Evhamlı dost ve akrabalarınız var mı? Enişte bey'i ele alalım. Ne zaman arasam, aramızda şöyle bir konuşma geçer:
"Merhaba Enişte bey! Ben Ayşe! Nasılsınız?"
"Sorma Ayşe, sorma..."
"Hayrola yine ne oldu?"
"Bademciklerimi aldılar."
"Bu yaşta!!!"
"O kadar çok hasta oluyorum ki, aldırmaktan başka çare bulamadım!"
"Bilmiyordum, geçmiş olsun! Peki ya şimdi nasılsınız?"
"Boğazımda büyük bir 'boşluk' hissediyorum. Ama sen bana ameliyatı sorsana!"
"Yaa sahi nasıl geçti ameliyatınız Enişte bey?"
"Sözde bayılttılar ama her şeyi duydum, HER ŞEYİ!"
"Nasıl olur ama anestezi!"
"Anestezi, manestezi! Duydum diyorum sana. Her makas, her bıçak, her cımbız, her törpü hepsini hissettim. Tam bir fekaletti... Allah sana göstermesin!"
"Çok üzüldüm Enişte bey. Bitmiş gitmiş işte."
"Ne bitmesi yahu? Biliyor musun, ameliyattan sonra her gece bana komplo kuruldu? Evet efendim komplo! Bütün doktor ve hastabakıcılar bir olup bana komplo kurdular, inan olsun."
"Yemin etmeyin Enişte bey! Olur mu öyle şey? Nereden çıkarıyorsunuz?"
"Bak ne yaptılar biliyor musun? Her akşam bana bir iğne yaptı bunlar. Uyku iğnesi ama uyumadım. Uyuduğumu zannedip gelip her yerimden kan çektiler. Benim kanlarımı çektiler... Damla damla, litre litre kanımı çaldılar..."
"Enişte bey, sanmam. Yanılıyorsunuz, böyle olsa sıhhatinize kavuşamazsınız..."
"Kavuştuğumu kim söyledi ki? Bak şimdi sol omuzum sızlıyor. Röntgen çektirdim, bir şey yokmuş. Peki ben yalan mı söylüyorum? Ağrı var, sızı var! Aynada kendime bakıyorum ne görüyorum biliyor musun?"
"Ne görüyorsunuz Enişte bey?"
"Sağ omzum, sol omzumdan daha yüksekte duruyor. Yani sol omzum, kemik erimesinden olacak aşağıya doğru düşüyor. Resmen yok oluyor, yok oluyor!"
"Enişte bey, yine her salı pazara gidiyor musunuz?"
"Tabii, alışveriş yapıyorum."
"İşte o ağır torbaları sol elinizle taşıdığınız için omzunuz sarkmıştır. Bir iki hafta gitmeyin pazara görün bakın durum nasıl düzelecek."
"Haydi ondan kurtuldum diyelim, sağ ayak bileğim neden şişiyor? Benim günlerim sayılı bu dünyada Ayşe kızım, sayılı. Ha bak unutmadan söyleyeyim, duvardaki emektar saat senindir. Nilüfer isterse verme 'Enişte bey bana miras bırakmıştı!' de. Ben yakında yokum aranızda, bilmiş ol..."
"Nasıl sözler bunlar Enişte bey? Yıllardır söylersiniz. Aaaaa! Kapı çalıyor galiba! Bayramınızı kutlamak istemiştim sonra yine sizi ararım, hoşçakalın!.."
Ah bu arkadaşlar!
Bilmem sizin böyle akraba ve dostlarınız var mı? Telefonu açıp "Alo" dediğiniz anda tüm sıhhat bozukluklarını anlatmaya başlarlar. Siz istediğiniz kadar "Ben yeni bir diziye başlıyorum ya da albüm yapıyorum veya Nepal'e gidiyorum, hatta Nepal'a gittim geldim, saçlarımı siyah-beyaz puantiye boyattım!" deyip dursanız bile sizinle hiç meşgul olmazlar. Varsa yoksa kendi rahatsızlıklarını konuşurlar. Sizin için hafif bir baş ağrısı onlar için şiddetli 'migren' olur, hafif bilek incinmesi onlar için komplike bir kırıktır ve muhakkak protez gerektirir! Sizleri bilmem ama böyle durumlarda benim ya "Kapım çalıyor, sizi sonra ararım" ya da "Ocakta kızartmam var, yanıyor, ben sonra yine ararım" gerekçeleriyle telefonu kapatmam şart oluyor.
Evhamlı dost ve akrabalarınız var mı?
Enişte bey'i ele alalım. Ne zaman arasam, aramızda şöyle bir konuşma geçer
Haberin Devamı

