Kocaeli Endüstri Meslek Lisesi'nin sorunları

24 Ekim 2003

Hatırlarsanız geçenlerde Kocaeli Endüstri Meslek Lisesi'nde (KEML) okuyan MSG Projesi kapsamındaki öğrencilerin dertlerini köşemize almıştık. Sınıfların çok kalabalık olduğundan bahsediliyor, ders programlarını hafta sonu uygulamaları gerektiğini üzülerek bildiriyorlardı. Bunların gerekçesi olarak da KEML ile Milli Eğitim Bakanlığı arasındaki anlaşmanın uygulanamamış olduğu tahmini yürütülüyordu. Kocaeli Anadolu Teknik-Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi Müdür Sayın Ahmet Taşkın'dan aldığımız mesajı da özetleyerek sizlerle paylaşmak istiyorum: "Sorunlar yazınızda belirtildiği gibi sadece maddi destekten kaynaklanmıyor. Biz okul olarak, Meslek Yüksek Okulu öğrencilerimizi geçen yıl okuttuğumuz gibi bu yıl da okuturuz. Üstelik cumartesi-pazar günleri yapılan eğitimde de elektrik- su kullanacak, kaloriferleri yakacağız. Konuyla ilgili asıl problem okulumuzun Kocaeli ilinde merkez okul olması ve bu nedenle yoğun öğrenci talebi. Sayılarıyla 4600'e yaklaşan yoğun öğrenciyle kapasitemizin çok üstünde hizmet vermekteyiz.4600 öğrenci varBu yıl, öğretim yılı başında çevre ve veli baskısı nedeniyle beş ek sınıf açılmıştır. Akşam 18.30'a kadar eğitim devam etmektedir. Bu saatten sonra Meslek Yüksek Okulu öğrencilerini derse alsak gece saat 24.00'e kadar eğitim yapmamız gerekir. Bu da ne öğretmenlerimiz ne de öğrencilerimiz için mümkün değildir. Sınıflar belirtildiği gibi 120 kişilik değil 40 kişiliktir. İlk hafta 09.30'da başlayan ders saatleri ikinci haftadan itibaren 08.30'a geçmiştir. Nedeni de öğrencilerin hangi sınıfta ders yapacakları o gün belli olduğu içindir. Dersler hafta sonu saatinde başlamaktadır. Öğrencilerimizin programlarla ilgili sıkıntılar yaşadıkları yazıdan anlaşılmaktadır. Bizler sadece eğitim-öğretim veriyoruz. Öğrencilerin diğer tüm işlemleri ve özlük hakları kayıt yaptırdıkları okul olan Meslek Yüksek Okulu (MYO) tarafından düzenlenmektedir. Bu sorunları MYO ile çözmeleri gerekmektedir. Endüstri Meslek Lisesi olarak bizler karışamayız. Orta dereceli okulların sıkıntıları bilinmektedir. Memur, hizmetli görevli bulunmamasından, ödenek yetersizliğine kadar yoğun problemlerimizin olduğu inkâr edilemez. Kocaeli Endüstri Meslek Lisesi ile Meslek Yüksek Okulu öğrencilerinin toplam sayısı 4600'ü bulmaktadır. Bu kısıtlı imkânlar içinde Meslek Yüksek Okulu öğrencilerimiz daha iyi eğitim yapsınlar diye atölyelerimizi açıp, kendi öğrencilerimizin malzemelerinden kısıntı yaparak MSG öğrencilerimize meslek eğitimi veriyoruz. Ve bu eğitimi ancak cumartesi - pazar günleri verebiliyoruz. İleride, imkânlar ölçüsünde, MSG öğrencilerinin okulumuzdaki eğitimlerini hafta içerisine dağıtabiliriz." Sayın Taşkın'a cevabından dolayı teşekkür ediyorum. Her ne kadar mesajında, "sorunlar sadece maddi destekten kaynaklanmıyor" diyorsa da konu genellikle maddi olanaksızlıkların yol açtığı dertlere işaret ediyor. MSG Projesi'nde okuyan öğrencilerin kendi kurumlan olsa, bu kurumlarda yeterli araç gereçleri sadece kendileri kullanıp paylaşmak zorunda kalmasalar, yeterli eğitim kadrolarını besleyebilecek maddi kaynaklar olsa, öğrenciler sabah 08.30 ile 17.00 arası, hafta içi günlerinde eğitimleri görüp hafta sonları dinlenip derslerini çalışabilseler tabii ki çok güzel olurdu. Sınıflar 40 değil 22'şer öğrenci barındırsa, daha da güzel olurdu. Böyle bir Türkiye'nin özlemi içinde yaşayıp duruyoruz.Akşam dersleriABD üniversitelerinde akşam dersleri 18.00 ile 22.00 arasında yapılmaktadır. Çok da başarılıdırlar çünkü bir taraftan çalışıp diğer taraftan eğitim gören öğrencilerin işine bu gelmektedir. (Bir diğer hoş tarafı da bu saat diliminde üniversitenin otoparkı nispeten boş olmaktadır!) Ben derim ki öğrencilerimizin bu zor günlerini düşünmeden, har vurup harman savuran ve bu gençlerimiz o günlerde ilk okuldayken sayısız yolsuzluk ve hırsızlıkları işleyip, bu çocuklarımızın bugünlerini çalıp çarçur eden siyasilerimizi Allah'ın en uygun biçimde cezalandırmasını rica ediyorum. Ama bu cezalandırmayı öbür tarafta değil, bu tarafta, gözlerim açıkken görmek istediğimi de sözlerime ekliyorum. Siz ve çok değerli öğretmenlerimize saygı ve şükranlarımızı iletmek istiyorum.

Devamını Oku

"Güzeller güzeli İstanbul gel öpeyim gerdanından!"

23 Ekim 2003

ABD'de yaşarken, sözleri Sezen Aksu'ya ait, Levent Yüksel'in seslendirdiği yukarıdaki şarkıyı kaç kez tek başıma, otomobilimi çektiğim bir manzara karşısında kasetimde üst üste, gözlerim yaşlı dinlemişimdir? Ülke dışında yaşayıp da bu eserden etkilenmeyen bir tek Türk olduğuna inanmam.Neden, bizler böyleyiz? Bakarım bir Yunanlı'ya, İtalyan'a, Alman asıllıya hiç de benim gibi duygulara kapılmazlar. Yunan gününde üç sirtaki, İtalyan'dan bir iki canzone, Alman'dan tek bir umpa umpa ve olay kapanır biter. Bizde durum öyle mi ya? Yetmez, bize yetmez!Neden? Çünkü bu kent ebruli. Çünkü bu kent hercai! Çünkü bizim ruhsal yapımıza çok uyuyor! Basit bir görüntü, romantik duygusallığımız yüzünden yalınlığın üzerine bile katmanlar eklenerek muhteşem bir konçertoya dönüşüyor."Bak bozuyorlar"Örnek vereyim! Geçen gün yolum düştü. Bebek'ten Kapalıçarşı'ya gittim. Nuruosmaniye Kapısı'ndan giriyorum. Sol duvara iki işçi tahta üzerinde bir işlem yapmakla meşgul. Baktım üç beş kişi durmuşlar, birisinin çekmekte olduğu mavi bir tespih, duvarcı ustalarını seyredip duruyorlar. Ben de arkalarında durdum. Birisi arkadaşına seslendi:"Yahu şu duvarı da çekiçleyip duruyorlar. Bak nasıl bozuyorlar!""Bizim derdimiz ne biliyon mu? Tarihe saygımız yok, tarihe!"Duvara ustalarının bir elinde demir çubuk, diğerinde beton için çekiç, eski bir taşın üzerini levha levha kırıyorlar."Afedersiniz. Bakar mısınız? Neden kırıyorsunuz efendim?""Aaaa Ayşe Abla merhaba! Ablacığım. Bu taş çürümüş. Bak biz çürük yerleri doldurduk (orta kısmı gösteriyor, dikkatli bakınca doğru söylediği anlaşılıyor). Şimdi etrafta kalan yüksek yanları aynı seviyeye indiriyoruz.""Anladım. Kolay gelsin ama gözünüzde gözlük olsa emniyetli olur, küçük parçalar kaçmasın gözlerinize?""Allah korur be Ayşe Abla! Sağol!"Gördüğünüz gibi her Türk vatandaşı son derece ukala. Bu sözler üzerine beşimiz de çil yavrusu gibi dağıldık! Böyle bir sahneyi hiçbir gelişmiş ülkede yaşamamazsınız. Bunun bir kıymeti vardır ve bilinmelidir.Kapalıçarşı'nın asırlar öncesinden gelen çok renkli ve mistik bir dokusu var. O atmosferin içinde, başka bir boyuta geçebiliyor insan. Işıl ışıl bir vitrinde, sıra sıra altın bilezikler, firuze ve mercan taşlı kolyelerin arkasında "dekor olarak" bir Meryem Ana ikonasıkonulmuş. Bu olgu çok kıymetlidir. Takdir edilmelidir.Karaköy'den tünele binmek için bir jeton alıyorsunuz. O kadar küçük bir jeton ki, artık bu ebatta tedavülde olan bu kadar küçük jeton olduğunu sanmıyorum. Duvardaki çiniler muhteşem. Gelgelelim, tünel vagonun içi aynı 40 sene önce bindiğim gibi. Duvarlarının boyanmaya, yerlerinin süpürülmeye ihtiyacı var gene. Ve gene şaşmaz bir biçimde, binen yolculardan birisinin elinde ısırılmaktan yarım kalmış taze bir simit.Emektar tramvayYolcu ayakta ve ısırarak yolculuğuna devam ediyor. Beyoğlu Tünel'e çıkınca, karşınızdaki narmanlı kapılarından giriyorsunuz. Sanki Milano'dasınız! Saksılardaki yapraklar, oymalı demir döküm masa ve sandalyeler. Ancak bir farkla. Salatanızı yerken ayağınızın dibinde durması yetmeyen, pençesini ikide bir Haluk'un pantolonuna takarak, "Bana da ver" diye yalvaran yeşil gözlü tekir kediler!Belki 50 yıl sonra bindiğimiz emektar tramvayda ayaktasınız. Aynı acil fren, unuttuğunuzu sandığınız ama derhal hatırladığınız ani sarsılma, vatmanın çan çanları. Tek fark ne? Eski vatmanlar daha melodik çan çalarlardı.Daha iki adım attım koca İstanbul'da ve size ebrulileri, hercaileri gösterdim. Gel de sevme şimdi bu kenti.Daha nereleri var, nereleri! Gidin öpün gerdanından!

Devamını Oku

Kocaeli Endüstri Meslek Lisesi'nden bir şikâyet var!

22 Ekim 2003

Kocaeli Üniversitesi Endüstri Meslek Lisesi MSG Projesi öğrencileriyle ilgili mesajı köşemize alıyoruz."Bizler MSG Projesi'nden yararlanarak ÖSYM tarafından bu projenin yerleştirmiş olduğu ilk öğrencileriz. Kocaeli Endüstri Meslek Lisesi'nde ikinci öğretim olarak öğrenim görmekteyiz.Geçirdiğimiz ilk ders yılında sayısal sınıflar 120 kişilikti ve ders kalitesi açısından verimli değildi. 2003 / 2004 öğretim yılında güz yarıyıl derslerimizin tamamı, hafta sonuna saat 08.30 ile 18.35 arasına yerleştirilmiş. 120 kişilik sınıflarda ders kalitesinin düşük olacağına inanıyoruz.İlk 2 ders işlenmiyorDers programıyla ilgili itirazımızı Kocaeli Endüstri Meslek Lisesi Müdürlüğü'ne yapük ve aldığımız cevapta, MSG Projesi ile üniversite ve Milli Eğitim arasında yapılan maddi destek anlaşmasında üniversitenin gerekli yükümlülüklerini yerine getirmediğinden, programın hafta sonuna alındığını ve 2003 / 2004'te bahar döneminde de aynı olacağı açıklandı.Yine de dersimize vaktinde gidiyoruz fakat kapıda bekletilip ancak saat 09.30'da derse başlatılıyoruz. Dolayısıyla ilk 2 ders işlenemiyor.Hazırlanan ders programı hakkında bize bilgi verilmemesi, öğrenci evlerinde ve yurtlarda kalan öğrencileri sadece hafta sonu için aylık 150 ile 300 milyon arasındaki senetleri ödeme durumunda bırakmıştır.Türkiye'deki mesleki eğitim kalitesinin yükselmesine yönelik yapılan bu projede biz öğrenciler, bu ders programlarıyla hem sıkıştırılmış bir öğrenim görmekteyiz hem de ilk olmanın acı tecrübelerini yaşamaktayız. Yararlı iş gücü hayallerimizin gerçekleşmeyeceğini, alacağımız diplomanın hakkını veremeyeceğimizi düşünüyoruz.Yapılan ders programının yanlış olduğuna inanıyor, düzeltilmesini istiyoruz. Köşenizde bizim sorunlarımızı yansıtmanızı rica ediyoruz. Saygılarımızla."Şimdi Milli Eğitim ile Kocaeli Üniversitesi arasında yapılan maddi destek anlaşmasında üniversitenin yükümlülüğünü yerine getirmemiş olmasının cezasını bu öğrencilerimiz mi çekmelidir?Bir sömestrelik ders programını haftanın belirli gününe yaymak yerine hafta sonuna sıkıştırmak sonucu o öğrencilerin bilgi birikimi nasıl verimli olabilir? Hele hele hangi sebepten anlamış değilim, sabah saat 09.30'a kadar bina kapısının kilitli olması ve öğrencilerin programlarında öngörülen dersleri alamamaları...Açıklama bekliyoruzOlacak şey değil. Çok rica ediyoruz, bu öğrencilerin sesine yetkililer kulak verip, sorunlarına çare bulsunlar.Nüfus arttıkça, öğretim kurumları arttıkça ama kabul edilenlerin sayıları aynı kaldıkça, Türkiyemiz nereye gidebilir? Haydi 200 bin öğrencimizi içeri alıp 1 milyon 300 bin öğrenciyi kapının dışında bıraktınız, bari aldıklarınızı kapı dışında bırakmayınız! Sorumluluğu almasına rağmen sabahları uyanamayanlara bu ders veya derslikleri teslim etmeyiniz.Yetkililerden açıklama ve çare bekliyoruz.Dikkat... Dikkat...11 Eylül'ün nedenleri CNN'deBu akşam saat 22.00 sıralarında CNN International'da çok önemli bir belgesel ekrana gelecek. İki Pulitzer ödüllü gazeteci Friedman'ın 11 Eylül'ün sebeplerini Amerikan halkına anlatmaya çalıştığı bir program. Gönlüm ister ki, CNN Türk de bunu aynı anda yayınlasın ve Türkçe çevirisini bize versin. İmkanı olanlar kaçırmasınlar çünkü sanırım çarpıcı gerçeklere parmak basılacak. A. Ö.

Devamını Oku

Tekfen'in 3 altın delikanlısı!

21 Ekim 2003

"Bu arsayı 1963'te almıştık" diye söze başladı Feyyaz Berker. "Yaşlarımız 80'e dayandığında açabiliyoruz" diye imalı konuşan Nihat Gökyiğit, Tekfen Tower'ın açılışına gelen davetlileri gülmekten kırdı geçirdi.Geçen akşam, yeni inşa edilmiş, 26 katlı, 17 asansör ve 2 yürüyen merdivenli Maslak'taki Tekfen Tower'ın açılışındaydım. Hükümet yetkilileri tarafından saten kırmızı kurdalelerin altın makaslarla kesilmediği nezih bir davetti.Nihat Gökyiğit, Feyyaz Berker ve Necati Akçağlar adındaki üç delikanlı, davetlileri bizzat karşıladılar. Üçünün de yüzünde güller açıyor, gözleri ışıl ışıl parlıyordu. Bu noktaya gelinceye kadar neler çektiklerini, hangi başarıları kaç uykusuz gecelerden sonra yakaladıklarını en iyi onlar biliyorlardı. Kim bilir kaç kez havlu atmayı düşünmüşler ama birbirlerinde dayanma gücünü bulmuşlar ve tüm olumsuzlukları bu açılışta unutmuşlardı.Türk iş âleminde tek ve tek egemen patron imajını bu üç delikanlı yıkmıştır! Örnek bir ekip çalışmasının en güzel tablosunu çizmişlerdir.Her zaman centilmen, her zaman şık, her zaman düşünceli bu üç delikanlı, ampul imalatıyla işe başlamışlar sonra gübre, inşaat, bankacılık gibi bir çok sektöre el atarak başarıdan başarıya koşmuşlardır.En güzel yönleri neydi biliyor musunuz? Birbirleri üzerine espri yapabiliyor, kendilerine gülebiliyorlardı.Feyyaz Berker, serüvenlerini anlatan hoş bir açılış konuşmasından sonra sözü Necati Akcağlar'a bıraktı ama biraz sonra Nihat Gökyiğit ve Feyyaz Berker el ele verip Necati Bey'i mikrofondan uzaklaştırdılar. Durum inanılmaz komik mertebelere eriştiğinden tüm davetliler gülmekten ve alkışlamaktan bitap düştüler!Tekfen Tower, çok etkileyici bir mimaride inşa edilmiş. Koyu renk cilalı mermerlerin kullanıldığı kaplamalar ciddi bir iş yeri görünümü yaratıyor.inşaatın statik mimarıyla yaptığım konuşmada, deprem için binanın raylar üzerine konulup konulmadığını sordum. Alt yapı çok kuvvetli olduğu için ray sistemine ihtiyaç duyulmadığını belirtti.Alt kattaki salona inerek Tekfen Filarmoni Orkestrası nın Şef Prof. Saim Akçıl'ın idaresinde muhteşem konserini dinledik. "Hazar Denizi'nden Arnavutluk'a uzanan ülke halklarının yetenekli sanatçılarından" oluşmuş orkestra elemanları bizlere sihirli dakikalar yaşattılar.Feyyaz Berker, Nihat Gökyiğit ve Necati Akçağlar beyleri tekrar tebrik ediyor, yanaklarından öpüyor ve Tekfen Tower'ın çalışanlarına verimli ve başanlı iş günleri diliyorum.Dikkat... Dikkat...Çocukluğunuzu tekrar yaşayın!Geçenlerde en yakın arkadaşımın 6 yaşındaki torunu için bir hediye almak gayesiyle Toys "R" Us adlı oyuncak mağazasına girdim, 30 dakikadan önce çıkamadım! Ben böyle yaratıcı hediye mağazası görmedim. Her kutuyu, her oyuncağı inceledim. Hele bebekler, hele küçük kadife köpekler... İnanamazsınız! Pahalı olmayan küçük oyuncaklar da var. Çocukluğunu elden bırakmamışlar ayda bir buraya girmeli ve kimse görmeden küçükken kaçırdığı heyecanlan yakalamalı. A.Ö.Dikkat... Dikkat...TCDD'den şikâyet varBanliyö trenlerimiz hakkında asayiş, pislik, kırık camlar, yırtık koltuklarla ilgili çok şikâyet var. TCDD yetkilileri vagonlar, asayiş ve temizlikle ilgili bu sorunların nedenini belirtirlerse seviniriz. A.Ö.

Devamını Oku

Atatürk'ü takdir eden kaç Müslüman hanım var?

19 Ekim 2003

Bugün pek alışık olmadığım sularda gezmek mecburiyetindeyim. Hata yaparsam beni affetmenizi rica ediyorum. Yıllardır üniversitelerimizde yaşadığımız türban sorunu konusuna yaklaşmak istiyorum. Yeni Diyanet İşleri Başkanımız Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, "Bugün yaşanan türban sorunu din ile alakalı değildir" diyor.Aynı soruna Fransa'da rastlandığını görüyoruz. Fransa'da 5 milyon Müslüman yaşıyormuş. Bu kişilerin çocuklarını gönderebilecekleri sadece 2 tane Müslüman okulu varmış. Fransız yasalarına göre kamu alanlarında KİŞİNİN DİNİNİ belli edecek görüntü vermek yasak olduğundan, Müslüman inancına geçmiş iki kız kardeşin okula kabul edilmeyerek yaşadıkları soruna dikkatinizi çekmek istiyorum. Ama bu kardeşlerin durumu çok ilginç. Anlatayım."Bu benim inancım"Anne Hıristiyan, baba Musevi ve bu iki kız kardeş İslamiyet'i seçtikleri için başlarını örtmüşler ve okulun yolunu tutmuşlar. Gelgelelim, yasalar gereği başları örtülü bir biçimde eğitim almaları mümkün değil! Kız kardeşlerin görüntüleri arkadan çekilmiş, anne-babanın görüntüleri de ekrana gelmiyor."Benim inancım, ne karışıyorsunuz" cümlesiyle müdafa edilen bu başlangıcın Burgazada'daki orman yangını misali, nerelere uzanacağını düşünmekten bile çekiniyorum. Vatikan'a pantolonla gittiğimde beni içeri almadıklarını hatırlıyorum. Yasaları böyleymiş. İkinci gidişimde elbisemi giymiştim. Benzer bir şekilde Washington'da, Temsilciler Meclisi'ndeki toplantılarda hanımlar etek-ceketten oluşan tayyör giymemişlerse salona bile alınmıyorlar. Girmişlerse, güvenlik görevlileri tarafından çıkartılıyorlar!Bazı gelenekçi erkek Müslümanlara gelmek istiyorum. Bazılan boyunbağı veya kravat takmıyorlar. Takmamanın da bir "İslam duruşu" olduğu iddiasındalar (Yüce Allah buna ne der dersiniz?).Ama Meclis'e bakınız! Çağdaşlığı tam göbekten yakalamış, uymuş, bir İtalyan erkeği kadar bakımlı ve şık görüntüdeler. Milletvekillerimiz bu görüntüde olmayıp, örneğin Sayın Dilipak gibi giyinseydi, Meclis'e o şekilde girebilir miydi? Bir de Bush'un katıldığı Filipin Parlamentosu'nün görüntülerine dikkat edin. Milletvekillerinin hepsi organze bir beyaz gömlek giymiş ve bir tek ABD Başkanı kravatlı. Filipinler'de Müslüman da var Hıristiyan da. Yasaları böyle işte.Ahhh bacılarım, ahhh! Allah sizin kıllarınızla mı uğraşır sanırsınız? "Ziynetlerinizi örtün" dediğinde, çarpık erkek düşüncesine kapılarak göğüslerinizin mi kastedildiği heyecanına kapılıp kamu alanında da bu görüşe sarılırsınız? İki metre kumaşı başına örtenlerin cennete, örtmeyenlerin cehenneme gideceği martavalına cidden inanır mısınız? Yüce Yaradan'ın elindeki binbir değişik cetvelden hiç mi haberiniz yoktur? "Aklınızı işletin" dediğinde, sizce ne kastedilmektedir?En akıllı, beyni en gelişmiş, yetenekli, düşünceli, anlayışlı varlık olduğuna en ufak şüphem olmayan kadın bu istikamette ilerleyerek bir kimlik sorununu mu halletmektedir? Neden ve niçin sorularını sormamakta direnmektesiniz?Diğerlerindeki gibiKamu alanı dışında hiç bir tehdit veya sınırlama yaşanmayan bu ülkede, diğer tüm değişik inançlı ülkelerde olduğu gibi kamu alanlarında sınırlamalar varsa bunu kabul edip uymak mantığı dururken neden bile bile ısrar içine girer, koşturmanızın önüne duvar örersiniz?Mustafa Kemal'in aydınlattığı çağdaş yoldan gitmek isteyip de sosyal devrimini yapamamış ülke halklarının tehdit ve kısıtlama duygularını yaşamamışlar olarak yanlış yere yanlış şeyleri takdir ediyorsunuz demek istiyorum. Allah'ın kalbinizi bu konuda ışık, bilgi, takdir, minnet ve duyguyla doldurması için durmadan dua ediyorum. Korkarım, kadınların bu iki metre kumaşı dünyanın başına daha büyük işler açacak. Korkarım!

Devamını Oku

TRT, İngiltere maçının bazı görüntülerini satmamalıydı

18 Ekim 2003

Meşhur İngiltere-Türkiye milli maçına geri dönmek istiyorum. Bildiğiniz gibi bu maçın çekim ve yayın hakları TRT'ye aitti. Sahada bir tek onun kameralan ve ekibi vardı. Çekilen görüntüler TRT vasıtasıyla tüm dünyaya yayıldı. Ellerine sağlık. Şimdi sahadaki olaylar bir kenara, bir de meşhur koridordaki kavga görüntüleri vardı ki, bunlar hakkında bir görüş bildirmek istiyorum. Anladığım kadarıyla sahadaki görüntüler, itişip, kakışmalar dahil Türkiye'de ve tüm dünyada yayınlandı. Koridorlardaki görüntüler konusuna gelmeme müsaade ediniz! O TRT ki, yıllarca çok kalabalık DENETLEME KURULU üyeleri sayesinde "Türk ahlâk ve aile değerlerine aykırı" gerekçeleriyle neleri bir çizgide parçaladı geçti, neleri sildi düşüncesizce fırlattı, bu maçın koridor görüntüleri konusunda bakınız ne yaptı. Koridor çekimleri gerçekleşmişti. Kim kime tükürmüş, kim kime dalaşmış, kim kime tekme atmış, belli başlı görüntüleri kameraman arkadaşlarım ustalıkla yakalamışlar.İlk başında bu görüntüleri ekrana getirmedi TRT yetkilileri. Oturup bir danıştılar kendi aralarında sanırım. Sonra, ertesi gün bu görüntüleri tüm dünya televizyonlarına ve Türk kanallarına satmaya başladılar. Bu ticaretten TRT'nin kasasına kaç kuruş girdi, bilemeyiz. Ama bildiğim bir şey var ve bunu da sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu görüntüleri satın alan İngiliz televizyon kanalları, çirkin ve yakışıksız koridor görüntülerini defalarca, üst üste ekranlarına getirmeye başladılar. Hınç ve kızgınlık, İngiliz kamuoyunda arttıkça arttı. Neticede İngiliz Spor Bakanı ekrana geldi ve dedi ki: "Bu çirkin ve ahlâk dışı görüntüleri izleyen çocuklarımız, hareketi kim yapmış olursa olsun, bunları örnek alarak ertesi gün okullarına gittiklerinde aynı çirkinlikteki kavgaları kendi aralarında yapmaya başlamışlardır. Çocuklarımız için durum son derece sakıncalı ve tehlikelidir..." Buyrunuz efendim! TRT, yıllardır "altın makası" nı cırt cırt kullana kullana kendi vatandaşlarına kısıntıları çekinmeden getirmiş ama ortada maddi menfaatler olunca koskocaman TRT logosunu tam ortaya yerleştirerek bizleri çok küçük düşüren, çocuklara yanlış örnek teşkil eden görüntüleri hiç ama hiç düşünmeden dünya kamuoyuna SATMAKTA bir sakınca görmemiştir. Hatalı mı düşünüyorum efendim?

Devamını Oku

AB'de din elden gidiyor mu?

17 Ekim 2003

BBC World kanalının Hard Talk programında Lyce Doucet ile En Yüksek İngiliz Katolik Lord David Alton konuşuyorlar. Bizim siyasi ve diyanet yetkililerinin, Türk medyasının böylesine acımasız sorularla sıkıştırmamalarına ve devamlı söz kesmemelerine şükretmeleri gerektiğini düşünüyorum. "AB'de laikliğin görülmemiş biçimde yükselen değer olduğunu, batıda özellikle İtalya'da, kiliseye devamlılığın yüzde 15'lere düştüğünü biliyoruz. Sizce 25'inci yılını kutlamakta olan Papa, neden bu kadar başarısız oldu?" "Bizce çok başarılı. Son 15 yıl içinde dünya üzerinde 700 milyon Hıristiyan varken bugün bu rakam 1.6 milyara çıkmış durumda. Miyop gözlerle bakmayın lütfen." "AB ülke halklarının yüzde 20'si, 'din önemini yitirdi' diyorsa?"Aile planlaması"Onlara bakarken kalkınmakta olan ülke halklarının Hıristiyanlığı kabul ediş oranlarını nasıl gözden kaçırıyorsunuz." "Kalkınmakta olan ülkeleri bırakın bir kenara lütfen. Katolik inanç, insanlara ulaşmak için yeni yöntemler keşfetmek zorunda değil mi? Örneğin papazların evlenememesi, prezervatif kullanımının yasaklanması, kürtaj yasağı, küçük çocukların cinsel istismara uğramaları, eşcinsel papazların sorunları! Bu konulara neden kapalıdır Papa ve Vatikan?" "Bin yıllık geleneklerden çabucak vazgeçilmez." "İlk başında papazlar evlenebiliyorlardı. İncil'de papaz evlenemez diye emir yok ki! Ancak ne zaman ki papazlar vazifelerini babadan oğula devredip bu gücü ve mali mülkü aile içinde tutmaya başladılar, o zaman papazların evlenmemesi geleneği başlatıldı. Yani konunun ekonomik olduğu apaçık ortada! Papazların evliliğinin mümkün kılınması gerekmiyor mu?" "Papa kendisinden sonra seçilecek kişinin bunlarla ilgilenmesini istedi. Fakir ve zengin ülkeler konusunda..." "Kiliselerin eski püskü, tozlu dumanlı ortamının pencereleri ne zaman açılabilecek?" "Vatikan konsül üyeleri, fakir ülke sorunlarını konuşuyorlar. Tüm dünyada yılda 40 milyon kürtaj yapılıyor." "Öyle iddialar var ki, kilise ileri gideceğine, merkeziyetçilik ve bürokrasi yüzünden geriliyor deniyor. Papa niçin aile planlaması yöntemlerine karşı? Prezervatif uygulaması, dünyada milyonlarca AİDS hastasının artmasını önleyebilir. Ama Papa bir türlü 'kullanın' demiyor?" "Papa Katoliklere, cinselliğin iki kişi arasında iyi bir şey olduğunu söyledi." "AIDS'ten kırılan Afrika'da prezervatif kullanılmalı mı?" "Uganda'da cinsellikten uzaklaşma, çiftleşmeme yöntemi çok başarılı oldu. AIDS vakaları yüzde 50 düştü. Oysa prezervatif kullanılınca yüzde 15 patlama, yırtılma sonucu HIV bulaşabiliyor." "Nerden çıkarıyorsunuz bu rakamları anlamıyorum?" "Bilimsel dergilerden. Kürtaj konusuna gelince, varolmuş bir hayati yok etmek doğru değildir. Sadece yaşamsal bir tehlikede kürtaj yapılabilir." "Geri çekilip boşalma yöntemini kabul ediyorsunuz da prezervatifi niçin kabul etmiyorsunuz?" "Geri çekilme yöntemi doğallıktır. Kadına yan tesiri yoktur. Masrafı yoktur. Bu konudan ziyade dünya fukaralığını halletmemiz daha doğru olur." "Nüfus artışı, fukaralığın başlıca sebebidir. İnsanlar arttıkça bakımı, eğitimi pahalılaşıyor. Yeni bir konuya girmek istiyorum. Papazların küçük çocuklara cinsel yaklaşımda bulunduklarını biliyoruz. Bu konuyu neden kilimin altına süpürüp duruyorsunuz? Suç değil mi?"Yaşam kutsaldır"Dünyanın her noktasında, çocukları koruma büroları kuruldu. Artık öyle oldu ki papazlar, eğitmeleri gereken küçük çocuklarla hiç konuşamaz hale geldiler. İletişim koptu." "Kadın papazlar konusuna gelelim. İncil'in hiçbir yerinde 'hanımlar papaz olamaz' diye kayıt yok. İsa'nın zamanında kadınla erkek eşit sayılıyordu. Bir de Vatikan'ın tutumuna bakın!" "2000 yıldır hiçbir kadın papaz seçilmemiş. Hindistan'da Teresa Ana hiç papaz olmak istedi mi? Gelenekler yaşatılmalı. Toplantıda eller havaya kalktı diye, durumlar değiştirilemez! Kutsal Ruh bizlere seslenip, düşüncelerimizi değiştirirse, bizler de kabul eder değişiklik yaparız!" "Bizler kürtaj, prezervatif gibi konuları önünüze sürdükçe kızıyor musunuz?" "İnsan yaşamı kutsaldır. Bu değeri yaşatmamız şarttır."

Devamını Oku

Oktay İybar'ın fotoğraf sergisi

16 Ekim 2003

Değeli sanatçımız Demet Akbağ'ın babası Oktay İybar, yıllar önce Tercüman Gazetesi'nde foto muhabiri olarak işe başladığından yurdun her köşesini gezebilmiş ve resmedebilmiş. Dün Beşiktaş Kültür Merkezi'nde Oktay Bey'in fotoğraf sergisine gittim.Siyah beyaz sergide benim en çok etkilendiklerimi sıralamak isterim. Pamukkale'nin Pamukkale'likten çıkmadan önceki tarihlerde çekilmiş fotoğrafları çok güzel. Etraf bakir, nefis havuzlar tertemiz ve berrak. "İyi ki çekmişim bu fotoğrafları. Şimdi gidip bakın, bu görüntüler ne kadar kirli, betonlaşma ne kadar yoğun" diyor Oktay Bey. Rahmetli sanatçı Ayhan Işık'ın portresi önünde dakikalarca durulması gerekiyor. Kendisine neden Kral lakabının takıldığı bu resimde anlaşılıyor. Türkan Şoray, Emel Sayın ve Filiz Akın'ın gençlik portreleri nostaljik duygular yaşatıyor. Yılmaz Erdoğan'ın Vizontele 2'yi yönetirken çekilen bir fotoğrafı var ki, projeye kendisini ne kadar kaptırdığı besbelli.Oktay Bey, portre çalışmalarına ilaveten doğa görüntülerine meraklı olduğundan çok zarif bitki ve su görüntüleri de dikkat çekiyor. Tüm fotoğraflar satılık. Fıyatları da 250-300 milyon TL arası değişiyor. Sergi hafta sonuna kadar acıkmış. Kaçırmayın diyor, Oktay İybar'ı tebrik ediyorum.Sergiden çıkınca sıradaki ilk taksiye bindim. Şoför, arkadaşlarına seslendi: "Bize müsaade, Ayşe Hanım'la çekime gidiyoruz!" Hoş bir sohbet başladı aramızda. Beşiktaş'ın Ihlamur Dere Sokağı'ndan girdik ve arkadaş başladı anlatmaya:"Ayşe Hanım, bilseniz yıllardır her yağmur yağdığında iki tarafımızdaki dükkânları nasıl su basardı. İlk olarak bu sokakta altyapı çalışmaları tamamlandı. İnanın altımızda, içinden kocaman bir otomobilin geçebileceği genişlikte künkler var. Yağmur ve kanalizasyon suları ayrı. Arıtma tesislerinden geçen sular denize dökülüyor. Ben eski Beşiktaşlıyım. İnanır mısınız bu sokağı açınca, altında Bizans devrinden kalma künklerle karşılaştılar.Bakın şu eski belediyelerin muntazam çalışmalarına. Hem de öyle sağlam tuğla duvarlardan yapmışlar ki kırmak isteyen buldozerlere dayandı ve inanır mısınız, kırılmadı."Bu durumda ben de üzerime düşeni söyleyeyim: "Bravo Bizans mimarlarına, bravo İstanbul Büyükşehir Belediye yetkililerine!"Okuyucu mektubu"Sayın Sinan Aygün'den destek bekliyoruz"* İstanbul'da iki tane birlik bulunuyor. Bir tanesi Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği diğeri Madeni Sanatkârlar Birliği. Bunlara bağlı birkaç meslek odası var. Ben, İstanbul Marangozlar Odası üyesiyim, 4 yıl da görev yaptım, Ağaç işleriyle ilgili 14 meslek odası mevcut. Buna ilaveten kahveci, ayakkabıcı, bakkallar, büfeciler, minibüsçüler gibi 160 civarında oda daha bulunuyor. Her odada 5-11 kişilik bir yönetimle 5 kişilik murakıplar görev yapıyor. 11 kişilik yönetim kurulunda 1 başkan, 2 başkan yardımcısıyla 8 de üye yer alıyor. Bu kişilere oturum başı ücret ödenir. 33 senelik oda üyesiyim. Bu odaların bizlere hiç bir katkısı olmadı. Yasalar yeniden düzenlenmeli ve işçilerin de yönetime katkıları sağlanmalıdır. Üyelere bizzat haber verilmiyor, gazete ilanı veriliyor. Kim okuyor ki? Sinan Aygün Bey bu işi halledemez mi? Kredi kartında olduğu gibi bu organizasyonu da çalışır hale getiremez mi? (Adı bende saldı)* Kısaltmak zorunda kaldığım yukarıdaki mesajınızı köşemize alıyor ve Sayın Sinan Aygün'den her zamanki yakın ilgiyi bekliyoruz.

Devamını Oku