anlatan metni ihtiva eden dosyamı salona girenlere veriyordum. Baktım karşıma da masa getirildi. "Örtüsü yok bunun. Biz de örtü isteriz" dedi başkanları. Mavi bir örtü getirdiler. Onlar da boş durmamışlar, kendi metinlerini ihtiva eden bir kâğıt hazırlamışlardı. Davetlilere önce ben bilgilerimi veriyordum, sonra onlar.İnsanlar onların başlığını bağırarak okuyorlardı: "Soykırım! Osmanlılar 3 milyon Ermeni'ye soykırım yapmışlardır!" inanmazsınız, Amerikalılar ne dediler biliyor musunuz? "Neeee? Ne 3 milyonu? Geçen sefer 1 milyon demiştiniz ya!"Ve onların kâğıtlarını buruşturup yere attılar hep! Yer buruşturulmuş sapsarı kâğıtlarla doldu. Konferans başladı. İki masa karşılıklı yalnız kaldık. Başkanları lacivert elbiseli ve kravatlıydı. Yanıma geldi, "Bütün bu olayın arkasında senin olduğunu öğrendim. Doğru mu?" diye sordu. Gözünün taaaa içine baktım ve "Doğru" dedim.Devam etti: "Senin üç çocuğun varmış. İkisi oğlan, birisi kızmış." Beni tehdit ediyordu. Döndüm ve şöyle dedim: "Bak başkan, bugün cuma. Kim bilir ne yorucu bir gün geçirdin. Her cuma eve dönerdin. Şortunu ayağına geçirir, ayaklarını sehpaya uzatır, karının getirdiği buz gibi birayı içer dinlenirdin.Şimdi şu haline bak! Lacivertleri çekmişsin, yakan sıkıyor, kravatın eğrilmiş. Kendine eziyet etmene gerek var mı?" Cevabı çok çabuk yapıştırdı: "Ben evli değilim." Sektirmeden ben de yapıştırdım:Gülmeye başladım"Bak sana harika bir kız tanıştırabilirim. Türk ve çok güzel..."Burada başkanın tam manasıyla ipleri koptu! Bir gülmeye başladı ki durdurabilene aşkolsun. Ben de gülmeye başladım. Döndü Ermeni asıllı gençlere, "Toparlanın, gidiyoruz" dedi ve çekip gittiler. Osmanlı sergisi de üstün bir başarıyla yüzlerce kişi tarafından gezildi, beğenildi. Bu hikâyeyi neden anlattım? Olaylara yaklaşım ve tavır çok önemlidir. Yumuşaklıkla bir çok sorun halledilir.Dikkat... Dikkat...Bu belgesel defalarca gösterilmelidirGeçen gün CNN Türk'te, Kanada-Fransız ortak yapımı İran belgeselini gözlerimden yaşlar akarak izledim. Bu belgesel defalarca gösterilmelidir. 20 yaşındaki Toktam adındaki bir kızın, "Hayatta başarılı olabilmek için bir tek NEŞE duygusu insana gerekli heyecanı verebilir" sözleri aklımdan çıkmıyor. "2600 yıllık Pers İmparatorluğu'nda yerleşmiş gelenekleri yıkmak zor" diyen bir devrimci konuşuyor. En sonunda da bir bilge kişi diyor ki (mealen söylüyorum): "Geçmişin karanlık alışkanlıklarından kopup aydınlığa koşabilmek cesaret ister. Etrafımızdaki duvarları yıkmalıyız. Bu cesareti göstermeliyiz." Geçenlerde Kissinger demiş ki: "Irak'a bir Atatürk gerek!" Yetmez Henry! Türk gibi bir halk olmazsa, olmaz bu iş! Bazen çok temel öğelerin kıymetini bilmeden yaşadığımızı farkediyor ve silkiniyorum.

Devamını Oku

ABD'de bir Osmanlı tanıtım hikâyesi

20 Şubat 2004

1987'de ABD'de üniversiteye devam ederken müzecilik dersi almıştım. İlk derste profesör, okul müzesinde o sömestr hangi ülke eserlerinin sergileneceği konusunda öğrencilerle konuştu. Sonunda Pacific Rim dedikleri Asya'nın Pasifik Okyanusu'na kıyısı olan ülke eserlerini sergilemek üzere karar verildi.Ben elimi kaldırdım ve müzenin küçük bir köşesinin Osmanlı eserlerine ayrılıp ayrılamayacağını sordum.Kabul edildi. Profesör Foster, Hitit uzmanıymış. Ülkemize 5 kez gelmiş, beni destekledi. Güney Kaliforniya'da yaşayan Türk dostlarımızın ne kadar değerli eserleri olduğunu o zaman öğrendim. Hepsi sergiye katkıda bulundular. Ben elime aldığım her konuyu büyütmekte usta olduğumdan şöyle bir plan yaptım ve kabul ettirdim:Serginin açılışında profesörüm, Hititler üzerine okulun en büyük salonunda slaytlı bir konferans verecekti. USC'de okuyan (ve okutan) Türklerden oluşmuş bir folklor ekibi gösteri yapacaktı. Başkonsolos ve eşinin bir kurdeleyi keserek açacaklan müzede eserler incelenirken Türk mutfağından börek ve köfte ikram edilecek, Türk şarapları ve portakal suyunun verileceği bir kokteyl gerçekleşecekti.Gece gündüz çalıştık. Müzenin yarısından fazlası Osmanlı eserleriyle doldu. Okulun Grafik Sanatları Bölümü'ne muhteşem bir Osmanlı haritası hazırlattım. Başkonsolos'un eşi, aşçılarına börek ve köfteleri yaptıracaktı. Türk şaraplan ithal eden bir arkadaşımız teberruda bulundu. Olay tarihinden bir hafta önce, Güney Kaliforniya Türk-Amerikan Derneği Kültür Başkanı, akşam beni telefonla aradı: "Ayşe Hanım. Heyecanınızı anlıyorum ancak biz Türkler'den başka kimseler gelmeyecek. Haberiniz olsun da moraliniz bozulmasın. Biz burada yıllardır neler yaptık. Hiçbirisi Amerikalılar'ın dikatini çekmedi. Şaşırmayın diye sizi uyarmak istiyorum." Teşekkür ettim.Ertesi sabah okulumun Halkla İlişkiler Müdürü'nü ziyaret ettim. Müzemizde çok önemli bir olay gerçekleşeceğini, basın bildirisiyle bu etkinliği Los Angeles Times başta olmak üzere tüm önemli yayın organlarına göndermelerini rica ettim. Bildiriyi de kendim hazırladım. Duyurma işini kendilerine bıraktım. Etkinlikten bir gece önce Başkonsolos geç bir saatte beni evden aradı. "Ayşe Hanım, rektörünüz beni aradı. Ermeni asıllı Amerikalılar bu gece evini adeta basmışlar. Ellerinde bir kaset varmış. Osmanlı'nın gerçekleştirdiğini iddia ettikleri soykırımın görüntülerini rektöre zorla izletmişler.'Bu okulun kuruluş ve işletme giderlerine şu kadar maddi katkıda bulunuyoruz. Nasıl olur da böyle bir uygarlığı bizim ayakta tuttuğumuz üniversitenizde sergilersiniz? Etkinliğin iptal edilmesini istiyoruz' demişler. Rektörünüz işin tehlikeli boyutlara vardığını bildirmek için beni uyardı. Biz eşimle yarın akşam gelmiyoruz. Etkinliği iptal etseniz isabetli olur" dedi.Donup kalmıştım. Şöyle bir soru sordum: "Bu saatte hiçbir iptal olamaz ancak bana şoförünüzle börek ve köfteleri yollayabilir misiniz?" Söz verdi. Uykusuz bir gece geçirdim.Yarın: Ermeni lobisi harekete geçiyorOkuyucu mektubuBu nasıl bir dikkatsizlik ve ehliyetsizliktir"■ İzmir'de oturan bir emekliyim. Ankara'daki kızımı ziyarete gittiğimde gözümden rahatsızlandım ve 9. 01. 2004 tarihinde Ankara Özel Kudret Göz Hastanesi'nde muayene oldum. Reçete tarihi 2003 olarak yazılmıştı. İzmir'e dönmüştüm. Geri gönderip yenisini yollattım. Reçeteyi yaptırdım ama gözlerim iyice bozulmuştu. Bu kez Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi'ne gittim. Profesörün verdiği reçeteyle daha önceki reçeteden çok farklıydı. Şimdi rahatım ama benim gibi parası olmayıp bu cefayı çeken vatandaşların durumu ne olacak? Bu ne biçim dikkatsizlik ve ehliyetsizliktir? (Güngör Tokcan)* Şikayetlerinizi köşemize alıyoruz. Kudret Göz Hastanesi yetkililerinden eğer bu konuda bir açıklama gelirse buradan yayınlayacağız.

Devamını Oku

Müziğin efendisi, sultanı Şehrazat

19 Şubat 2004

Ben Şehrazat'tan önce annesi Sevinç Tevs ustayı tanımıştım. Her pazar akşamı rahmetli Berrin Kefeli'nin Bebek'teki evinde Şirin Devrim, Mücap Ofluoğlu. Sevinç Tevs gibi dev sanatçıların ve sanata düşkünlerin toplandığı bir ortam yaşanırdı. Kızları Solmaz, Fisko ve ben onların her söylediklerini anlamaya çalışır, kendimizi ya Shakespeare'in bir tiradının içinde ya Nazım'ın "Kurtuluş Savaşı Destanı"nın en duygulu köşesinde veya Sevinç Hanım'ın duygusal bir sesle yorumladığı "Misty"sinde bulurduk.Dün akşam İş Sanat Merkezi'nde Şehrazat yani Şero'nun 30'uncu sanat yılı kutlandı, İş Bankası'nın katkılarıyla. Bence Türkiye'de henüz yaşanmamış görkem ve güzellikte bir organizasyon gerçekleştirildi (Bravo Yaşar Gaga ve eline sağlık BKM'den dostum Neco). İş Bankası'ndan Cana Hanım'ın dahiyane fikriyle oluşan bu geceye başta Ayşe Ersayın, Ozan Doğulu yönetiminde Sezen Aksu'nun özel orkestrası, Şehrazat'ın birlikte çalıştığı piyano virtüozu, misafir sanatçı Emre Irmak ve burada sıralayamayacağım dev bir ekip katkıda bulundu. Salonu tıklım tıklım dolduran şanslı dinleyicilere Şehrazat'ın yaşam özetini barkovizyonda Yılmaz Erdoğan yorumladı.Bu şölende toplanan maddi gelir de Türk Silahlı Kuvvetleri nin gazi ve şehit ailelerinin tedavi masrafların da kullanılmak üzere Genelkurmay Başkanlığına bağlı Elele Vakfı'na bağışlandı. Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman'dan Şehrazat'a takdir plaketini, 1. Ordu Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt verdiler. Gerek Orgeneral Büyükanıt'ın gerekse Elele Vakfı Başkanı Bahtiyar Paşa'nın duygusal konuşmaları, tüm seyircileri çok etkiledi.Etkileyici bir şarkıEmel Müftüoğlu ile başlayıp Gülben Ergen, Nilüfer, Zerrin Özer, Ajda Pekkan, Sezen Aksu, Aşkın Nur Yengi, Mustafa Sandal, Kenan Doğulu, Kibariye gibi daha nice yetenekli yorumcu, Şehrazat'ın şarkı sözleriyle bazen de beste ve sözleriyle mikrofona uzanırken hem seyircileri, hem de Şehrazat'ı bazen neşelendirip bazen de gözyaşlarına boğdular. Neslihan Yargıcı, hatıraları o kadar güzel anlattık ki herkes kahkahadan kırıldı.Şehrazat gerçekten çok özel bir insan. Şarkı sözlerine yansımış muazzam bir derinliği, bilgeliği, yürek fırtınalarını çok değişik tonlarda sözlere yansıtma yeteneği ve her konuda fikri ve zikri olan, sıcak yüreği, sağlam mantığıyla tüm sanatçı arkadaşları etkilemeyi başarabilen, onları anlayan, kucaklayan, zaman zaman kızıp azarlayan, kahkahalarla güldüren, kendisine de gülmeyi becerebilen nev-i şahsına münhasır bir kişiliğe sahip. Canan Yaka'nın eseri olan iki güzel kostümü giyen Şero da konser sonunda, yaşamın aksini özetleyen çok etkileyici bir şarkı söyledi.Tüm sanatçılar Şehrazat'ın sözleriyle yorumladıkları eserleri seslendirirken bu Atatürk torunlarının sanki büyük Önder'e, "Bak biz istediğin yolda nasıl ilerliyoruz" dediklerini duyar gibi oldum. Hepsi çok güzel, çok şık ve çok etkileyiciydiler. Aralarında bir nebze kıskançlık, çekememezlik, ukalâlık yoktu. Tüm dev sanatçılar el ele vermiş Şehrazat'ı, İş Bankası'nı ve Elele Vakfı'nı candan ve samimi bir biçimde selamlamışlardı.Bir daha bir araya gelebileceğinden şüphe ettiğim bu muhteşem kadronun gösterisini ekranlarda görmeyi arzu ediyorum. İnşallah böyle bir plan ve program vardır diye dua ediyor, katkıda bulunan tüm sanatçı arkadaşlarıma ve organizasyonu üstlenen kadroya tekrar teşekkür ediyorum. Ama asıl takdirim ve tebliğim tabii ki bu gecenin gelirini Elele Vakfı'na bağışlamak şartıyla İş Bankası'na "EVET" diyen Şehrazat'adır!Nice yıllara Şerocuğum!Dikkat... Dikkat...Necati Göksel'in romanını okumanızı tavsiye ederimYıllar önce TRT'de benim yönetmenliğimi yapmış olan Sayın Necati Göksel'in, İnkılâp Yayınları'ndan çıkmış "Hayat Askıda" adlı kitabı elime geçti. Harikulade kurgulanmış, akıcı bir polisiye roman. Elinize alıp, bitirmeden bırakamayacağınız türden bir eser. Ben, Necati Bey'in böyle yetenekleri olduğunu bilmiyordum doğrusu. Kendisini kutluyor ve başka eserlerini de beklediğimi buradan duyuruyorum. Televizyonun ekranını ve radyonun düğmesini kapatıp, düşüncelerini dinlendirmek isteyenlere "Hayat Askıda" adlı bu romanı okumalarını tavsiye ediyorum. A. Ö.

Devamını Oku

Merve Kavakçı'nın kitabı çıkmış (!)

18 Şubat 2004

VATAN gazetesinden öğrendiğime göre çok önemli bulduğunuz belli olan deneyimlerinizi kitap haline getirmişsiniz. Müjdeler olsun! Seyhan Sevinç arkadaşımın hazırladığı bu haberden neler öğrendim, neler?!Recai Kutan Bey'i korkaklıkla suçladığınızı anlıyorum. Nazlı Ilıcak'ın en büyük destekçiniz olduğunu fark ediyorum. Abdullah Gül Bey'in garip bir teklif yaparak, "Başını şöyle değil de çene altından bağla" dediğini ve sizin de, "Bu tarzın bana yakışmayacağına inandığımı..." diyerek yanıtladığınızı biliyorum. Yaratılmakta olan olay hakkında Hüsamettin Özkan'a danışıldığını, Cumhurbaşkanı Demirel'in Kutan'ı arayarak birilerinin türbanın meclise girmemesi için ihtarda bulunduğunu anladım. Sıra ile Salih Kapusuz, Ahmet Hakan, Tayyip Erdoğan, Bülent Ecevit gibi niceler karışıyor bu etkinliğe ve en sonunda Abdüllatif Şener'in, "Sizi tebrik ediyorum. Siz bizim vekilimizsiniz" dediğini iyice not ediyorum.Bir küçük tas içinde ne büyük fırtınalar kopartılabilinirmiş değil mi Merve Hanım? Bravo size vallahi! Başrole de yakıştınız demek ihtiyacını duyuyorum. Bir kere çekici ve güzelsiniz. Keman gibi kaşlarınız ve zeytin biçimli gözlerinizle sanırım Recai Kutan Bey hariç, Fazilet Partisi'nin o günkü üyelerini pekâlâ etkiniz altına alabilmişsiniz. Kendilerini büyük bir devrimin(!) eşiğinde gören birçok bey sizin dümen suyunuza kolaylıkla kapılmış! Malum, beklenen ve doğru gelişmelere şaşırmış pozlarınızla hesap soruyorsunuz!"Recai Bey, siz korkaksınız!" Ba, ba, ba, ba, baaaaaaaaa! Hayret bir dizginleri kavrama, başrole soyunma, savunma ve elden bırakmama. Eminim sizin bu tavrınız Sayın Kutan'ı çok korkutmuştur. Çünkü size cevap verememiş. Devam etmişsiniz: "Evet! Sizden bir açıklama bekliyorum." Ba, ba, ba, ba, baaaaaaaaa! Bir prima donna, kaprisli bir baş oyuncu, kızgın, bunca emek ve fedakârlıktan sonra karşılığını bulamamış bir kahraman isyanlarda!Daha fazla uzatmak istemiyorum ama haberin şu bölümüne değinmeden geçemeyeceğim: Meclis'ten yükselen "Dışarı! Dışarı!" sözlerine içinizden şu duayı okurmuşsunuz. "Biz ONLARIN önlerinden ve arkalarından bir set çektik de ONLARI sardık ve ONLAR artık göremez oldular." Bütün yaşadığınız deneyimleri bir bir düşünüp, bu sözleri bir daha gözden ve zihninizden soğukkanlılıkla geçirirseniz ONLARIN tabiriyle Yüce Yaratan'ın aslında kimi kastettiğini belki bu sefer anlarsınız.Siz ve sizin elinize düşmüş herkes bilmelidir ki yukarıda değinilen saçma sapan ve yersiz, yanlış hareketlerle yüce meclis boşu boşuna, safsatayla zaman geçirmiştir. Ne yazık göremeyenlere, düşünemeyenlere! Kendinizi kahraman edasıyla görmeye ve hâlâ gerçek durumu idrak edememeye devam erliğinizi ve bir kitap yazarak dikkatleri tekrar üzerinize çekmeye devam etme arzusunda olduğunuzu hissediyorum.Okuyucu mektubuYüzde 67lik artış gerçekten çok fazla!■ Akmerkez otopark ücretini 3 milyondan 5 milyon liraya çıkarttı. Enflasyon yüzde 20'nin altındayken yüzde 67'lik bir artış? Çoluk çocuk gittiğimizde zaten Akmerkez'e yaklaşık 30-40 milyon lira bırakıyoruz. İstanbul'da birçok alışveriş merkezinin otoparkı ücretsiz. Akmerkez'e çok yüksek dükkân kiralarından gelen gelirler yetmiyor mu?Eşimle karar aldık, bir daha Akmerkez'e gitmeyeceğiz. Ne paraya doymak bilmez insanlar bunlar. (Adı bende saklı bir okuyucum) * Gerçekten enflasyonunun bu düşük seviyelerde olduğu dönemde yüzde 67'lik artış nasıl izah edilebilir? Bence bu otoparkta güvenlik açısından elemanlar olmalı, onların maaş ve SSK pirimleri, sarfedilen enerji masrafları, bilet baskı parasını da eklesek ve yıllık toplam masrafı, geçen yıl binayı ziyaret eden otomobil adedine bölersek, yaklaşık olarak alınacak ücret ortaya çıkar. Ama hesaplarınızı kâr amaçlı, başka masrafları kapatmak için planlarsanız, yarın öbür gün bilet ücretini 10 milyona da çıkartabilirsiniz. Açıklama bekliyoruz.

Devamını Oku

Sayın Başbakan'a bir önerim var

17 Şubat 2004

Başbakan yurt dışı gezilerinde Türkiye'nin başarılı işadamlarını, girişimcilerini, fabrikatörlerini, ihracatçılarını, yani ticaret erbabını beraberinde götürüyor ya! Bence çok hoş bir grup oluşturuyor bu müteşebbis topluluğu.Son New York gezisini ele alalım. Pırıl pırıl, tertemiz gömlekli, lacivert blazerli, uyumlu kravatlı zevat, ABD'li müteşebbislerle buluşup, "daha fazla iş olanakları, iş birlikleri, ticaret ve yatırımı nasıl gerçekleştiririz" istişareleriyle hummalı bir çalışma içerisine giriyorlar.İyi de ediyorlar. Mühim olan bir üretkenliğin temelini atmak. Kilit kelime üretkenlik. Bu üretkenliği yakalamak için zeki ve akıllı işadamlarımız eminim her öneriyi masaya yatırıyor, yoktan var etmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Hepsini tebrik ediyorum. Bu seyahatlerin en hoş tarafı da sonradan, Kürşat Tüzmen gibi bir Bakanımızın beyanat vererek bu seyahat esnasında ne kadar iş bağlantıları yapıldığının, kaç dolarlık iş anlaşmalarının imzalandığının belirtilmesi ve Türkiye'ye gelebilecek yeni yatırımcıların listesinin açıklanması. Harikulade!Benim Sayın Başbakan'a önerim şu: Lütfen aynı grubu ama aynı grubu Anadolu'nun tüm gelişmeye muhtaç yörelerine benzer bir seyahate götürün. Özellikle, milattan önceki şartları yaşayan bölgelerin bu işadamı ve müteşebbislerimize layıkıyla tanıtılması. Bu bölgenin potansiyellerinin açık bir biçimde yöreyi bilenler tarafından bu girişimcilere izah edilmesi. Bu esnada, hükümetin 1500 dolar altında geliri olan kent ve kasabalarda yatırım yapmayı düşünecek işadamlanmıza ne gibi teşvikler sağlanacağının bir bir anlatılması. Buraya yatırımın uygun olmadığını belirtecek müteşebbislerin görüşlerini ve ihtiyaçlannı dinlemesi. Bunları yerine getirmek için derhal bir plan ve program hazırlanması ve yürürlüğe koyması.Ben bunu öneriyorum çünkü faydalı olacağına inanıyorum.Çalışkan bir Köyişleri ile mi karşı karşıyayız?Elime bir cetvel geçti! Çok mutluyum. İlk kar yağdığından beri Seddülbahir Köyü'nde elektrik ve sular kesik. Elektriği geçici olarak halletti köy halkı. Ama su? Yok! Neden? Çünkü fırtına, 9 elektrik direğini yerle bir etti. Bunların 4 adedi ortadan kınldığı için tamamen devre dışı kaldı. Diğerleri tamir edilebilecekmiş. Trafo paramparça. Su deposunun pompası çalışmıyor. Dün Muhtar Ahmet ile konuştum. "Ezine, Ayvacık gibi yörelere bağlı, bizim gibi 5 köy aynı durumdaymış. Devlet bu işi ihale edecekmiş. Bravo doğrusu. Dün hemen ihaleyi yapmışlar. Sanırım gecikme uzamasın diye 5 değişik firmaya işler ihale edilmiş. Bizdeki tamir 10 milyar tutuyomuş. Bakalım bu hükümet işleri çabucak yapıp, köy halkını rahata kavuşturacak mı?""Muhtar, aradan bir aya yakın zaman geçti. Zaten işler gecikmiş?""Yok Ayşe Hanım. Tekrar kar yağdı ya? İşleri bu karıştırdı. Bu hükümet sanki daha hızlı çalışacak. Dur bakalım. Ben Köyişleri ile konuşuyorum. Sizi haberdar ederim."Ben şimdi bekliyorum. Elimdeki cetvel bu. 16 Şubat 2004'te işler ihaleye verilmiş. Bakalım Seddülbahir Köyü sakinleri ve diğer köyler ne kadar zaman sonra doğru dürüst elektrik ve su olanaklarına kavuşacaklar?Dikkat... Dikkat...Merkel daha açık konuşmalıAlman Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi Başkanı Angela Merkel'i ülkemize biz çağırmışız. Bize düşünce ve planlarını açıkla demişiz. "Tam üyeliğe hazır değilsiniz. Ayrıcalıklı partner olmanızı öneririm" demiş. (Bu sözleri kalabalık bir Türk grubu içinde sarfetmek de kolay bir iş olmamalı). Şimdi herkes itiraz ediyor. Ben ise Bayan Angela Merkel'in daha açık ve detaylı konuşmasını arzu ediyorum. Neden? (Dini farklılık dışında) Hıristiyan Demokratlar'ın bu karara varmalarındaki gerekçelerini bir bir duymak istiyorum. A. Ö.

Devamını Oku

Esra'nın hazin hikâyesi!

16 Şubat 2004

Babanın adı Bahattin Öztemiz. Boğazını keserek öldürdüğü 17 yaşındaki kızının adı Esra Nur Öztemiz. Aralarında geçen bağırmalı konuşmada neler söylenmiş?Baba: "İnsanlara beni rezil ettin!" Kızı: "Öldür beni de kurtul!" Bahattin Bey katil olma sebebini bu biçimde açıklıyor. Bahattin Bey kızı ve sevgilisini bir ay önce yakalamış. Herhalde uygunsuz vaziyette yakaladı. Aşık İsmail, korkudan olsa gerek, ikinci kattan atlayıp kaçmış. Kimbilir Esra Nur ne kadar korkmuştur?Diyeceksiniz ki, "Korkacak ne var? Yaptıklarının yanlış olduğunu bilmiyorlar mıydı? Ne gibi sonuçlara varacağını tahmin etmiyorlar mıydı? Bahattin Bey bu kadar yakın yaşanan bir aşka 'okey mi' diyecekti? Etrafı hiç mi düşünmediler? Konu komşu ne der? Ettiklerini buldular işte. Geçiniz!"Ölmek mi istiyor?Geçemiyorum. Bu Alllah'ın bile tasvip etmeyeceği zihin yapısını anlamaya çalışıyorum. İş, katillik boyutuna nasıl geliyor? Bahattin Bey, vicdanını rahatlatacak özrü bulmuş ve arkasına saklanmış gibi geliyor."Öldür beni de kurtul!" demiş Esra. Bu tipik bir yurdum insanı psikolojisi. Teşbihte hata olmazmış, bir örnek vereceğim: Bakkala, ısmarladığım sirkenin fiyatını yüksek bulduğumu söylediğimde o bana ne diyor biliyor musunuz? "Sen şükret, bu eski mal. Yeni fiyatını yazmamışım üstüne. Yeni fiyat, verdiğimin iki misli." Çaresiz alıyorum. Esra da buna benzer bir cevap vermiş. Esra ölmek mi istiyor? Yok. Esra babasını katil mi yapmak istiyor? Hiç değil. Esra aşkından ayrılmak mı istiyor? Sanmam. Peki neden öyle bir cevap? Çünkü Esra yurdum insanı. Suçluluk duygusu zaten pençe pençe sarmış her bir yanını.Aşk ve çaresizlik duyguları kaplamış tüm etrafını. Bir de üstüne üstlük yakalanmışlar. Baba sorguya çekmiş. Esra'yı."Kız...??? Bakire misin kız?""Evveeeet, baba kızma, dövme, vurma bakireyim baba!"Babanın gözü dönük. Baba dolu dizgin. İnanmamış. İnansa bile inanamaz ki... Zihinsel program yanlış ayarlı. Tutmuş kolundan, doğru hastaneye. Muayeneler. Doktorun tok sesi: "Kızınız bakire değil Bahattin Bey.""Beni rezil ettin"Boğanın kırmızı gördüğü, şişleri yediği noktadayız. Matador yerine son kılıç darbesini boğanın saplamak istediği yer burası. Tutarsın kolundan Esra'yı çekiştire çekiştire getirirsin eve. Gürlersin kara bulutlar gibi: "İnsanlara rezil ettin beni!"İnsanlar, komşular, akrabalar, ahbaplar, muhtar, kahvedeki arkadaşlar, şoförler, erkekler, kadınlar... Konuşacaklar. Esra'nın bakire olmama durumunu onlar konuştukça Bahattin Bey utanacak. Savunamayacak. Yenik düşecek.17 yaşında bir genç kızın bir gence vurulduğunu, aşkın gözünün kör olduğunu, mantığın bazen başlarken uçup gittiğini, her koyunun kendi bacağından asılacağını anlatamayacak etrafa. "Bırakın bunları, elbet bir çare bulunur" diyemeyecek. Neden? Çünkü kendisi ve duyguları ve şerefi ve gelenekler ve gururu çok ÖNEMLİ Bahattin Bey'in. Hele hele Namusu! Esra, babanın namusu çünkü. Herkes kendi namusuna sahip olamaz. İlla kızlar baba ve ailenin namusu. Kimse Esra'nın duygularını düşünemez. Kim ayol Esra? 17 yaşında bir kız parçası."İnsanlara rezil ettin beni." Kimbilir daha neler söyledi? İşte o korkuda, o çırpınışta Esra, Bahattin Baba'ya vizeyi, pasaportu, izni, gerekli kağıdı veriyor. "Öldür de kurtul!" Kağıdı kapan Bahattin Bey, mutfağa koşuyor. Ekmek bıçağını alıyor ve Esra'nın boynunu kesiyor. Acaba zor mu oldu Bahattin Bey?Günaha girdinizSaçlarından tutup başını arkaya çektiğinizde dudakları oynadı mı Esra'nın? Adaaaam. Boşver sende!Bahattin Bey ve tüm komşular. Başta baba olmak üzere, Allah katında, hepiniz günaha girdiniz. Bunu bilmiş olun. Allah'ın verdiği canı Allah'tan başka kimse alamaz. Komşuların da Esra'nın bekaretini konuşma haklarını KUR'AN-I KERİM MENETMİŞTİR! En büyük günah, "Gıybettir" demiştir. Bu tür hakaretleri yapanlar veya yapmayı düşünenler, Allah nezdinde en büyük günahı işlediklerini ve bunun hesabını diğer tarafta vereceklerini çok iyi bilmeleri gerekiyor! Esra'ya Allah rahmet eylesin diyorum!

Devamını Oku