Dünyaca ünlü yıldızlar fazla kilolarından kurtulmak için tabii ki bazı tedbirler alıyorlar, "In Touch" dergisinden öğrendiğime göre, aşağıda size bu tedbirlerden bazılarını sıralayacağım ve nasıl yapayanlış olduklarını ispat edeceğim:Oprah Winfrey: "Gece geç saatlarde katiyen bir şey yemem. Sebebi çok basit. Bünye yağları yakmaz ve derhal oramda buramda depolar. Akşam 19.30'dan sonra ağzıma bir tek üzüm bile koymam. Böylelikle kendimi çok iyi hissederim. Uykularım düzenlidir. Kendimi seviyorum."Uzman: Alakası yok! Mide ve sindirim sistemi saatin kaç olduğunu nereden bilecek? Kalori, kaloridir! Kaçta yerseniz yiyiniz! Mühim olan yaktığınızdan daha az kalori almanızdır. Evet, vücut uyurken metabolizma yavaşlar ve daha az kalori yakarsınız ama, akşam yemeğinizi çok fazla tutmamanız yeterlidir.Cameron Diaz: "Yediğinizi derhal yakan bir metabolizmanız varsa, canınız çektiği kadar yeme lüksüne sahipsinizdir. Benim metabolizmam şahane çalışır. Canım ne çekerse çeksin, ister az yerim ister çok. Fark etmiyor."Uzman: Kişilerin metabolizma farkından dolayı kilo alıp verdiğine işaret eden büyük kilo farklılıkları ve bilimsel veriler yok! Metabolizma durumunu kontrol ettirmiş kaç kişi var ki? Kilo alma vücuda giren kalori miktarı ile ilgili bir konu. Metabolizma ile değil! Yaşlandıkça metabolik hareketler yavaşladığından daha az yiyip daha çok hareket etmek gerekmekir. Bu herkes için geçerlidir.Eva Mendes: "Metabolizmanızı harekete geçirmek ve kilo vermek için gıdanızdan karbonhidratları çıkartmanız şarttır. Benim en büyük sorunum büyük bir 'ekmek hayranı' olmam! Ekmek yeme alışkanlığımı kesmek zorunda kaldım."Uzman: Her karbonhidrat aynı değildir. Rafine karbonhidratları kesmek faydalıdır. Kompleks karbonhidratlar ise aldığınız gıdanın yüzde 65'ini teşkil etmelidir. Nelerdir bunlar? Örneğin sebzeler, meyveler, ekmek ve tahıllar. Bunlar vitamin, mineral gibi temel ve çok önemli ihtiyaçlarımızı karşılar.Ashley Judd: "Suyu soğutarak içmemeniz gerekir. Ilık su vücut tarafından daha çabuk ve kolay içselleşir."Uzman: Hiç de değil! Soğuk su, ılık sudan çok daha çabuk içselleşir. Susamışlığı daha çabuk geçirir. Susuzluğu daha mükemmel giderir. Vücudun su ihtiyacından, metabolizma yavaşlar. Soğuk su vücudu da soğuttuğundan, bünye ısınmak için daha çok kalori kaybedecek, dolayısıyla daha çok kilo vereceksiniz.Daryl Hannah: "Sadece sıvı içeren oruçlar çok faydalıdır çünkü zehirli maddeler vücuttan daha çabuk atılır ve kilo verilir. Böylelikle kanınız da temizlenir! Ben iki haftalık bir sıvı orucu tuttum. Sadece sebze suları ve zeytinyağı içtim. Yeşil sebze ve limondan ibaretti. Çok faydasını gördüm."Uzman: Dini veya felsefi sebeplerden dolayı oruç tutmak faydalıdır ancak, yukarıdaki yaklaşımların kilo verdirdiği söylentisi doğru değildir. Verilse bile, kaybedilen kilo fazlasıyla geri alınır.Claudia Schiffer: "Sabahları taze meyve benim kahvaltım için yeterlidir. Öğlene kadar sadece bir meyve yerim. Çok açlık duyarsam domates suyu, siyah üzüm yer, bitkisel çay içerim."Uzman: Meyve size gerekli kaloriyi sağlayamaz. Gününüze başlamak için yeterli enerjiyi de veremeyebilir. Kahvaltıda çok az yerseniz, öğlene yaklaşırken çok acıkabilirsiniz. Kilo vermek isteyenlerin yapacağı en iyi kahvaltı, kalorisi düşük, yağ miktarı az ama çok enerji veren gıdalardan oluşur. Yulaf, kalorisi düşük süt ile hazırlanmış tahıllar, proteini yüksek yumurta, iyi tercihlerdir.Jane Kaczmarek: "Hamile kadınlar, iki kişi için gıda alır. Bence iki misli yemek yiyip kilonuza da dikkat etmemelisiniz. Hamileliğin bir keyifli tarafı da 'canının istediğini yiyebilmektir'. Üç doğum yaptım ve üçünde de 20 kilo almıştım."Uzman: Hamilelikte aşırı kilo almak hanımlarda oburluğa yol açmaktadır. 13-16 ilave kilo almak normaldir. Fazla kalorili yiyecekler kilo aldırır. Bununla kalsa iyi. Daha başka hastalıklara da yol açabilir. Hamilelikte aşırı kilo almak sıhhatli bir gelişme değildir.
Evhamlı dost ve akrabalarınız var mı? Enişte bey'i ele alalım. Ne zaman arasam, aramızda şöyle bir konuşma geçer:"Merhaba Enişte bey! Ben Ayşe! Nasılsınız?""Sorma Ayşe, sorma...""Hayrola yine ne oldu?""Bademciklerimi aldılar.""Bu yaşta!!!""O kadar çok hasta oluyorum ki, aldırmaktan başka çare bulamadım!""Bilmiyordum, geçmiş olsun! Peki ya şimdi nasılsınız?""Boğazımda büyük bir 'boşluk' hissediyorum. Ama sen bana ameliyatı sorsana!""Yaa sahi nasıl geçti ameliyatınız Enişte bey?""Sözde bayılttılar ama her şeyi duydum, HER ŞEYİ!""Nasıl olur ama anestezi!""Anestezi, manestezi! Duydum diyorum sana. Her makas, her bıçak, her cımbız, her törpü hepsini hissettim. Tam bir fekaletti... Allah sana göstermesin!""Çok üzüldüm Enişte bey. Bitmiş gitmiş işte.""Ne bitmesi yahu? Biliyor musun, ameliyattan sonra her gece bana komplo kuruldu? Evet efendim komplo! Bütün doktor ve hastabakıcılar bir olup bana komplo kurdular, inan olsun.""Yemin etmeyin Enişte bey! Olur mu öyle şey? Nereden çıkarıyorsunuz?""Bak ne yaptılar biliyor musun? Her akşam bana bir iğne yaptı bunlar. Uyku iğnesi ama uyumadım. Uyuduğumu zannedip gelip her yerimden kan çektiler. Benim kanlarımı çektiler... Damla damla, litre litre kanımı çaldılar...""Enişte bey, sanmam. Yanılıyorsunuz, böyle olsa sıhhatinize kavuşamazsınız...""Kavuştuğumu kim söyledi ki? Bak şimdi sol omuzum sızlıyor. Röntgen çektirdim, bir şey yokmuş. Peki ben yalan mı söylüyorum? Ağrı var, sızı var! Aynada kendime bakıyorum ne görüyorum biliyor musun?""Ne görüyorsunuz Enişte bey?""Sağ omzum, sol omzumdan daha yüksekte duruyor. Yani sol omzum, kemik erimesinden olacak aşağıya doğru düşüyor. Resmen yok oluyor, yok oluyor!""Enişte bey, yine her salı pazara gidiyor musunuz?""Tabii, alışveriş yapıyorum.""İşte o ağır torbaları sol elinizle taşıdığınız için omzunuz sarkmıştır. Bir iki hafta gitmeyin pazara görün bakın durum nasıl düzelecek.""Haydi ondan kurtuldum diyelim, sağ ayak bileğim neden şişiyor? Benim günlerim sayılı bu dünyada Ayşe kızım, sayılı. Ha bak unutmadan söyleyeyim, duvardaki emektar saat senindir. Nilüfer isterse verme 'Enişte bey bana miras bırakmıştı!' de. Ben yakında yokum aranızda, bilmiş ol...""Nasıl sözler bunlar Enişte bey? Yıllardır söylersiniz. Aaaaa! Kapı çalıyor galiba! Bayramınızı kutlamak istemiştim sonra yine sizi ararım, hoşçakalın!.."Ah bu arkadaşlar!Bilmem sizin böyle akraba ve dostlarınız var mı? Telefonu açıp "Alo" dediğiniz anda tüm sıhhat bozukluklarını anlatmaya başlarlar. Siz istediğiniz kadar "Ben yeni bir diziye başlıyorum ya da albüm yapıyorum veya Nepal'e gidiyorum, hatta Nepal'a gittim geldim, saçlarımı siyah-beyaz puantiye boyattım!" deyip dursanız bile sizinle hiç meşgul olmazlar. Varsa yoksa kendi rahatsızlıklarını konuşurlar. Sizin için hafif bir baş ağrısı onlar için şiddetli 'migren' olur, hafif bilek incinmesi onlar için komplike bir kırıktır ve muhakkak protez gerektirir! Sizleri bilmem ama böyle durumlarda benim ya "Kapım çalıyor, sizi sonra ararım" ya da "Ocakta kızartmam var, yanıyor, ben sonra yine ararım" gerekçeleriyle telefonu kapatmam şart oluyor.
Geçenlerde bir okuyucumdan aldığım mesajda Devlet Su İşleri'nin internette verdiği bir iş ilanında DSİ'ye alınacak inşaat mühendislerinin erkek olmaları koşulu arandığı, bu şekilde hazırlanmış talebin bariz bir ayrımcılık, eşitsizlik ve kadın inşaat mühendislerine karşı da bir haksızlık olduğu belirtilmişti. Yazımın çıktığı akşam Devlet Su İşleri Genel Müdürü Prof. Dr. Veysel Eroğlu beni aradı. (AKP iktidara geldiği günden beri sorularımızı yönelttiğimiz bakan veya yetkililerin en kısa zamanda arayarak açıklamada bulunmalarını takdir ettiğimi belirtmek ve herkese teşekkür etmek isterim. Bu olumlu yaklaşıma son zamanlarda bir tek istanbul Büyükşehir Belediyesi'nde rastlayamadım. Defalarca sormama rağmen cevap alamadığım soru şu oldu: "Ortaköy-Kuruçeşme arasında ilkbaharda sökülüp kapanan kaldırım taşları hangi sebeple sonbaharda tekrar sökülmüştür?" Bu basit sorunun cevabını hâlâ merak ediyorum.)Evet, İSKİ Genel Müdürlüğü de yapmış Prof. Eroğlu özetle bana aşağıdaki bilgileri verdi... "DSİ'ye elektrik, elektronik, çevre, makine, harita, bilgisayar gibi birçok kolda, yeni mühendisler alınacak. Bütün bunlara kadın mühendisler müracaat edebilir, ancak bir tek inşaat mühendisliği pozisyonlarına kadın eleman almayı düşünmüyoruz. Bunun sebebi de bu konuda işe alacağımız elemanların Artvin, Kars, Muş, Van gibi baraj şantiyelerinde çalışmaları gerekliliğinden ileri gelmekte. Bu işler dağ başlarında yapılıyor.Hanım arkadaşların bize yazıp sonra "Ayyy biz yapamayız!" deyip ayrılmak istemelerini önlemek için bu işleri onlara teklif etmiyoruz. 1000 İşçi arasında hanımları korumak için onlara teklifte bulunmuyoruz. Dağ başında çalışmak gayet zor. Kaçmak isterler. Yalvarıp, yakarıp rapor alırlar. DSİ'nin iş yapması lazım. Hanımların sıkıntısıyla mı uğraşacağız? Ben İTÜ'de Çevre Mühendisliği'nin kurucusuyum. Buraya bayanlar alacağız. Büro çalışmasıdır. İnşaat Mühendisi şantiyede çalışacak. Dozer kullanacak. Bu iş ilanından AKP'nin haberi bile yok. Bir tek erkek inşaat mühendisleri bu zorluğu çözüyor. Vakıf var, Sosyal Dayanışma var. DSİ aile havasında çalışır. Bayanlar bu işlere dayanamaz. Biz hanımları el üstünde tutuyoruz. Çünkü hanımlar narindir. Zariftir. Biz erkekler daha 'kaba sabayız'... Dayanıklıyız. Hanımlara kıyamayız." Erkeklerin evliliklerini yöre insanlarından mı yaptıklarını sordum. "Yüzde 90'ı yöreden bulur eşini. Eşi dayanıyor. Lojmanı var. işçilerle muhatap olmaz. Bazen barakalarda yatırmak gerekir. Kasıt yoktur. Ayrım yapmadık. Sadece hanımlara kıyamadığımız için hanımlar büroda çalışabilir. Bu bir parti hareketi değil. Haaa bu işi yapacak hanım yok mudur? Var. Bir bakıma kadınlıktan uzaklaşmıştır, erkekleşmişlerdir." Evet sevgili okuyucular. Açıklamalar bu merkezde. Görüş ve değerlendirmelerinizi rica ediyorum.
Beyin konusunda uzman olan, dünyanın en ileri gelen bilim adamına yukarıdaki soruyu sorun, size şöyle bir yanıt verecektir. "Bilmiyorum!" Uzmanların yıllardır araştırdığı bu 'uyku' konusu hâlâ esrarını koruyor. Tüm memeliler, kuşlar ve sürüngenler değişik sürelerle de olsa, bir gün içerisinde muhakkak uyumak zorundalar. Yunuslar ise uykuları sırasında beyinlerinin bir bölümünü kapatırken, diğerini kullanıp yüzmeye devam ediyor. Bir müddet sonra kapalı devre yeteri kadar dinlenince o devreyi açıp bu kez beynin uyanık bölümünü uyutuyormuş.Peki ama neden? Bir insan (farelerin aksine!) uykusuzluktan "ölmemekte" diyor araştırmacı. Ancak bir gece uyuyamamış bünye, fırsatını bulur bulmaz verdiği borcu tahsil eder gibi, acısını çıkartırcasına yatağa yatar yatmaz, her zamanki uykusundan çok daha uzun süre uyurmuş.Hızlı göz hareketiREM uykusunu biliyorsunuzdur. "Hızlı Göz hareketi" olarak tercüme ediliyor. 1953 yılında REM hareketini uyku anında keşfeden bilim adamları "Uyku, beyin ve bünyenin elektrik düğmesi gibi 'kapanma' işlemi olmadığını" anlamışlar.Araştırmacılar o günden bu yana, "Peki, ne işe yarıyor uyku?" diye sorup duruyorlar kendi kendilerine. Çocuklar daha uzun REM uykusuna daldıkları için bir dönem de bazı uzmanlar "uyku büyüme zamanıdır" diye bir tanımda bulundu. Diğer bir görüş de "Uyku esnasında hafıza dosyaları elden geçiriliyor" şeklindeydi. Çok eski bir teoride ise, "Geceleri 'tehlikeli' hayvanlar ortaya çıktığında, uyku ve hareketsizlik insanı bu tehlikelerden koruyor" biçimindeydi.Amerika'dan gelen diğer bir tez ise uykuya farklı açıdan bakıyor. Harvard Üniversitesi'nde görevli bilim adamları uyku konusunda yaptıkları deneylerde "Uyku hafıza çalışması için gereklidir" sonucuna ulaşmış. Ancak, daha sonra tekrar bu konuya eğilen araştırmacılar, "Uyuyan" kişinin hafızasının 'uyumayan' kişinin hafızasından daha güçlü olmadığını ispat etmiş.Uyku hakkındaki diğer bir garip gerçek ise canlıların büyüklükleriyle ilgili... Küçük ebatlı canlılar, büyük ebatlılardan daha çok uyuyorlarmış! Örneğin atlar günde 3 saat uyurken, dağ gelincikleri en az 15 saat uyumak zorundaymışlar.REM uykusu esnasında, aynı uyanık zamanda olduğu gibi, beynimizdeki nöronların ateşlemeye devam ettikleri biliniyor. Ancak buradaki tek istisnai durum, serotonin, norepinephrine ve histamine gibi kimyasal taşıyıcı maddeleri barındıran sinir hücreleriymiş. Bir ihtimal uyanık zamanımızda da hücreler yorulduğu için, uyku esnasında dinlenerek hassasiyetlerini tekrar artırıyorlarmış. Tabii bu da bir teori! Ama bunun da ispatı yok!Bazı kişiler uyandınldıklarında çok sinirli olabiliyorlarmış. Laboratuvar araştırmalarında uyutulup, sonra her beş dakikada bir uyandırılan deneklerin nasıl bağırıp, çağırdıkları görülmüş. "Uykusuzluk hiçbir zaman psikolojik bir hastalığa dönüşmüyor" diye konuşan uzmanlar, aynı zamanda "Uyandırılan bazı kişilerin asabi bir duruma geçtiğini de görüyoruz" yorumunda bulunuyor.Esrarını koruyorUyku, çok kritik, henüz bilinmeyen ve esrarını koruyan biyolojik bir olgudur. Bu cümleye her bilim adamı kesinlikle katılır. Ama ben diğer tanımlamayı daha çok beğendim. Keşke gençliğime yeni başlayıp, tıp konusunnda eğitim alıp araştırmalar sonucu "Önümüzde muazzam bir durum var. Fakat bir şey keşfedemedik. Bulamadık" diyen bilimadamı Rechtschaffen'in önüne tüm cevapları serebilsem Efendim. Bu bayramda hepinize güzel uykular dilerim...Düzeltme:Dünkü yazımın İngilizce'den oluşan paragrafında "led" kelimesi yanlışlıkla "lead" olarak yazılmıştır. Düzeltir, özür dileriz...
Duyduğumuza göre "Din Kültürü" dersinizi okul kütüphanesinde görüyormuşsunuz. Öğretmeninizin adı Salih Kaya Bey'miş. Kütüphanede sizlere filmler izlettiriyormuş. Senaryoda şöyle sözler geçiyormuş: "Çıplak yıkanmak sağımız ve solumuzdaki meleklerle, cinler bizi gördüğü için GÜNAHTIR"Şimdi ben sizlerin yerinde bu filmi izliyor ve düşünüyor olsam, film biter bitmez derhal elimi kaldırır, öğretmenime soranm:"Öğretmenim, çıplak yıkanmak GÜNAH İSE, giyinik nasıl yıkanacağız?"Bu filmleri nereden bulup sizlere izlettiğini bilmediğim Salih Bey'in buna ne cevap vereceğini kestiremem.İkinci sorum da şu olurdu: "Öğretmenim, çıplak yıkanmamızın günah olduğu Kur'an'ın hangi ayetinde belirtilmiştir?"Bakın çocuklar. Kur'an hiçbir ayetinde 'giyinik yıkanın' demez. Şayet bu senaryo hadislere dayandırılmışsa bu noktada üç kere frene basıp durumu sorgulamanız gerekir. Öyle uydurma hadisler vardır ki, sizleri Kur'an'a yaklaştıracağına uzaklaştırır. Bir hadisin doğru olup olmadığını anlayabilmenin ilk yolu, Kur'an'da o söylemi destekleyecek bir ayet olup olmadığına bakmaktır. Şayet Kur'an'da da aynı yolda bir söylem varsa o hadis doğrudur. Allah sizin önce okuyan sonra düşünen, sorgulayan ve ondan sonra inanan bireyler olmanızı istiyor. Bu isteği Kur'an'da çok açık biçimde en başında belirtiyor. Şayet birileri sizin akıl ve vicdanınıza sığmayan sözler söylüyorsa bunları sorgulama ehliyeti tüm Müslümanlara verilmiştir.Aşağıda yazacaklarımı Salih öğretmeninize okutun, bunları size izah etmesini rica ediyorum:I have been lead to believe that you have been indoctrinating your high school students in ways and means that may not be compatible with the true teachings of our sacred book; in which event, you may be accused of leading potential true Moslems astray from the righteous path of our faith to a dark and devious road!Şayet bu cümlemi size izah edemiyorsa bu durumun size empoze ettiği "Kur'an'ın üç anlamı vardır ve bu üç anlamı en doğru şekilde anlamak için Arapça okunması gerekir. Kur'an Tükçe okunmaz ve Türkçe ibadet OLMAZ" görüşü de geçerli değildir.Yüce Yaradan'ın hedefi, anlamadığımız bir lisanda ezbere sesleri ağzımızdan çıkartmak değil, İslam'a bağlı, dürüst ve samimi bir Müslüman'ın Kur'an'ı okuyarak, anlayarak, düşünerek, sorgulayarak, aydınlanarak, nasıl yaşaması gerektiğini öğrenmesidir. Kur'an, Müslümanların gün be gün doğru yolda nasıl yürümeleri gerektiğini açıklayan bir formüldür!Yaşar Nuri Hoca'ya göre de "Yaşam Prospektüsüdür." Hani her ilaç kutusunun içinde bulunan prospektüs denilen, o ilaç hakkında açıklayıcı bilgiler vardır ya... Kur'an'daki bilgiler de insanoğlunun her durum karşısında nasıl hareket etmesi gerektiğini açıklayan, seçimini insanın kararına bırakan, her türlü zorlamadan uzak, kendi iddiasına göre "kolaylaştırılmış", anlamamız ve uygulamamız için bizlere indirilmiş bir yol gösterici kitaptır. Kur'an'ın HİÇBİR GİZLİSİ, SAKLISI, DRAMATİK TINLAMASI, ÇINLAMASI, MİSTİK TONLAMASI olmadığı gibi, bu kitap, bu gibi havalar yaratılarak dinleyen Müslümanı etkileyip, anlamadığı, anlayamayacağı kulvarlara sürükleme hakkını HİÇBİR KULA VERMEMİŞTİR. VEREN olursa, günah işlemiş olur.Nereden biliyoruz?"Sizi Allah ile aldatmalarına izin vermeyin" diye Kur'an'da bir işaret vardır. İşte tam oradan biliyoruz.Salih Kaya ve tüm Din Kültürü öğreten öğretmenlere ama asıl ve özellikle en önemli olarak, çok sevdiğimiz ve saydığımız öğrencilerimize bu konuda çok dikkat etmelerini ve Allah'ı kullanarak sizleri hiçbir kimsenin kandırmasına izin vermemenizi rica ediyorum. Kandınldığınızı hissettiğiniz anda elinizi kaldırıp, söylenenleri sorgulayınız. Cevap eğer aklınıza ve de vicdanınıza yanlış geliyorsa kabul etmeyin.Çünkü Kur'an'da belirtildiğine göre Allah her Müslüman'ın böyle yapmasını istiyor. Yapanı da görüyor, yapmayanı ve yaptırmayanı da çok iyi biliyor.
Bayramda çok hoş konulara girmek, okuyucularımıza neşeli dakikalar yaşatmak istiyordum. Ancak Özlem Şahin adındaki okuyucumdan aldığım bir mesaja göz gezdirdikten sonra, biz hanımların 'tutunmadan ayakta durma' hakkımız olmadığını tekrar hissettiğim için üzgünüm. Bu üzüntümü sizinle paylaşmak istiyorum. Aldığım bilgi şöyle:"Devlet Şu işleri Genel Müdürlüğü'nün 20.11.2003 tarihli Öğrenci Seçme ve Yerleştirme sitesinde yayınlatmış olduğu 65 kişilik inşaat mühendisinin açıktan atanması ile ilgili cinsiyet ayrımı yaparak, YALNIZCA ERKEK inşaat mühendisi alınacağı konusunda ilan vermiş olmaları, on binlerce genç inşaat mühendisi bayanı şoke etmiştir! Bugüne kadar hiç böyle bir ayrım yapılmadı. Türkiye'de ilk olarak AKP bu adımı atıyor. Bizler erkeklerle aynı koşullarda eğitim gördük. KPSS sınavına girdik. Yüksek puanlar aldık. DSİ Genel Müdürlüğü kız-erkek ayrımı yaparak biz bayanlardan daha düşük puan alan erkek meslektaşlarımıza istihdam sağlamış oluyor. Anayasamızın 10., 11., ve 70. maddelerine aykırı bir uygulama söz konusu." Sayın Başbakanım, mesajın devamını buraya almıyorum çünkü sanırım sorunu anlamışsınızdır!Rahmetli babam, gelişen bir durumu değerlendirirken, "Ayşe çabuk karar verme, meydana gelebilecek her ihtimali önceden kestiremezsin" demişti. Sanırım bu gelişme tam da söylediği durumla örtüşüyor.'Değiştiğinizi' iddia ederek oylarımızı alıp iktidara gelmiş size, hiç değişmediğinizin kanıtı bir eylem örneğiyle karşı çıkmanın hüznünü yaşıyorum. İnşallah burada 'yanlış bir anlama' vardır, bir daktilo hatası yapılmıştır ve durum derhal düzeltilecektir.Ayrımcı kararlarOkuyucum Anayasa maddeleri sayıyor. Bu sıralamalara hiç gerek olmadığını bilen bir Başbakan olduğunuza inanıyorum. Ayırımcı bir kararın alınıp, uygulanması, çok önemli bir belirtidir. Bu bakış açısı bir zihinsel parametre göstergesidir. Hataya düşmemek için gerekli 'geniş açılı bakış' eksikliğini gösterir. Beyinde soyuttur. Gizli durabilir. Ancak uygulamaya geçtiği anda somutlaşır, tehlike arz eder. Bu düşüncelerimi en iyi sizin anlayacağınızı düşünüyorum.Biz bu ülkede erkeğimizle, hiçbir art niyet taşımadan, omuz omuza olabildiğimiz için, meslek kulvarları her Türk bireyine eşit şekilde açık olduğu için, çağdaş medeniyetin, bu eşit ve rekabetçi ortamdan başka hiçbir biçimde elde edilemeyeceğini bilecek kadar akıllı olduğumuz için varız! Bu imkânlara sahip olmayanlar, ve bu imkânların önünü tıkayan zihniyetler tozlu, dumanlı, şiddet ve terörlü ortamlarından kurtulamazlar.Şayet bu bilgi doğru ise, karşımızda hiçbir DSİ yetkilisinin savunamayacağı bu uygulamanın, ülkemizde çağdaş inşaat mühendisliği eğitimi almış, iş imkânı bekleyen, binlerce hanım inşaat mühendisinin NAMINA derhal durdurulmasını rica ediyorum.Şu anda bilmediğimiz gibi, tahmin de edemeyeceğimiz benzer yeni durumların ülkemizin hiçbir köşesinde uygulanmaması için, tedbir alacağınıza güveniyoruz. Çünkü, siz bizim Başbakanımızsınız. Önce size, sonra ekibinize güvenmek mecburiyetindeyiz. Bizim eşitlik hakkımızı takdir edip, koruyacak olan sizsiniz. Tüm kız ve erkeklerimizin eşit meslek şartlarına sahip olmaya devam etmelerinin, bizler için en önemli ilke olduğunu bilmeyenlere, öğretmenizi rica ediyorum.Konuyu araştırıp gerekli önlemleri alacağınızdan eminim, efendim.Dikkat... Dikkat...Çok değerli sanatçı Kerem Yılmazer'i, aynı saldırıda kaybettiğimiz tüm diğer vatandaşlarımız gibi, vakitsiz bir biçimde yitirmenin üzüntüsünü üzerimizden atabilmiş değiliz. Kendisiyle yakınen çalışma fırsatını ben de bulmuş, sanatsal yeteneği ile insanlık değer ve davranış çıtasının çok yüksek seviyelerde gezdiğini derhal fark etmiştim. Sevgili sanatçı dostum Göksel Kortay ile sanat camiasına başsağlığı diliyorum.
Dünya şampiyonluğunu yakalayan gençlerimiz!Hepinizin bayramı kutlu olsun! Ama Trabzon Lisesi Futbol Takımı oyuncularının bayramı daha çok kutlu olsun! Bu uşaklar, Liselerarası Dünya Futbol Şampiyonasında BİRİNCİ OLDULAR! Finalde, Lüksemburg, Şili, Iran, Çek Cumhuriyeti, Polonya, Fransa'dan sonra Çin'i de 1-0 yenerek gençlerimiz hem kupayı kaptı, hem de boyunlarına haklı bir madalyayı astı! İçimde çiçekler açıyor! Bu önemli bir basan. Bayan Voleybol takımımızın başarısı kadar önemli. Altı çizilmelidir. Ergin Keleş attığı 10 golle Gol Kralı olmuş, Yavuz Odabaş'da gol sayısını 9'a yükseltmiş. Hepinizin gözlerinden öpüyor, üstün başarınızı takdirle kutluyoruz!Dışişleri Bakanlığı'mıza da büyük bravo!Sessiz sedasız, ülkemiz için müthiş etkinlikler gerçekleştiriliyor ama haberimiz olmuyor! Dışişleri Bakanlığı, Cumhuriyetimizin kuruluşunun 80. yıldönümü için ABD'de yaşayan Meral Güneyman'a bir hafta içinde 14 adet piyano resitali vermesi için bir turne hazırladı. Ljubliana, Montenegro, Slovenya, Bosna, Sırbistan, Hırvatistan gibi ülkelerde Güneyman büyüleyici konserlere imza atıyor. Dünyaca ünlü New York Julliard School of Music'de piyano eğitimi görmüş sanatçı, Amerika ve Avrupa müzik çevrelerinde çok iyi tanınıyor ve takdir ediliyor, ama böyle bir etkinlikten Türk basınının haberi yok! Dışişleri Bakanlığı, Cumhuriyetimizin kutlamaları için çok uygun bir kulvar seçmiş. Hem klasik müzik hem de caz tutkunu olan Güneyman'in konserlerinden birisinde piyanosuna ilahiler eşlik ederken sanatçı o kadar etkileniyordu ki tuşlara basarken göz yaşlarına mani olamıyor. İşte hem izleyip, hem de görmek isteyeceğim bir konser! Sanatın her dalı, sınır ve farklılıkların çok çabuk aşılıp, insanlığın ortak zeminde buluştuğu noktadır. Bu özel yıldönümümüzde Dışişleri yetkililerimizi bu çok isabetli organizasyonlarından ötürü kutluyorum.Tecrübe en iyi öğretmen Sayın Cerrah!"Yüreğim çok yufka. Belki maksat harici sözler söyledim" diyen İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah medyadan özür diliyor.Aslında Emniyet Müdürü'nün yüreğinin 'yufka mı, yoksa çelik gibi mi' olduğu, bizi ilgilendirmez. Duygulara kapılıp düşünmeden konuşulursa, böyle sözler çıkar ağızdan. Yanlıştır. Profesyonel hayatta yeri yok. Ülkemizde hata yapıldığında pek özür dileyene rastlamayız. Çok sayıda vatandaştan da ekranda ve yazılı basında yer alan 'kanlı görüntüler' için eleştiri geldi. Malatya'dan bir okuyucu "Ne zaman öğreneceksiniz? Amerikan felaketinde önünüze örnek konuldu. Sanki orada kanlı sahneler yok muydu? Göstermediler ama değil mi? 'reyting peşindeyiz' diyordunuz. Hâlâ mı öyle? İnsanoğluna vurulan darbeden 'reyting' çıkarılamaz!" diyordu. Saygı ile karşılıyorum. Gerekirse 'medya' da özür dileyebilir. En azından, bu tecrübeden 'ders' alabilir. Vali ve Emniyet Müdürü'muzun 'bilgi sızıntısını' gerçekleştiren elemanı bulup cezalandırarak, benzer hatanın tekrar etmemesini sağlaması gerekir.Terör olayı oldu diye bizi AB'ye alacaklarmış!!Bir martavalın da burada yattığına inanıyorum! Hep bir ağızdan 'bu olaydan sonra' bizi AB'ye alabileceklerini söylemiyorlar mı? Sanki 'çocuk kandırıyorlar'! Hayran olduğum bir gerekçe de veriyorlar! "Türkiye'yi AB'ye alıp teröre güçlü bir yanıt verelim" diyorlarmış! Cem Yılmaz veya Yılmaz Erdoğan kıvamında bir mizah! "Biz bir Türkiye'yi alalım da Anya'yı, Konya'yı Görün Bakalım!, siz terörcüler!" demeye getiriyorlar. Oya Başar'ın "Olacak O Kadar" da dediği gibi, "Hadi alın be anacığım!" Zekam ile alay edilmesinden hiç hoşlanmıyorum!İstanbul'dan uzaklaşanlara teşekkür borçluyum!Aman efendim, ne keyif, ne huzur! İstanbul sokaklarının vasıta boşluğu, muhteşem! Göztepe'den Şişli'ye 11 dakika geldik! Arnavutköy, Akıntı Burnu'nda öyle neşeli tutuyorlar ki balıkları "Acaba ben de mi bir olta kapıp gelsem?" diyorsunuz! Baloncular, pamuk şekerciler, çocuklarını ellerinde tutmuş yürüyen baba ve anneler, Kabristan ziyaretleri, ellerde şekerlerle akraba misafirlikleri! Bayılıyorum bayramlara! Aile'nin bir araya gelip, memleket meselelerini konuşmalarına! Seslerin yükselmesine, pırasanın lezzetine, fırında tavuğun beyaz etine! Bırakın tavuğu, bir tek tas çorba bile olsa... pekala... pekala! Bayramınız kutlu olsun!
Türkiye'mizde özürlü vatandaşlarımıza gerekli ilgiyi göstermiyoruz. Özellikle medya, özürsüz kişilerden meydana geldiğini düşündüğü için bu konuya yeterli dikkat çekmiyor sanırım. Sevgin Berker'den aldığım bir mesajı sizlerle paylaşmak istiyorum."Ben doğuştan işitme özürlü bir genç kızım. Okuma-yazma biliyorum. Sessiz dünyama televizyon renk katıyor. Ama yalnızca CNBC-e kanalını izleyebiliyorum. Çünkü bir tek bu kanal alt yazı yayını yapıyor! Teyzem İngiltere'de yaşıyor. Onun dediğine göre İngiltere'de teletextli televizyon yayınlarında subtitles (alt yazı) diye bir uygulama varmış. İşitme engelliler ve ağır işitenler isterlerse, televizyon programlarını alt yazılı olarak takip edebiliyorlarmış. Bu uygulamanın ben ve benim gibi yüzlerce kişiye ne kadar büyük bir rahatlık getireceğini anlayamazsınız bile. Hiç olmazsa TRT bu uygulamayı yapabilse. Bizim sayılarımız yüzbinleri buluyor. Bizleri de sevindirseniz ne olur? Bir televizyoncu olarak dileğimi gündeme getirmenizi rica ediyorum." Teletext hizmeti, uzaktan kumanda aletinde bir düğmeye basmak suretiyle konuşulanların yazılı şeklini seyirciye sağlayan bir servis. Herhalde maddi bir yatırım da gerektirir. Televizyon kanalları bu masrafı yapmadan da izleyiciyi yakalayabildiklerine inandıklarından, hiç bu masrafa girmiyorlar. Oysa yabancı kanalların teletext imkânları var. CNBC-e'de verilen alt yazıların bu arkadaşlarıma böylesine bir fayda sağladığını herkesin bilmesini istiyorum. Tabii ki bu kanal da işitme özürlü vatandaşlarımıza bir hizmet diye bu servisi sağlamıyor. Oynattığı yabancı dizi ve filmleri orijinal sesinde tutup, tercümesini lisan bilmeyen vatandaşlarımızın kolaylığı için hazırlıyor. Yani farkında olmadan bu arkadaşlarıma çok büyük bir yardımda bulunuyor.Otoparkların durumuSevgin Berker'e katılıyorum. TRT hiç olmazsa bir kanalına teletext hizmeti sağlasa, ülkede çok önemli bir sosyal görevi yerine getirmiş olacaktır. Özürlü arkadaşlarımın ne büyük zorluklar içinde yaşamlarını sürdürdüklerini biliyorum. Bazı semtlerimizde, tekerlekli sandalyelerin iniş çıkışlarının kolay olması için kaldırımların rampalı olduklarını görüyorum. Ama meyil o kadar yüksek ve dar ki, oradan inmeye çalışmak başlı başına bir cesaret istiyor. İnsan inip çıkarken tepetaklak düşecek gibi görünüyor. Her tekerlekli sandalye kullanan arkadaşımızı, bir yardımcı arkadan yönlendirecek diye bir durum yok. Bazı kişiler elektrikli arabalara da sahip olabiliyorlar. Tüm kaldırım geçişleri, tek kişinin kendi arabasını rahatlıkla indirip çıkarabileceği konumda inşa edilmeliydi. Bana sorarsanız, eksikler çok. Gelelim otoparklara. Özürlü otomobillerinin, otoparkın giriş kapısına yakın yerlere park etmesi için yerler ayrılması şarttır. Hiç bir otopark özürlü bölümsüz olmamalıdır. Ayrıca özürlü bölümlü otoparkları özürsüz vatandaşlar kallanmamalıdır. Yukarıda saydığımız önlemlerin alınmaması veya özürlü otoparkları özürsüzlerin kullanma durumları, trafik yetkililerince muhakkak çok yüksek maddi cezalarla pekiştirilmelidir. Doğuştan özürlü olmayarak dünyaya gelmiş birçok vatandaşımızın çok daha duyarlı, yardımcı ve anlayışlı olmasını bekliyorum. Çünkü bir küçük kaza, bir hata onları da kolaylıkla özürlü duruma getirebilir ve aynı zorluklarla ve imkânsızlıklarla onlar da karşı karşıya kalabilir. Özürlü vatandaşlarımıza daha çok hizmet, anlayış ve imkân tanınmasını rica ediyorum!