"İstanbul'u çok seviyorum" demek yetmez efendim!

8 Aralık 2003

Bağdat Caddesi'nden yukarı çıkarken ninemin evi Ethem Efendi Sokağı'nın 'köprüden sonra' yakınına düşerdi. Numarasını bile hatırlıyorum 111/1'di galiba. Yol buradan Sahrayı Cedid'e doğru devam ederdi.Dayım Şükrü Kanatlı'nın bahçe kapısının karşısında yüksek duvarlar ara verir, Sadrazam Sokullu'nun soyundan arkadaşım Fatoş'un babasının evine gitmek üzere muhteşem bir bahçeye girerdiniz. Buranın Yıldız Parkı'ndan farkı yoktu. Asırlık çam ağaçları döktükleri iğne ve fıstıkları ile gelip geçeni karşılar, bir yeşillik cümbüşü içerisinde kendinizi cennete girmiş zannederdiniz.O yaşlarımda Sadrazam Sokullu kimdir, ne yapmıştır hiç haberim yoktu. Tek bildiğim bu köşkün yaşıtım ve yakın arkadaşım 'Fatoş'un evi' olmasıydı. Giriş kapısından 400-500 metre sonra soldaki köşke varırdınız. Birkaç mermer basamaktan sonra geniş kapıdan girerdiniz. Kapıyı bir emektar açar, sizi geniş hole alırdı."Fatoş evde mi?""Ben çağırırım, lütfen bekleyin" diyen emektar, yatak odalarının bulunduğu üst kata çıkardı. Holün tavanları çok yüksek, üst kata çıkan merdiven ise çift kanatlıydı. Yani eski Hollywood filmlerinin dekorları gibi hem sağ taraftan çıkmaya başlayabilir, hem de sol taraftan tırmanabilirdiniz. 10 basamak sonra da bu kanatlar birleşir ve yekpare bir merdiven olrtaya çıkardı.İşte tam bu iki kanat merdivenin ortasında Sadrazam Sokullu'nun çok canlı renklerle boyanmış kocaman bir portresi bulunurdu. Etkileyici bakışlı, masmavi gözlü, şatafatlı üniformalı ve kırmızı fesli bir yaşlı adam portresiydi bu. Aynı da Fatoş'un babasına benzerdi.Arkadaşım Fatoş ile ben genellikle sola açılan sobalı odada oynardık. Babası bizimle olmaktan zevk duyar, konuşmalarımızı dinlemez gibi yapardı. Ama arada bir bize sorduğu sorulardan dinlediğini anlardık. O muhteşem bahçede Fatoş ile bisiklete biner, kamelyada bir türkü tutturur, durmadan dönerdik. Fıstık toplayıp kırdığımızı, kirlenen ellerimizi, evde çaya çağırıldığımızda temizleyemediğimizi hatırlarım.Yıllar sonra dedemin diktiği ağaçları, ninemin, Seniha hala'nın ve Şükrü dayı'mın evlerini görmek için aynı yere geldiğimde her bir hatıranın üzerine betonların yığıldığını görmek beni çok hüzünlendirmişti. Fatoş'un evini görmek için kapıdan girdiğimde ise kırık dökük bir ahşap köşkle karşılaşmış ve inanılmaz bir umutsuzluğa kapılmıştım. Kırık camdan o görkemli hole baktığımda bomboş ve örümceklerle dolmuş tozlu holün iki merdiven ortasında Sadrazam Sokullu'nun portresinin hâlâ asılı olduğunu gördüğümü hatırlıyorum.Geçen pazar gazete eklerinden birinde "Sokullu Konağı Evleri" diye bir broşür gördüm. Haritada yerine baktım. Evet, aynı bizim zıpladığımız, oynayıp, hayaller kurduğumuz bahçede yerleştiği belli olan bir site kurulmuş ve 'emlakin' satılması için bir broşür basılmıştı.Bakınız, AB'de HİÇBİR ÜLKE, tarihini böyle değersiz bir biçimde paramparça etmez, ettirmez. Nur içinde yatsın, rahmetli Çelik Gülersoy kolları, kanatları kesilmeseydi çaresiz bırakılmasaydı, eminim ki bu köşkü alır, bir müze haline getirir, kamelyanın altına da halkın dinlenebileceği muhteşem bir çay servisi koyardı.Bu müthiş adamın benzer çalışmaları elinden 'bir çırpıda alındı, adeta çalındı.' Alanlar da sözde 'tarihten anlıyor, tarihe değer veriyor, restorasyon çalışmaları gerçekleştiriyorlardı.' Hah, hah, haaaa! Güldürmeyin beni! Hazırı alıp üstüne konmak ne kolay değil mi beyler? Bakın sizin döneminizde Sokullu Köşkü nasıl betonlaştı?Hangi AB üyesi ülke böyle bir katliama göz yumar? Eskiyi korumaz? Çelik Bey titizliğinde, hassaslığında onları restore edip bugünlere kazandırmaz? Başbakan'ı dinliyorum. "İstanbul'u çok seviyorum!" diyor. Lafla sevmek yetmez efendim. Sokullu Köşkü'nün yıkıp, asırlık camları kesip, çimento evleri pazarlamalarına izin vermekle olmaz bu işler!

Devamını Oku

Cinsiyet ayrımı yapan kurum sayısı hızla artıyor mu?

7 Aralık 2003

Yağmur birden bardaktan boşanırcasına yağmaya başlar ya? Böyle bir duygu içine giriyorum! Bu sefer de BAYAN ORMAN MÜHENDİSLERİNDEN mesajlar gelmeye başladı! Bir okurum şöyle demiş:"Orman Genel Müdürlüğü'ne alınacak 82 mühendisin 74'ünün erkek olması koşulu var!!! Gerekçe yine aynı. Doğu bölgelerinde kadınların zor şartlarda çalışamamaları! Orman Kurumu doğuda çalışıp çalışamayacağımıza bizim yerimize nasıl karar verir? 'Gidenler batıya tayinlerini istedi' diyeceklere bizler de diyoruz ki; doğuda görev yaptıktan sonra batıya tayinini istemiş erkekler YOK MU? Üstelik bunların batıya tayinleri gerçekleştiğinde boşalan yerlere tekrar erkek tayin edilmesi nasıl izah edilir? Bizim çok sevdiğimiz meslek öyle bir iş dalı ki, ülkemizde özel sektör imkânı yok! Orman Genel Müdürlüğü de 3-4 yılda bir yeni eleman alıyor. Ne olacağız peki? Burada ayrımcılık yapılınca nasıl halledilecek bizim iş olanaklarımız? Durum tekrar biz kadınların üzerine yıkılıyor. Farkındayız. Tüm kurumların yeni iş alım şartlarına bir bakın. Mevcut sistem, ayrımcılığa dönüştürülüyor. Kadın olarak bizlere kısıtlama getiriliyor! Bu bir haksızlıktır! Bizler bu haksızlığa karşıyız. Lütfen sesimizi duyurun! Cinsiyet ayrımı yapan kurum sayısı hızla artmaktadır!"Gazeteler sizlerin sesini yansıtmak için vardır. Mesajınızı köşeme aldım. Eminim Orman Genel Müdürlüğü mantıklı bir açıklama getirecektir. Bazen 'yanlış anlama' da olabiliyor. Belki böyle bir durum vardır. Bekliyorum.Okuyucuların VATAN GAZETESİ'ne teşekkürleri!"İnanmazsınız Ayşe Hanım, aylardır gazete ve dergilerde FM Radyo'larının frekans listesini arıyordum. Ben çok radyo dinleyen bir vatandaşım. Ama aramayanlar bilmez, frekans listesi olmayınca ezbere 'ara-bul' yöntemi ile istediğin kanallara erişmeye çalışıyor ve başaramıyordum! Geçen Pazar VATAN Gazetesi'nin İstanbul Eki'nde bu bilgiyi görünce sevinçten hemen size yazma ihtiyacı duydum. Sağolsun bu hazırlığı yapıp yayınlayanlar. Bu çok gerekli bilgiyi gazetenizden kestim ve bir kartona yapıştırdım. Artık hangi frekansta hangi yayının olduğunu deneye deneye bulma zahmetinden kurtuldum! Teşekkür ederim!"Ben de bu detaylı düşünceyle içerik hazırlayan VATAN ekibini tebrik ediyorum!Tekirdağ-Malkara çıkışındaki kazaları önlemek mümkün!"Tekirdağ-Malkara çıkışının sanayi yolu ayrımında patır patır kazalar oluyor! Parçalanmış araçlardan, parçalanmış cesetler çıkarılıyor. 500 metre ilerideki Muratlı Kavşağı'nda trafik ışığı var. Buraya da koyun diyoruz, bize ne cevap veriyorlar biliyor musunuz? 'Çok yakın olur. Mevzuata uymaz!' Yalnız bir konuda çok iyiler... Kaza olur olmaz gelip, parçalanmış cesetleri mahvolmuş karoserden çıkarıp yerlerdeki kan gönülünü derhal kumluyorlar. Bunu çabuk yapıyorlar! Tebrik ediyoruz! Mahalleli bu noktadan yola çıkarken salavat getiriyor! Bu kadar vurdumduymazlık dünyanın başka neresinde olur? Bi'de diyorlar ki: 'Efendim, AB'ye gireceğiz!!! Gerekli tedbirleri alıyoruz!' Yazıklar olsun! Giden gidiyor. Size ne? Mevzuatınızı alın efendim de...!"Okuyucuma çok teşekkür ediyorum. Ben bu konuya geçen yaz bir kez daha değinmiştim. Üstelik "tık" olmadığı belli.Ateş düştüğü yeri yakar tabii. Tekirdağ'ın bu noktasında yaşamını yitirmiş akrabası olanlara gelin de 'mevzuatı' anlatın bakalım. Ben derhal tedbir alınmasını rica ediyorum. Artık daha fazla ölüm ve kaza gerçekleşmesin...Dikkat... Dikkat...Ortaköy'den Sarıyer'e kadar Boğaz kıyıları kazılmış durumda! Neler oluyor? "Hangi müteahhitlere işler sağlanıyor ve aylardır delik deşik yollar öylesine duruyor?" diye sorgulayan şikâyet mesajlarından biz bıktık artık. Yetkililerden açıklama rica ediyoruz. Vatandaş öğrenmek istiyor.

Devamını Oku

Dedi ki alacalı, bazen de kurşuni...

6 Aralık 2003

Zapsu'dan mesaj var!Sayın Cüneyd Zapsu BBC World kanalında yayınlanan söyleşisi hakkındaki yazım için bana bir mesaj çekti: "Çok haklısınız. Ben ekrana gelenden 20 dakika fazla konuştum ve sizin düşündüklerinizi söyledim ama kasıtlı olarak kullanmamışlar. Dikkatli olmak lazım" demiş. Mesajı sizlerle paylaşıyor ve kendisine teşekkür ediyorum.Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'ndan açıklamaTanm ve Köyişleri Bakanlığı'ndan ibrahim Altuncu beyden gelen mesajın özetini sizinle paylaşmak istiyorum: "DSİ'ye alınmayan 'hanım' inşaat mühendisleri konuşuyor başlığıyla bir yazı yazmışsınız ve bazı kurumların memur alımlarında kadın personele sınırlama getirdiğini söylemişsiniz. Yazınızda adı geçen kurumlardan birisi de Toprak Mahsulleri Ofisi'dir. Bilgi eksikliğinden kaynaklanan bir hatanın olduğuna inanıyoruz. Teşkilatımızda Genel Müdürlük'te 385 erkek, 184 bayan, Taşra'da 4071 erkek, 180 bayan çalışmaktadır. Yeni atanacak olan kadrolarda da 311 eksper kadrosunun tamamı erkektir. 264 muhasebeci kadromuzun sadece 6'sı bayandır. Çalışma koşullan nedeniyle bu iki pozisyondaki personelin erkek olması zorunlu. Söz konusu personel, aylarca evine dönememekte kamyonlar üzerine çıkıp numune almak zorunda kalmakta ve barakalarda kalmaktadırlar. Ayrıca, muhasebecilik görevi kurumumuzda masa başında yapılmamakta olup, unvan ismi yanıltıcı gelmektedir. Kaldı ki bu pozisyonlarda 1997 yılında ilk kez bayan çalıştırılması denenerek 15 kişi alınmış olup, şu anda bunların hepsi, çeşitli nedenlerle (eş durumu vs.) genel müdürlüğümüze tayin yaptırmıştır. Taşra teşkilatımız yeniden yapılandırılmış ve 11 bölge müdürlüğümüz kapatılmıştır." Devlet Su İşleri Genel Müdürü durumu açıklarken taşrada inşaat mühendislerinin 'dozerlerde' çalışması gerektiğini söylemişlerdi. Siz de şimdi taşradaki muhasebe elemanlarının "kamyona çıkıp numune almasından" bahsediyorsunuz! "Taşrada neler oluyor?" diye sormak geliyor içimden! Biliyor musunuz tarlalarda çalışan kadınları sizlere bir anlatmaya başlasam... "Tarlada neler oluyor?" diye sorabilirsiniz. Ben tarlada çalışan bir kadının karşılaştığı zorlukları öyle yaşatabilirim ki okuyana, 'dozer kullanmak', 'hafif kalır onların yaşadıklarının yanında! Ama Türk kadınları 'GIK!' demeden, hem tarlada, hem evde, hem sütünü sağdığı Sarıgız'ın yanında, hem ördüğü yün çorabın ilmeğinde çalışıııııır durur! Değerli Hükümet yetkilileri! Bari sırası gelmişken bir tespit yapalım, taşrada çalışan kadınların günde 20 saatlik mesaisi boşa gitmesin, ne dersiniz? Türk kadınını 'narin, zarif tanımlamalarıyla' koruduğunuza göre, tarlalarda çalışıp ömür törpüleyen kadınlarımıza bir yardım eli uzatın! Bir daha kadınlarımıza karşı bu kadar düşünceli hükümet üyeleri bulabileceğimizi sanmıyorum. Kadınlarımıza, gelin asgari ücretten bir maaş bağlayın! Emekliliklerini sağlayın. Sigortalarını tamamlayın! Kahvedeki kocaların yüreklerini de dağlayın! Şimdi, sayın İbrahim Altuncu'nun yukarıda anlattığı sahnelere muhatap olmuş, yükü kaldıramamış bayanlardan açıklama rica ediyorum. Ben yaşamadığım için yaşayanların deneyimlerini öğrenmek istiyorum. Lütfen bana yazın. Sizlere bir haksızlık mı yapılıyor, yoksa beyler 'yerden göğe' haklılar mı?'KİM HAKLI' programıAli Kırca'nın sunduğu bu programı zevkle izliyorum. Bence tüm topluma çok faydalı ve eğitici bir çalışma. Bugün ekranda olmasına da SEBEP BENİM! Anlatayım... Yıllar önce Türkiye'ye döndüğümde Cambridge/Oxford arası gerçekleştirilen bu tür bir çalışmanın ülkemizde yapılmadığını fark etmiştim. Üniversiteleri gezdim. Belli başlı üniversitelerde münazara grupları kurdurdum. Sonra yeni açılmakta olan Kanal D'ye "Üniversiteliler Meclisi" adı altında "Kim Haklı"nın eşi bir program yaptım. Kanal D, işin cevherini o gün kestiremediğinden yayın saatini cumartesi sabah 11.00 gibi bir dilime yerleştirdi. Birkaç hafta sonra da 'reyting' olmuyor diye yayından kaldırdı. Ama gençler 'ateş'i yakalamışlardı. Benim de yardımlarımla kendi aralarında karşılaşmaya devam ettiler. Hatta internete girip olayı dünya çapına getirdiler. Türk gencinin üstün düşünce ve ifade cevherini en güzel yansıtan program bu. Ahhh, vizyonsuz Kanal D yetkilileri ahhhhh! Tabii şimdi değil, 10 sene önceki yetkililerden bahsediyorum! Perşembe akşamları yayın saatiyle harika bir programa imza atıyor ATV ve Ali Kırca! Hepsine "Bravo!" diyorum!

Devamını Oku

III. Etik Zirvesi yapıldı

5 Aralık 2003

Perşembe günü Türkiye Etik Değerler Vakfı'run III. Etik Zirve toplantılarında bir paneli dinleme fırsatım oldu. Panelde Prof. Dr. Mehmet Altan, Akbank Genel Müdürü Zafer Kurtul, ERC Direktörü Alex Zalami ve Erol Bilecik gibi değerli konuşmacıların 'etik değerler' konusunda belirttikleri düşünce ve fikirlerini sizlerle paylaşmak istiyorum: Mehmet Altan çarpıcı örnekler sunarak her kesimin rahatlıkla anlayabileceği üslubuyla dedi ki: "Ülkede hem zengin, hem de fakir insanlanmız el birliği etmişçesine devletin kaynaklarını ele geçirmeye çalışıyor. Fakir, elektriği 'kaçak' kullanmanın yollarını ararken zenginler banka hortumlama sistemleri geliştiriyor. Oysa iş dünyasında etik değerler devlet ile ekonomi arasında dürüst bir paylaşımın var olmasını gerektirir." Bankalarda sınırsız güvencenin kaldırılmasını isteyen Zafer Kurtul da en azından sınırın 10.000 Euro'ya indirilmesinin gerektiğini vurguladı. ERC Direktörü Alex Zalami şirketlerin hem hissedarlarına hem çalışanlarına hem de içinde bulundukları topluma karşı sorumlulukları olduğunu belirtti ve ekledi: Etik programları şirket idaresi belirlemelidir. Gerekli bilgiler şeffaf ve en küçük hissedara bile "açık" olmalıdır. Yasalar gereği ya da talep üzerine değil, şirket tarafından 'gönüllü' olarak bu bilgiler kamuoyuna açık tutulmalıdır. Hükümetler hiçbir zaman şirketlere 'şüpheci' gözlerle bakmamalı, hükümet ve iş alemi işbirliği içinde bulunmalıdır. Panele başkanlık eden İshak Alaton da "insanlar yarı melek, yarı şeytandır. Gelişmiş ülkelerde insanın melek tarafı teşvik edilir, şeytan tarafı cezalandırılır. Cezaları hukuk verir toplum ise 'ayıplar!' Ancak ülkede 'adalet sistemi' zayıfladığında şeytan taraf daha hareketlenir ve toplumda ahlaksızlık artar. Türkiye Etik Değerler Vakfı'na bu çalışmasından dolayı teşekkür ediyorum.Gazeteci Ruhat Mengi aleyhine açılan davalar haksızdır!Ord. Prof. Sulhi Dönmezer ile Prof. Doğan Soyaslan, yukarıda İshak Alaton'un altını çizdiği gerçeğe dikkat etmenizi rica ediyorum! "Adalet sistemi zayıfladığında insanın içindeki şeytan tarafı meydanı boş bulup hareketlenir! "Nasıl olsa cezam 'hafifler* yasalara göre suçum 'ortadan kalkabilir' düşüncesiyle herkesin içindeki şeytan azıttıkça azıtır, aklına geleni uygulamaya geçer. Bu gerçeği sizler bizlerden çok daha iyi bilen kişiler olmalısınız. Sayın Soyaslan Basın Kulübü programında söyle demişti: Siz istediğiniz kadar yasa koyun, toplumun gelenek, töre ve eğilimlerini gözardı edemezsiniz. Tecavüze uğramış kızı kurtarmak lazım. Gelenekler onu ezer. isterse tecavüz eden delikanlıyla evlenmesi doğrudur. Biz de gelenek ve alışkanlıklara uygun yasalar çıkarıyoruz. Türkiye gerçekleri değişmeden başka türlü yapamayız. Benim ve benim gibi yüzlerce izleyicinin Sayın Soyaslan'ın konuşmasından anladığı şayet gelenekler tecavüze uğramış kadına toplumun olumsuz yaklaşmasını emretmekteyse o zaman geleneklere uygun hareket edelim çünkü törelerin önüne geçmek gerçekçi değildir. Hiç olmazsa bu ikiliyi evlendirelim de kızcağız 'açıkta kalmasın'. Sayın Dönmezer, şahsen sizin bu fikirde olabileceğinize inanamıyorum.Yasalar yanlış gelenek, töre ve alışkanlıklardan toplumu korumak ve böylelikle toplumu geliştirmek için düzenlenmez mi? Şayet olaya 'gelenek ve töre' penceresinden bakıp onlara uygun yasalar çıkartırsanız önümüzdeki nesilere bu yasa gevşekliğinden faydalanan, gözü dönen tecavüzcülerin yapacakları saldırıların artmasından endişelenmez misiniz? Yasalar insanın içindeki yıkıcı eğilimleri önlemek, haksızlığa uğramışların hakkını teslim etmek en azından cezalandırmak için çıkartılmaz mı? Bizleri korumak için elinize yetki verilmiş SİZLER yasaları törelerin önüne geçecek biçimde hazırlamazsanız bunu anlamakta ÇOK AMA ÇOK ZORLANIRIZ! Anlamak ne kelime? SİZLERE İSYAN EDERİZ... Çünkü elimizde zavallı durumlarımıza hukuk ve adalet getirecek bir tek siz varsınız ve olaylara BİZİM PENCEREMİZDEN bakılmadığını Sayın Soyaslan'ın açıklamalarından ANLADIK! Sayın Dönmezer! Anladık! Korktuk. Telaşlandık. Tüm kadın kuruluşları ve Türkiye'nin kadın nüfusunun önemli neferlerinden biri olarak 15 yıldır Ruhat Mengi arkadaşımız yukarıdaki sakıncaları köşesinde yazar ve yasalara getirilmesi gereken düzenlemelere dikkat çeker. Bazen bu yazılarında sadece etkili olabilmek için kışkırtıcı kelimeler kullanır. Birer 'erkek' olarak sizlerin durumları bir 'kadın' penceresinden görebilmeniz için yardımcı olacağını düşündüğüm bu kışkırtıcı yazıların dava konusu olması, benim gibi Türk kadınlarını çok şaşırtmış ve üzmüştür.

Devamını Oku

Time dergisi hangi kahramanı seçeceğini biliyor!

4 Aralık 2003

Geçenlerde Diyarbakır Kadın Merkezi (KAMER) Kurul Üyesi Nebahat Akkoç'u dinledim. 1997 yılından beri yörede mağdur olmuş kadınlara yardım elini uzatan bu kurumun çok ehil ellerde olduğunu gördüm. Nebahat Akkoç ve ekibini, yürüttükleri bu çok önemli görevden dolayı kutluyorum.Töreler nedeniyle öldürülen kadınlara gömülürken dini tören bile yapılmıyor, aile kabristanlarına gömülmüyorlar, hatta kabir taşları bile yok... Ayrıca cinayeti işledikten sonra ailede bir 'rahatlama' gözlendiği, sanki bir 'yürekten kurtulunmuş' havasına ilaveten, cinayeti işleyenin de adeta bir kahraman gibi toplumda yer bulduğu gerçeklerini de Nebahat Ha-nım'ın ağzından bir bir dinledim."Aslında sosyal devletin yapması gereken işleri KAMER olarak biz üstlendik" diyen Nebahat Hanım sözlerine şöyle devam ediyor..."Günde bazen dört cinayet işleniyor. Kadınların yörede hiçbir sosyal güvencesi ve ekonomik desteği olmadığı gibi yaşam güvenceleri de yok! Bizler KAMER olarak elinden tutabildiklerimizi tutuyoruz. Onları barındırıyoruz. Eğitiyoruz, iş sahibi olmalarını sağlıyoruz."Böyle kutsal bir işte en başta devlet desteğine İHTİYAÇ VARDIR! Eminim bir ölçüde KAMER'e yardım ediliyordur, ama o değirmenin kolay dönmediğini biliyoruz. Geçen yaz Ankara Büyük Şehir Belediyesi Başkanı Melih Bey ile konuşurken bu konu üzerinde durduğumda... "Evet Ayşe Hanım. Bu konuya yeterince eğilemedik. Hatamızı kabul ediyorum. Ama durumu değiştireceğimizi de bilmenizi istiyorum. Kadın sığınma evleri çalışmalarına hız vereceğiz. Size söz veriyorum" dediğini hatırlıyorum, işte tam zamanı. Bu konuda Sayın Başkan ne gibi adımlar atıldığını bana bildirecektir. Ben de derhal buradan sizlere yansıtacağım!Bu gelenekler, töreler, zihniyetler nasıl değişecek? Yörede eğitim ve gelişim arzu edilen seviyelerde gerçekleşmemeye devam ederse, aynı durumlar katlanarak devam edecektir! Her gün Başbakan'ın veya diğer bakanların ağızlarından geri kalmışyörelerimizin gelişmesi için planlanmış program haberlerini duymak istiyoruz ama duyamıyoruz. Bazıları da karşımıza geçip, "Aman efendim, hangi işimize yetişelim? Nereye el atsak... Biliyorsunuz terör olayları... Üstelik maddi açıdan da..." diyor.Yokkkk, bunu kabul etmeyiz efendim! İktidar ateşten bir gömlektir. Siz bu durumları bile bile talip oldunuz görevinize!Bizim de bir neticeye ihtiyacımız var. Yakında ikinci yıla girilecek. Varsa yoksa, büyük kent açılışları izliyoruz. Bir tepside bir yasük, bir kırmızı kurdele, bir makas!!TIME dergisinin 'MODERN ÇAĞ'IN KAHRAMANLARI' olarak dünya çapındaki bir seçimde belirleyip taltif ettiği 36 kahramanın içinde Nebahat Akkoç da var!Gelin de şimdi Nebahat Hanım ve Diyarbakır KAMER ekibinin alnından öpmeyin!! Hepinizi gönülden kucaklıyor ve kutluyorum.Sayın Zapsu'nun BBC World söyleşisiBBC'de Sayın Cengiz Candar ve Cüneyd Zapsu ile yapılan söyleşiyi ben de dinledim. Not almamakla beraber, hafızamda... İlk önce Sayın Zapsu'ya terör olaylarının arkasında 'kimlerin' olabileceği sorusu soruldu. "Türkiye'nin gelişmesin! İstemeyen herkes olabilir" dedi Zapsu. Sonra "Ordu olabilir mi?" diye sorulunca, Zapsu'nun dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi. Ve... Öylece garip bir suskunluk ve sessizlik. Yani izleyenler, durumu şöyle yorumlardı. "Bak işte KONUŞAMIYOR... kelimeyi ağzına alamıyor. Teyit etmekten korkuyor ama tebessümüyle belli ediyor." O sırada koridorda bulunan eşime seslendim. "Aman, Haluk... aman! Gel bak Zapsu nasıl HATALI bir imada bulunuyor!". Oysa bu soruya "Yanlış düşünüyorsunuz!" diye cevap vermeliydi. Batı basra sizi manipüle etmeye çalışabilir. Fırsat sizin elinizde. Ancak Zapsu bu fırsatı münakaşasız verdi.

Devamını Oku

DSİ'ye alınmayan 'hanım' inşaat mühendisleri konuşuyor

3 Aralık 2003

Geçenlerde Devlet Su İşleri'ne alınacak inşaat mühendislerinin 'erkek' olması koşuluna dikkat çektiğimde, Genel Müdür Prof. Dr. Veysel Eroğlu beni bizzat aramış ve Doğu Anadolu'nun zor şartlarında yapılacak baraj inşaatlarına hanım inşaat mühendislerinin alınmamasını tercih ettiklerini belirtmişlerdi. Bu konuda çok fazla faks, e-posta ve mektup aldım. Bu mesajların hiçbiri de DSİ'nin görüşü desteklenmiyordu. Yerim el verdiği nispette birkaç okuyucumun görüşünü özetle aşağıda sizlerle paylaşmak istiyorum:"Bizler kadın inşaat mühendisleri olarak mesleğimizin gerektirdiği her türlü ortama uygun yetiştirildik. 2 yıldır tayin sıramın gelmesini bekliyorum. T. C. sınırları içerisinde hiçbir il ayrımı yapmadan çalışmaya hazırım. DSİ Genel Müdürü Prof. Dr. Eroğlu'nun size yaptığı açıklamayı şaşkınlıkla okuyup ne günlere kaldığımızı, bizlerle nasıl alay edildiğini, Türkiye'nin nasıl sabote edildiğini herkesin anlamasını istiyorum.""Ben cumartesi günkü yazınızı okuyan ve konuya duyarsız kalamayan bir bayan muhasebe elemanıyım. DSİ Genel Müdürü'nün açıklamaları beni ve eminim ki aklı selim sahibi hiç kimseyi tatmin etmemiştir. Ben de aynı cinsiyet ayranından mağdur muhasebe elemanıyım. Devlet muhasebe elemanlarında 'erkeklik şartı' ararken acaba "Bayanların kafası hesap kitaba yatmaz. Onlar masa süsüdür. Onların 'narin' beynini bu işlerle uğraştırmayalım" diye mi düşündüler? Bence Prof. Dr. Eroğlu Bey hanımlara iş hayatında tahammülleri olmadığı için bu talihsiz açıklamayı yapmıştır. Bu zihniyeti tehlikeli buluyorum...""DSİ Genel Müdürü'nün konu ile ilgili yaptığı açıklama beni şoke etti! Bir iki sözcükle (biz hanımlara kıyamadığımız için onlar sadece büroda çalışmalıdırlar) ifadesinin altında yatan samimiyetsizliğini bu ülkede kimsenin yutmayacağı bir gerçektir. İfadeleri talihsizliktir. Hakarettir. Bizler okulda erkek arkadaşlarımızla eşit şartlarda okuduk. Şantiyelerde 'kız-erkek' ayrımı olmadan, yan yana ve omuz omuza staj yaptik. Bu açıklama ile Türkiye'nin nereye gittiği belli olmuştur.""Cumartesi günkü yazınızı okurken profesörlük makamındaki bir şahsın bu kadar basit düşünmesi beni çok üzdü. Medyada takip ettiğime göre sadece inşaat mühendislerinde değil, alınacak toplam 160 memurdan 130'unda erkek olma şartı aranmaktadır. Yine aynı 'www.osym.gov.tr' sitesinde yayınlanmış olan ilanda Toprak Mahsulleri Ofisi de alacağı muhasebeci ve eksperlerde, Devlet Hava Meydanları İşletmesi de alacakları Hava Trafik Kontrolörü adaylarında erkek şartı aramaktadır. Acaba devlet bu arkadaşlan arazide mi çalıştıracaktır?""Benim ablam DSİ Genel Müdürlüğü Barajlar ve Hidroelektrik Dairesi Başkanlığı'nda uzun yıllardır çalışıyor. Verilen her göreve seve seve gitmiştir. Ne benim ablam ne de aynı bölümde yıllardır çalışan bayan arkadaşların hiçbiri, kendilerine doğuda veya batıda şantiye kontrol işi verildiği zaman sayın Genel Müdür'ün bahsettiği gibi mazeretler öne sürmemişlerdir. Terörün en yoğun olduğu dönemlerde bile Bingöl'deki Özlüce ve Kığı Barajları'na, Batman'daki Batman Barajı'na, Muş'taki Alpaslan Barajları'na gereken zamanlarda kontrol için gittiler ve hiçbir zaman 'ben bayanım, oralara gitmem' şeklinde bir mazeret ileri sürmediler. Birçok şantiyemizde bayan arkadaşları da zaten çalışmaktadırlar. Durum bu şekilde gelişiyorsa, Üniversitelerdeki inşaat bölümlerine bayan öğrenciler de alınmasın. Böylelikle mağdur olmazlar.""DSİ Genel Müdürü'nün yaptığı açıklama çok komiktir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bu ve benzeri bir ayrımcılığa meyil verecek bir adım inanın tarihimize kara bir leke olarak geçecektir. Burada alınacak memur sayısı önemli değildir. Burada 'zihniyet' önemlidir. Atatürk'ün kurmuş olduğu Türkiye Cumhuriyeti'nde kadın-erkek aynmı yapılamaz. Bu iyi bilinmelidir. AB'ye girmek için çaba sarfeden hükümetin bu uygulama ile ülkemizi gerici, irticacı gibi göstermeye hiçbir hakkı yoktur. Biz toplum olarak yaşadıklarımızdan ders almalıyız. Bu uygulama, tabiri caizse bize sopa göstermektir. İlgili mercilerin yaptıkları hatayı görüp gerekli tedbirleri almalarını bekliyoruz."

Devamını Oku

İş arayan vatandaşın işini kapmış kaç 'kaçak işçi' var?

2 Aralık 2003

Türk vatandaşları ekmek parası kazanmak için gurbet ellerinde çile doldururlarken, ülkemizdeki kaçak işçi sayısının BİR MİLYONA yaklaştığını Hak-İş'in hazırladığı çalışma raporundan öğreniyoruz!Bu kaçak işçilerin geldikleri ülke listesini gördünüz mü? Kuzey Kore (Alo?!), Filipinler, Nijerya, Afganistan, Pakistan, Irak ve bazı Afrika ülkeleri! Bakıyorum liste eksik! Ben ve benim gibi birçok vatandaşın bildiği ülkeler sıralamaya girmemişler. Hangileri bunlar? Moldova, Letonya, Rusya, Azerbeycan vs. Bunların çalışma konuları Hak-İş'in listesindekilerden çok başka. Çalışma raporunun belirttiğine göre ilk grup işçi genellikle inşaatlarda ve yasa dışı işlerde çalışıyorlarmış. İkinci grup ise çocuk bakıcılığı, aşçılık, hemşirelik, temizlik hizmetleri, dansözlük, garsonluk ve benzeri gibi işlerde çalışıyorlar.Bu duruma hükümet ne zaman "DUR" diyecek?Turistik vize ile ülkemize gelip, işe girip, kayıtsız, masa altı ödemelerle vergiden muaf maaş dağıtımları ne zaman son bulacak? Bizim bu durumu kaldıracak ekonomik gücümüz mü var? İlk önce kendi vatandaşımızı düşünmek zorunda değil miyiz?Bu gibi yasal olmayan işler nasıl kontrol altına alınabilinir?İlk önce hudut giriş kapılarında. Sonra iş yerlerinde. Kaçak işçi çalıştıran iş yerlerinin çok yüksek para cezalarına çarptırılmalarıyla.Emniyet güçlerimizle bu kişilerin herhangi bir sorundan dolayı karşılaşmalarıyla."Pasaportunu göster. Hangi tarihte ülkeye girdin? Bu zaman zarfında nasıl geçindin? Hangi bankada, kaç paran var? Sana kefil olanlar kimlerdir vs...Dış ülkelerde ne yapıyorlar biliyor musunuz, örneğin ABD'de, ticari bir gemi ile limana gelip, gezmeye çıkıp kaybolanlar için gemi sahibine 15 bin dolar ceza kesiliyor. Şayet kaçak kişi bulunursa, ülkeye iadesi için o eyaletten, kaçağın hükümetine 5 bin dolar (Yol, yeme-içme parası gibi masraflar karşılığı) fatura çıkartılıyor. Bu önlemler kaçak işçiler tarafından da biliniyor ve kaçak işçi gerçeğini tam olarak önleyemiyorsa da hiç olmazsa ülkelere kaçak girişler kontrol altında tutuluyor. İçişleri Bakanlığımıza sorumluluk düştüğünü zannediyorum, tedbir almalarını bekliyorum.Ülkemizde ise muhtaç, çok zor bir yaşam mücadelesi vermek zorunda bırakılan yüz binlerce vatandaşımız vardır.Hak-İş'in çalışma raporunda belirtilen kaçak işçiler, bu ülkeye ellerini kollarını rahat rahat sallayarak giremeselerdi, yasalara uymayan patronlar yoğun kontroller neticesi tespit edilip, cezaya çarptırılsalardı, bu kadar insanımız mağdur olur muydu?Bir ülkeye kaçak işçi sızması, o ülkenin gelişmişliğine mi işarettir, yoksa yasalarının laçkalığına mı?Yetkililerin bu konuya derhal eğilmeleri gerektiğini, tespiti çok zor olmaması gereken kaçak işçilerin iş yerinden ve (gelişmiş ülkelerin yaptığı gibi) ülkeden uzaklaştırılarak, aynı işlerin kesinlikle Türk vatandaşlarına sunulmasının şart olduğunu düşünüyorum.Türk kimliği almak için 'usulen' yapılan evlilik başvuruları da belki araştırılmalıdır. Gelişmiş ülkelerde evlilik sonrası 'takip' çok uzatılmış, eşlerin bu anlaşmayı gerçekten mi yoksa usulen mi yaptıklarını tespit eden testler geliştirilmiştir. Bu tip testler, İçişleri Bakanlığımızın bir talebi ile getirtilip, ülkemizde de uygulamaya koyulabilir.Burada en önemli kayıplardan birisi de maaş ödemeleri kayıt dışı kaldığı için elde edilemeyen 'vergi' gelirleridir.Vergisini ödeyen Türk işçisi bu durumda hem haksız rekabete maruz kalmakta, hem de başkaları ödemezken devlete vergisini ödemektedir. Bunun kadar moral bozucu bir durum olabilir mi?Sayın İçişleri Bakanımızı göreve davet ediyoruz! Eğer bu konuda çeşitli tedbirler alınıyorsa, öğrenmek istiyoruz!

Devamını Oku

Bakın damlaya damlaya nasıl göl oluyor!

1 Aralık 2003

Deniz Arman in geçen gün köşesine aldığı "Sıfatı 'İslami' olan bir radyonun yayınından" başlıklı yazısına değinmek istiyorum.Gerçekten benzer yayınları ben de dinlemiş ve her zamanki gibi şaşırıp kalmıştım. "Her zamanki gibi" diyorum çünkü, bakınız televizyon programlarına, okuyunuz köşe yazılarını, nerede bir dini 'soru-cevap' durumuyla karşılaşsanız, şaşmaz bir biçimde aşağıdaki soru ve cevaplarla karşılaşıyoruz:"T-shirt'ümün önünde resim varsa, namaz kılabilir miyim?""Namaz kılarken duvardaki resmi, çivisinden çıkarmalı mıyım?""Tırnaklarım ojeliyse abdestim kabul olmaz mı?""Erkek bir Müslüman olarak altın takabilir miyim?""Acaba dişimdeki dolgu abdestime mani olur mu?""Müslüman olarak kolonya sürebilir miyim?"Utanıyorum daha fazlasını sıralamaya ancak, bizim kadar İslâm dinini şekilsel değerlendiren bir toplum var mı diye de merak ediyorum. Bakınız Deniz Arman radyoda hangi sözleri dinliyor."Amcasının oğluna bayram tebriğinde bulunan bir hanım kardeşimizin bu tebriği amcaoğlunun nefsini uyandırırca bunun günahı kime ait olacak?"Bence bunlar cehaletten de öte bir durum yaratıyor. Böyle soruların sorulması, eğitim eksikliği olsa bile, insanın doğuştan sahip olması gereken akıl ve fikir ile vicdan muhasebesi cetvellerinin eksikliğini de gösteriyor.Nefisler uyanırsa, bunda suç kimdeymiş! Erkek radyo konuşmacısına göre, tercihen hanım kardeşimizde! Yani?Olmaz olaydı. Ez gitsin karıncayı! Neden? Eeee, nefsini uyandırıyor, görmüyor musun? Kör müsün? Onda kabahat yok! Amcaoğlu'nun nefsi çok güçlü. Takılmış bir yerlere bir şeyler! Ne yapsın zavallıcık?O zaman ne kaldı? Ez karıncayı! Başka çare düşünülemiyor! Nefsi köreltmek zor zanaat doğrusu. Aynı aklı kullanmanın zorluğu gibi!Veriniz elinizi, değerli Başbakan Yardımcısı Sayın Abdullatif Şener'le yapılan röportajımızı okuyalım!"Görücü usulü ile mi evlendiniz?""Tanıdıklarımızın akrabası...""O dönem başı açıkmış?""Evet. Nişanlandığımızda bu konuları hiç konuşmadık. Bir gün 'Kıyafetim ne olacak?' dedi. 'Erkek modasını bile bilmiyorum, bayanı hiç anlamam' dedim. 'Başımı örtmek istiyorum' dedi. Aslında yadırgadım. Çünkü o zamanlar kayınvalidemin başı örtülü değildi. 'Evliliğidindar bir atmosfere girmek için arzuladığını' söyledi..."Daha fazla okumak istemiyor canım! Ne biçim sözler bunlar? Ne biçim ifadeler? "Kıyafetim ne olacak?" Soruya bakınız! Sayın Şener de ısrar ediyor "Ben anlamam, karışmam..." Yetmez. Israr çok güçlü. Yukanda Deniz Arman'ın işaret ettiği radyo programcılığı yapan zatın görüşlerinden ne kadar farklı bu ısrar? Evliliği 'dindar atmosfere girmek için arzulamak' da ne demektir? Evli olmayanlar 'dindar atmosfere uzaklar mı' demeye getiriliyor? Ne demek 'dindar atmosfer'? Allah'ın böyle bir emri mi var Kur'an'da? Dindar atmosfer 'içi' ve dindar atmosfer 'dışı' gibi durumlar mı var?Yukarıda Sayın Abdullatif Şener Bey'in ifadelerinde çok yalın bir biçimde eşinin dini esasları göz göre göre nasıl kolaylıkla çarpıttığını izliyoruz. Sonra bu çarpıtılmış esaslar, temel esas haline gelip, kabul görüp, ayrımcılığı yaratmaz mı? Yaratmıyor mu?Bizlerin dürüst, namuslu, samimi, Allah'a bağlı, çalmadan, çırpmadan, hak yemeden, O'nun istediği yolda yürümeye çalışmamız yetmiyor mu? Allah'ın kendi mini-minnacık beyinsel değerlendirmelerimizle yarattığınız 'dindar atmosferlerimize' mi ihtiyacı var?En başta yanlış düşüncede ve sonra özellikle yanlış konuşmada çok dikkatli olunması gerektiğine inanıyorum! Damlaya, damlaya göl oluyor!

Devamını Oku