Bakın damlaya damlaya nasıl göl oluyor!

Deniz Arman in geçen gün köşesine aldığı "Sıfatı 'İslami' olan bir radyonun yayınından" başlıklı yazısına değinmek istiyorum

Haberin Devamı

Deniz Arman in geçen gün köşesine aldığı "Sıfatı 'İslami' olan bir radyonun yayınından" başlıklı yazısına değinmek istiyorum.

Gerçekten benzer yayınları ben de dinlemiş ve her zamanki gibi şaşırıp kalmıştım. "Her zamanki gibi" diyorum çünkü, bakınız televizyon programlarına, okuyunuz köşe yazılarını, nerede bir dini 'soru-cevap' durumuyla karşılaşsanız, şaşmaz bir biçimde aşağıdaki soru ve cevaplarla karşılaşıyoruz:

"T-shirt'ümün önünde resim varsa, namaz kılabilir miyim?"

"Namaz kılarken duvardaki resmi, çivisinden çıkarmalı mıyım?"

"Tırnaklarım ojeliyse abdestim kabul olmaz mı?"

"Erkek bir Müslüman olarak altın takabilir miyim?"

"Acaba dişimdeki dolgu abdestime mani olur mu?"

"Müslüman olarak kolonya sürebilir miyim?"

Utanıyorum daha fazlasını sıralamaya ancak, bizim kadar İslâm dinini şekilsel değerlendiren bir toplum var mı diye de merak ediyorum. Bakınız Deniz Arman radyoda hangi sözleri dinliyor.

"Amcasının oğluna bayram tebriğinde bulunan bir hanım kardeşimizin bu tebriği amcaoğlunun nefsini uyandırırca bunun günahı kime ait olacak?"

Bence bunlar cehaletten de öte bir durum yaratıyor. Böyle soruların sorulması, eğitim eksikliği olsa bile, insanın doğuştan sahip olması gereken akıl ve fikir ile vicdan muhasebesi cetvellerinin eksikliğini de gösteriyor.

Nefisler uyanırsa, bunda suç kimdeymiş! Erkek radyo konuşmacısına göre, tercihen hanım kardeşimizde! Yani?

Olmaz olaydı. Ez gitsin karıncayı! Neden? Eeee, nefsini uyandırıyor, görmüyor musun? Kör müsün? Onda kabahat yok! Amcaoğlu'nun nefsi çok güçlü. Takılmış bir yerlere bir şeyler! Ne yapsın zavallıcık?

O zaman ne kaldı? Ez karıncayı! Başka çare düşünülemiyor! Nefsi köreltmek zor zanaat doğrusu. Aynı aklı kullanmanın zorluğu gibi!

Veriniz elinizi, değerli Başbakan Yardımcısı Sayın Abdullatif Şener'le yapılan röportajımızı okuyalım!

"Görücü usulü ile mi evlendiniz?"

"Tanıdıklarımızın akrabası..."

"O dönem başı açıkmış?"

"Evet. Nişanlandığımızda bu konuları hiç konuşmadık. Bir gün 'Kıyafetim ne olacak?' dedi. 'Erkek modasını bile bilmiyorum, bayanı hiç anlamam' dedim. 'Başımı örtmek istiyorum' dedi. Aslında yadırgadım. Çünkü o zamanlar kayınvalidemin başı örtülü değildi. 'Evliliği
dindar bir atmosfere girmek için arzuladığını' söyledi..."

Daha fazla okumak istemiyor canım! Ne biçim sözler bunlar? Ne biçim ifadeler? "Kıyafetim ne olacak?" Soruya bakınız! Sayın Şener de ısrar ediyor "Ben anlamam, karışmam..." Yetmez. Israr çok güçlü. Yukanda Deniz Arman'ın işaret ettiği radyo programcılığı yapan zatın görüşlerinden ne kadar farklı bu ısrar? Evliliği 'dindar atmosfere girmek için arzulamak' da ne demektir? Evli olmayanlar 'dindar atmosfere uzaklar mı' demeye getiriliyor? Ne demek 'dindar atmosfer'? Allah'ın böyle bir emri mi var Kur'an'da? Dindar atmosfer 'içi' ve dindar atmosfer 'dışı' gibi durumlar mı var?

Yukarıda Sayın Abdullatif Şener Bey'in ifadelerinde çok yalın bir biçimde eşinin dini esasları göz göre göre nasıl kolaylıkla çarpıttığını izliyoruz. Sonra bu çarpıtılmış esaslar, temel esas haline gelip, kabul görüp, ayrımcılığı yaratmaz mı? Yaratmıyor mu?

Bizlerin dürüst, namuslu, samimi, Allah'a bağlı, çalmadan, çırpmadan, hak yemeden, O'nun istediği yolda yürümeye çalışmamız yetmiyor mu? Allah'ın kendi mini-minnacık beyinsel değerlendirmelerimizle yarattığınız 'dindar atmosferlerimize' mi ihtiyacı var?

En başta yanlış düşüncede ve sonra özellikle yanlış konuşmada çok dikkatli olunması gerektiğine inanıyorum! Damlaya, damlaya göl oluyor!

DİĞER YENİ YAZILAR