"Güzeller güzeli İstanbul gel öpeyim gerdanından!"

ABD'de yaşarken, sözleri Sezen Aksu'ya ait, Levent Yüksel'in seslendirdiği yukarıdaki şarkıyı kaç kez tek başıma, otomobilimi çektiğim bir manzara karşısında kasetimde üst üste, gözlerim yaşlı dinlemişimdir?

Haberin Devamı

ABD'de yaşarken, sözleri Sezen Aksu'ya ait, Levent Yüksel'in seslendirdiği yukarıdaki şarkıyı kaç kez tek başıma, otomobilimi çektiğim bir manzara karşısında kasetimde üst üste, gözlerim yaşlı dinlemişimdir? Ülke dışında yaşayıp da bu eserden etkilenmeyen bir tek Türk olduğuna inanmam.

Neden, bizler böyleyiz? Bakarım bir Yunanlı'ya, İtalyan'a, Alman asıllıya hiç de benim gibi duygulara kapılmazlar. Yunan gününde üç sirtaki, İtalyan'dan bir iki canzone, Alman'dan tek bir umpa umpa ve olay kapanır biter. Bizde durum öyle mi ya? Yetmez, bize yetmez!

Neden? Çünkü bu kent ebruli. Çünkü bu kent hercai! Çünkü bizim ruhsal yapımıza çok uyuyor! Basit bir görüntü, romantik duygusallığımız yüzünden yalınlığın üzerine bile katmanlar eklenerek muhteşem bir konçertoya dönüşüyor.

"Bak bozuyorlar"
Örnek vereyim! Geçen gün yolum düştü. Bebek'ten Kapalıçarşı'ya gittim. Nuruosmaniye Kapısı'ndan giriyorum. Sol duvara iki işçi tahta üzerinde bir işlem yapmakla meşgul. Baktım üç beş kişi durmuşlar, birisinin çekmekte olduğu mavi bir tespih, duvarcı ustalarını seyredip duruyorlar. Ben de arkalarında durdum. Birisi arkadaşına seslendi:

"Yahu şu duvarı da çekiçleyip duruyorlar. Bak nasıl bozuyorlar!"

"Bizim derdimiz ne biliyon mu? Tarihe saygımız yok, tarihe!"

Duvara ustalarının bir elinde demir çubuk, diğerinde beton için çekiç, eski bir taşın üzerini levha levha kırıyorlar.

"Afedersiniz. Bakar mısınız? Neden kırıyorsunuz efendim?"

"Aaaa Ayşe Abla merhaba! Ablacığım. Bu taş çürümüş. Bak biz çürük yerleri doldurduk (orta kısmı gösteriyor, dikkatli bakınca doğru söylediği anlaşılıyor). Şimdi etrafta kalan yüksek yanları aynı seviyeye indiriyoruz."

"Anladım. Kolay gelsin ama gözünüzde gözlük olsa emniyetli olur, küçük parçalar kaçmasın gözlerinize?"

"Allah korur be Ayşe Abla! Sağol!"

Gördüğünüz gibi her Türk vatandaşı son derece ukala. Bu sözler üzerine beşimiz de çil yavrusu gibi dağıldık! Böyle bir sahneyi hiçbir gelişmiş ülkede yaşamamazsınız. Bunun bir kıymeti vardır ve bilinmelidir.

Kapalıçarşı'nın asırlar öncesinden gelen çok renkli ve mistik bir dokusu var. O atmosferin içinde, başka bir boyuta geçebiliyor insan. Işıl ışıl bir vitrinde, sıra sıra altın bilezikler, firuze ve mercan taşlı kolyelerin arkasında "dekor olarak" bir Meryem Ana ikonası
konulmuş. Bu olgu çok kıymetlidir. Takdir edilmelidir.

Karaköy'den tünele binmek için bir jeton alıyorsunuz. O kadar küçük bir jeton ki, artık bu ebatta tedavülde olan bu kadar küçük jeton olduğunu sanmıyorum. Duvardaki çiniler muhteşem. Gelgelelim, tünel vagonun içi aynı 40 sene önce bindiğim gibi. Duvarlarının boyanmaya, yerlerinin süpürülmeye ihtiyacı var gene. Ve gene şaşmaz bir biçimde, binen yolculardan birisinin elinde ısırılmaktan yarım kalmış taze bir simit.

Emektar tramvay
Yolcu ayakta ve ısırarak yolculuğuna devam ediyor. Beyoğlu Tünel'e çıkınca, karşınızdaki narmanlı kapılarından giriyorsunuz. Sanki Milano'dasınız! Saksılardaki yapraklar, oymalı demir döküm masa ve sandalyeler. Ancak bir farkla. Salatanızı yerken ayağınızın dibinde durması yetmeyen, pençesini ikide bir Haluk'un pantolonuna takarak, "Bana da ver" diye yalvaran yeşil gözlü tekir kediler!

Belki 50 yıl sonra bindiğimiz emektar tramvayda ayaktasınız. Aynı acil fren, unuttuğunuzu sandığınız ama derhal hatırladığınız ani sarsılma, vatmanın çan çanları. Tek fark ne? Eski vatmanlar daha melodik çan çalarlardı.

Daha iki adım attım koca İstanbul'da ve size ebrulileri, hercaileri gösterdim. Gel de sevme şimdi bu kenti.

Daha nereleri var, nereleri! Gidin öpün gerdanından!

DİĞER YENİ YAZILAR