Kız ve hanımlara mesajım var!

26 Aralık 2003

Yılda bir kez bile olsa, şöyle geriye çekilip, yaşamınıza bir göz atmanız gerektiğine inanıyorum. Durumunuzdan memnum musunuz? Yaşamınızda eksiklik hissettiğiniz noktalar var mı? Etrafınızda sizden daha iyi konumda olduğuna inandığınız hemcinsleriniz var mı? Sizce tüm yeteneklerinizi sonuna kadar değerlendirmekte misiniz? Bazen kendi kendinize, "Bütün fedakârlıkları ben mi yapmalıyım?" diye soruyor musunuz? Kendinizi bir cendereye girmiş gibi hissettiğiniz anlar oluyor mu? Hayalleriniz var mı? Bu hayalleri gerçekleştirmek için umudunuz var mı? Maddi kısıtlamalardan bıktınız mı? "Maddi gücüm olsa, bak ben bunları çeker miyim?" diye söylendiğiniz anlar oluyor mu? Kendisine güvenli, konusuna hakim, başı dik, sesi tok, etrafı etkileyen bir kişi olmayı arzular mıydınız? Siz de hoş, bakımlı ve girdiği her topluluğa rahat ayak uydurabilen bir kişilik sergilemek ister miydiniz? Bazen kendinizi köle gibi hissettiğiniz oluyor mu? Sanki bu dünyaya hep başkalarına hizmet etmek için gelmiş bir kimse olarak görüyor musunuz kendinizi? Yaptığınız o kadar büyük hizmete karşılık çoğu zaman bir teşekkür bile almamanız sizleri üzüyor mu? Yukarıdaki listeyi uzatabilirim. Saydıklarımın çoğu hanımlarımızın zaman zaman akıllarından geçmiş olabilir. Bazı hemcinslerim ise devamlı böyle duygular taşıyor olabilirler. Özellikle bu arkadaşlarıma seslenmek istiyorum. Bu duyguları yaşayan arkadaşlarım, şunu çok iyi bilmenizi istiyorum ki, şikâyette bulunduğunuz konumlardan kurtulmanız mümkündür! Ve kurtulmanız için bu ülkede imkânlar size sağlanmıştır. Nasıl yani? Yukarıdaki yakınmalardan kurtulmanın yegane yolu, Türkiye'de doğan ve yaşayan tüm kızlarımızın eğitim görmelerinden geçer. Başka yolu yoktur! "Evlenirsen kurtulursun!", "Aşk her derdin ilacıdır!" veya "Zengin koca bulsan kurtulursun!" diyenlere sakın ola ki inanmayın! Eğitim basamaklarını tırmanmak kolay değildir! Çalışmak, anlamadığını anlayıncaya kadar çalışmak gerektirir.Eğitim özgürlüktür!"Ayy ben bunu anlamıyorum. Bu dersler zor geliyor. Bana göre değil bu iş" deyip, eğitimini başında veya yan yolda bırakan her hanım özgürlüğünü feda etmiştir! Başkalarının direktifine, dümen suyuna, emirlerine girmiş demektir. Başkalarının maddi gücüne muhtaç kalmış demektir. Parayı ödeyen de düdüğü çalar! Ama nasıl çalmak? Tapular onun üzerine yapılır. Kumalar senin üzerine getirilir. Maaş ve banka hesabından haberdar edilmezsin. Kıskançlıklar seni kıskaca alır. Hem yaşam kumandası hem de televizyon kumandası hep onun elindedir. Yapacağın işler vardır! Yapmazsan, kızılan ve ezilen sen olursun! "Fazla konuşma, fazla karışma, fazla gülme, fazla ağlama, fazla zırlanma, açık giyinme, gözünü kaşını boyama, çalışma, para kazanma" emirleri hep sana söylenir."Ama ailemin parası yok, beni okutmuyorlar" veya "Okul bize çok uzak, gidip gelemem" veya "Kızları okutmak bizim geleneklerimizde yok" diyenler, bunların hiçbirisine boyun eğmeyin. Ne yapıp edin ve eğitiminizi tamamlayın. Hem de bu eğitim, lise sonda bilmemeli. Muhakkak yüksek tahsilinizi tamamlayınız. "Ama beni türbanımla okula almıyorlar" özrünü hiç kabul etmedim ve etmiyorum. Bireysel menfaatin, eğitim görüp üretime katılmanda yatıyorsa (yukarıda burada yattığını sana ispat ettim), Allah'ın en çok istediği de bizim üretimde bulunmamız (ki öyle olduğunu Kur'an'dan biliyoruz, çünkü bizi diğer tüm varlıklardan üretim yeteneğimiz için üstün kıldığını söylüyor), o vakit eğitim kurumunda başını açıp sonra sosyal alanda kapatmanın hiçbir sakıncası olmayacağından emin olarak senden bekleneni yerine getirmelisin! "Yüksek eğitim almış Türk kızlan iş bulabiliyorlar mı?" diye bana karşı çıkanlarınız olabilir. Bence bulunabilinir! Nasıl yani? Bu birkaç arkadaş birleşerek kendi işinizi kurmakla olabilir. İstanbul, Ankara, Gaziantep, Adana öylesine büyüyor ki... Her gün yeni yerleşim merkezleri ikâmete açılıyor. Bu yepyeni mahalleler, eksik hizmetler bakımından büyük bir potansiyel taşıyorlar. Armutun pişip kimsenin ağzına düştüğünü henüz görmedim ben. Arkadaşlarınızla baş başa verip düşünün, araştırma yapın ve ihtiyaç istikametinde bir iş kurun. Özgürlüğün eğitimde yatmaktadır. Seni bu doğru yoldan hiçbir kuvvet, düşünce, telkin alıkoyamamalı. Eğitim özgürlüktür! Şüphen olmasın!

Devamını Oku

Soğuk Savaş'taki tehdidin yerini bugün terör tehdidi aldı!

25 Aralık 2003

Dünyanın en önemli kentleri, terör tehditlerine teslim olmuş durumda. Dün Türkiye Cumhuriyeti Bağdat Büyükelçiliği'ne bir roket isabet etti. Pakistan Cumhurbaşkanı Müşerref, bir intihar saldırısından kıl payı kurtuldu. New York, Los Angeles ve Paris havalimanlarında terör saldırısı ihtimaliyle olağanüstü tedbirlerle karşılaşan yolcular, çok zor anlar yaşıyorlar.İnmeye hazırlanan uçaklar başka havalimanlarına yönlendirilirken Delta ve Air France gibi şirketlerin uçak seferleri iptal ediliyor.İstanbul'da da büyük alışveriş merkezleri tehdit altında. İhbarlar yalan da olabilir gerçek de... İşte terörün en karanlık yüzü de bu. Bir eylem ihbarını kimin yaptığını bilemiyorsunuz. Ya gerçekse? Riski göze alabilir misiniz? Yalnız bence bu terörle mücadele uygulamalarında yanlışlar da yapılabiliniyor. Örnek vermek isterim. ABD istihbaratına, Fransız istihbaratından gelen bir haberde Paris'ten New York'a kalkacak bir uçakta El Kaide bağlantılı üç hanımın biletleri olduğu anlaşılıyor. Bu tespit soyadlarından yapılıyor. ABD ve Fransa bu bilgiyi basına sızdırıp seferi iptal ettiklerini ilan ediyorlar. Sonradan da, "Bu üç hanım uçuş için Paris havalimanına gelmediler. Nerede oturdukları da bilinmiyor" deniliyor. Gelmemelerine şaşırdınız mı? Tabii ki gelmezler! Oysa bu tespiti yaptıktan sonra sessizce bekleyip kontuarda yakalamak daha doğru olmaz mıydı? Gerçekten de geçmişte Soğuk Savaş'taki "tehdit"in yerini bugün terör aldı. Gelen gideni aratırmış! Çok doğru, çok! Ama ben böyle tehditlere hiç aldırmıyorum.Okuyucu mektubu"Sokağımız çamurdan geçilmiyor"* İstanbul'un en bakımsız sokağı, Beşiktaş ilçesinin Bebek mahallesindedir. 3'üncü Bebek Dere Sokağı'na doğal gaz geldi. Kazılan yerler doğru dürüst kapatılmadı. Çıkan hafriyat da hemen oradaki boş arsaya döküldü. Bu konuda belediyeye tam dört kez başvuruda bulunduk. Ama kimse bu şikayetimizi ciddiye almadı. Geçtiğimiz günlerde yağmurlardan sonra meydana gelen çamurdan geçmek imkânsız hale geldi. İnanın işimize gitmek için çamur deryasını çok zor geçiyoruz. Uygarlık adına, bu sokağı eski temiz haline döndürmeleri için sizden sesimizi duyurmanızı rica ediyoruz. (Nuri Şeker)* Biliyor musunuz, doğal gaz yetkilileri bu konularda çok hassastırlar. Daima vatandaşın yanında yer alırlar. Bebek'te bu gelişme nasıl olmuş, anlamak mümkün değil. Eminim çok kısa zamanda bir açıklama gelecektir. Derhal köşemize alacağız.Dikkat... Dikkat...KLM sıfır puan THY 12 puan!THY Genel Müdürlüğü Basın Sözcüsü Recep Güvelioğlu Bey beni aradı ve geçenlerde köşemde belirttiğim KLM'nin, kaybettiği bavulumuzla ilgili olarak bizi telefonla bile aramazken THY'nin kaybolan yolcu bavullarını 1 - 2 gün içinde bulup adrese teslim ettiğini yazdığım için teşekkür etti. Bu bilgiyi, olayı yaşamış olan THY yolcularından gelen mesajlardan aldığımı belirtince Recep Bey, "THY'nin, ağustos ayında tüm Avrupa havayolları arasında eşya kaybı konusunda en az vukuatla birinci seçildiğini bilmenizi isterim" dedi.Ben de, "Eşyası kaybolanlara, seyahat bittikten sonra da hizmet devam ediyorsa işte o tam çağdaş bir havayolu kriteridir" fikrimde ısrarla duruyorum. Bu konuda KLM = Zero point!!! THY = 12 points!!!Özür: Dünkü yazımda "üç kral" diye bahsettiğim kişiler için kullanmam gereken tabir "üç akıl adamı" olmalıydı. Meryem'in evine de "kulübe" demiştim, doğrusu "ahır"dı. Düzeltir özür dilerim. A. Ö.

Devamını Oku

24 Aralık tarihi Hazreti İsa'nın doğum günü mü?

24 Aralık 2003

Yabana bir kanalda adını kaydetmediğim bir konuğu dinliyorum. Hıristiyanların Christmas diye adlandırdığı Hazreti İsa'nın doğum günü olarak kabul gören 24 Aralık'ı 25'e bağlayan gece, bu peygamberin doğduğu gece değilmiş."İsa'nın doğum günü diye tanımlanan bu tarih, İsa'nın ölümünden 400 yıl sonra kabul edilmiştir. Bu, gerçek dışı bir görüştür. Çölde atla giden üç kral vardır ya? Bunlar yıldızların gökyüzünde parladığı sıcak bir akşamda yol almaktadırlar. Aralık ayı sonuna doğru çölde böyle rahat gezemezsiniz. Her tarafınız buz keser! Bu tarih, olsa olsa mayıs ya da nisana tekabül etmelidir."Mesih beklentisiOlabilir mi? Daha fazla açılıma giremeden konu değişiyor ama beni de bir düşüncedir alıyor. Peygamberlerin vefatından çok sonralan bir çok rivayet gerçek gibi sunulabilinir mi?Mitolojik dünyayı araştırırsanız yarı Tann yan insan bir varlığın, insanoğlunu kurtaracağı düşüncesi aslında pagan inanışta hüküm sürmeye başlamış Musevilik'te de benimsenmiştir (Mesih beklentisi). Hıristiyanlar ise İsa'nın Kıyamet Günü'nde gökyüzünden at üstünde yere ineceğine inanırlar ve bunu ikinci geliş olarak kabul ederler (the second coming). Kur'an (büyük ihtimalle bu beklentiye son vermek amacıyla), "Başka peygamber gelmeyecektir" dese de Museviler beklemeye devam etmektedirler.İnsanlar yaşadıktan zor şartlardan kurtulmak için hemcinslerinden yardım gelemeyeceğine karar vermiş olmalılar ki, insanoğluna güvenleri çok azalmış olmalı ki ancak Tann dürüstlüğü ile döllenmiş bir bayandan doğacak kurtarıcının kendilerini huzura kavuşturacağına inanarak beklemeye başlamışlardır. Hz. İbrahim'den sonra Musa Peygamber'in öncülük ettiği Musevilik dini, insanları huzura ve rahata kavuşturmuş mu? Kavuşturmamış olmalı ki, Musevi doğan İsa, mevcut statükoya isyan etmiş, Roma Valisi'ne babasının Tanrı olduğunu söylemiş, ölümünden sonra da havarileri tarafından, söyleyip yaptıkları yayılarak beklenen Mesih olduğu ilan edilmiş ve bu yeni inancın adını Antakyalılar Hıristiyanlık koymuşlardır. Ancak Museviler kurtarıcı olarak İsa'yı kabul etmemişler ve hâlâ beklemektedirler.Ne gariptir ki o tarihlerde İsa gibi karnındaki bebeği dölleyenin Tanrı olduğunu iddia eden, loğusa yüzlerce hanımın sesi Ortadoğu'nun her köyünde duyulmaya başlamış. Romalı vali ve askerlerin hüküm sürdüğü bu yörelerde, hayret verici bir biçimde karnındaki çocuğun Tanrı tarafından döllendiğini söyleyen hanımlar, bakire olduklarını da iddia etmişlerdir.Üç kral bu seslere kulak vererek, köy köy at sırtından dolaşıp, gerçek yarı Tanrı yarı insan bebeği aramaya koyulmuşlar. Bu aramaları esnasında karşılaştıkları birçok annenin doğru söylemediğine kanaat getirmişler.Buldukları zaman ona rahat bir yaşam sürebilmesi için de yanlarında birçok hediyeler taşımışlardır."Aradığımız bebek"Bu üç kral gece çölde yol alırlarken gökte bir yıldız parlamış. Bu yıldızın bulunduğu istikamete gitmeye karar vermişler. Bethlehem'e varmışlar. Marangoz Yusuf'un eşi Meryem de yeni doğurduğu bebeğiyle Bethlehem'de bir kulübede yaşarmış. Kulübeye varan üç kral İsa'ya bakıp, "Evet aradığımız bebek bu olmalı" demişler ve hediyeleri Meryem ile Yusuf'un kulübesine bırakarak evlerine dönmüşler.24 Aralık İsa'nın doğum günüdür denilebilinir mi? Christmas, mayısa kaydırılabilinir mi? Dünya çapında gelişmiş bir Noel endüstri ve geleneği, gerçeğin tespiti için iklim ve zaman değiştirebilir mi? Dinler tarihinde, değiştirilmesi benzer güçlükte adet ve gelenekler var mı?

Devamını Oku

Kelimelerin yanlış telaffuzları

23 Aralık 2003

Ahmet San geçenlerde Popstar yarışmasında Alzheimer kelimesini alzermayer diye telaffuz etti. Kendi kendime, "Acaba bu kelimenin Almanca telaffuzu alzermayer mi?" diye merak ettim.Benzer bir şüphem de Sayın Dışişleri Bakanımız Abdullah Gül bir kelime kullandığında oluşuyor. Bana öyle geliyor ki, Sayın Gül yönetmelik demesi gerektiği yerde hep yönetmenlik diyor. Acaba ben mi yanlış duyuyorum?Örneğin, "O yönetmenliği değiştireceğiz. Bu yönetmenliğe son vereceğiz" dediği vakit Sayın Bakanımız bir yönetmenden mi bahsediyor yoksa bir yönetmelikten mi? Şayet yönetmenlikten bahsediyorlarsa, yönetmen olan oğlum Ali Özgün de müracaat etsin mi acaba diye merak ediyorum.Asıl yanlış telaffuza ise Başkan George W. Bush'da rastlıyorum. "Nuclear" (Nukliır) diye telaffuz etmesi gereken kelimeyi hep nukilır şeklinde söylüyor.Ben de telaffuz hatası yapıyorum.İçimden "Bismillah" deyip telaffuza başladığım "Nev'i şahsına münhasır" tabirini her söylediğimde bir yerde (telaştan olsa gerek) muhakkak bir hata yapıyorum. Tek başıma söylerken hiçbir hata yapmadığım bu tabiri, dost meclisinde dilime alacak olsam, muhakkak bir yerinde, bir harfinde, hataya düşüyorum.Geçenlerde televizyonda bir sunucumuz azami kelimesini öyle hoş ve değişik telaffuz etti ki, uzatma işaretlerinin yazılarımızdan kaldırılmasının neticesi olan bu telaffuza hiç şaşmadım. Bence kişiler özellikle stres altında veya telaşlı oldukları zamanlarda böyle telaffuz hataları yapabilirler. Bunları hem hoş görüyor hem de eğeleniyorum.Dikkat... Dikkat...Herkese THY'yi tavsiye ediyorumKızım Canan'ın bavulunu KLM Havayollarının kaybetmesi durumunu sizlerle geçtiğimiz günlerde paylaşmıştım. Bavul hâlâ bulunmadı. KLM bizi aramıyor bile! Bu arada sizlerden çok mesajlar geldi. Meğer KLM'de benzer olayları çoğunuz yaşamışsınız. HAVAŞ'da açıklayıcı bir mesaj yollayarak yapabilecekleri bir şey olmadığını belirtti.Ama asıl mesajlar, THY ile uçup kaybolan bavullarının 2-3 gün sonra adreslerine teslim edildiğini bildiren yolculardan yağdı. Bavullarını kaybolma ihtimaline karşı korumak isteyenlerin THY'yi tavsiye ediyorum. Çünkü THY'nin müşterisine sahip çıktığını, uçuş sonrası hizmetini bile esirgemediğini gördüm. Günümüzde bu olgu çok önemli.Sponsor olmak zor iştirBİR okuyucumun durumunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Kendisi ABD'nin her yıl gerçekleştirdiği Green Card (Yeşil Kart) çekilişine katilmiş ve kazanmış! Tüm evraklar tamam, sıhhat raporları tamam. Ancak konsolosluk kendisine ABD'de sponsor olacak bir tanıdık veya akraba göstermesini istemiş. Okuyucum burada kalakalmış çünkü böyle bir kişiyi tanımıyormuş.Düşünürseniz bu çekilişe dünya üzerinde (!) müracaat eden milyonlarca insandan kaç tanesinin böyle bir sponsoru bulunabilir? Sponsor olmak öyle kolay bir iş değil. Bir sürü evrak doldurulacak, imzalanacak yani bayağı bir iş.Peki efendim, "ABD'de tanıdığı bile olmayan ama ABD'ye yerleşip yaşamayı tercih eden kişileri neden çekilişe dahil ediyorlar?""ABD'nin herhangi bir eyaletinde size sponsor olacak tanıdığınız veya akrabanız var mı? Varsa adını ve adresini yazınız." Olmayanlar formu boş bırakırlar ve çekilişe katılmazlar. Sponsorluk zor iştir arkadaşlar. İmzaladığınız kâğıtta o kişinin hep arkasında olacağınızı, manen ve madden onu koruyacağınızı, yardımcı olacağınızı taahhüt edersiniz. Sponsoru olmayanı da ABD, Yeşil Kart'a layık görmüyorsa bizler ne yapabiliriz?Ben şimdi bu okuyucuma ne önerebilirim? Sanki kendisi köprünün ortasında, ileri mi gidecek, geri mi? Bilemiyor. Bırakınız beni, hiç kimse tanımadığı birisi için "Haaaa, benim New York'ta şu arkadaşım var. Git o sana sponsor olsun" diyemez. Durumu biliniz diye köşeme alıyorum.

Devamını Oku

Ruhat Mengi'ye açılan dava

22 Aralık 2003

Milliyet'te Melih Aşık'tan öğrendiğime göre Ord. Prof. Dönmezer ve Prof. Soyaslan'ın Ruhat Mengi'ye açtıkları tazminat davasında talep edilen toplam 120 milyar liralık tutar, hukuk tarihimizde istenen en yüksek miktarmış! Bu yüksek rakamı istemeleri çok ilginç geldi bana. Bu rakamın Türk adalet tarihinde en yüksek olduğunu bu beyefendilerden daha iyi kimse bilemez. Bir profesörümüz 50 milyar istemiş, diğeri 70 milyar. Gerçekten muhteşem rakamlar.Miktan belirlerken bayağı düşünüp, hesap yapmış olmalılar. Çünkü bilemem ama tazminat davaları hesaplanırken bir iki parametre kullanılır herhalde. Acaba burada hangi cetveller kullanıldı? Bu kadar astronomik tazminat rakamı isterken beyefendiler ne düşündüler diye merak ediyorum. Birinci düşünceleri herhalde şu oldu: "Öyle bir rakam isteyelim ki bir daha hiç bir medya mensubu böylesine kışkırtıcı ifadeler kullanamasın." İkinci düşünceleri de şöyle olabilir mi? "Öyle bir rakam isteyelim ki bir hukuk profesörüyle bir hukuk ordinaryüs profesörünün şanına eş değerde olsun."Veya şöyle bir düşünceye de katılmış olabilirler: "Öyle bir rakam isteyelim ki yaşamımızın bundan sonraki zamanında biraz rahata kavuşabilelim." Tabii tüm bu saydıklarım tamamiyle bir varsayımdan ibaret.Oysa, bence bu rakamlar anons edildikten sonra aşağıdaki açıklama gelseydi, kamuoyu çok daha anlayışla bakabilirdi bu davaya: "Prof. Soyaslan ve Ord. Prof. Dönmezer, rekor tazminat davasını kazanırlarsa (Allah korusun!) bu parayı falanca vakfa veya filanca hayır kurumuna bağışlayacaklardır."Böyle bir açıklamayı bu noktadan sonra yapmaları hiç doğru olmaz. Bu yazıyı okuyup böyle söyledikleri belli olur. Adaletin dengeli biçimde uygulandığı uygar ülkelerde benzer tazminat davalarında istenen rakam nedir bilir misiniz?Tam tamına 1 $ (Bir tek Amerikan Doları). Tamamiyle sembolik mahiyette olmak üzere bir tek dolar istenir. Çünkü mesele masaya yatırılsın ve taraflar kendilerini ifade edebilsinler, hak yerini bulsun diye. Şimdi bizdeki rakamlara bakınız, uygar ülkelerdekiler bakınız. Ve şaşıp kalınız!Alev Karaca'dan inciler dinliyoruzAdnan Kahveci ile yaşadıkları büyük aşkı anlatma zamanının artık geldiğine nasıl karar verdi acaba Alev Karaca? Adnan Kahveci'nin Türk halkı arasında özel bir yeri olduğunu hiç kimse reddedemez. Evli olduğunu, parlamentodan ziyade halkın yanında daha rahat hareket ettiğini, ülkeye çok yardımcı olabilecek yeteneklerle donatılmış olduğunu çoğu kişiden duymuşumdur.1993 yılında otomobiliyle ters istikametteki yola girişi, kaza ve aramızdan ayrılışı. Bohça böyle kapalı kalamaz mı? Hayır efendim, haşa kalamaz. Neden? Çünkü "Yaşarken, onunla olan aşkını saklamakta pek usta" olan Alev Hanım bu bohçayı açarak sanırım dikkatleri üzerine çekme ihtiyacında.Zaten Alev Hanım hep ihtiyaçlar içinde zahir. Muhabirimiz soruyor: "Eşiyle tanışıyor muydunuz?" El cevap: "Tanışıyorduk. Ama ilişkimiz yoktu." Yok canım! Üzüldüm doğrusu! Keşke eşiyle tanıştığınıza göre ilişkiniz de olsaydı ha? Evlerine girip çıkabilirdiniz, onlar da size oturmaya daha rahat gelip gidebilirlerdi. Bir çok bakımdan size de rahatlık olurdu. "Cenazesine katıldınız mı?" "Hayır. Mümkün değildi. Çünkü çok sansasyonel bir şey olduğu için..."İşte buyrunuz kilit kelimeyi! Ne kadar sansasyonel AYOL? Vefat etmiş olduğu için kendini müdafa edemeyen Adnan Kahveci'nin sesini duyar gibi oluyorum: "Susturun şunu lütfen!"

Devamını Oku

Müslüman olmak Michael'in aklına şimdi mi geldi?

21 Aralık 2003

Yok ama, bu kadarı da fazla! Michael Jackson Müslüman olmuş! Michael sen köşeye kıstırıldın diye mi Müslümanlığı seçiyorsun? Kamuoyunun dikkatini başka yönlere mi çekmek istiyorsun? Davan, bir hukuk konusudur, biz karışmayız ama tam bu şaibeli durumunda "Michael Jackson Müslüman oldu" diye bir haber işitirsek, Dinimizi, kendi çıkarlarına alet mi ediyor?" diye şüpheye düşeriz.Gelelim ABD Müslümanlarının başı diye bilinen Bay Farrakhan konusuna. Hatırladığıma göre seni nezarete aldıklarında, serbest yargılanabilmen için mahkemeye 3 milyon dolarlık bir ödeme yapılması gerekmişti. Bu parayı Florida'dan adı açıklanmayan bir bey ödemişti. Haberler bu şekilde duyuldu.Şimdi ben de merak ediyorum doğrusu. Bu 'bey', Bay Farrakhan mıydı? Bu parayı senin için yatırma karşılığında ne vaatler yapıldı? Yoksa sen, "Kendimi İslâm dinine vakfettim" diyerek acaba Bay Louis Farrakhan'a reklam aracı mı olmayı önerdin? Böyle düşünceler insanın aklına geliyor Michael! Çünkü fol yok yumurta yok ama adaletin pençesinde izahı belki güç iddialar var ve birdenbire "Michael Müslüman oldu!"Bak Michael. Güzel dinimize yapıştırılan yanlış değerlendirmeler zaten ülkende ayyuka çıkmış durumda. Bu tür anonslar da işin üstüne tuz biber ekiyor. İnan bana, İslâmiyet gerçekten tercih edilecek bir dindir ancak menfaat için kullanılacak bir inanç sistemi değildir. Onun şemsiyesi altına girerek onu bir "gündem değiştirme aracı" olarak kullanman, Müslümanlık açısından son derece yanlıştır.Elinizden gelenin en iyisini yapıyor musunuz?Özellikle Çanakkale Seddülbahir'de şehitliklerde gezinirken aklıma bir fikir takılır. Bu ülkeye sahip olabilmek için atalarımız o kadar uğraşmış, o kadar direnmiş, öylesine büyük kahramanlıklar yaratmışlardır ki, bugün bizler onların torunları olarak bu gerçeğin farkında mıyız? Yaptığımız her işlemde, her yazıda, çevirdiğimiz her tornada, sıvadığımız her duvarda, taktığımız her kapıda, diktiğimiz her teğelde, her yemekte, çaktığımız her çivide, yaptığımız her ameliyatta elimizden gelenin en iyisini yapıyor muyuz?Atalarımızın bizler için katlandıklarının bilincinde olup, her birimiz yaptığımız her işte, planladığımız her etkinlikte, ördüğümüz her hırkada, bestelediğimiz her şarkıda, yazdığımız her şiirde, elimizden gelenin en iyisini yapıyor muyuz? Bugüne kadar yapmadıysak bile bundan sonra muhakkak yapalım. Türkiyemizi el birliğiyle hak ettiği yere ancak birer birer, vatandaş vatandaş; büyük küçük, erkek hanım, bir tek bizler yüceltebiliriz.Bu sözlerimi hamaset olarak görmemenizi diliyorum! Terlemeden, bitap düşmeden, araştırmaları derinlemesine yapmadan, olağanüstü mesai vermeden, kendinden eksilmeden, bitip tükenmeden kalkınılmadığını BİLİYORUM!Dikkat... Dikkat...Bu öğrencimize burs verecek hayırsever mutlaka çıkacaktır"Anadolu Lisesi'nden 4.92 ortalamayla mezun oldum, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni kazandım. Şu anda 1. sınıftayım. Bir kız kardeşim Marmara Üniversitesi Ekonometride diğer kız kardeşim de Anadolu Lisesi'nde okuyor. Babam öğretmen. Başka söze ne hacet? Burs için kaç kez müracaat ettim ama nedense kazanamadım. Okuyucularınız arasından bana burs verecek kimse var mı?"* Adı bende saklı bu genç okuyucuma yardım elinizi uzatabilir misiniz? A. Ö.

Devamını Oku

"Eşim her konuda üste çıkmak istiyor"

20 Aralık 2003

"Biliyor musun Nermin, Erol ile bazı konularda anlaşamıyorum.""14 yıldır evlisiniz Selma! Hâlâ anlaşamamak da ne demek?""Ben her konuda hep alttan alıyorum. Tamam mı? O ne derse, o oluyor. Ama geçen gün bak ne oldu. Akşam Erol eve geldi. Ben de öyle yorgunum ki, anlatamam. Çamaşır yıkadım. Bir sürü ütü yaptım, dolma sardım. Bitap düşmüşüm. Biraz alâka, biraz nazlanma ihtiyacı duydum ve 'Erol, çok yorgunum. Sanki her yerlerim ağrıyor' dedim.""Başlama Selma! Sen benim ne kadar yorgun olduğumu biliyor musun? Ofiste çok çalıştım. Nelere kafa patlattım? Kimlerle atıştım? Haberin var mı? Bir de bana, yorgunum deme Allah aşkına.""İşte hep böyle oluyor Nermin. Ne olur azıcık şevkat ve anlayış gösterse şu Erol? Hemen üste çıkıyor.""Haklısın Selma ama biraz düşünsene bak. Sence neden böyle davranıyor Erol?""Egoist mi dersin?""O kadar basit değil. Bence içinde devamlı bir güvensizlik duygusu taşıyordur. Herkes tarafından hep beğenilmek istiyor olabilir. İçindeki güvensizliğin, bu beğenilmek hissiyle geçeceğini ümit ediyor olabilir.""Eeeee ben de beğenilmek istiyorum belki.""Seninki devamlı değil ki! Oysa erkeklerin pek çoğu doğaları itibariyle kendi değerlerini, elde ettikleri başarılardan ve başkalarının onları nasıl gördüğünden oluşmuş bir cetvelle ölçebiliyorlar. Erol kendine güvenen, mevcut durumunu kabul eden, olgun bir kişilikte değil demek ki. Bunun farkına varsa iyi olur! Sen bu konuyu kendisiyle açık açık konuşsana.""Deli misin sen? Ne diyebilirim ki ben Erol'a?""Yaşamına bir göz atsın ve yaptıklarını doyurucu bulup bulmadığını ölçsün. Çift olarak başarı ölçüleriniz nelerdir? Bu konuda ikiniz mutabakat içinde olmalısınız. Sen onun, aileniz için ne kadar önemli ve başarılı bir eş olduğunu vurgula. Onun aileye katkılarını sırala ama aynı zamanda senin de bazı takdir duygularını yaşama gerekliliğini söyle. Bunu senden esirgediğini hissettiğini vurgula. Neler istemediğinizi değil, biraz da neler istediğinizi konuşsanız çok iyi olur.""Ben bunları söyleyemem. Daha önce hiç söylemedim ki!""İşte bu sebeple söylemen gerek. Her ilişkide şöyle durup, durumu gözden geçirme zamanı olmalıdır. Emin ol Erol, böyle bir çıkıştan dolayı seni anlayacak ve olaylara yaklaşımını değiştirecektir.""Tamam Nermin, bu akşam deneyeceğim. İyi ki psikolog bir arkadaşım var. Teşekkür ederim. Bana müsaade.""Neticeyi bana bildirmeyi unutma. Hoşçakal!"Okuyucu mektubu: İETT bu sorunu mutlaka çözecektir* Ben İstanbul'da yaşayan bir vatandaşım. İndi-bindi yapmamak için sürekli olarak Altunizade-Beşiktaş otobüs hattını kullanıyorum. Her sabah uzun kuyruklarda bekliyoruz. Otobüs sayısı son günlerde azaldı. Bir saat yağmurun altında beklememize rağmen otobüsümüz gelmiyor. Bizim hattan otobüsleri alıp başka hatta mı koydular? Hergün milyonlarca insan milyonlarca lira ödüyor İETT'ye. Bu parayla uçak alınır. Bu ne haldir? (Adı bende saklı bir okurum) * İETT yolcu konusunda çok hassastır, bunu biliyorum. Bu durumun muhakkak mantıklı bir açıklaması vardır. Belki bazı otobüsler bakıma alınmıştır ve yerine başka vasıta temin edilememiştir. Duyarlı yetkililerden bu konuda açıklama gelir gelmez köşemizde yerini bulacaktır.

Devamını Oku

DSİ Genel Müdürü ile görüştüm

19 Aralık 2003

Devlet Su İşleri Genel Müdürü Veysel Eroğlu Bey beni aradılar ve Sayın Enerji Bakanımız Hilmi Güler, Başbakan Yardımcımız Sayın Mehmet Ali Şahin ve bizzat Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile toplanarak, şantiye çalışmalarına alınacak personel arasında erkek / bayan ayrımı yapılmamasının doğru olduğunu vurgulayarak yönetmeliği değiştirdiklerini bildirdiler."Ayşe Hanım, bu konuya siz vesile oldunuz. Herhangi bir tanıdığınız varsa cuma akşamına kadar müracaatını yapabilir." "Aman Veysel Bey, yok böyle bir şey! Ben bu hanım mimarların hiç birisini tanımam. Bana gelen mesaj ve fakslardan konuyu köşeme yansıtmıştım. Yalnız size bir şey söyleyeyim mi? Efendim, siz bizlerden hiç ama hiç korkmayınız. Bizler çok güçlü varlıklarızdır. Kendi korunmamızı kendimiz yaparız efendim. Meslektaşlarımızla en zor şartlarla bile omuz omuza çalışıp bu ülkeye zevkle hizmet ederiz." "Biliyorum ne kadar güçlü olduğunuzu. Bizi de analarımız yetiştirdi. Bacılarımızı biliyoruz. Sadece size bu gelişmeyi hatırlatmak için aradım. Biz vallahi tüm şantiyeyi bile bayanlarımıza teslim edebiliriz." "Çok isabetli hareket etmiş olursunuz Veysel Bey (burada kahkahalarımı tutamadım, Veysel Bey de gülmeye başladı). Hanım mimar arkadaşlarım adına size ve ailenize yeni yılda en iyi dileklerimizi sunuyoruz efendim."Son pırlanta reklamları gözüme takıldı"Sol eliniz aşk için yaşar. Sağ eliniz bulunduğunuz anı yaşar. Sol eliniz tutulmak ister. Sağ eliniz yukarılara kaldırılmak ister. Dünya hanımları! Sağ ellerinizi kaldırınız havaya!" İşte bu kadar. Tabii yaşayan, tutulan, havaya kalkan her bir parmağa da pırlantalı yüzük takılması şartıyla! Sağ el yüzük çeşitlerinin resimleri sayfaya basılmış. Yani bir yüzük sağ el yüzüğü ise sol ele takılamaz alıştırması yerleştiriliyor. Aksini yapana, 'Aaaa görgüsüze bak, sağ el yüzüğünü sol eline takmış. Bir kadın bu kadar bilgisiz olabilir' denebilir. Reklam ajanslarındaki bu yaratıcı direktörleri çok takdir ediyorum.

Devamını Oku