Öğretmenlerin çok kalabalık sınıflarda, Milli Eğitim'in şart koştuğu yüklü müfredatın üzerinden geçip bitirmek telaşı içinde, çocukların konuyu anlayıp anlamadığını kontrol etmeden, gerektiğinde defalarca üzerinden geçmeden ders vermeleri doğru mu? Böyle durumlar olduğu gelen mesajlardan anlaşılıyor.
Sınıfların çok kalabalık olması, öğretmenlerin öğrencilerinin gözünün ferlerini takip etmelerini engelliyor mu? Bu çok önemli geliyor bana. Öğrencinin güzünün ferinden, anlatılan konuyu anlayıp anlamadığı derhal belli olur. Ama yüz kişilik bir sınıfta, öğretmen bunu nasıl başarabilir?
Bir konunun öğrenciye hakettiği biçimde aktarılması çok önemlidir. Basit bir matematik problemi bile olsa, öğretmenin içindeki heyecan, heves, öğrenci tarafından çok çabuk yakalanır. Ama "dur şu müfredatı zamanında bitireyim" telaşı olunca o heves ve heyecan buharlaşıp yok olmaz mı?
Sınıftaki öğrencilerin yarısı bir sınav sonucunda kırık not almışsa, o öğretmenin çok derin düşünmesini rica ediyorum. Burada bir hata vardır ve BENCE o hata öğrenciden çok öğretmene aittir.
Bir okuyucumdan gelen mesajda, "İnanmazsınız, sınıfta en yüksek not 10 üzerinden 7 ve sadece bir kişi alabildi" diyor. Bu bilgi benim içime hançer gibi saplanıyor. Benim ölçülerime göre bu başarısızlık öğrencinin değil, öğretmenin ve bu yorgun ve yüklü müfredatı öğretmenlere yükleyen Milli Eğitim'in Talim Terbiye Kurulu üyelerinindir.
Bir de yeniliğe ayak uyduramayan öğretmen şikâyetleri geliyor. "Öğretmen bizim önerilerimizi kabul etmiyor, statükocu görüşler savunuyor" diyorlar ve örnek veriyorlar. Üniversitede görsel sanatlar dersinde bir öğretmen, öğrecilerine ödev vermiş. Bir senaryo yazılacak ve onun çekim planları belirlenecek.
Öğrenci Ankara'dan bir Türk kızını, Milano'da bir İtalyan okuluna gönderen ve orada yaşatan bir senaryo yazmış (Bence çok yaratıcı). Bu senaryoda öğrenci, Türk kızın yeni ortamına adapte olması için yapması gerekenleri sıralamış.
Öğretmen bir kızmış, pir kızmış! "Böyle saçmalık olmaz" diye itiraz etmiş: "Hiçbir Türk, gittiği yere adapte olmak zorunda değildir. Onlar bize uysunlar efendim. Biz her şeyin en iyisini öğreniyoruz." Buyrunuz!
"Kültür farklılıkları sadece ülkelerarası değil bir tek ülkenin içerisinde değişik yörelere göre bile değişebilmektedir" diye bana şikâyette bulunan öğrenci, bu görüşünü öğretmenine sınıfta belirtememektedir. Ağzını açsa susturulmaktadır.
Hele hele verilen notu bir söylesem şaşar kalırsınız.
Böyle öğrenci yetiştirilmez! Öğrenci görüşlerini saygıyla dinlemeyen, haklı olduğu yerde bunu teslim etmeyen, dediğim dedik, bildiğim bildik senaryolarına sarılmış, ceza hırsını da DÜŞÜK NOT vererek tatmin eden öğretmenlere ihtiyacı yok bizim çocuklarımızın!
Üzülüyorum. Çünkü gençlerimizin başarısızlıkları, ruhlarında yaralar açmakta, hassas gururları gereksiz yere ezilmektedir.
Okuyucu mektubu
Migros'tan satış sonrası hizmet
* 11 Şubat'ta Merter Migros'tan 650 gram dana kıyması aldım. Eve gidip paketi açtığımda burnuma koyun kıyması kokusu geldi. İnternette Migros sitesine girdim. Bu yanlışlığı gün, saat, fış numarasıyla bildirdim. Ertesi gün Merter Migros telefonla aradı ve mağazaya davet etti. Müdür Bey özür dileyerek 650 gram dana kıyması verdi. Bu uygulama eşimle çok hoşumuza gitti ve sizin vasıtanızla yetkililere teşekkür etmek istedik. (Adı bende saklı bir okurum)
* Bravo Migros! Satış sonrası hizmet devam ediyor. Bu, her firmaya örnek teşkil etmesi gereken davranışı kutluyor ve bu tür yaklaşımlarla müşteri kaybının minimumda kalacağına inanıyorum.
Öğretmen mi başarısız yoksa öğrenci mi tembel?
Öğretmenlerin çok kalabalık sınıflarda, Milli Eğitim'in şart koştuğu yüklü müfredatın üzerinden geçip bitirmek telaşı içinde, çocukların konuyu anlayıp anlamadığını kontrol etmeden, gerektiğinde defalarca üzerinden geçmeden ders vermeleri doğru mu?
Haberin Devamı

