Yılmaz Erdoğan ve ekibinin Vizontele Tuuba'sını izlemeye girerken CNN Türk'te Cüneyt Özdemir'e de söylediğim gibi, "Bu iş hiç kolay olmamalı''. Vizontele 1'in başarısını yakalamak zordur. Bırakınız bu başarıyı geçmek, bu başarının yanıbaşında durabilmek bile yaman bir uğraştır." Bu endişelerle oturdum koltuğuma.Bir kere seyirci, hak edelmiş bir saygı ile izlemeye başladı filmi. Aynı hızlı tempo aynı espri, aynı hüzün, aynı sevinç bu filmde de yakalanmış. Bir kere özlerimiz yöe coğrafyasına o kadar alışmış ki, eski ve alışılmış bir eldiven giyer gibi baktım dağlara, yaprak yaprak ağaçlara, güllü, kuşlu, kırmızı, mavili sedirlere, Lale Sineması'nın iskemlelerine, malum motosiklete ve eski bir dost sesi gibi dinledim dam üstü sohbetlerini.Kahkahalar çabuk geldi. Kahkahalar yetmedi, bir yerde iyice kendimizi kaptırdık ve alkışlamaya başladık senaryodaki replikleri! Hiç böyle yapmamıştık daha evvel. Hani tiyatroda yapmışızdır belki ama filmde? Hiç hatırlamıyorum. Planlı bir hareket değildi ama alkışladık işte! Yılmaz Erdoğan hem güldürüyor hem de bayağı hassaslaştırıyor insanı. Bilmem kasıtlı mı yaptı? Bence doğal bir hareketti. En beğendiğim sahne, henüz görmemişleri ürkütmeden belirtmek istiyorum, kavak ağacının o noktaya dikilmesiydi.Saygılı yaklaşımNe zarif! Ne kadar düşünceli. Ne kadar yerinde. Tebrik ederim. Yoksa hiç öyle yapılmasaydı da olurdu. Yılmaz Erdoğan'dan başka kimin aklına gelirdi?Yılmaz'ın insanlara saygılı yaklaşımını çok seviyorum ben. Bu filmin içindeki özellikle sonundaki siyasi yaklaşıma değinmek istiyorum müsaade ederseniz. Ben Yılmaz'ı birinci Vizontele'de alışılmış, malum, bariz ve KOLAY yaklaşımı aştığı için çok takdir etmiştim. Çünkü biz biliyoruz. Emin olun ki biliyoruz! Bildiğimin altını çizilmeyince daha çok hoşuma gidiyor.Hele hele kahkahalarla çizikler siliniyorsa keyfime diyecek yok! Bana katılmayabilirsiniz, şahsi görüşümdür. Fotokopi hiç sevmem. Hele bu, orijinal eskisinden çok daha üstünse. Ki bence muhakkak öyle. En ufak şüphem yoktur.Tüm oyuncular gerçekten harika. Yöre halkı daha da iyi. Deniz Akkaya'nın metamorfozu şahane! Tuuba başarılı. Hele o şeker tombik kurye? Hepinizin ellerine sağlık.Bu filmi güneşli günlerde çekme dehasını hissedip gerçekleştiren Yılmaz Erdoğan'a, oyuncu gruba, yapımcı Neco'ya ve Gala'nın en güzel tuvaletli, en zarif, en güzel genç kızı Seda'ya teşekkürlerimizi uzatırken TOPÇAM Otobüs Şirketi şoförlerine de yollarınız hep açık, havalarınız hep güneşli olsun demek istiyorum!
Çarşamba gecesi nedense uyku tutmadı ve sabah 04.00'e doğru George W. Bush'un konuşmasını dinleme fırsatını buldum. Net olarak 45 dakika (irticalen) konuşan Başkan'ın alkış süresi de 9 dakikayı bulunca tüm "Birliğin Durumu" konuşması brüt 54 dakika sürdü. BM'den yardım isteyen Irak Konsey üyelerinden Çelebi ile Zebari, Laura Bush'un balkondaki koltuğunun hemen arkasında yer alırken başkanları Paçacı ise Laura'nın sol tarafına uygun görülmüştü.Önce silahlı kuvvetler mensuplarına, sonra emniyet güçlerine hitap edilen açılışta bu çabaların takdirle karşılandığı belirtilerek terör savaşı ile çok etkili bir uğraş verildiğinin altı çizildi.Ortadoğu'nun terörizmden arınmış demokratik bir yöre olması için verilen uğraşlar sıralandıktan sonra başannın yaklaştığı belirtildi. Başkan gene 'nukliır' (nuclear) kelimesini 'nukilır' diye telaffuz etti. Filistin -İsrail meselesine dokunmadı. Kıbrıs konusuna, Fransa ve Almanya'nın tutumuna değinmedi ama bu savaşa asker gücü gönderen her ülkeyi bir bir saydı. Konuşmanın bu bölümünü değerlendiriyorum da geriye gitsem mesela aynı konuşmayı 1978'de yapıyor diye hayal kursam kullandığı 'terörist' kelimesini 'komünist' kelimesiyle değiştirsem, gene konuşma 'cuk' otururdu diye düşünüyorum.Başkan, Amerikan halkına tehlikenin sürdüğünü, bu tehlike olduğu müddetçe huzur bulunamayacağını tekrar etti. Eskilerde gündemi belirleyen 'komünizm' tehlikesinin yerini 'terörizm' katiyetle almış durumda. "Greater Middle East" yani "Büyük Ortadoğu" diye bir ifade kullandı. Herhalde Ortadoğu coğrafyasını Gürcistan, Tacikistan, vs'ye genişletiyorlar.Projeye destek verdiBaşkan iç meselelere geçtiğinde, Demokratlar ile Cumhuriyetçiler arasındaki bariz ve derin görüş ayrılığı tabak gibi ortaya çıktı. Bush'un ekonomide, eğitimde, ilaç sanayi ve sağlık konularında atmak istediği adımları yandaşları her seferinde ayakta alkışlarken Demokratlar protesto ettiler. "Bir haritayı okuyabilmek becerisi, ilk eğitimde başlamalıdır" diye söze giren Bush, ABD öğrencilerinin gerek genel kültürde, gerek okuma yazma eğitiminde, gerekse matematik ve bilim derslerinde yetersiz olduklarını kabul ettiğinden olmalı, bu durumu düzeltmek için maddi katkı onayının kongreden geçirilmesini istedi. Hatta liseye gelip hâlâ doğru düzgün okuyup yazamayan öğrencilere, okul dışı dersler verilmesinin gerekliliğinin altını çizdi. "Hiçbir çocuk arkada kalamaz!" diye adlandırdığı projeye destek istedi.Sağlık konusunda da ABD'de var olan, teşbihte hata olmazmış, bizdeki "Her kapı gıcırtısında göbek atmamız" gibi her medikal menfi durumu dava konusu yapan hastaların şikâyetlerini "frivolous" yani "sudan sebepler" gibi değerlendirdi ve bunlara son verilmesini istedi.İşte o sırada, yıllardır bu konuda çaba göstermiş bugünkü senatör, 2008'in başkan adayı Hillary Clinton bu sözleri alkışladı. (Hatırlarsanız, Başkan Clinton'ın Türkiye seyahatinde kendisine, "Bayan Clinton'ı ne zaman Beyaz Saray'da göreceğiz?" diye sormuştum ve şimdi anlıyorum ki beklenen 2008 seçimleriymiş. İnşallah yaşar da o günleri görürüm.)İltica yasalarını genişleten ABD'yi, "Bir ikinci şans ülkesi" olarak tanımlayan Bush'un konuşması, beni daha fazla neden etkilemedi diye merak ediyorum. Saddam'ın yakalanması üzerinde çok oyalanmadı. İç meselelere değinerek Demokrat rakiplerine cevap vermeye çalıştı.Not: Hükümetin, Kurban Bayramı tatilini uzatmama kararını canı gönülden alkışlıyorum.Dikkat.. DikkatBu çocuklarımıza kitap gönderelim Bursa, Osmangazi Küçükdeliller Köyü İlköğretim Okulu'ndan Türkçe Öğretmeni Serhat Can Avcı'dan aldığım bir mesaja göre buradaki yavrulanmızın kitap ve ansiklopedilere ihtiyaçları varmış. Civardaki üç köyün çocuklarının devam ettiği bu okulda eğitim şartları çok kısıtlı. Lütfen bu çocuklarımıza yardım elinizi uzatınız. Rica ediyorum. A. Ö. Tel: 0224 288 50 39 / 0535 829 05 90
Kral Çıplak" diyebilmek her yiğidin harcı değil. Bakınız Bill Clinton bile, bu gerçeği ancak emekli olduktan sonra söyleyebildi. Cidde'de bu cümleleri söylerken nasıl bir tepkiyle karşılaşabileceğini tahmin edemezdi. Kral'ın etrafı isyan edecek miydi?İlişkiler tehlikeye girecek miydi? İslâm erkeğinin nasıl yoğun bir gurur altında inim inim inlediğini muhakkak biliyordu. Gözünü kapadı, palas pandıras, cümleleri birbiri ardına sıraladı:"Hazreti Muhammed, Suudi Arabistan'ı ilk otomobil üretilen ülke haline getirir, otomobil endüstrisinin başına mutlaka eşini geçirirdi. Hazreti Muhammed eşinin araba sürmesine izin verirdi!"Suudi Kral ve prenslerin bu sözler karşısında nutku tutulmuştur. Ama o Suudi kadınları var ya? O perdenin arkasına gizlenerek sözleri dinlemelerine izin verilen kadınlar? O munis, korkutulmuş, sindirilmiş, ezilmiş, hor görülmüş, perde arkalarına, peçe altlarına, türban altlarına hapsedilmiş kadınlar? Bir alkış koparmışlar perde arkasından! Orada olsaydım muhakkak gözlerim yaşarırdı.Var mı böyle asil bir isyan yahu? Evet konuşamıyoruz. Kral'ın çırılçıplak olduğunu ve bizleri kullandığını, göz göre göre gericiliğinden, hamlığından, hazımsızlığından, elinde güçler toplamak için, dizginleri teslim etmemek için, bizleri apaçık kullanarak örttüğünü, uzaklaştırdığını, evlere hapsettiğini haykırmak istiyoruz ama yapamıyoruz!Neden?Çünkü konuşup müzakere etmiyorlar bile. Bakıyorlar ki bir söz gerçekleri ortaya çıkaracak, derhal bıçaklıyorlar, kaçırıyorlar, öldürüyorlar!Bakın kimlere kaldı müdafaamız. Bakın ve utanın! Elin emekli Hıristiyan cumhurbaşkanına kaldı.Ona sözünüz, gücünüz yetmiyor ve geçmiyor değil mi? Sizi ödlek korkaklar sizi!Tabii ki Mustafa Kemal Atatürk sayesinde biz kadınlar bu ülkede çok daha özgürüz! Suudi'de kadınlar otomobil kullanamıyorlar. Yassssssaaaaakkkkk kardeşim! Yanında eşi yoksa, lokantaya giremiyorlar. Yassssssaaaaakkkkk kardeşim! Göz bebekleri dışında hiçbir yerlerini örtmeden dışarıda yürüyemiyorlar. Yassssssaaaaakkkkk kardeşim!Ve iyi dinleyin, bu yasakları İslâm dini adına uyguluyorlar. "İnançları böyle, inançları gereği" diye de gerçek dışı bir söylem, asırlardır çalkalanıp gidiyor.Ama petro-dolarların getirdiği serveti nerede tüketeceksin? Ver elini Paris, Londra ve uçak inmeden at örtüyü, sür ojeyi, çek sürmeyi. Yok böyle bir yalan kardeşim. İslâm erkeğinden sakınılıyor da elin Hıristiyan İngiliz, Fransız erkeğinden niçin sakınılmıyor? Mesele nedir? Erkeklerden sakınmak mıdır? Yoksa, erkeklere galebe çalmamak mı? Peki Clinton gibi bir Hıristiyan meraklı gelip bize, "Abdest yerleri tesettüre tâbi midir?" diye sorsa ne cevap vereceksiniz?Abdestte baş yıkanmakta mıdır? Hazreti Peygamber abdest alırken başını yıkamış mıdır?Haydi gösterin bize "kral çıplak mı, değil mi?"Okuyucu mektubuEmniyet güçlerimiz harekete geçmeli■ Beyoğlu Kocatepe Mahallesi Büyükşişhane Sokak, Küçük Mumhane Sokak, Kilburnu Sokak, Tavşan Sokak, Turan Caddesi ve Yenişehir çarşı bölgesinde oluşmuş kapkaç ve uyuşturucu çeteleri bulunmaktadır. Bu çetelerde yaşları 10 ile 20 arasında değişen çocuklar var. Beyoğlu bölgesi polisleri bu duruma neden müdahalede bulunmuyorlar? Lütfen sesimizi duyurun, tedbir alınsın. (Adı bende saklı bir okuyucum)* Açık ve şeffaf bir biçimde noktalar belirtilmiştir. Emniyet güçlerinin harekete geçmelerini ve suçlu küçük çocuklanmız yakalanınca uygar ıslah evlerinde koruma altında doğru yola sevkedilmelerini bekliyoruz.
Ayşe Alemdaroğlu. benim en gözü pek, meraklı, maceracı arkadaşım. Geçenlerde Kamboçya, Laos ve Vietman seyahatinden döndü. Herkes 12 günlük olan bu seyahate katılırken Ayşe, "Bana 12 gün yetmez, buna 12 daha ekleyelim ve iki hafta sonraki uçakla döneyim" diyerek yeni bir maceraya imza attı.Geçenlerde slide-show'lu gösterisinde neler öğrendim, neler!Bir zamanlar (belki bugün bile!), sol tandanslı arkadaşlarımızın hayran olduğu Kamboçyalı lider Pol Pot, kralı tahtadan indirip iktidarı ele alır almaz neler yapmış? Başkent Phnom Pen'de oturmakta olan 2,5 milyon Kamboçyalı vatandaşına demiş ki: "Haydi bakalım. İki gün içerisinde tümünüz kırsal kesimde geldiğiniz köylere geri döneceksiniz!"Herkes şaşkın. Korku içinde. Palas pandıras tası, tarağı, tenceresi, yastığı bir kaçışma bir koşuşturma başlar. İki gün sonra yola koyulurlar. Yurdun her istikametine göç başlar. Kırsal kesimde yaşam sürdürenler bu haberi alır almaz, onlar da yola çıkarlar ve yarı yolda geri gelen ailelerle karşılarlar."Ne geliyorsunuz geri? Bizim köyde ne yapacaksınız? Herhalde yanlış anladınız Pol Pofu. Hepiniz başkente geri dönün. Biz, sizin köye dönmenizi istemiyoruz."Buyrunuz! Çaresiz birçok aile, gene başkentin yolunu tutar. Ancak kent girişlerini tutmuş askerler, onları içeri almaz, gerisin geriye köye dönülür."İnanır mısın Ayşe, bu işlem üç, dört kez yapılır?""Peki ne yapmak istiyor yani Pol Pot? Neden kenti boşaltıyor?""Kente sadece askerleri ve subayları dolduruyor. Yani koca şehri kendisine karargah yapıyor. Daha sonra yaptıklarını bir duysan!""Anlat! Belli ki sen bu konuları çok iyi okuyup araştırmışsın.""Hem de nasıl. Bir ülkeye gitmeden 2 ay önce araştırmaya başlarım zaten. Neyse Pol Pot 1,5 milyonKamboçyalıyı şu veya bu nedenle katlediyor. Sebepler arasında ne var biliyor musun? Örneğin bir kişi gözlük takıyorsa, 'bu eğitimli olmalı onun için gözü bozulmuştur' gerekçesiyle derhal kurşuna diziliyor. Kişi süt içiyorsa, 'bu eğitimli biri olmalı çünkü gıda değerlerini biliyor' gerekçesiyle hemen kurşuna diziliyor.""Şimdi durum nasıl?""Pofun ölümünden sonra krallık geri gelmiş. Çok temiz ve çalışkan 72 milyon insan. Kauçuk ağaçları ve pirinç ekimi sayesinde kıt kanaat geçiniyorlar. Herkes her gün banyo yapıyor. Sıcak iklim ama ter kokusu yok. Zarif ve sessiz. Üst başları eski ama tertemiz. Sokaklar, kaldırımlar tertemiz. Yıllar önce buraya göçmüş Hintlilerin kurduğu bir ülke Kamboçya. Kızıl Khmer'lerin sesi kesilmiş.Budizme inanıyorlar. Taş tapınakların oyma işlemeleri olağanüstü. Bir de burada bir nehir var. Yaz mevsiminde yukarı akıyor, kış gelince sular aşağıya doğru gidiyor. Dünyada bir eşi daha yokmuş."Kamboçya'ya gider miyim? Sanmam, bu açıklamadan sonra gitmiş kadar oldum.Dikkat...Bu eserlerinizi herkes görmeli Nimet HanımAdı: Nimet Çulhaoğlu. Mesleğiİ: Emekli öğretmen. Becerisi: Deniz kıyılarından topladığı kabuklardan, muhteşem tablolar yaratmak. Benim geçen gün Seddülbahir özlemimle ilgili yazdığım yazıyı okuyunca, bana da küçük bir çalışmasını göndermiş. Ben Portekiz'i, İtalya'yı, Yunanistan'ı, ABD'yi gezmiş bir kişiyim ama bu kadar şahane bir çalışma hiçbir yerde görmedim. Ankara Olgunlaşma Enstitüsü Türk İşleri Atelye Şefliği'nde de bulunmuş Nimet Hanım. İmkânım olsa da Nimet Hanım'ın tablolarını sergilesem. En azından bir sergi Nimet Hanım! Lütfen! Herkes görmeli bu eserlerinizi. Tebrik ederim. A. Ö.
Geçen hafta, ÖSS'ye girmiş arkadaşlarımızın bu sınavın şampiyonu Emre Kaçar hakkında bazı şüphelerini dile getiren mesajlarına değinmiş ve konuyu köşeme taşımıştım. Emre, son ÖSS'de bir rekor kırarak çok yüksek puan almış, sınavı 1,5 saat gibi bir zaman sonunda bitirmiş (tüm sınav zamanı 3 saat ve şüpheli arkadaşlar Emre'nin kağıdını 2,5 saat sonunda verdiğini zannediyorlardı) bütün hesapları zihninde yapış tarzıyla, dikkatleri çekmişti.Emre'nin bu başarısı neticesi notlar üst seviyelere çekilmiş, altındaki öğrencilerin çıtaları da otomatikman yükselmişti. Yağmur gibi yağan mail'ler arasında en çok dikkatimi çeken bir mesajı sizlerle paylaşmak istiyorum."Kopya vermezdi""Ben Emre ile ortaokul yıllarında aynı sınıfta okudum. Emre Kacar'ı her ne kadar sevmesem de başarılarını çok iyi biliyorum. Emre sınavı 1,5 saatte bitirdi. Daha önceleri de Türkiye dereceleri çıkarmıştı. Öğretmenimiz bizlere TÜBİTAK soruları sorar, Emre gene 100 alırdı. Ben bu sene herhangi bir bölüme yerleşememiş bir ÖSS mağduruyum. Emre'yi fazla sevmem çünkü o hiçbir zaman bana kopya vermezdi!"Çocuklar bu güzel mesajlarınızdan dolayı hepinizi kucaklamak istiyorum. Bakın size bir şey söyleyeceğim!Akademik başarı, yaşam yolundaki başarının sadece yüzde 20'sidir. Ben sınıfta her soruyu cevaplayan, bir dönem de iftihara geçen arkadaşlarımın çok azının yaşamda atılgan, yaratıcı ve başarılı bireyler olduğunu gördüm. Daha da ileri gidiyorum, sınıfta kaybedenlerin yaşamda başarılı olma oranları çok çok daha fazladır diyorum. Hayat bana bunu gösterdi.Emre'yi sorgulayanları da anlıyorum, sevmedikleri halde savunanları da... Özellikle sonuncular, harikasınız!İşte, yaşamda bir başarı elde etmek için gerekli en önemli kriter. Onun başarısını görüp, belki kıskanıp, haksızlığa uğradığını düşünen arkadaşlarım, bu duygularına çelik gibi kelepçeler vurup, bu eziklik duygusunun üzerine çıkıp, Emre'ye alkış tutabiliyorlarsa bunun yanında, değil TÜBİTAK, NASA astronot sınavlarına hazırlanmak için öğreneceğiniz bilgiler bile solda Sıfır kalır! Sıfır!Herkes yaşamda kendi kulvarını bulacaktır. İlk önce kendinizi tanıyacaksınız. Sonra sivri ve sevimsiz noktalarınızı kendinize itiraf edeceksiniz. "Sevimsiz taraflarınızı" bulmakta zorlanırsanız, sizi sevmeyen kişilere danışmalısınız. Bu duyguları ve davranış biçimlerini yeneceksiniz.Başarılı yönlerinizi bilecek ve zihninizde bunları hep keskin tutacaksınız. Nasıl başarılı yön diyenlere cevabım şu: Belki tarih dersinde iyi değilsinama telefon numaralarını rahat hatırlıyorsun, belki matematikte altlardasın ama uçurtmayı en rahat sen uçuruyor, çiçek demetini en biçimli sen hazırlıyorsun, belki İngilizcen zayıf ama beautiful kelimesini en mükemmel sen telaffuz ediyorsun. Belki biyolojide formüller aklına girmiyor ama arkadaşlarını en çok sen güldürüyorsun. Bu başarılarını hiç unutma, hiç! Kendinizi bir hedef yaratacak, bu işi başka hiç kimseye bırakmayacaksınız. Hayalleriniz yüksek olmalıdır. Ortada kavuşup kabullenmeyi öğreneceksiniz. Ortadan hep yukarı çıkma savaşı vereceksiniz. Sorumlu, çalışkan, dürüst ve şeffaf olacaksınız.İşini küçümsemeSizi tanıyanlar arkanızdan şöyle diyeceklerdir: "Bu arkadaş çalışkan, sorumluluk sahibi ve sözünün eridir. Güvenebilirsin." Çöpçülük bile yapsanız (hiçbir işi küçük görme) işinizi tam yapacaksınız. Yapmazsanız başınızı yastığınıza rahat koyamayacaksınız.Deneyimlerime göre yaşamda koştururken akademi birincileri, birinci olamamış arkadaşlarım kadar başarılı olamayabiliyor. ÖSS'yi kazanamamışlar, bu imtihana tekrar tekrar girin. Ama bu zaman zarfında kendinizi tanıyın, iş hayatına atilin, yarışa başlayın! İtirazları duyuyor gibiyim: "Aaaa ama o benden önce yaşam koşusuna başladı, ben daha 4 sene..."Ne yapalım şekerim? Evde oturup, siz kazananların okul bitirmelerini mi bekleyelim? Yaşam nehri önümüzde para ve sanat dolu akarken koşup bir kepçe bulmamız lâzım. Acelemiz var!
Geçen gün George W. Bush, NASA'nın uzay programı üzerine bir konuşma yaptı. Önce Ay'a sonra Mars'a, önce robotlu sonra astronotlu (muhtemelen kozmonotla birlikte) Mars'a inilmesi için agresif bir programa yeşil ışığı yaktı.Astronot Neil Armstrong, Ay seyahatinden dönerken şöyle demiş: "Geldiğimiz gibi gidiyoruz. İnsanoğluna barış getirmek için tekrar geri geleceğiz." Bush, bu sözleri gerçekleştirmek için harekete geçtiklerini belirtti. Mars'a insan indirmek için Ay'dan hareket şart mı? Bir grup bilimadamı bunun işi kolaylaştıracağını belirtirken diğerleri buna gerek olmadığını, tehlikeli radyasyon ve yer çekiminin Ay'da da bulunduğunu söylediler."Robotla iş yapmanın daha az riskli olduğunu biliyoruz. İnsanoğlunun bilgi için bir susamışlığı var. Görmemiz gerek, araştırmamız gerek, elleyerek sadece bir canlının yapabileceği şekilde tatmin olmamız gerek" diyen Bush, Mars'tan sonra da uzayın derinliklerine gidecek kulvarların açılacağını belirterek sözlerini şöyle bitirdi: "İnsanoğlu uzayın derinliklerini, aynı bilinmeyen kara parçalarını keşfettiği gibi ve gemilerle açılarak denizleri fethettiği gibi keşfedecektir.Çizdiğimiz rotalar, bizden sonra gelenlere yol gösterecektir. Bu bizim karakterimizdir. Bizden başka üzerinde canlılar yaşayan dünyalar var mıdır? Astronotlarımız, çocuklarımızı heveslendirecekler, yeni teknolojik keşiflere yol açacaklardır. Bizim ruhumuzu ancak böyle üretimler yükseltebilmektedir."Bush'un NASA'ya gösterdiği bu desteğin nedenini sorgulayanlar da var: "Seçim öncesi yatırım yapıyor" ve "Bakma sen ona. Babası da 1989'da benzer sözler söylemişti. Bir şey çıkmadı. Bunun söyledikleri de unutulur." Sokaktaki Amerikalılarla yapılan röportajlar çok ilginçti, "Evet, uzaya gidelim" diyenlerin yanında, "Ne uzayı? Benim sağlık sigortam ne durumda, Bush'un haberi var mı? Biz uzayı değil Irak'taki evlatlarımızı düşünüyoruz" şeklinde konuşanlar da vardı.Ama en ilginç değerlendirmeyi Demokrat Başkan aday adayı Dean yaptı: "Mars'a insan mı gönderecekmiş? Destekleriz ama bir şartla. İçinde Bush olursa!"Dikkat... Dikkat...İyi ki Prodi görmedi!Geçtiğimiz perşembe akşamı, geceyarısı saat 01.30'da atv'deki Siyaset Meydanı'nda, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a rastladım. Karşısında ilkokul çocukları oturuyordu. Kimisi esniyor, kimisi konuşuyor, Başbakan'ın söyledikleriyle ilgilenmiyordu. Başbakan, Muhafazakâr Demokrat tanımını yapıyor, Ali Kırca da, o gün Türkiye'ye gelen AB Komisyonu Başkanı Prodi'nin ziyaretiyle ilgili sorular soruyordu.Prodi, bu manzarayı bir görse, Kopenhag kriterlerine, "küçük çocuklarla akşam saat 21.00'den sonra televizyon konuşmaları yapılmayacak. Bu saate kadar yapılanlarda ise konular, çocukların seviyelerine inerek gerçekleştirilecektir" diyen bir uyum maddesi daha ekleyebilirdi. A.Ö.Okuyucu mektubuBir teşekkür mesajı daha...■ Yeni evimin mutfağına, ESKAY marka aspiratör taktırdım. Motor arızaları nedeniyle uzun zaman kullanamadık. Garanti süresini geçirmeme rağmen yazdığım mektuba anında cevap veren ve yeni bir motor gönderen Servis Müdürü Mustafa Özkan Bey'e, tüketiciye gösterdiği saygıdan dolayı teşekkür ederim. (Ali İlaslan)■Üretilen mal satıldıktan sonra hizmet anlayışının önemi, firmalar tarafından gün geçtikçe artarak benimsenmeye başlıyor. Bu gerçeği, bize gelen teşekkür mektuplarından anlıyoruz. Tüketiciye önem verip onları memnun eden firmalar, gelişmelerini daha hızlı gerçekleştirerek kalitelerini kısa sürede yükselteceklerdir.
Sayın Ord. Prof. Sulhi Dönmezer, Prof. Doğan Soyaslan, TCK Alt Komisyonu ve Adalet Komisyon üyeleri, Adalet Bakanımız, Başbakanımız, danışmanları, müsteşarları ve TBMM milletvekilleri!Hayatımın sonbaharında, sosyoloji üzerine ABD'de yaptığım yüksek eğitimde bir gün sosyoloji profesörüm, sınıfta bir belgesel izletti. Haftada bir iki kez belgesel izlemeye alışık olduğumuzdan iskemlelerimize keyifle kurulduk ve film başladı.Şirin ve sempatik bir mahallede çekilmişti bu belgesel. Tüm evler bahçeli, fırınlarında bisküvi pişiren anneler önlüklüydü, çimenleri biçen babaların ayaklarındaki lastik pabuçlarını da biçilen çimenler yeşile boyamıştı. Bahçeden bahçeye komşulararası tatlı espriler yapılıyor, güneşli havanın tadı çıkartılıyordu.Derken, bir düdük sesi duyuldu. Anne hemen önlüğünü çıkartıp mutfağa astı ve babanın yanına geldi. 11 yaşındaki sarışın kızları, bisikletini duvara dayadı ve babasıyla annesinin yanına geldi. Herkes mahalle meydanına yürümeye başladı.Tüm mahalleli toplandı. Ortadaki kutunun üstüne muhtar tipinde göbekli, sevecen bir adam çıktı: "Hoşgeldiniz. Şimdi herkes numarasını çeksin. Biraz sonra çekiliş yapılacaktır."Herkes gülerek birbirini selamladı ve kutudan bir kağıt parçası seçti. "Herkes numara aldı mı?" diye sordu muhtar. "Aldııııık" diye bağırdı mahalleliler. Muhtar, "Şimdi mahallemizin en yaşlısı gelsin yanıma ve bu torbadan çekilişi yapsın" dedi.İki büklüm, 85 yaşlarında bir ihtiyar, muhtara yaklaştı, torbaya elini daldırıp bir kağıt çıkardı. Muhtar kağıdı aldı, baktı ve "38, çekilen numarayı tekrar ediyorum 38" diye bağırdı. Herkes elindeki kağıda baktı."38 numara bende" diyen 11 yaşındaki kız, annesine döndü. Annesi koşarak kaçtı. Muhtar, kızı yanına çağırdı. Numaraya baktı. "Tamamdır" dedi ve iskemle getirtti.Hepimiz şoke oldukKızın ellerini, arkadan bağlattı. Ayak bileklerini kalın iplerle düğümletti. Kız sandalyeye oturdu. Muhtar, "Herkes çekilsin! 1, 2, 3" dedi ve düdüğünü öttürdü. Bütün mahalleli gülerek kızı taşlamaya başladı. Ve küçük kızı oracıkta öldürdüler. Hepimiz şoke olmuştuk. İran'da benzer işlemler yapıldığını duymuştum ama recm töresinin fiilen uygulandığını görmemiştim.Prof. ışıkları yaktıktan sonra kürsüye geldi ve dedi ki: "Bakınız töreler ve gelenekler toplum tarafından anlayışla karşılandığı sürece böyle insanlık dışı uygulamalar, dünyanın çeşitli ülkelerinde devam edecektir. Uygarlık, bunların önünü yeterli ceza yasalarıyla kesmekle yükümlüdür!"Yasalar, töreler göz önünde bulundurularak hazırlanmalıdır" diyen Sayın Dönmezer ve Soyaslan'a diyorum ki: "Hayır, hayır ve yüz kere hayır!" Bu yanlış düşüncenizi dünya aleme ilan ediyorum. Bu yasaları çıkartmaya çalışan, kadına karşı işlenmiş suçları "törelerin" arkasına saklanarak ceza indirimine tâbi tutmaya kalkanlara çok, çok, çok içerliyorum. TCK Kadın Platformu'ndan aldığım bilgilere göre: "136. maddede sayılan ağırlaştıncı haller arasında namus saikiyle ifadesinin kullanılması, 2002 yılından beri bizim taleplerimiz arasındadır. 136. maddenin c fıkrası; eş, anne, baba ya da çocuklarını öldürmeyi, ağırlaştırıcı neden sayıyor.Ancak namus cinayetleri sadece bu kişiler tarafından değil amca, teyze, dayı ve hala çocukları ve hatta komşular tarafından bile işlenebiliyor. Bu detay c fıkrasında belirtilmediğinden, bunlar tarafından işlenen cinayetler kapsam dışı kalıyor. 31. maddedeki "haksız tahrik" ifadesinin, "haksız fiil" ile değiştirilmesi, ceza indirimini engellemekte yetersiz kalıyor.TCK Kadın Platformu, namus cinayetlerine devletin hiçbir biçimde müsamaha gösteremeyeceğine işaret eden bir ibarenin TCK'da açıkça yer almasını talep ediyor." Bunun altına, ben ve tüm TC kadın vatandaşları imzamızı atarız. Gerekli değişikliklerin yapılmasını rica ediyoruz!
Boşver Ayşe. Alınma" diye kendime kaç kere tekrar etsem de duruma alınmış bulunuyorum! Ertuğrul Özkök Bey iki gündür "Hürriyet" gazetesindeki köşesinde, Türk medyasında köşe yazarlarının yolsuzlukları yazamadıklarına değinirken İtalya'daki PARMALAT skandalına gönderme yapıyor. Bunları yazamıyorsanız bari PARMALAT'ı yazıp durumunuzu idare edin demeye getiriyor.Ben bu köşede PARMALAT konusunu yazdım. Ve Ertuğrul Bey'in neden böyle bir bağlantı kurduğunu anlayabildiğimi de söyleyemem. Çünkü meselenin esası aynıdır.PARMALAT konusunu yazarken çok dikkat etmiştim. İşadamlanmızın, "uyuşturucu bağımlısı" gibi bitmeyen bir hırs içinde her işe nefes almadan el atmalarını eleştirmiştim. Sözde İtalyan Calisto Tanzi'yi eleştiriyordum ama çok hınzır bir biçimde planladığım yazımdaki son cümleler şöyleydi:"Sonra da koyun faturaları BİZLERİN ÖNÜNE! İnsan deli oluyor, DELİ!"Bardak taştıktan sonra bile içine su doldurmaya ısrarla devam eden kişilik bozukluğuna ilk olarak Büyük İskender'de rastlamıştım. "Haydi al orduyu, çık Makedonya'dan, Seddülbahir köyü üzerinden geç karşıya. Gir Anadolu'ya, kurtar Pers tahakkümü altındaki halkları" diye bir talimatla yola çıkan bu kumandan, rotayı nerede şaşırmıştı? Haydiii ver elini Hindistan!Ordu bitap ama bir nehri geçip yola devam etmek hırsı içinde kavruluyor İskender. En nihayet üst kumandanı geliyor ve diyor ki: "Buraya kadar İskender. Yetti gayri. Askerler yıllardır ailesinden uzak. Bu nehri geçmiyorlar artık!" Ancak böyle geri dönüp Mısır ve İskenderiye kentine gelip Hakkın rahmetine kavuşuyor.Öldükten sonra yanındaki planlara bir bakıyorlar ki, Mısır'dan Kuzey Afrika'ya, Cebelitarık'tan İspanya'ya geçip tüm Avrupa'yı fethetme hırsı içinde kavrulup dururmuş Büyük İskender!Benzer hırsa Asil Nadir'in kapıldığı kulağıma gelmişti. Halis Toprak'ı dinlerken aynı duyguları yaşamıştım. Calisto Tanzi de benzer duygulara kapılmış. Bu hırs yüzünden, durmadan Niyagara Şelalesi gibi üzerlerine akan paranın 500 misli yeni yatırımlara girme tribine kapılan bu iş adamları, yükseleceklerine çukura düştüklerini geç anlıyorlar.Bu durumdan kurtulup eski GÜNEŞLİ günlerine (bu güzel oturdu!) dönmek için bankadaki paraları başka şirketlerine, şirketlerdeki paralarını başka işletmelerine, ilerideki muhtemel kazançlarını bugünlere kaydırarak, hortumlayarak, yasadışı işlere bulaşmayı çok olağan ve normal kabul ediyorlar.Eeee bir de muhasebe şirketleri buluyorlar, ileriye matuf kârları muhakkak kazanılmış gibi kayda geçiren, (Örneğin Enron, 2015-2020 yılları arasındaki muhtemel kârlarını bugünden hesaba dahil etmişti. Bunu yapan muhasebe şirketi de Arthur Andersen'di!) yolsuzluğa göz yuman bir adalet sistemini de eklersek, durum bu boyutlara tabii ki gelir!PARMALAT, şimdi hesap veriyor. Bizim gibi bir masaya oturup, "Bunları borç kabul edelim, 20 yılda taksitle geri öderim" önerileri konuşulmuyor. Neşter Operasyonu çok önemlidir ve ilerideki benzer uygulamaları önleyecektir. "Sistemin temizlenmesi" şarttır. Medya mensupları birbirlerini eleştirebilirler ama yiğidin hakkını da teslim etmeleri gereken yerler vardır! Alındım doğrusu!Okuyucu mektubuBu çocuklarımıza kitap yollayalım!Ağrı'dan Fen Bilgisi Öğretmeni İbrahim Akyüz (0533 711 74 72) şu sözlerle sizlerden yardım istiyor: "Taşlıçay Yatılı İlköğretim Bölge Okulu'nda 520 öğrenci okuyor ve kütüphane yok. Mehmet Akif Ersoy'un hayatını yaz desek, bakıp öğrenecekleri hiçbir kaynak yok. Sizin vasıtasınızla düşünceli ve yardımsever vatandaşlara seslenmek istiyoruz. Lütfen bize yardım etsinler. Kitap ve ansiklopedi göndersinler." Ben de hepinize, "Lütfen çabuk olun, yardım edin" diyorum. A.Ö.