Kırsal yaşamı özledim!

4 Ocak 2004

Kimbilir kış boyunca Çanakkale Boğazı, Ege Denizi ve Saros Körfezi çarpışıp kavga ederek bana ne gizemli yenilikler hazırlıyorlar? Mayıs ayını iple çekiyoruz. O tarihte Haluk ile Seddülbahir'deki evimize geçer, birinciliği hiçbir zaman erik ve kiraza bırakmayan pembe badem baharlarının en güzellerini görürüz.Bence badem baharının kibar pembesi, başka hiçbir bahar çiçeğinde yoktur. Kirazın pembesi daha koyudur. Japonların genetik müdahalelerle elde ettikleri latif baharlar ise kiraz pembesini bıraktığı yerden alır, işi fuşya rengine kadar uzatırlar. Ama Seddülbahir'in badem baharlarının asil ve aristokrat tonu hiçbirisinde yoktur!Seddülbahir'e varınca ilk işim, kıyı boylarınca yürümektir. Tabii gözlerim devamlı yerde, kumsalda gezinir. Değişik bir kabuk, deniz kestanesinin en eflatunu, Nuh Nebi'den kalıp kıyıya sürüklenmiş belki 500 yıllık bir tahta parçası beni çok heyecanlandırır. Belki 700 yıl önce yapılmış bir cam parçası geçer elime. Bu buluşlar bana özeldir ve çok kıymet veririmDenizine girer girmez gezintim başlar. En az bir saat süren bir maceradır bu... Hava ısındıkça uzar. Belli kayalarım var benim. İşaret kayalarım. Geçtiğimiz eylülde bıraktığımda hangi mercanların, kayaların nerelerinde yaşadıklarını bellemiştim. Bakalım büyümüşler mi? Bakalım simsiyah, küçük, çatal kuyruklu melek balıkları gene neşeliler mi?Geçen akşam televizyonda, denizaltı arkeolojosi hakkında bir belgesel izledim. Bizim yörelerde de çekim yapmışlar. Turuncu mercanlar, melek balıkları, içimi özlemle doldurdu. Sualtı arkeologları kameraya gösterdikleri her anforayı, her çanak çömleği buldukları yere bıraktılar. Bu, çok değerli bir davranış. Tüm vatandaşlarımız bu bilinç içinde olmalılar. Bence denizin altı muhteşem bir müze. Aynı üstü gibi. Buna bekçilik yapıp korumak da bizlere düşüyor. Aslında tesislerimiz, organizasyonlarımız yeterli ve yerli yerinde olsa, dünyanın en büyük turizm merkezi olabiliriz.Ağustos ayında karagözün oltayı yoklamasını özledim. Geçen yaz taktığım her yemi yemelerine kızdığıma bu kış günlerinde çok pişmanım. Bir anda gelip, bir anda giden denizanalarından şikâyet ettiğim için pişmanım. Bu yaz yapmayacağım!En nihayet, dostlarımız Abidin, Vahide Hanım, Celal, Esin, Nami Bey ve diğerlerini özledim. Mübadele zamanında Seddülbahir köyüne yerleştirilen bu aileler, toprak ve denizdeki kurşun ve hurda demir parçalarını toplayıp, kilosu 50 kuruşa satarak geçindiklerini anlattıklarını hatırlıyorum. Bu uğurda henüz patlamamış bir mermiyi sevinçle sandala çıkarmak isterken yaşamını yitirenlerin hikâyelerini dinlediğimi hatırlıyorum.Beş ay daha İstanbul'dayız ama ondan sonra Allah izin verirse, bizi buralarda kimseler tutamaz!Okuyucu mektubu: Milli Eğitim Bakanımız bu konuda hassastır* Ben Kocaeli'de görev yapan, ODTÜ mezunu, yabancı dili mükemmel, daha önce Anadolu lisesinde görev yapmış bir öğretmenim. Bu yıl Anadolu liselerine öğretmen ataması yapılacağını duyduğumda bilgi almak için 11 Milli Eğitim Müdürlüğü'ne gittim. Böyle bir şey olmadığını, bunu nereden çıkardığımı söylediler. Araştırmalarıma devam edince Anadolu liselerine müracaatların yapıldığını fakat boş olan okulların ilan edilmediğini öğrendim. Boş kadrolar, Milli Eğitim Müdürlüğü'nde görevli Muhlis Öztürk Bey'in yakınlarına ayrılmıştı. Bu kişilerde ne lisan, ne master, ne de doktora vardı. Yani bunların hiçbir özelliği, genelgede belirtilenlere uygun değil. Hakkımı kimseye yedirmek istemiyorum. Her yerde çalışırım. (C. Kaya)* Uzun mesajınızı özetlemek zorunda kaldım. Bence bir yanlışlık olabilir. Sayın Milli Eğitim Bakanımız bu konularda çok hassas davrandığını bana bizzat belirtmişti. Sizin gibi değerli bir öğretmenin, Anadolu liselerinde öğrencilerimize çok faydalı olacağı kanaatindeyim. Yetkililer bu konuda bizimle irtibat kurduklarında sizi ararım. Lütfen bana bir telefon numarası gönderiniz.

Devamını Oku

Garip bir "grip" salgını!

3 Ocak 2004

Farkında mısınız? Etraf garip bir gripten kırılıyor, medyada bu konuya pek rastlamıyorum. Benim ailem bu hastalığa yakalandı. Konuyu gündeme getirmek istiyorum. Bir kere öksürükle başlıyor. Ama öyle böyle bir öksürük değil. Çok şiddetli bir öksürük. Hem de birbiri ardına sıralanmış, durmak bilmeyen bir öksürük. Onun yanında çok yüksek bir ateş sizi kavurmaya başlıyor. Kaça çıkıyor biliyor musunuz? 39.5 dereceye fırlıyor. Üşüme, nöbet, hırka, çorap, bir hırka daha, yorgan, battaniye, en nihayet küçük bir terleme ve ateşiniz 38.5 a iniyor. Biraz sonra, "Haydi baştan, hep beraber!"Bizim evde yardımcım Makbule Hanım ile gelen bu grip, önce Haluk'a, sonra bize uğrayan oğlum Ahmet'e, bana ve diğer oğlum Ali'ye bulaştı. Şaşar kalırsınız! Bir eczacı beye sordum, "C vitaminli Aspirin içiniz" dedi. Küçük bir rahatlama ama yeterli olmadı.Arkadaşım Ruhat, telefon etti ve Pfizer'in imal ettiği bir ilacı önerdi (Zitromex). Eczacı beye sordum, "Efendim Pfizer son iki haftadır hiç ilaç göndermiyor. Ezacıbaşı'ndan muadilini göndereyim" dedi. Pfizer'in 3 haflık ilacı 31 milyon lira, muadili ise 13 ve 16 milyon lira. Hoppalaaa! Nasıl oluyor bu? Neysa ilaç, portakal suyu, vicks, tülbent, havlu bitirmeye çalışıyoruz. Haluk'un gribi 7 gün sürdü. Ahmet 3 günde kalktı. Ben 4'üncü gündeyim. Ali ise 2 günde iyileşti. Bünyeye göre değişiyor demek ki...Seddülbahir köyünü aradık, orada da varmış! Bu virüs müdür, mikrop mudur? Nereden gelir? Nereye gider? Korunmak için ne yapılması gerekir? Ben yetkililerin dikkatini çekmek istiyorum. Kalabalık yerlerde çok fazla bulunmayın diyorum. Çünkü çok çabuk bulaşıyor. Bazıları da, "Ahh! Bir kar yağsa İstanbul'a, bu mikrop ölür gider" diyor. Öyle mi? Ankara'da yok mu? Bilgi istiyoruz!Okuyucu mektubu: Başbakanlık bursları ne zaman ödenecek?* Balıkesir Üniversitesi'nde eğitim gören bir öğrenciyim. Tam da sizin istediğiniz gibi bir öğrenci! Sabahları erkenden kalkıp işe gidiyorum. Yani çalışıyorum. Öğleden sonraları ise okuluma devam ediyorum. Babam işçi. Eline çok az para geçiyor. Bu nedenle bana pek maddi yardımda bulunamıyor. Ben de onun üzülmesini hiç istemiyorum. Bu nedenle çalışmak zorundayım. Ama hayatımdan memnunum. Aldığım para beni biraz idare ediyor. Başbakanlık bursu da alıyorum. Ama uzun zamandan beri burs parasını vermiyorlar. Bu konuya çok önem verdiğinizi bildiğim için köşenizde yetkililere hatırlatmanızı rica ediyorum. (Haluk Onur Kılıç)* Bravo Haluk! Seninle gurur duydum. Evet beni çok iyi tanımışsın. Gerçekten ben, her üniversite öğrencisinin aynı zamanda çalışmasını ve böylelikle hem bütçesine sahip çıkmasını hem de yaşamı boynuzlarından yakalamasını isterim. Bu burs konusunu ikinci veya üçüncü kez köşeme almaktan utanıyorum. Yetkililer, IMF borçlarınız için mi bu tür ödemeleri yapmıyorsunuz? Lütfen burs paralarını verin, böylece bekleyen çocuklarımızı mutlu ediniz. Edemiyorsanız, neden ödeyemediğinizi, ne zaman ödemeyi planladığınızı bildiriniz lütfen.

Devamını Oku

G.O.R.A filmini görmemize kim engel oluyor?

2 Ocak 2004

Cem Yılmaz'ın, senaryosunda 5 değişik karakteri canlandırdığı G.O.R.A filmini sinemalarda görmek için sabırsızlanıyorum. Ne oluyor? Kim, bu filmin Türk halkı tarafından izlenmesine engel oluyor? Cem Yılmaz, Türk halkının mizah kemerine kendi özel derinliğiyle esaslı biçimde asılmış, bizleri bize gösterirken bizi bize güldürebilen Türkiye'nin birkaç komik adamından biri. G.O.R.A filmini çekip sinemalarda gösterime sokacağını öğrendiğimizden beri, inanınız bana, biz seyirciler nefeslerimizi tuttuk, bekliyoruz.Ama Cem Yılmaz'ın bu çalışmasını izleyemeyeceğiz! Nedenmiş efendim? "Efendim, Uzan Grubu'nun finanse ettiği Erol Köse'nin (hiç tanımam bu beyi! Kimdir? Necidir? Müzikçi midir, filmci midir? Hiç bilmem!) yapımcısı olduğu bu film, Uzanlar'ın girdiği mali zorluktan dolayı gösterime giremezmiş!" Mealen söylüyorum çünkü durumu katiyyen anlamış değilim. Böyle saçma sapan bir gerekçe, Guiness Rekorlar Kitabı'na girmelidir bence.Bu kadar saçmalık yeter mi? Yetmez! Türkiye'ye yetemez. Durum daha da katmerli olmak zorunluluğunda... Geçen gün Erol Köse'yi vurdular! Hey güzel Allah'ım. Vurulmadan evvel bir söyleşide Köse neler söylemiş: "...Benim Hakan Uzan ile yaşadıklarımı bir anlatsam adeta yer yerinden oynar!"Ne rezilliktir bütün bunlar? Söyleyeceksen söyle! Tehditler savurmak hiç kimseye yakışmaz. Biliyorsan, paylaş bizlerle de karar verelim. Sen neden karar veriyorsun bizler yerine Erol Köse? Söyle her şeyi, anlat apaçık, biz de anlayalım neler olup bittiğini.Bütün bu rezilliklerden dolayı, olan Türk sinema seyircisine oluyor. Merakla beklediği, gülmeye hazırlandığı bir komedi filmini izleyemiyor.Dünyanın başka neresinde böyle bir olay yaşanmıştır? Etrafta bir söz dolaşıyor. Benim de kulağıma geldi. "Cem Yılmaz, G.O.R.A'nın videosunu yaptırmış ve çok özel arkadaşlarını evine davet edip filmini izletiyormuş." Bu haber beni çok üzdü. Ancak gerçekten doğruysa, Cem beni davet etse bile kabul etmezdim.Etmezdim çünkü film sinemada izlenmeli. Evdeki ekran ne kadar büyük olursa olsun, sinema gösterimi görkemine hiç yaklaşmıyor bile. G.O.R.A filminde sapla saman birbirine karıştı bence. Sanat ve izleyici beklentisi, ticari yolsuzluklarda alet olarak kullanılıyor. Ne kadar ayıp, ne kadar çağ dışı!Bırakınız film gösterime girsin. Kazandığı para da hak edenlere verilsin. Selim Edes neden hapisten çıkartılmıştı? "Çıksın, çalışsın, para kazansın da borçlarını ödesin" diye değil miydi? Gördüğünüz gibi, ben bu filmin başında, ne gibi yeller estiğini hiç anlamış değilim. Her şey kapalı bir kutuda halktan saklanıyor. Bizim derdimiz ise başka. G.O.R.A filmini izlemek istiyoruz, izlemek! Ama elimizden hiçbir şey gelmiyor. Garip senaryolarla birileri izleyicilerle oynayıp duruyor.Okuyucu mektubuAvukat hanım bir çıkış yolu bulmalı* Kızım Fatma 17. 04. 2000 tarihinde rahatsızlanınca Hacettepe Hastahanesi'ne yatırdım. Tetkikler yapıldı. 04. 05. 2000'de hastahaneden çıkarmak istedim. Ancak ödemem gereken para 795.036.000 liraydı. İşsizdim. Hiçbir sosyal güvencem yoktu. Tabii ödeyemeyince senet imzalattılar. Hastahanenin avukatı Nilgün Aytepe 08. 04. 2003 tarihinde benden 2.171.873.300 lira istedi. Bu parayı 20 yıl geçse de ödeyemem. Çaresiz kaldım. Ne yapabilirim? (Cemal Bağcalı)* Avukat Nilgün Hanım'dan bir çıkış yolu bulmasını bekliyorum. Eminim benzer durumda birçok aile vardır. Nasıl hallolacak bu sorunlar, bilemiyorum. Yeşil kartınız yok mu? Hacettepe Hastahanesi'nde geçersiz mi? Bu tünelde hiç ışık yok mu?

Devamını Oku

Yanlış gelenekleri artık terkedelim lütfen!

31 Aralık 2003

2004 yılının ilk günü şöyle keyifli, kahkahalı bir yazı yazmak istesem de bana gelen bir mail'e aklım takıldı. Bu konuyu gündeme getirmek istiyorum. Okuyucum İsmet Çenesiz mesajında aynen şöyle diyor: "Televizyonlardaki PET (bu kelime PED olmalı) reklamları (Molpet), beni ve birçok vatandaşımızı rahatsız ediyor. (Hanımlar için bu reklamı seyretmek büyük bir utanç ve azaptır!) Bu pet reklamlarına bir çözüm bulunmasını istiyoruz."İşte bey ve hanımlarımızın farkında olmadıkları ancak muhakkak farkına varmaları gereken bir noktaya daha geldik! Burada dikkatli ve yavaş ilerlememiz gerek. Hanımların regl dönemlerinin varlığından bahsetmenin ayıp kabul edildiği bir kültür birikiminden gelmekteyiz.Doğal ve sağlıklıGenç kızlarımızın ilk regl dönemlerinden itibaren anne ve diğer bayan büyükleri tarafından, bu konunun ayıp olduğu, durumun özellikle erkeklerden gizlenmesi gerektiğinin telkin edildiğini biliyoruz. Bu geleneğin çok eski devirlerde yerleşmiş yanlış inanışlardan kaynaklandığını da tahmin etmek güç değil.Bayanların rahim üstlerinde yumurta keselerinden her ay bir yumurtanın rahme düştüğünü ve bu yumurta çiftleşme sonucu döllenmediği durumda, rahmin kendi duvarlarından akıttığı (aynı su gibi) temiz kanla hazneyi yıkayarak bu yumurtanın vücuttan atılması işleminin, her okul kitabında gençlerimize öğretildiğini sanıyorum.Kişiye göre değişen yumurta adedinin bitiminde ise vücudun bu işleme son verdiğini ve bu döneme de hanımların menopoz dönemi dendiğini bilmeyen var mıdır?Eskiden 5 gün kadar süren yukarıdaki işlem sırasında, bugün genç kız ve hanımlarımıza büyük kolaylık sağlayan Molped gibi ürünler olmadığı için malum zorlukların yaşanıldığını da tahmin etmek güç değil. Ancak ilmin bu zorluğu ortadan kaldırmak için yarattığı ürünler sayesinde, gayet doğal ve lütfedin biraz daha ileriye gideyim, son derece sağlıklı olan bu vücut işleminde utanılacak bir durum olduğuna beni inandıramazsınız!Bu durum bir hastalık değildir. Mikrobik değildir, virütik değildir. Doğanın müthiş bir mucizesidir! Düşününüz ki şayet rahme düşen yumurta döllenecek olursa, bu defa yukarıdaki yumurtaların ayda bir rahme düşmesine sistem derhal son vermektedir. Ne zamana kadar? Bebek büyüyüp doğuncaya ve bebeğe meme verildiği müddetçe, sistem faaliyetini durdurmaktadır. Yani vücut, anne bebeğine süt verdiği müddetçe tekrar döllenme olmasın diye, anne ve baba bu bebeklerini rahat rahat büyütsünler, başka bebek yetiştirme derdine düşmesinler diye, ana rahmine yumurta göndermemektedir.Bu tür ürünleri ülkemizde her hanımın kullanması son derece faydalıdır. Ancak maddi gücü Molped almaya yeterli olmayan hanımlarımız çoğunluktadır. Onlar hâlâ eski sistem, bez, idrofil pamuk gibi maddelerden hazırladıkları ev işi pedlerle bu günlerini geçirmektedirler ve size garanti ederim bu çok zor bir iştir.Antika bir zihniyetHanımların, çok doğal olarak bu tür ürün ihtiyaçlarını karşılamaları ve piyasada hangi marka malların olduğunu öğrenmeleri için televizyon reklamlarından faydalanmaları şarttır. Böylelikle hem ürünü yaratan, hem bu ürünü reklamdan öğrenip, alıp rahata kavuşan, hem de bu reklamı yaptığı için para kazanan TV kanalları memnun kalırlar. Sakın ola ki, ayın belirli günlerinde adet gören hanımlarımızı hasta veya hor görme hatasına düşmeyiniz. Devirler değişiyor. Yeni bakış açılarına alışmamız gerekir. Yanlışlarımızı düzeltmemiz gerekir. Hanımları bu durumlarından dolayı utanç duyan, azap içinde insanlar olarak görmemize son vermemiz gerekir. Bu zihniyet yanlıştır, antikadır ve tarihte kaybolması gereken gelenekler arasına terk edilmesi gerekir.

Devamını Oku

Yeni yılınız kutlu olsun...

30 Aralık 2003

Klişe cümleyle başlayayım! "2003'e veda edip 2004'e merhaba dediğimiz bugün, hepinize sıhhat, saadet ve mutluluklar dilerim." Evet, efendim, kim nerede, ne yapıyor? Aşağıda saydıklarımın hepsi benim dostum oldukları için çekinmeden ne yaptıklarını belirttiler. Ancak bugün köşemde bu bilgilerin çıkacağından haberleri yok. Hoşgörülerine sığınıyorum.Yılmaz Erdoğan kızı, iki kardeşi ve ailesiyle Alkent'teki Yazı Restoran'a uğrayacaklar. Biliyorsunuz burası kendi yerleri. Evleri gibi sayılır. Burada hem yemek yiyecekler hem de fasıl dinleyecekler.Gönül Yazar, Edremit Belediye Başkanı' nın daveti üzerine Akçay'a gidiyor. La Route Oteli'nde konuk olacak.Tamer ve Arzu Karadağlı, Los Angeles'da elinde ezberlenecek senaryo, dışarıdan ısmarlanan pizzayla yeni yıla girecekler.Oya Başar ve Levent Kırca, 18.00 - 21.30 arası bir arkadaşlarına uğrayacak, sonra da başka bir arkadaşlarının evine yemeğe gidecekler. 24.00'ten sonra da diğer bir arkadaşlarına uğramayı planlıyorlar ama bütün bu planlar bir anda diğişebilir ve bu geceyi kendi evlerinde geçirmek isteyebilirler.Okan Bayülgen, her sene olduğu gibi, her gün olduğu gibi, bu gece de durmadan çalışacak. Yılbaşı gecesi NTV'de ekranda!Can ve Ayşe Ataklı, bu yıl evdeler. Belki bir ara Nişantaşı'na çıkıp dolaşacaklar.Ruhat ve Güngör Mengi, evlerindeki aile yemeğinden sonra kapıları dostlarına açık olacak.Siz okuyucularım neler yapıyorsunuz bu akşam? "Yılbaşı" benim için aile demektir. Bayramlarda beraberiz ancak yeni yıl biraz başka. Yepyeni umut ve hayallerle gireriz biz de sizler gibi yeni yıla. Üzüntülü günleri gerilerde bırakmaktır hedefimiz. Takvimde bir rakam değişir yılbaşında. Bence bu çok önemlidir. "Neyse bu yıl da aranızdaydım" diye şimdi rahmetli olmuş büyüklerimin seslerini duyar gibi oluyorum.Aynı bayramlarda olduğu gibi küçüklerin sevindirildiği zamandır yılbaşı. Sofrada aile bireylerinin hünerlerinin gösterildiği zamandır yılbaşı. Örneğin bizim ailede, yeğenim Sevilay'ın kereviz salatasını yemek için herkes sabırsızdır. Uzaklardan gelmiş yeğenimin getirdiği panettone kekini, merasimle açıp dağıtacağım herkese. Aramıza katılamamış yakınlarımızın hatırlanıp telefonla arandığı zamandır yılbaşı.Bana o kadar çok tebrik mesajı yağar ki bayram ve yılbaşlarında, şaşarsınız! Uğur Dündar hiç aksatmaz. Gülben Ergen'çiğim ve çok zarif Cem Hakko gibi niceleri hediyelerini yollarlar. İsmail Türüt, İzzet Yıldızhan, Ekrem Ataer gibi televizyon yaşamından tanıdığım birçok dostum hiç aksatmadan bayram, yılbaşı iyi dileklerini gönderirler. Sağolsunlar!Yılbaşında maddiyat önemli değildir. Beraberlik, dostça sarılma, paylaşma, kahkaha veya dertleşme önemlidir. Reklamlarda görüp heveslendiğiniz hindi gibi yemekleriniz yoksa bile sofranızda, üzülmeyin. Mühim olan doymaksa, bir kase yoğurt, bir tas bulgur da doyurmaz mı insanı? Hem de daha sıhhatli bir biçimde!Hepinizin yeni yılını kutluyor, 2004'ün savaş, çarpışma, bomba ve tüfekten arınmış bir BARIŞ YILI olmasını diliyorum.

Devamını Oku

"Benimle dans eder misiniz?"

29 Aralık 2003

Geçen akşam bir yılbaşı partisinde dostlarla beraber olduk. Yıldırım Mayruk Bey'in manken "Katoucha" için kullandığı tabirle "kılçık gibi" genç bir bayanla genç bir bey (Erman Hoca) dans gösterisi yaptılar. Salonda açılan küçük pistin tam kenarında oturduğum için estetik hareketleri çok yakından izleme şansım oldu.Latin danslarını her zaman zevkle seyrederim. Hele dans edenler usta olurlarsa gösterinin zevkine doyum olmaz. Geçen gece de gözlerimi çiftin ayaklarına diktim ve dikkatle izleyerek bu dansı öğrenmeye çalıştım.Genç bayanı önce topaç gibi ileri fırlatıp, sonra çok rahat biçimde geri saran kavalye acaba benimle de böylesine dans edebilir miydi?!Gösteri bittikten sonra bir fırsatını kollayıp benimle bir Latin dansı yapmasını rica ettiğim kavalyem, uygun pozisyona girerek tuttuğu sağ elimi kaldınp sol kolunu da belime doladı. Baktım, biraz evvelki ayak hareketlerini yapmıyor. Başka bir çıprık çıprık hareketlerde bulunuyor. İtiraz edip cha cha ile dans etmemizi önerdim."Hay hay!" dedi. Bir de dedim ki: "El ele klasik pozda tutuşmayalım, serbest dans edelim ki ben de bir iki figür yapabileyim." Gülmesine aldırmadım. Cha cha'nın ilk namelerinde bir ahenk tutturduk. O geri giderken bendeniz ilerliyorum, ben geri adımlarımı atarken o geliyor. Anladınız sanırım. Baktım bu iş kolay, hemen dönerek geri gidip, dönerek geri gelmeyi deneyeyim dedim. Aaaa pekâla da oldu. Beni gören kavalyem boş durur mu? Derhal o da dönerek ileri-geri gidip gelmeye başladı. Öyle bir duruma geçtik ki birbirimizin yüzünü görmemiz mümkün değil! Çünkü ya o dönüyor, ya ben! Ya ben dönüyorum, ya o! Ve inanır mısınız, ritm bozulacak diye duramıyorum. Ha babam dönüyorum. O da kibarlıktan olacak, beni bırakmayıp dönüp duruyor. Sanki çok uzaklara gitmekte olan bir bisikletin ters dönen iki tekerleği gibiyiz. En nihayet yere kapaklanmak üzereydim ki mecburen durdum!Erol'un son albümü "İbadetim" ile playback yapması geceye muhteşem bir hava kattı. Bu albüme bayıldım. Favori parçalarım "İbadetim" ve "Yürekli Kadın." Dr. Selma Çuhacı'nın sözleri ve Erol'un bestesi olan bu parçalar imkânsız aşklara dokunuyor. Murat Evgin'in söz ve müziğini yazdığı Baba-Oğul parçası da bu albümde var. Herkesin alması gereken bir albüm, Erol Evgin'in son çalışması.Okurlarıma çok teşekkür ediyorumYılbaşı münasebetiyle bana ajanda, takvim ve tebrik kartı gönderen herkese çok teşekkür ediyorum. Köşemde bu zarif hareketleri yapanları dile getirmem için göndermediklerini de biliyorum. Ama OPET'ten Fatoş Özkan'ın yolladığı TEMA Vakfı tebrik kartındaki şiiri sizlerle paylaşmak zorundayım.Yumun gözleriniziUzanıp ulu bir çınarın altına, Kekik kokusuyla toprak kokusunu Hissettiniz mi hiç? Altınızda altın renkli Köknar yapraklarından bir döşek Üstünüzde göğe meydan okuyan dallarVe sonsuz çarşaf gibi Bir mavilik sardı mı tüm benliğinizi?Kim ve ne olduğunuzu hiç düşünmeden "Yaşamak ne güzel" diye Çılgınlar gibi bağırdınız mı İçinizden geldiğince? Eğer "Hayır"sa cevabınız Yumun gözlerinizi çok geç olmadanKaldırın göğe kollarınızı Uzatın bulutlara, yıldızlara Yarım kalmadan düşleriniz...İşte, örnek bir davranış...Popstar'ın yapımcısı Fatih Aksoy'un başarısız olduğu projeyi itiraf etmesini gerçekten çok takdir ettim. Aksoy'un bu davranışını meslektaşlarının örnek almalarını öneririm. A. Ö.

Devamını Oku

Kadınların evde oturması "iyiye" işaretmiş!

28 Aralık 2003

"42 yaşında iki çocuk annesiyim. Bu sıfatlardan başka birinin karısı, kardeşi, kızı sıfatlarım da vardı. Ancak beni ifade edecek sıfatım yoktu. 20 yıllık evlilik, kocasının çocuğu yaşında bir lolita ile yaşamaya başlamasıyla sona ermek mecburiyetindeydi ama başaramıyordum. Çünkü ben korkağın tekiydim! Hep erteledim. Evliliğin güzel ve iyi olduğuna hep kendimi ikna ettim. Bir türlü silkinemedim. Korkak ve kendime güvensizdim. İçin için aptalın teki olduğumu da biliyordum ama itirafı zordu. Terk edildim. İşte o anda gözümün önündeki perde açıldı. Hayata yeniden başlamam gerekti. Şöyle bir kendimi sarsıp, adımımı attım. Şu an bir fabrikada, gençlerin çalıştığı bir ortamda elektrik kablosu operatörü olarak çalışıyorum. Gerçi maaşım asgari ücret ama kimseye muhtaç olmayacaksam ne önemi var?"Burs bulmalıyım"Marmara Üniversitesi bilgisayar öğretmenliğinde okuyan büyük oğluma bir burs bulmak ihtiyacı içindeyim. Oğlum da çalışıyor ama gene yetmiyor. Baba emekli öğretmen olduğu için maaşından dolayı burs da alamıyor. Oğluma bir burs imkânı yaratacak kaynak bulmamda yardımcı olursanız, sevinirim." Evet Sayın Ali Babacan. Ne demiştiniz? "Kadınların evde oturması iyiye işaret!" Kocaları iyi kazanıyorlarsa evde oturmayı tercih etmeleri iyiye işaretmiş! Bre Sayın Bakanım, siz bizleri ne kadar tanırsınız? Ne bilirsiniz? Sadece kendi arzularınızı, görüşlerinizi dile getirmekle aklınız sıra evde oturan hanımlara iyilik mi ettiğinizi sanıyorsunuz? Ben de buradan ilan ediyorum ki, kocaları fazla para kazanan kadınlar çalışmamakla kendilerine ve topluma çok büyük bir kötülük yapıyorlar.Merak ediyorum Sayın Babacan, kocaları fazla kazanıp da evde oturan hanımların yarın öbürgün aynı yukarıdaki okuyucumun karşılaştığı durumla karşılaşma olasılıkları sizce yüzde kaçtır, biliyor musunuz? Genç yaşta eşi vefat edip, kucağında çocuklarıyla ortada kalmış hanımların oranını biliyor musunuz? Yaşamında bireysel olarak çalışmamış kadın, yaşamı kucaklamaya hazırlanmamış bir kadındır. Donanımları tamamlanmamıştır, gözleri kapalı, kulakları tıkalıdır. Sizin bu söylediklerinize bile inanırlar. Ben de size meydan okuyorum Sayın Babacan! Çalışmayıp evde oturan kadın, hayatı tanımayan, karşısına çıkacak keskin virajlarda durumunu koruyamayacak, zayıf ve çelimsiz kadındır! Çalışmayıp evde oturan kadın, gerçek potansiyelini kullanamamış bir kadındır. Yeteneklerini değerlendirememiş, erişebileceği en üst noktaya gelememiş, kendini bulamamış ve eksik bir kadındır. "Erkeklerin siyasi emellerini desteklemek için" toplanıp, mahalle mahalle dolaşan grup üyesi hanımlar, bana itiraz etmeye kalkmayın! Sizin grup içinde dayanışarak yaptığınız olağanüstü çabayı takdir eden birisiyim. Ama bireysel olarak bu çabanızı, bir işte çalışarak ispat etmedikçe yaşamın sert rüzgarlarına kendinizi hazırlamış addetmeyin. Bugün rahatsınız. Tatmin olabilirsiniz. Ama yarın aynı yukarıdaki okuyucumun karşılaştığı durumla karşılaşınca ne yapacaksınız? Olgun yaşınızda ekmeğinizi kazanmak için nelere katlanmanız gerekecektir?Önemli nedenlerKadının çalışması için daha önemli nedenler vardır. Bence Türkiye'de her hanım hem alabileceği en yüksek eğitimi almalı hem de bir iş yerinde çalışmalıdır. Hanımların çalışmasını, yaşamın ona sunacağı sert virajlarda sarsılmaması için değil, daha çok başka sebeplerden dolayı gerekli buluyorum. Ama yerim elvermediği için bu konulara ileride gireceğim. Gözümüzün üzerine, bencillikle ve uyuşukça sallandırılmakta olan tüm perdeleri yırtacağım!

Devamını Oku

Pangaltı'da bir düğmeci dükkânı

27 Aralık 2003

Yıllar olmuş Pangaltı ya gidip dolaşmayalı. Önümde bir saat kadar boş zaman olduğundan biraz aylak aylak gezerek vitrinlere bakma fırsatı yakaladım. Karşıma bir düğmeci dükkânı çıktı. Belki 30 yıldır bir düğmeciye girmemiştim. Dar ve küçük dükkân, kalabalık. Duvarda karton kutuların üstlerine tutturulmuş boy boy düğmeler. Yanımda bir hanım, siyah kemik düğmeleri karıştırıyor. Ona da yardım eden bir delikanlı var. O sırada kapıdan hoş bir genç kız girdi. Oğlan hemen genç kızı gördü, tanıdı ama başını tekrar siyah düğmelere çevirdi."Merhaba, beni unuttunuz gibi geliyor bana. Ne dersiniz?" "Hayır, unutmadım. Ama geçerken hiç bakmıyorsun ki..." Bu sefer yanımdaki bayan atıldı: "Oğlum işine baksana. Bana bunun bir boy büyüğünü bul!""Aaaa geçerken hep bakıyorum ama sen yerinde değilsin ki...""Buyrunuz, bir büyük boyu efendim. Yok yok, dün geçmedin bile dükkânın önünden.""Geçtim. Geçtim ama sen dükkânda yoktun."Öbür tezgahtan yaşlı bir bey (sanırım patron) lafa karışıyor:"Hani sen dün yukarı çıkmıştın ya Süleyman? Bayan o sırada geldi. Sen yoktun tabii. O zaman geldiniz değil mi bayan?""Ben geldim ama yoktu ki... Bir de bakmıyorsun diyor.""Oğlum bunun bir küçük boyunu da göster bakayım.""Şimdi efendim. Ama geçen gün geçerken bakmadın bile içeri. Ben bakmadığını gördüm.""Baktım baktım. Ben buradan bakmadan hiç geçmiyorum ki... Haydi ben şimdi gidiyorum. Yarın gelirim.""Buyrun efendim bir küçük boyu. Haaa. Yarın gel. Yeni düğmeler geldi. Sana göstereyim.""Tamam, tamam gelirim."Diş hekimlerinin heykeltıraş olmaları gerek!Hiç beklemediğim bir anda eski bir diş dolgum aniden düşüverdi. Üstelik aynı akşam Haluk ile bir yemeğe davetliyiz. Yıllardır alıştığım dişçim ise geçtiğimiz günlerde vefat ettiği için ortada kaldım. Tam o sırada bir ahbabım telefon edince derdimi kendisine kısaca anlatma fırsatını buldum. O da bana, "Fureyd Dosdoğru'ya git, derdini derhal halleder" dedi.Gerçekten çok usta bir diş hekimiymiş Fureyd Bey. Neden? Anlatayım. Dolgusu düşen dişimin çekilmesi şart oldu. Ağzımın içinde bir kara delik oluştu mu efendim? Yeni dişi takabilmek için de bir hafta süre geçmesi gerekirmiymiş efendim? Peki durum nasıl hallolacak? Hiç korkmayınız. Son teknolojiye göre boş yere bir yedek diş takılabiliniyor. Ama bu dişi adeta bir heykeltıraş gibi diş hekiminin biçimlendirip, ağızdaki kara deliği doldurması gerek. Kolay mı? Hastaya kolay. Ama hekimin, işin erbabı olması lazım. Ahbabımın tavsiyesi üzerine gittiğim Fureyd Bey sayesinde derdimden çabucak kurtuldum.Meral İkizler'in resim sergisiMeral İkizler'in Nişantaşı'ndaki Hobi Sanat Galerisi'nde sergilenen eserlerini görmenizi tavsiye ediyorum. Meral, doğaya çok yakın bir ressam. Ben onun çiçek portreleri yaptığına inanıyorum. Tablolan arasında dikkatimi çekenler ortanca, gelincik, san lale ve mimozalar oldu. Bu sergisinde bir de at konusunu işlemiş Meral. At tabloları arasında iki çalışması var ki çok etkileyici. Birincisi (tabii tamamen kişisel yorumum bunlar) hüzünlü bakan bir at. Yanındaki tabloda ise san başaklar arasında çocuklar gibi şen, dört nala koşturan başka bir at.

Devamını Oku