Kimbilir kış boyunca Çanakkale Boğazı, Ege Denizi ve Saros Körfezi çarpışıp kavga ederek bana ne gizemli yenilikler hazırlıyorlar? Mayıs ayını iple çekiyoruz. O tarihte Haluk ile Seddülbahir'deki evimize geçer, birinciliği hiçbir zaman erik ve kiraza bırakmayan pembe badem baharlarının en güzellerini görürüz.
Bence badem baharının kibar pembesi, başka hiçbir bahar çiçeğinde yoktur. Kirazın pembesi daha koyudur. Japonların genetik müdahalelerle elde ettikleri latif baharlar ise kiraz pembesini bıraktığı yerden alır, işi fuşya rengine kadar uzatırlar. Ama Seddülbahir'in badem baharlarının asil ve aristokrat tonu hiçbirisinde yoktur!
Seddülbahir'e varınca ilk işim, kıyı boylarınca yürümektir. Tabii gözlerim devamlı yerde, kumsalda gezinir. Değişik bir kabuk, deniz kestanesinin en eflatunu, Nuh Nebi'den kalıp kıyıya sürüklenmiş belki 500 yıllık bir tahta parçası beni çok heyecanlandırır. Belki 700 yıl önce yapılmış bir cam parçası geçer elime. Bu buluşlar bana özeldir ve çok kıymet veririm
Denizine girer girmez gezintim başlar. En az bir saat süren bir maceradır bu... Hava ısındıkça uzar. Belli kayalarım var benim. İşaret kayalarım. Geçtiğimiz eylülde bıraktığımda hangi mercanların, kayaların nerelerinde yaşadıklarını bellemiştim. Bakalım büyümüşler mi? Bakalım simsiyah, küçük, çatal kuyruklu melek balıkları gene neşeliler mi?
Geçen akşam televizyonda, denizaltı arkeolojosi hakkında bir belgesel izledim. Bizim yörelerde de çekim yapmışlar. Turuncu mercanlar, melek balıkları, içimi özlemle doldurdu. Sualtı arkeologları kameraya gösterdikleri her anforayı, her çanak çömleği buldukları yere bıraktılar. Bu, çok değerli bir davranış. Tüm vatandaşlarımız bu bilinç içinde olmalılar. Bence denizin altı muhteşem bir müze. Aynı üstü gibi. Buna bekçilik yapıp korumak da bizlere düşüyor. Aslında tesislerimiz, organizasyonlarımız yeterli ve yerli yerinde olsa, dünyanın en büyük turizm merkezi olabiliriz.
Ağustos ayında karagözün oltayı yoklamasını özledim. Geçen yaz taktığım her yemi yemelerine kızdığıma bu kış günlerinde çok pişmanım. Bir anda gelip, bir anda giden denizanalarından şikâyet ettiğim için pişmanım. Bu yaz yapmayacağım!
En nihayet, dostlarımız Abidin, Vahide Hanım, Celal, Esin, Nami Bey ve diğerlerini özledim. Mübadele zamanında Seddülbahir köyüne yerleştirilen bu aileler, toprak ve denizdeki kurşun ve hurda demir parçalarını toplayıp, kilosu 50 kuruşa satarak geçindiklerini anlattıklarını hatırlıyorum. Bu uğurda henüz patlamamış bir mermiyi sevinçle sandala çıkarmak isterken yaşamını yitirenlerin hikâyelerini dinlediğimi hatırlıyorum.
Beş ay daha İstanbul'dayız ama ondan sonra Allah izin verirse, bizi buralarda kimseler tutamaz!
Okuyucu mektubu: Milli Eğitim Bakanımız bu konuda hassastır
* Ben Kocaeli'de görev yapan, ODTÜ mezunu, yabancı dili mükemmel, daha önce Anadolu lisesinde görev yapmış bir öğretmenim. Bu yıl Anadolu liselerine öğretmen ataması yapılacağını duyduğumda bilgi almak için 11 Milli Eğitim Müdürlüğü'ne gittim. Böyle bir şey olmadığını, bunu nereden çıkardığımı söylediler. Araştırmalarıma devam edince Anadolu liselerine müracaatların yapıldığını fakat boş olan okulların ilan edilmediğini öğrendim. Boş kadrolar, Milli Eğitim Müdürlüğü'nde görevli Muhlis Öztürk Bey'in yakınlarına ayrılmıştı. Bu kişilerde ne lisan, ne master, ne de doktora vardı. Yani bunların hiçbir özelliği, genelgede belirtilenlere uygun değil. Hakkımı kimseye yedirmek istemiyorum. Her yerde çalışırım. (C. Kaya)
* Uzun mesajınızı özetlemek zorunda kaldım. Bence bir yanlışlık olabilir. Sayın Milli Eğitim Bakanımız bu konularda çok hassas davrandığını bana bizzat belirtmişti. Sizin gibi değerli bir öğretmenin, Anadolu liselerinde öğrencilerimize çok faydalı olacağı kanaatindeyim. Yetkililer bu konuda bizimle irtibat kurduklarında sizi ararım. Lütfen bana bir telefon numarası gönderiniz.
Kırsal yaşamı özledim!
Kimbilir kış boyunca Çanakkale Boğazı, Ege Denizi ve Saros Körfezi çarpışıp kavga ederek bana ne gizemli yenilikler hazırlıyorlar?
Haberin Devamı

