Vah Singapur yetkilileri vah! Demek düşük nüfus artışınızı yükseltmek istiyorsunuz. Demek bunu elde etmek için çeşitli yollara başvurdunuz, araştırmalar yaptınız ve en nihayet çözümü bir şişe parfümde buldunuz.Vah Singapurlu yetkililer vah! Nüfus artışını sağlamak için Singapurlu yetkililer müthiş bir kampanyayla "Bu enfes parfümler, eşsiz bir şekilde, romantizm ve aşk ruhunu ihtiva ediyor" demişler ve bu parfüm satışlarıyla heyecana gelecek eşlerin galeyana kapılması sonucu nüfuslarının artacağı hayallerine inanmışlar.Demek Singapurlularda aşk ruhu eksikmiş. Bu eksiği kapayanların hem köşeyi dönecekleri hem de nüfus artışına alet olacakları inancı tüm Singapur'da yayılmış olmalı.Boşuna yatırımOysa Singapurlu yetkililer, gerçekten nüfuslarını arttırmak istiyorlarsa bize, Filipinler'e, Kamboçya'ya veya Hindistan'a bakıp örnekler alabilirlerdi. Neden? Çünkü bu ülkelerdeki aşırı nüfus artışlarının aşk ruhunu ihtiva eden parfümlerle pek alâkası olmadığını derhal göreceklerdir. Bence bu parfüm işine boşu boşuna bir yatırım yapılmış. Neyse, zararın neresinden dönülse kârdır. Biz bildiğimiz formülleri hemen sıralayalım.Hayır! Nüfus artışlarında romantizm hiç önemli değildir. En azından Türkiye'de hiç önemli değildir. Romantizmden kasıt; kulak, burun ve bilek içlerine sürülmüş güzel bir kokuyla başlayan, latif bir manzara karşısında güneşin batışını izleyerek kulaklara tatlı nağmeler fısıldanması veya iki kadeh tıkırtısı arasına yerleştirilmiş hafif ama etkili espri dolu güzel sözlerse, bizim gözlemlerimize göre bunlar boşuna vakit harcamalardır.Beş para etmez bu çabalar. Yok, aşk ruhu eksikliğini hissedip, bu eksikliği doldurmak için iç gıcıklayıcı tahrik teşkil edebilecek egzotik kokulara ihtiyaç duyuluyorsa bu da yanlış ki, nasıl yanlış. Hatta burada biraz durayım. Bırakın tahrik teşkil edebilecek egzotik kokuları, böyle bir durum gerçek olsa derhal TCK Alt Komisyon danışmanları ve üyeleri belki de, "Burada basbayağı bir tahrik var. Durum kapalı bir odada cinsel ilişkiye kadar ilerleyebilir. Dört duvar arasında da kim kime ne etti, ispati bile olamaz. Derhal cezai müeyyidesi yasalara dahil edilmelidir" diye düşünülebilinir. Bu sebeple tahrik teşkil edebilecek koku konusunu derhal bir kenara bırakınız derim ben.Eksiyi gösteriyorGörüyorsunuz, çağdaş ülkelerde bu tür tahrik ve teşvikler işe yaramadığı içindir ki, nüfus artışları eksiyi göstermektedir. Yani yanlış yolda olursunuz. Tam tersi yani! Pekimi, ne yapacaksınız da bu nüfus artışını sağlayacaksınız?Bir kere vatandaşlarınızı çok umutsuz ve çaresiz kulvarlara yerleştireceksiniz. Gün doğusuyla gün batimi arasında yaşamı bir işkence haline getireceksiniz. İşsizliği diz boyu yapacak, tarım kesiminden sübvansiyonları kaldıracaksınız. Ülkenizi ucuz Çin mallarıyla doldurup, yerli sanayinizi yerle bir edeceksiniz. Singapur'un trafiğini arapsaçına döndürecek, sonra şoförlere saçlarını yolduracaksınız. Dış borç alımlarına özen gösterip, en yüksek faizinden olanları tercih edeceksiniz. Bankalarınızı hortumlayacak işadamları bulacaksınız.Bunların açtıkları kara para deliklerini, vatandaşlarınıza hiç acımadan ödeteceksiniz. Hanım vatandaşlarınızın yarısına mini etek, diğer yarısına da uzun etek giydireceksiniz. Erkek vatandaşlarınızın bir kısmını sakallı, daha büyük kısmını bıyıklı ama en küçük kısmını da devamlı tıraşlı duruma getireceksiniz. Ülkenizde su, haftanın üç günü kesilmelidir. Vatandaşlarınız yıkanacak bir damla su bulmaya bulmaya yıkanıp temizlenme alışkanlıklarını unutacaklardır.Bu noktada güzel kokulu şişeleriniz olsa bile bir işe yaramayacaktır.Sebebini sormayınZaten kim soğan, kim sarımsak, kim ter, kim sucuk kokuyor önemini yitirecektir. Televizyon programlarınızı, ülkenizdeki sayılan 13'ü geçmeyen uzun boylu, sarı saçlı, takma şeyli ve mavi lensli Singapurlu manken kızların aşk hayatlarıyla dolduracaksınız. Onları evli ve çoluklu çocuklu veya babalarının paralarını yiyen jipli Singapur gençleriyle göstereceksiniz. Bazen bu erkeklere genç kızlar, "Ayı" diye hitap etmeliler. Bu çok önemlidir. Sebebini sormamalısınız. Üzümünü ye, bağını sorma misali!İnsanların cepleri bomboş, umutları sönük, gözleri TV'deki bu görüntülere takılınca derhal soğan ekmeği bir köşeye fırlatıp, çocuk yapmaya başlayacaklardır. Zaten elektriğin de haftanın dört günü kesik olması işe yarayacaktır. Görün bakalım sizin nüfusunuz nasıl artıyormuş. Bir iki fanfinfon şişeyle, bu kocaman projeyi başaramazsınız. Beni dinleyin. Sözlerim kulaklarınıza küpe olsun.Okuyucu mektubuBiletix'te para iade sorunu devam ediyor* Dün köşemde şikâyeti yayınlanan, Biletix'ten aldığı biletin konseri iptal edilince ödediği 80 milyon lirayı geri alamayan okuyucumdan bir mesaj daha geldi: "Biletix Müşteri Hizmetleri'nden Tuğba Hanım ile tekrar görüşüp sizin yazınızı gösterdim. Bana, organizatörlerle aralarında kopukluk var dedi. Biletix'in garantisi yok mudur? Benim gibi çok sayıda mağdur olan kişi var."* Toplanan paralar nerede? Şayet Biletix'in banka hesabında işletiliyor ve iade edilmiyorsa o zaman bu durum sizlere neyi andırıyor? Yok Biletix toplanan bilet paralarını organizatöre verdi ve konser iptal edildiği halde geri alınamıyor ve size karşı mahcup oluyorlarsa bunu da şeffaf bir biçimde açıklamalılar. Bizi gelişmelerden haberdar edin.
Radikal'de okuyorum: "Metro inşaatı tarihi eser kazısı gibi. Vezneciler'de, 80 santimetrede 98 altın sikke ve 76 adet Venedik Dukası çıktı." Altınlar beni ilgilendirmiyor ama yemyeşil çanak ve tabaklar ruhumu öylesine heyecanlandırıyor ki, şaşar kalırsınız. Harikulade tonda bir yeşil üzerine açık kahverengi desenlerle süslenmiş yuvarlak tabağı görür görmez vuruldum. Acaba o bölgede ben kürekle toprağı kazıp havuç ekmeye kalksaydım ve bu esere rastlasaydım kalp krizi geçirir miydim? En azından sevinçten bayılabilirdim! Veee tabii ki müzeye teslim ederdim. (Bence Türkiye'de her köyde ve ilçede müze olmalı.)Çok eski dönemlerde, bugün bizlerin oturduğu yörelerde eski insanların yaşamış, çeşitli eserler yaratmış olmaları ve deprem gibi tabii afetlerle yıkılan uygarlıklarla, erozyonla, bu eserlerin toprağın altına kalmış olmaları bilinci de beni heyecanlandırıyor. Düşünsenize, yeraltı muhteşem eserlerle yüzyıllardan beri dopdolu ve haberimiz bile yok!Açınız önünüze bir dünya haritası ve tarih bilgileriyle bir karşılaştırma yapınız. Dünyanın başka hiçbir noktası, bizim üzerinde bulunduğumuz bölge kadar kültür ve uygarlığa ev sahipliği yapmış mı? Bu nasıl bir zenginliktir? Kıymeti bilinmekte midir? Hayır ve yine hayır! Bakınız, benim elimde olsa, "Eski İstanbul" dediğimiz yöreyi tamamiyle boşaltırdım. Ne ev, ne apartman, ne iş yeri, ne tostçu, ne boncukçu, ne halıcı, ne bir şey... Marş marş! Herkes yeni hazırlanmış bölgelere taşınırdı.İlk yerleşim yeriBoşaltılmış eski İstanbul'u gerçek uzmanların yönetiminde santim santim restore ettirip sonra da inşa edilmiş uyduruk kaydırık binaları yıktırıp, bu yöreyi gerçek ihtişamına kavuştururdum. Bakın bakalım o zaman turist patlaması nasıl olur!Sadece orası mı? Kadıköy'e de özel bir konum kazandırırdım. Biliyorsunuz ilk yerleşim yeri Kadıköy'dü. Sonradan yola çıkıp yeni koloniler geliştireceklere kâhinler dedi ki: "Gidin ve bakıp da görmeyenlerin, körlerin göremediği yöreye yerleşin." Burası da tabii Kadıköy'ün tam karşısına düşen bugünkü Eminönü, Sarayburnu vs. civarıydı. Kadıköy'de ilk yerleşim bölgesi neredeydi? Orasını boşaltır, kazar, değeri ortaya çıkartır ve turistik bir nokta haline getirirdim. Aslında tüm Türkiye, inanılmaz zengin bir müze! Ancak bizler kadrini bilmiyoruz, o kadar. Oysa gerçek tarihi toprak üzerine çıkartsak ve teatral bir biçimde yaşatsak Japonya'dan ve petrol çıkaran ülkelerden çok daha zengin olabiliriz.Olmaz öyle şey ama farzedelim İstanbul'u Japonlar 20 yıllığına işletmek üzere kiraladılar. İlk yapacakları iş yukarıda belirttiğim eski değerleri toprak üstüne çıkartmak olacaktır. Çünkü eşi benzeri yok bu şaheserlerin. İyi bir tanıtımla, dünya halkları buraya akın edip bize, kulağımızdan fışkıracak kadar para akıtacaklardır.Peki biz Türkler neden bunu düşünemiyoruz? Çünkü günlük küçük işlerin içinde, parasızlığın darlığında, para artırma ve eksiltme yöntemlerinde, borç ödeme çabalarında gömülüp kalmışız. Ağaçlardan ormanı göremiyoruz!Okuyucu mektubuAB ülkelerinde böyle bir şey asla olamaz8 Aralık 2003 tarihinde Biletix Kadıköy Şusbesi'nden 14 Şubat 2004 tarihli "Dream Theater" konseri için 80 milyon TL ödeyerek iki bilet aldım. Konser 21 Ocak'ta iptal edildi. Şu ana kadar paramı geri alamadım. Biletix Müşteri Hizmetleri'ni aradığımda, "Yeni konser tarihi belli olana dek para iade edemeyiz" dediler. Ben başka bir tarihte konsere gitmek istemiyorum. Param açıkça gasp edildi. Biletix gibi bir firmaya hiç yakışmıyor. (Adı bende saklı bir okuyucum)Eğer bir yanlış anlama yoksa, haklısınız. 14 Şubat Sevgililer Günü olduğu için sanırım o tarihli konseri tercih etmişsiniz. Başka bir tarihte gitmek istemeyebilirsiniz. Yeni konser tarihinin belli olması, iptal edilen konserin paralarını iade etmemek için bir mazeret değil. Biletix gibi dünya çapında firmalar birkaç kez böyle hatalar yapsalar, halk öyle bir "Biletix'ten bilet almama" kampanyasına girişir ki, işte o zaman pişman olabilirler. Biletix sizden aldığı parayı, konser iptal olur olmaz iadeye mecburdur. AB ülkelerinde böyle bir şey yaşanamaz. Sanki sizlerden toplanan paralar bir yerde değerlendirilmektedir. Kişi böyle düşünebilir. Bu yazıyla Biletx'e tekrar müracaat edip, durumdan beni de haberdar etmenizi rica ederim.
Her duruşma günü mahkemeye tertemiz ve güler yüzlü bir şekilde gelen Leyla Zana ya 10 yıllık hapis cezası yetmiş olmalı gibi geliyor bana. Ne yaptı bu hanım? "Meclis'te milletvekili yeminini, Türkçenin yanında Kürtçe okudu." Bunun dışında bir durum var mı? Varsa ben bilmiyorum.Kürt asıllı Türk vatandaşı anne ve babalar, yeni doğmuş bebeklerini, doğdukları günden itibaren Kürt lisanında sevip okşayıp büyütürlerse bu yavrunun Türkçe öğrenmesini kim üstlenir? Öğretmenler üstlenir! Ben Güneydoğu'da öğrenci yetiştirip mezun etmiş kaç öğretmen tanıyorum, bana "Biliyor musunuz Ayşe Hanım, hiç Türkçe öğretemedim. Karnelerini de iyi olarak yazıp mezun ettim. Lisan öğretmek başka bir branş. Ben Türkçe bilen çocuklara öğretmenlik yapabilirim ancak" demişlerdir.Zana ve diğer milletvekillerinin yaptıklarının hata olduğunu kabul ediyorum. Örneğin hiçbir çağdaş ülke siyasisi, benzer yemini, "İngilizce bilmeyenler de anlasın" diye hükümet çatısı altında başka lisanda okuyamaz. Peki böyle bir hataya 1 yıl hapis yetmez mi? 5 yıl? 10 yıl? Bu davanın devam etmesi gerekiyorsa, tutuksuz yapılmasının çok insanca olacağı kanaatindeyim. Mantığım ve muhakemem bana bunu gösteriyor. Özdemir Sabancı'yı vuran Fehriye Erdal'ı bize neden iade etmiyorsunuz diye soruyorum. Bu garip hendeseli dünyada onlar da bana uyduruk kaydırık cevap vermeye çalışıyorlar. Biz onlar gibi olmayalım istiyorum. Biz farklı olalım ve onları şaşırtarak çifte standartlarıyla baş başa bırakalım istiyorum. Ben, Zana ve benzer suç işlemişlerin tutuksuz yargılanmalarını istiyorum.Kamu personeli özel sektöre kaçıyormuş!Ben bu şarkıyı daha önce duymuştum. 1970'li yıllara geri dönersek, hükümet yetkililerinin aynı şikâyetten mustarip olduklarını çok iyi hatırlıyorum. Hatta vaktiyle bir turizm bakanımızla görüşürken bana şöyle bir şikâyette bulunmuştu:"Ayşe Hanım, müsteşarımın altındaki personelimizden hiçbirisi daha uçağa binip, yurt dışına çıkmamış bile. Lisan bilen yok. Bu maaşlara, donanımlı eleman bulamıyorum. Bu maaşa çalışacak bir bürokratın çok idealist olması gerekir. O da bizde yok."Turgut Özal dönemiyle başlayan devreyle bugün arasında hiç böyle şikâyetler duymamıştık. Bu hükümetin iktidara gelmesiyle değişen bir şey mi var? Özellikle, "Maliye Bakanlığı'ndan kaçışlar" neyi ifade eder? Malum, bu arkadaşlar mali yasaları enine boyuna fazlasına eksikliklerine kadar her açıdan çok iyi bilirler. Şimdi özel sektöre sıçramaları manidar mı, değil mi? Değişen nedir?Tuğba Karademir'e başarılar diliyorumTRT 3'ün Macaristan'ın Başkenti Budapeşte'den naklen yayınladığı Avrupa Astistik Buz Pateni Şampiyonasında ülkemizi temsil eden kızımız Tuğba Karademir de var. 31 bayan sporcuyla yarışacak olan Tuğba, bugün TSİ 13.54'te başlayacak Bayanlar Kısa Programda, yarın ise 14.05'teki Bayanlar Serbest Programda yarışacak. Ben bu yarışmayı çok önemsiyorum. Mümkün olsa Budapeşte'ye gider tribünde bayrağımızı sallardım. Tuğba kızımızı herkes izlesin istiyorum. Ülkemizi başarıyla temsil edeceğine inandığım Tuğba Karademir'e başarılar diliyorum.Okuyucu mektubuKapanan bankalara borç nasıl ödenir?■ BDDK kararlarıyla kapanan bankalara (örneğin Egebank'ın) borcumuzu nereye ödeyebiliriz? Taksitlendirmeye girmedik. Kimse bu konuda bir açıklama yapmıyor. (Hanife Kalkandelen)* Hanife Hanım'ı yanlış anlamamışsam, BDDK'nın el koyduğu bankaların birisinden kredi veya borç almış kişi ve kurumların bu borçlarını ödemek için nereye başvurmaları gerektiğini soruyor. Eğer ben sizin yerinizde olsaydım BDDK'ya müracaat eder, "Bize ait şu kadar borcu geri ödüyoruz. Vatandaşın üzerine yüklenen borçtan bu miktarı düşünüz" derdim. Bu konuda bir açıklama gelirse sizi haberdar edeceğiz.
Aileler, çocuklarının kendilerinden daha mutlu ve başarılı olup olmadıklarını nasıl ölçerler? Şayet yeni nesil, anne babasından daha eğitimliyse, kendisine ve ailesine, anne babasından daha rahat bir yaşam seviyesi sunabilmişse, anne babasından daha kolay neşelenebiliyor, yaşamı keyifle kucaklıyabiliyorsa; evi, çevresi, oturduğu ve çalıştığı sokak, cadde ve parklar, tertemiz bir çevre sağlıyorsa, satın alınabilmiş teknolojik aletlerle yaşamları daha kolaylaşmışsa; evleri, üstleri başları, iş yerleri, çevreleri daha estetik, daha yeşil, daha bakımlı, çimenler manikürlü, ağaçlar budanmış, çöpler toplanmış, sokaklar ve caddeler yıkanmışsa, çocuklar her sabah neşeyle okula koşturuyorlarsa; sıhhatleri ileri ve gelişmiş kurumlarda güvenle bakılıyorsa, emeklilikleri garantiye alınmışsa, her yıl doyurucu bir tatil yapabiliyorlarsa, bence o çocuklar, anne ve babalarına nazaran daha mutlu ve başarılı olmuş sayılmalıdır.Şayet durum tam tersini gösteriyorsa ve toplumda "eski günler daha iyiydi" şeklindegenel bir kanı varsa, yandı gülüm keten helva diyorum ben. Bu da beni nereye getiriyor? Dostum Sinan Sezer'in gönderdiği bayrarr tebrik kartının üzerindeki gravüre!Evet Sinan ve Maria'nın gönderdiği kartın üzerindeki gravür, 1700'lerdeki İstanbul'u gösteriyor. Haliç'ten bir manzara bu. Renklendirilmiş de! Sanırım Kasımpaşa kıyısından Süleymaniye tepesine doğru bir görüntü.O kadar estetik. O kadar simetrik. O kadar düşünceli bir imar planı takip edilirmiş ki o tarihte İstanbul'un bu yöresinde. Şaşar kalırsınız!Haliç'in ortasında çok latif ve estetik bir ahşap köprü görünüyor, Latif diyorum çünkü kırma elbiseli bir hanımın etek volanları gibi ahşap köprü suyun üzerinde bir alçalıyor, bir yükseliyor. Muhteşem Süleymaniye Camii'nin sol tarafından Eyüp istikametinde alçalan topoğrafya, derhal yükseliyor ve tam tepede tekrar çok estetik bir camiyle karşılaşıyorsunuz. Arka profilde bu iki tepeyi birleştiren, Doğu Romalıların yaptığı su kemerleri sıralanmış.Limanda Errol Flynn'in rahatlıkla kaptanlık yapacağı gemilerin kat kat yelkenleri rüzgâr dolu. Bu iki tepe arasına oturmuş evlerse o kadar mükemmel bir yerleşme planı sergiliyorlar ki, bugün bu uygulamanın "u"sunu göremezsiniz İstanbulumuz'da. Çatı kiremitlerinden kestirdiğim kadarıyla hiçbir ev, diğerinin manzarasını yüzde yüz kapatmıyor. Her ev sanki saygıyla yükseliyor bulunduğu yerde.Eskiden durumlar çok daha iyiymiş. Yoksa bana mı öyle geldi? Belki de! Neden? Çünkü belki de o tarihlerde çok daha zor şartlar altında yurdun dört bir yanından yaşayan vatandaşların durumu, onların anne babalarının şartlarına göre bugün çok daha gelişmiş, çok daha kolaylaşmış, çok daha imkânlarla sarılmış durumda. Yurt geneli açısından memnun olup, metropoller açısından üzülmeli miyiz? Galiba!Dikkat.. Dikkat...Engelliler için iş olanaklarıOyak Bank'ın engelli kontenjanında personele ihtiyacı varmış. İsteyenler www.oyakbank.com.tr internet sitesindeki "İnsan Kaynakları-Başvuru ve İş Olanakları" sayfasına başvuru yapabilirler.Dikkat.. Dikkat..Ek iş yapmak isteyenlereNSM İnşaat Dış Ticaret Ltd. Şti. tarafından sakat eleman aranıyormuş. Evde çalışılabilecek bir iş olup, ek iş olarak da yapılabilirmiş. Müracaat etmek isteyenler 0216 368 27 06'dan Kaya Şentürk Bey'i arayabilirler.Dikkat.. Dikkat..Çin malı almıyorumÇin malı alanlara getirdiği zararları sıraladığım yazıma değinen ATO Başkanı Sinan Aygün'den gelen mesajda, bu ticaretin ülke ekonomisine getirdiği zararlar sıralanmış. Teşekkür ediyorum. Ben şahsen Çin malı almıyorum. A.Ö.
Bayram günü, Bebek'in kalabalık Koru Kahvesi'nde kimler yoktu ki? "Mümtaz İnsan", Metin Uca ve Ankara'dan hoş bir arkadaşı, güzel Hülya Avşar ve yakınları ve daha birçok güzel insan. Her yer doluydu. Bir tek Uğur Tuzlacı'nın yanı boştu. Kucağında bir laptop, derin bir çalışma içindeydi. Yanına oturdum."Ne çalışıyorsun Uğur?""Hayret bir şey Ayşe Hanım. Buradan bir uzay aracına binip, bir gezegene gidiyorsunuz. Yetmiş yıl sonra geri geliyorsunuz. Bir de bakıyorsunuz ki, uzayda geçirdiğiniz 70 yıla karşılık dünyada kalanlar 200 yıl geçirmiş.""Aslında bütün hesaplar sanal değil mi?""Sanal ama durumları sadece iki boyutla değerlendirmemek gerek. Einstein'ın İzafiyet Teorisi muhteşem bir gerçek. Matematiği de hesaplamak şart.""Kuantum Teorisi de sanal. Ama, haklısın. Bir ilave matematik boyutunun getirilmesi, durumu halledecekse mesele yok.""Metafiziğe geçişi şart kılıyor." "Metafiziğin tekrarlandığı yok." "Düşünce paradigmalarımızı değiştirmemiz gerek."Uğur ile sohbet tabii ki keyifli. Yeni hazırladıktan "GEOMETRİ 10. YIL KİTABI'ndan bir kopyayı imzalayıp bana uzattı. Şöyle bir karıştırdığımda, Ulvi Altekin'in, Yunus Emre bölümüne takıldım. "Anadolu kültürünü daha yakından tanıyabilmek ve anlayabilmek için kısa da olsa tasavvuf kaynaklan ve gelişimine bir göz atmanın faydalı olabileceğini düşünüyorum" demiş ve tasavvuf akımının meydana çıkma sebeplerine değinmiş.İnsan, Tanrı, varlık birliği, sevgi, yaşama sevinci, barış, evren, ölüm, yetkinlik, olgunluk, alçakgönüllülük, erdem, eli açıklık gibi gerçek yaşamdaki konular diye devam eden Altekin, Yunus'tan şu dizelere yer vermişTaptuğun tapusundaKul olduk kapısındaYunus miskin çiğ idikPiştik Elhamdülillah.Vardığımız illereSol safa gönüllereBaba Taptuk manisinSaçtık Elhamdülillah.Yunus bir doğan idi kondu Taptuk koluna,Avın şikara geldi bu yuva kuşu değil,Yine esridi Yunus, Taptuk yüzün görelde,Baktığım yüzde gördüm Taptuğumun nurunu."Yunus'a göre ruh tanrısaldır ve ölümsüzdür. Gövdede kaldığı sürece geldiği özgün yüce varlığa tanrısal evrene dönme özlemi içerisindedir. İçinde insanın da bulunduğu varlık evreni, Ateş-Toprak-Hava ve Su'dan kurulmuştur."Kendini daha yakından tanımak isteyenlerin zaman zaman Yunus'a varmalarının gerekliliğine inananlardanım.Okuyucu mektubuBeşiktaş'taki bu rezilliğe artık son verin!■ Beşiktaş Vişnezade Mahallesi Sporcu Adil Sokağı sakinleri, çöp mafyasına terk edildi. Bu durumu defalarca Beşiktaş Belediyesi'ne bildirmemize rağmen henüz bir çözüm bulunamadı. Çöp toplayıcılar, bu sokakta bulunan ve sahibi bilinmeyen harap bir binayı işgal ettiler. Burayı çöp deposu yaptılar. Beşiktaş'ın tüm çöpleri, çuval şeklindeki el arabalarıyla toplanıp buraya depolanıyor. Kokudan geçilmiyor. İri kıyım adamların küfürleriyle her sabah 5'te ayaktayız. Bu kişilerin, belediye temizlik işleriyle müşterek çalıştığı söyleniyor. Çocuk ve eşlerimiz bu binanın önünden geçmeye korkuyor. Eli bıçaklı çöp toplayıcıları laf da atıyorlar. Yörede hırsızlık olayları da arttı. Acaba belediye, bu çöp mafyasına teslim mi oldu? (Adı bende saklı bir okuyucum)*Haklı şikâyetinizi köşemizde yansıtıyor ve yetkililerden açıklama bekliyoruz. Beşiktaş gibi tarihi semtin sokağında böyle bir rezillik nasıl yaşanır? Zabıta güçleri, vatandaşın rahatını sağlamakla yükümlü değiller mi? Bu konu Beşiktaş Belediyesi'ni aşıyorsa konu Büyükşehir Belediye yetkilileriyle neden paylaşılmıyor? Eğer bu evlerde belediye başkanları otursaydı durum böyle mi olurdu?
Emine Erdoğan Hanım'ın, Washington gezisinde ziyaret ettiği Kadın Sığınma Evi'nde Afrika asıllı Amerikalı bir hanımın hikâyesini dinlerken çok duygulandığı dikkatimi çekti. Amerikalı hanımın hikâyesi eminim çok hüzünlüydü. Kimbilir nasıl deneyimler yaşamış, başına neler gelmişti? Yanılmıyorsam çok duygulanan Emine Hanım'ın gözünden yaşlar da süzüldü.Dünyanın her noktasında kadınların üzüntülü durumlarla karşılaştığını, bunlarla başa çıkmaya çalıştıklarını, çaresizliklerinin son noktasında bu durumdan kurtulmak için Kadın Sığınma Evleri'ne başvurduklarını hepimiz biliyoruz. ABD'de Kadın Sığınma Evleri, başlı başına kurumlar halinde ülkenin her köşesinde tesis edildiği için oradaki kadınlar bizimkilerden daha şanslı. Bu evlerde kendilerine sadece başlarını sokacakları bir çatı ve bir sıcak çorba temin edilmemekte, hırpalanmış vücut ve ruhlarının tamiri için hem doktorlar, hem psikologlar, hem de hukuki haklarını savunmak için gerekli avukat ve danışmanlar hizmet vermektedir.Kendimi Emine Hanım'ın yerine koyuyorum da böyle hassas bir deneyim yaşadıktan sonra ülkeme dönsem, "Ben ne yapardım?" diye düşünüyorum. Sanırım ilk önce Ankara civarındaki bir kadın sığınma evini ziyaret eder, oradaki hanımların dertlerini dinlerdim. Sonra İstanbul'da Mor Çatı'ya uğrar, oradaki hukukçu ve psikologların hangi durumlarla karşılaştıklarını öğrenirdim.Mesaj gönderdimBütün bu bilgileri topladığım zaman da aynı ABD'de olduğu gibi bizim ülkemizde de bu tür kurumların her kasabamıza yerleşmesi gerekliliğine inanırdım.İşte tam bu noktada ülkemizdeki tüm belediye başkanlarımıza bir mesaj gönderir, hangi ilimizde kadın sığınma evi olduğunu, hangisinde olmadığını tespit ederdim. Bundan sonra başkanlarımıza bu sığınma evlerinin kurulması gerektiğini, bir kampanya başlatacağımı ve bu kampanya sayesinde çeşitli etkinlikler düzenleyerek maddi imkânlar elde ettikten sonra bu evlerin yapımı için belediyelere yardım edeceğimi bildirirdim. Bu araştırmalar sonucunda belki de belediyelerimizde bu evleri açabilmek için yeterli maddi güç vardır, bilemem. Tek bildiğim husus, bu evlerin açılma gerekliliğidir.Bu evlerin açılmasına gerek olmadığını belirten her belediye başkanına yanlış düşündüğünü, her uygar ve çağdaş ülkenin bu hizmeti sağladığını, Türkiye'deki muhtaç hanımlara bu hizmetin temin edilmesinin şart olduğunu belirtirdim.Örneğin, geçen yaz Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek Bey, yeni kadın sığınma evleri açacağı hususunda bana söz vermişti. Bu köşeden kendisine hatırlatma yapmama rağmen bir daha hiç o konuya dokunmadı. Belki Emine Hanım kendisini ararsa harekete geçer. Bu konuda Emine Hanım'ın çabalarını, ezilmiş ve ezilmekte olan ama çaresizlikten çıkış yolunu intihara kadar götürmeyi bile düşünebilen tüm dertli kadınlarımız beklemektedir.Okuyucu mektubu"Memurlara Sicil Affı ne zaman çıkacak?"* Devlet Bakanımız Sayın Mehmet Ali Şahin, eski kamu görevlileri için küçük bir hatadan veya suçtan görevden alınma durumlarını kapsayacak "Sicil Affı" ne zaman çıkacaktır? Çok küçük hatalardan dolayı mağdur olmuş binlerce memur var. Hepimiz "Sicil Affı"nı bekliyoruz. Lütfen bizleri daha fazla mağdur etmeyiniz. (Adı bende saklı)* Böyle bir af beklendiğini bilmiyordum. Muhakkak sizin gibi benzer durumda çok memur vardır. Devlet Bakanı Sayın Mehmet Ali Şahin hassas bir kişidir. Böyle bir affın söz konusu olup olmadığını bizlere muhakkak bildirecektir. Bu af çıksa da çıkmasa da buradan duyuracağız çünkü bekleyenler ya boşuna ümitlenmesinler ya da hangi tarihte çıkacağı hakkında bir fikir sahibi olsunlar.
Kürk çiftlikleri, İngiltere'de yasaklandığından yarım milyar pound'luk bu endüstri, Danimarka gibi İskandinav ülkelerine kaymış durumda. Bir hayvanı kürkü için yetiştirmek etik açıdan yanlış mı? Bonfilesi, pirzolası, kontrfilesi için yetiştirmek uygun da kürkü için yetiştirmek neden yanlış? Bu konuda, "Hayvan hakları savunucuları nı biraz insafsız bulmaya başladım.Danimarka'daki bir vizon çiftliğinde çekilmiş belgeseli izledim. Baharda, doğdukları andan itibaren çok temiz kümeslerde yetiştirilen, fevkalâde beslenen, büyüdüklerinde zehirli gazla öldürülüp derisi yüzülen bu hayvanların kürkleri gerçekten muhteşemdi."Hayvan hakları" savunucuları, eski günlerde çok daha iptidai şartlar altında büyütülen bu hayvanlara reva görülen koşullara itiraz etmekte haklıydılar ama bugünkü şartlarda ben şahsen itiraz edilmesini anlayamadım. Dana ve koyunların gıdamız için yetiştirilip kesilmelerine hiç kimse itiraz etmiyor. Balık tutup gıda açığımızı kapatmaya hiç kimse "bu yanlıştır" demiyor ama soğuk günlerin en güzel ısıtıcısı giysilere gelince, "Durunuz. Bu insanlık dışı bir uygulamadır" diyerek kampanyalar başlatılıyor.Sadece kürk yetiştirme çiftlikleri sayesinde piyasada dönen paraların toplamının yarım trilyon euro'nun üzerinde olduğunu göz önünde bulundurursak bu çiftliklerin Türkiye'de kurulması, ülke ekonomisine faydalı olmaz mı diye düşünmeye başladım. Tabii iklim İskandinav ülkeleri kadar soğuk olmadığından herhalde gümüş tilkiler, oradakiler kadar verimli olamaz.Herhalde vizon veya şinşila kürkleri de o kadar gür ve parlak olamaz ama gittikçe artan AB'deki baskılara dayanamayan üreticiler, hangi ülkelere dönecekler? Yeni AB üyesi olacak kuzey ülkeleri muhakkak bu verimli üretime derhal talip olacaklardır.Kürk, tekrar moda olma yolundadır. Bugün aksesuar olarak çantalarda, kapüşon, manşon ve kemerlerde kullanılmakta ama gelecek yıl Dior, Gaultier, Giulliani gibi moda evleri tarafından muhteşem dizaynlarla, hanım ve erkek müşterilerin hizmetine sunulmak üzere hazırlıklar yapılmaktadır."Erkekler mi?" diye soranlarınız olabilir. Evet, erkeklere de uzun palto şeklinde vizon mantolar, astragan kalpaklar tekrar moda olmaya başlamış bile."Hem yumuşacık, hem hareketli, hem de lüks bir şıklık içinde yürümemi sağlıyor" diyen kürk giymiş bir bayanı dinliyorum:"Ben vejetaryenim. Paltoma itiraz eden hayvan hakları savunucularına 'Siz de hamburger yemeyin' deme hakkım var mı benim? Lütfen onlar da bana karışmasınlar. Bu hayvanlar bu iş için özel olarak, çok iyi şartlarda yetiştiriliyor. Bırakın kürkümü keyifle giyeyim, siz de bifteğinizi yiyin."Vallahi genç olsam hemen bir şinşila çiftliği kurmaya çalışırdım. İmkânı olan derhal yatırım için araştırma yapmaya başlasın diyorum.Okuyucu mektubu: "Sınavlar yaklaştı, ders kitaplarımız hâlâ yok"* Anadolu Üniversitesi AİK Öğretim Fakültesi işletme son sınıf öğrencisiyim. Binlerce öğrenci adına sesleniyorum. Sınavlar yaklaştı. Bizlerin hâlâ kitapları yok. Nasıl çalışacağız? Nasıl başaracağız? Zaten maddi güçlüklerle cebelleşiyoruz. Hiçbirimiz bir tek senemizi bile kayba uğratmak istemiyoruz. Yetkililer derhal açıklama yapsınlar. (Hülya Abay) * Haklısınız. Bu konuda çok mesaj geldi. Geçenlerde köşemizde dile getirmiştik. Madem gençlerin kitaplarını dağıtamıyorsunuz, bari bir plan belirtin. "Şimdi veremiyoruz, şu tarihte verilecek" deyin. Çocuklarımızı hayal kırıklığına uğratmaktan, ümitsizliğe sürüklemekten vazgeçmeliyiz. Takdir edersiniz ki final sınavlarına kitaplı çalışmak gerekir. Lütfen, bir açıklama bekliyoruz.
Siz bu satırları okurken ben Fransa'nın Alsas-Loren dağlık bölgesinde, Embarasse Moi şaraplarının sahipleri, mösyö ve madam Merlot Rouge'un konuğu olarak deniz seviyesinden 300 metre yüksekte kurulmuş, 783 yıllık şatolarında kahvaltı ediyor olacağım. Çok hoş bir davetti ve reddedemedim. "Hahh, işte Kurban Bayramı da bir fırsattır. Bir buçuk yıldır hergün yazmaktan yoruldum. Hem zihnimi sıfırlayayım hem de yeni yerler ve insanlar görüp, size yepyeni ufuk açıcı yazılar yazayım" diye geldim.Dün akşam üstü tilki avına çıktık. Kırmızı ceketim ve siyah kepim, ayağımda çizmelerimle, 43 kişilik bir at sürüsü, kırmızı kuyruklu bir tilkinin peşine düştük. Tabii önden koşturan av köpeklerimiz, bizlerin hangi patikaları takip etmemiz gerektiğini, havlaya havlaya belirlediler. Bir ara olmayacak bir uçurumun kenarında atları dört nala öyle koşturduk ki, arkamdan nefes nefese gelen Danimarka Prensi Rasmussenossen'in kapaklanacağını sandım. Bir felaketi önlemek babından, çitlenbiklerin en yoğun olduğu bir yamaçta, atımı dikenli bitkinin içine sürüp prense yol verdim. İyi de ettim sanırım çünkü Danimarka, bizlerin AB'ye girmelerinde önemli rol oynayabilir sanırım. Çorbada tuzumuz olsun!Bizim şato, 4 dönüm kapalı alanı olan, içinde orman ve ırmaklar bulunan 8000 dönümlük araziye kurulmuş ve 6 katlı. Rococo tarzı bir binanın 4 katında ev sahipleri ve biz konuklar kalıyoruz. En alt kat mutfak ve şarap mahsenleri, çatı katında da tüm şato işlerine bakan hizmetkârlar kalıyor. Üç vardiya çalışıyorlar.Kurdelayı çektimŞatoda giysilerimiz hep 18'inci asır dönemi biçiminde. Gelirken kullandığım "Petrol Ofis" markalı çantama koyduğum kadife elbisem buruşmuş.Gecenin 03.00'ü. Tam yatmak üzereyiz aklıma geldi ve hemen çardaklı yatağımın yanındaki kadife kurdelayı çektim. Üç dakika sonra kapım tıklatıldı. "Giriniz" dedim. Baktım benim iyiliğim ve bakımımdan sorumlu Violet adlı hizmetçi, "Vi Madam Özgün?" diye kapıda dikiliyor. "Haydi Violet, al şu benim kadife elbiseme bir ütü sür, yarın akşam darda kalmayayım" dedim. Gene, "Vi Madam Özgün" deyip sessizce yüksek ve karanlık koridorda, bir elinde şamdan, diğerinde bizim kadife elbise, kaybolup gitti. İşte o zaman anladım hizmetkârların 3 vardiya çalıştıklarını.Hava çok nemli. Arada bir bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor. Haluk öksürmeye başladı."Nereden çıkardın bu seyahati? Hiç kimseyle anlaşamadım. Av merakım yok. Çoraplarım da tam kurumuyor" diye şikayet ediyor. Hemen göğsünü vicks ile ovup havluladım. Bordo smokin ceketini giydirdim ve purosunu içmek için şatonun smokin odasına yolladım. Ben de Berlusconi'nin annesiyle buluşup harpischord nameleri arasında, aynalı salonda çayımı "almaya" başladım.Yukarıda söylediklerimin hepsinin uydurma olduğunu anladınız sanırım. Ben buradayım. Ailemizle bir bayram yemeği yiyip neşelenmeye çalışacağız.Mübarek Kurban Bayramımızın; dargınlıkların sona erdiği, ayrılanların kavuştuğu, sofraların bereketle dolduğu, gönüllerin güldüğü bir devre olmasını diliyor, hepinizi kucaklıyorum!Okuyucu mektubuTPAO, çağdaş bir kurumdur■ Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), bir ilan yayınladı. Bunu okur okumaz, gene bir "erkek egemen iş tercihi ve ayrımcılık" konusuyla karşı karşıya kaldığımızı anladım. Muhtelif branşlarda 27 kişiye yurtdışında yüksek lisans bursu vereceğini duyuran TPAO'nun ilanında, "jeo-kimya, makine, deniz sondajları, yönlü sondaj, düşük basınçlı sondaj teknikleri ve sondaj akış / kuyu stabilitesi branşlarında eleman alınacaktır" deniyor ancak KIZ ADAY İSTENMİYOR ibaresi de yer alıyor. Aynı eğitimi bizler pekâlâ görür, üstelik çok güzel uygularız da! Bize gene, "Siz bu işi beceremezsiniz" mi demeye çalışıyorlar? Birçok arkadaşım ve ben çok üzgünüz ve isyan içindeyiz. Bu ülke eşitlikler ülkesiydi, şimdi neler oluyor? Lütfen bu durumu köşenizde yansıtınız, yapılan hatalı hareketlerden vazgeçilsin. (Ayşen Narlı)* Bu, "kız aday istenmiyor" ibaresini gördükçe Türkiye Cumhuriyeti'nde herkes rahatsız oluyor kanaatindeyim. Bence bir yanlış anlama var. TPAO gibi uluslararası çapta bir kurumun böyle hata yapacağını sanmıyorum. Ben bu ilanı görmedim. En kısa zamanda yetkililerin beni arayacaklarına ve duruma açıklık getireceklerine inanıyorum.Dikkat... Dikkat...UNICEF'ten teşekkür geldiUNICEF ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın başlattığı "Haydi Kızlar Okula" kampanyasını kutlayan yazıma cevap olarak UNICEF Türkiye Temsilciliği Eğitim Program Sorumlusu Sayın Fatma Özdemiş Uluç'tan bir teşekkür geldi. UNICEF bu yıl 130.000 dolar katkıda bulunmuş ve hedefleri 300.000 kızımızın okula devam etmesini sağlamakmış. Biz de medya olarak bu çabaları destekliyor, başarılar diliyoruz. A. Ö.