Pangaltı'da bir düğmeci dükkânı

Yıllar olmuş Pangaltı ya gidip dolaşmayalı. Önümde bir saat kadar boş zaman olduğundan biraz aylak aylak gezerek vitrinlere bakma fırsatı yakaladım. Karşıma bir düğmeci dükkânı çıktı

Haberin Devamı

Yıllar olmuş Pangaltı ya gidip dolaşmayalı. Önümde bir saat kadar boş zaman olduğundan biraz aylak aylak gezerek vitrinlere bakma fırsatı yakaladım. Karşıma bir düğmeci dükkânı çıktı. Belki 30 yıldır bir düğmeciye girmemiştim. Dar ve küçük dükkân, kalabalık. Duvarda karton kutuların üstlerine tutturulmuş boy boy düğmeler. Yanımda bir hanım, siyah kemik düğmeleri karıştırıyor. Ona da yardım eden bir delikanlı var. O sırada kapıdan hoş bir genç kız girdi. Oğlan hemen genç kızı gördü, tanıdı ama başını tekrar siyah düğmelere çevirdi.

"Merhaba, beni unuttunuz gibi geliyor bana. Ne dersiniz?"

"Hayır, unutmadım. Ama geçerken hiç bakmıyorsun ki..." Bu sefer yanımdaki bayan atıldı:

"Oğlum işine baksana. Bana bunun bir boy büyüğünü bul!"

"Aaaa geçerken hep bakıyorum ama sen yerinde değilsin ki..."

"Buyrunuz, bir büyük boyu efendim. Yok yok, dün geçmedin bile dükkânın önünden."

"Geçtim. Geçtim ama sen dükkânda yoktun."

Öbür tezgahtan yaşlı bir bey (sanırım patron) lafa karışıyor:
"Hani sen dün yukarı çıkmıştın ya Süleyman? Bayan o sırada geldi. Sen yoktun tabii. O zaman geldiniz değil mi bayan?"

"Ben geldim ama yoktu ki... Bir de bakmıyorsun diyor."

"Oğlum bunun bir küçük boyunu da göster bakayım."

"Şimdi efendim. Ama geçen gün geçerken bakmadın bile içeri. Ben bakmadığını gördüm."

"Baktım baktım. Ben buradan bakmadan hiç geçmiyorum ki... Haydi ben şimdi gidiyorum. Yarın gelirim."

"Buyrun efendim bir küçük boyu. Haaa. Yarın gel. Yeni düğmeler geldi. Sana göstereyim."

"Tamam, tamam gelirim."

Diş hekimlerinin heykeltıraş olmaları gerek!
Hiç beklemediğim bir anda eski bir diş dolgum aniden düşüverdi. Üstelik aynı akşam Haluk ile bir yemeğe davetliyiz. Yıllardır alıştığım dişçim ise geçtiğimiz günlerde vefat ettiği için ortada kaldım. Tam o sırada bir ahbabım telefon edince derdimi kendisine kısaca anlatma fırsatını buldum. O da bana, "Fureyd Dosdoğru'ya git, derdini derhal halleder" dedi.
Gerçekten çok usta bir diş hekimiymiş Fureyd Bey. Neden? Anlatayım. Dolgusu düşen dişimin çekilmesi şart oldu. Ağzımın içinde bir kara delik oluştu mu efendim? Yeni dişi takabilmek için de bir hafta süre geçmesi gerekirmiymiş efendim? Peki durum nasıl hallolacak? Hiç korkmayınız. Son teknolojiye göre boş yere bir yedek diş takılabiliniyor. Ama bu dişi adeta bir heykeltıraş gibi diş hekiminin biçimlendirip, ağızdaki kara deliği doldurması gerek. Kolay mı? Hastaya kolay. Ama hekimin, işin erbabı olması lazım. Ahbabımın tavsiyesi üzerine gittiğim Fureyd Bey sayesinde derdimden çabucak kurtuldum.

Meral İkizler'in resim sergisi
Meral İkizler'in Nişantaşı'ndaki Hobi Sanat Galerisi'nde sergilenen eserlerini görmenizi tavsiye ediyorum. Meral, doğaya çok yakın bir ressam. Ben onun çiçek portreleri yaptığına inanıyorum. Tablolan arasında dikkatimi çekenler ortanca, gelincik, san lale ve mimozalar oldu. Bu sergisinde bir de at konusunu işlemiş Meral. At tabloları arasında iki çalışması var ki çok etkileyici. Birincisi (tabii tamamen kişisel yorumum bunlar) hüzünlü bakan bir at. Yanındaki tabloda ise san başaklar arasında çocuklar gibi şen, dört nala koşturan başka bir at.

DİĞER YENİ YAZILAR