Belediye seçimleri yaklaşırken!

10 Mart 2004

Vay Ayşe Teyze! Buyrun. Ne tarafa efendim?" "Merhaba, iyi günler. Harbiye'ye gitmemiz gerek.""Derhal. Biliyor musunuz Ayşe Teyze? Yıllar önce siz televizyondaki bir programınızda kadınlara okuma yazma öğretmiştiniz?""Evet. Hatırlıyorum.""İnanır mısınız, bizden de yardım alarak annem, sayenizde okuma yazma öğrendi.""İnanırım. Anadolu'nun çeşitli yerlerinde benzer durumlar yaşandı. Bakın belediye seçim bayrakları asılmış gene her tarafa.""Sormayın Ayşe Teyze. Çevre kirliliği buna denir işte. Ama bunun daha beteri de var.""Nasıl yani?""Bakın dün akşam saat 23.00 civarı, bir hasta ziyaretinden döndük evimize. Her şey normaldi. Sabah bir de baktım ne göreyim?""Hayrola?""Ayşe Teyze, geceyarısı bir belediye başkan adayı koskoca afişlerini bizim apartman boyunca yapıştırmış. Felaket bir görüntü kirliliği." "Bir tane afiş mi yapıştırmış?" "Ne bir tanesi efendim? Tam tamına yedi apartman boyunca kemer misali, sarmış her tarafı. Hem de her bir afiş 1 metreye 70 santim gibi bir ebatta. İnanın tüm apartman sakinlerinin tepesi attı. Onları bir bir yırttık. Ama öyle bir yapıştırıcı kullanmışlar ki, apartmanın boyası mahvoldu. Muhakkak yeniden boyatmamız gerekecek.""Buyrunuz. Hiç beklemediğiniz bir masraf çıkmış.""Ayşe Teyze biz, 'Buraya ilan yapıştırınız' diye tabela mı astık? Hangi hakla gelip özel mülke tecavüz edersiniz ki? Kim sizin afişinizi ister? Orası bilbord mu? Aparman dış boyasının masrafını verecekler mi? Ne biçim kampanyadır? Resimlerle seçim kazanacaklarını sanıyor bunlar!""Siz nerede oturuyorsunuz? Yapıştırılan afiş hangi partiye aitti?""Biz Sarıyer'de oturuyoruz Ayşe Teyze. DYP adayının afişiydi. Mahmut Özsoy muydu, Mahmut Özkan mıydı, neydi?""Biliyor musun, o afiş asma işleriyle başkan adayları meşgul olmuyor. Afişçiler istedikleri yere asıyorlar. Yani kabahat adayın değildir.""Olan bizim apartmana ve kesemize oldu Ayşe Teyze!""Ama, söylediğin iyi oldu. Bu mesaj da gelişigüzel her tarafa afiş asmayı kendine hak gören arkadaşlara olsun. Yapmayınız beyler. Geceyarıları, vatandaşlar uyurken, göremedikleri için elalemin apartmanlarını afişlerinizle donatmayınız. Yasalarda bunun muhakkak bir cezası olmalıdır. Muhakkak! Ben sağda ineyim. Çok teşekkür ederim. Annenize saygı ve sevgilerimi iletiniz.""Teşekkürler Ayşe Teyze. Söylerim, elbette söylerim!"Okuyucu mektubuÖğretmenlik, sabır ve anlayış ister■ Kızımın sınıfına ikisi bayan biri bey olmak üzere üç stajyer öğretmen gelmiş. Bunlardan birisi öğrenciler çok konuşuyorlar diye sınıfta küfür etmeye başlamış, çocuklar şaşırmışlar. Öğretmenlik çok kutsal bir meslektir. Sabır ister, anlayış ister. Bugünden bu sabrı gösteremeyen stajyerden yarın ne bekleriz? İşte gene çocuklarımızı dövecek, sabırsız, asabi bir öğretmen kadroya dahil oluyor. Pedagojik formasyon dedikleri dersler bir işe yaramıyor mu? Öğretmen sadece para kazanmıyor aynı zamanda insan yetiştiriyor. Böyle eğitmenlik nereye varır? (Adı bende saklı bir okurum)* Sizi anlıyorum. Pedagojik formasyon dersi sanırım bir sömestr uygulanıyor öğretmen adaylarına. Oysa daha derin psikolojik eğitim gerekir diye düşünüyorum. Söylediğinize bakılırsa stajyerin sinirliliğini öğrenciler derhal fark ederek sizlere şikâyet etmişler. Öğrenciler benzer durumları okul yönetimine de şikâyet edebilirler mi? Böyle bir mekanizma olmalıdır diye düşünüyorum. Hiçbir öğretmenin, hiçbir öğrenciye bağırmaması, hele hele dövmeye kalkmaması gerekir.

Devamını Oku

Sağlığımız konusunda yeterince bilgili miyiz?

9 Mart 2004

8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde Amerikan Hastanesi'nin çeşitli branşlarında hizmet veren doktorlar, toplu halde halkı bilinçlendirmek gayesiyle bir toplantı düzenlediler. Ben de bu toplantıya katıldım ve neler öğrendim neler!Dr. Volkan Ülker (Ürolog)-Mesanemizin içerisini kaplayan ipince cidarın bazı insanlarda bilinmeyen bir sebepten dolayı yırtılıp eridiği durumlarda kişi, 5 dakikada bir idrara çıkar, büyük bir sancı duyar, bu nedenle ne sinemaya, ne seyahate ne de akrabalarına gidebilir, her geçen gün asabileşen psikolojik durumlara girerek asosyal, sinirli bir kişi olurmuş. Hastalığın ismi interstisyal sistit ve tanı koyma süresi uzunmuş. Dr. Yasemin Oranı (Dermatolog)- Vücudu bol D vitamini alsın diye neredeyse bütün gün bebek ve çocuklarımızı güneş ışığına bırakmamız gereksizmiş. Onun yerine çocuğun avuç içimiz kadar bir noktasını günde 10 dakika güneşe göstermemiz tüm vücuda D vitaminini sağlamak için yeterliymiş. Delinen ozon tabakası sayesinde gelen ultraviyole ışınlarının gittikçe artan kanserojen etkisini hiç unutmamamız ve koruyucu kullanmamız gerekliymiş. Bununla birlikte Türk insanının derisi kansere uygun değilmiş! Melanom (öldürücü) kanser çeşidine yakalananların, çok küçük yaşlardan beri güneş ışığıyla yanmış olmalan gerekirmiş. Değişen "ben"ler, melanom işaretiymiş. Nasıl değişim? "Ben"in etrafı kızaracak, üstü kabaracak, üstünde kıl varsa dökülecek, yoksa çıkacak ve ben, kapanmak bilmeyen bir yaraya dönüşecek.Dr. Ayşegül Bahar (Diyetisyen)- Kişilerin 25-30 yaş arası kalsiyum depolarının tam kapasite dolması gerekirmiş. Menopozdan sonra kalsiyum ihtiyacını bu depo boşaldığı için temin edemeyen vücuda, günlük kalsiyum hapı veya kalsiyum içeren gıdaların verilmesi gerekirmiş. Erkeklerde de aynı durum söz konusuymuş. Benim anladığım, kalsiyum azalınca kemikler bir nevi süngere dönüyorlar ve kırılmaları kolaylaşıyor.Dr. Canan uzel (Genel Cerrahi)- Kanser teşhisinde bir urdan parça almak, yani biyopsi yapmak, o urun bütün vücuda yayılma ihtimalini artırmazmış. Bazı kemoterapilerde saç telleri dökülmezmiş. Meme alınmadan, meme kanserlerinin bazı türleri tedavi edilir duruma gelmiş.Dr. Alper Mumcu (Kadın Doğum)- HPV'yi vücuttan atmak neredeyse imkânsızmış. Yeni geliştirilen aşı sistemiyle rahim ağzı yaraları yüzde 100'e yakın başarıyla neticeleniyormuş. Bu aşı, yakında piyasaya çıkacakmış. HPV'den kurtulmak için prezervatif kullanmak yetersizmiş.Hazır doktorları bulmuşken kendi veya bir yakınının rahatsızlığını danışan dinleyiciler, birçok konuda sorularına yanıtlar aldılar. Halktan aldığını halka geri vermek için bir değil birçok yol ve kulvarı seçip kullanan Amerikan Hastanesi'nin halka hizmet sunmaya devam etmesini diliyorum.Okuyucu mektubuSatış sonrası hizmetin önemi artıyor■ Eskişehir'de Celal Man isimli mağazadan bir çift Flogart marka erkek ayakkabısı aldım. Bir süre sonra ayakkabının tekinin iç astarı baş parmak gelen yerden deforma oldu. Mağazaya gidip ayakkabıyı gösterdim. Çok ilgilendiler. Ayakkabıları aldılar ve imalatçıya gönderdiler. Beş gün sonra aradılar ve yepyeni, aynı model ayakkabıyı verdiler. Bu davranışı takdir ettim ve sizin aracılığınızla bu örnek davranışı herkese duyurmak istedim. (Halil Uzman) * Müşteri memnuniyetinin her gün daha çok önem kazandığı ülkemizde, böyle durumlarla karşılaştıkça çok memnun oluyoruz. Eskişehir'deki Celal Man mağazasını tebrik ediyor, Halil Uzman Bey'e de teşekkür ediyoruz. Bu tür mesajlar başka firmalara esin kaynağı olmaktadır.

Devamını Oku

Baklava deyip geçmeyin

9 Mart 2004

Ayşe Hanım, Baklavacı Güllüoğlu patentinin sahibi Halit Güllü'nün kızıyım. Babamla ortak olarak 2000 yılından beri baklavacılık yapmaktayım. Babam 6 ay önce vefat etti. Şimdi diğer Güllüoğulları bana, 'Sen kadınsın. Baklavacılık yapamazsın. Sen yaparsan diğer kızlar da yapar. Güllüoğlu tabelalarını indir. Dükkânlarını kapat' diyorlar. Benim 3 dükkânım ve imalathanem var. 25 işçi çalıştırıyorum.Erkek kardeşlerim ve amca çocuklarım bu ismi kullanırken benim kullanmamamı istemelerinin tek nedeni kadın olmam. Bu ülkede kadınların yapacağı işler sınırlı mı? Babamdan miras kalmış bu hakkı ben kullanmak istiyorum."Sayın Neşe Hanım, önce babanızın vefatı dolayısıyla başınız sağolsun diyorum. Markanızın haklı gururunu tüm aile bireylerinin, babanızın ve bir ihtimal amcalarınızın büyük emekleri sayesinde yaşadığını sanıyorum. Ben üç dükkân ve imalathanenizi kapatıp, gurur tablosu levhanızı indirmek yerine, yeni şubeler açmayı denemenizi rica ediyorum. Hatta ailede mevcut bu işe yatkın kadın arkabalarla el ele vererek maddi gücünüzü iyice artırabilirseniz, erkek kardeş ve amcaoğullarının ellerindeki dükkân ve imalathanelerini de satın alma planlarınızı şimdiden yapmaya başlamanızı öneririm.Aslında her türlü ayrımcılığa karşıyım ama size böyle bir baskı yapılıyorsa tedbirini de almak zorundasınız. Kadınların üretim tesisi kurmada, dükkân açıp işletmede erkeklerden hiç geri kalır tarafları olmadığı gibi üstelik daha da başarılı olabileceklerine inananlardan birisiyim. Serbest piyasa kurallarının hakim olduğu ticaret hayatında, rekabetin sıhhatli bir olgu olduğunu düşününlerdenim.Bir kere konu baklava olduğunda bu iş özellikle kadınların iş, uğraş, beceri ve yetenek alanına girer diye değerlendirenler olabilir. Rahmetli babanız da eminim ilk önceleri annesinin, teyze veya yengesinin ve özellikle annenizin evde baklava hamuru açıp, pişirip, şerbetleme işleminden esinlenerek bu imalat koluna girmiştir. Peder bey gibi eski toprak iş adamlarının kurdukları firmalar yeni nesiller tarafından gün geçtikçe büyüyecek, modern zaman insanının ihtiyacını karşılayacaktır.Barbaros Bulvarı'ndan her geçtiğimde "Tatlıcılar Kuleleri "ne bakıp bakıp kendi kendime "Bu, baklava satılarak elde edilmiş nasıl bir başarıdır?" diye merak etmiş ve inanılmaz mucizeyi yaratanlara içimden bravo demişimdir. Bilmem sizler ileride, aynı Tatlıcı ailesi gibi sattığınız baklavalardan kazandığınız gelirleri biriktirerek böyle iş kuleleri inşa ettirebilecek misiniz?İnşallah ettirirsiniz. Güllüoğlu mamullerini de çok beğenerek alır tüketiriz. Bence hiçbir surette dükkânlarınızı kapatmayı aklınıza bile getirmeyiniz. Kaliteli ve standart üretiminizle çok kısa zamanda işlerinizi daha da büyüteceğinizden hiç şüphem yoktur. En kısa zamanda size ait dükkânlardan alışveriş yapmayı ümit ediyor, sizin muhakkak başarılarınızı şimdiden kutluyorum.DUYGU ASENA'nın VATAN ekibine katılmasına sevindim. Kendisine "HOŞGELDİN" diyorum.Dikkat...Müzisyenlerimizle gurur duyuyorumGeçenlerde AKM'de, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası'nın "Strugala'nın İDSO ile 20'nci Yılını Kutlama" konserini dinledim. Beethoven'den üç eser sundukları için akan sular durdu tabii. Polonyalı şef Tadeusz Strugala'yı (Toscanini'nin imzalı batonuna sahipmiş) izlemek başlı başına bir olay zaten. Dünyanın en önemli şefleri arasında bulunan bir müzisyen. Kendisini bestecinin rüzgârına öylesine kaptırıyor ki, rüzgârın ta kendisi oluyor. Guarneri Üçlüsü'nün de katıldığı bu konserde salonun hıncahınç dolu olduğunu görmek büyük bir keyifti. Kültür Bakanlığı'nın İstanbul, İzmir, Ankara, Adana ve Antalya'da kurdurduğu devlet orkestralarında yer alan müzisyenlerimizle gurur duyuyorum.

Devamını Oku

Dünya Kadınlar Günü bu yıl bir başlangıç olsun!

7 Mart 2004

Boğaziçi Üniversitesi'nden Prof. Dr. Binnaz Toprak ile Sabancı Üniversitesi'nden Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu, geçen gün The Marmara Oteli'nde benim de aralarında bulunduğum basın mensubu arkadaşlarıma verdikleri yemekte, "Türkiye'de kadınların siyaset, üst yönetim ve iş yaşamına katılımı" üzerine yaptıkları araştırmanın çarpıcı sonuçlarını açıkladılar.Haziran-Temmuz 2003 tarihleri arasında 1557 kadın ve 993 erkekle yapılan yüz yüze görüşmelerde elde edilen bulguların bazılarına dikkatinizi çekmek istiyorum."Bulgularımız, Türkiye toplumunda kadınların kamu alanındaki rolü konusunda kireçleşmiş bir muhalefet olmadığını, bilakis kadınların gerek eğitim sürecine gerekse iş yaşamı, üst yönetim ve siyasete katılmalarının halk tarafından desteklendiğini, hatta bu konuda kadınlara yönelik olumlu ayrımcılık uygulamalarının kabul göreceğini ortaya çıkarmıştır."Çarpıcı açıklamalar devam ediyor: "İlkokul mezunu olmayan kadınlar arasında okula gitmediğine pişman olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 90,4, imkân bulsalardı lise ya da üniversiteyi bitirip meslek edinmiş olmayı istediklerini belirtenlerin oranı yüzde 95,4'tür."Prof. Dr. Binnaz Toprak, toplumdaki genel kanının "Çalışan kadına kötü gözle bakılır" istikametinde olduğunu belirterek araştırmalarının, tam tersi sonuçlar verdiğini söyledi. "Çalışmamızın sonuçlan, eğitimde olduğu gibi kadınların iş yaşamına katılmalarında da Türkiye halkının çoğunluğunun gelenek ya da muhafazakârlıktan kaynaklanan önyargılan olmadığını ortaya çıkartmıştır."Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu ise bu çok kapsamlı araştırma için detaylı bilgiler verdikten sonra, "Bulgularımıza göre halkın yüzde 92,2'si çalışan kadının kendisine saygısının artacağını, yüzde 87,2'si aileden zengin de olsa (Sayın Ali Babacan'ın kulaklarını çınlatmak isterim), çalışmanın kadını daha iyi vatandaş yapacağını, yüzde 92,2'si de çalışmak isteyen her kadının çalışabilmesi gerektiğini düşündüğünü" söyledi.Teşvik ediyorlarKadın ve erkeğin eşit bir biçimde el ele vererek çalışmadığı hiçbir ülkenin hakkıyla kalkınamadığını bilimsel olarak ispat ettikleri içindir ki Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler'in çeşitli kurumları, dünya çapında yaptıkları benzer araştırmalarda hep kadın kriterinin üzerinde durmakta, kadınlarını arkaya itilmiş veya arka planda bırakılmış toplumların adeta kulaklarını çekerek hizaya gelmelerini teşvik etmektedirler.Kadınlarımız siyasette, şirket yönetimlerinin üst kadrolarında, kendi kurdukları iş sahalarında erkeklerle eşit pozisyonlara geçmedikçe, eğitim olanaklarından yüzde yüz faydalanmadıkça, yaşamda hem aile kurabilecek hem de iş hayatında başanlı olabilecek gücün kendilerine doğuştan Yaradan'ın var ettiğine inanmadıkça, siyasi partilerimiz bu imkânı yaratmak için parti ve meclis hanım oranlarına mecburi kotalar koymadıkça, olayın evrimsel gelişiminin çok uzun zaman alacağını tahmin etmek zor değil.İşte bu sebeple bugünden başlamak üzere önümüzdeki 10 yılı, "KADIN ON YILI" ilan etmekten büyük gurur duymaktayız! Japonya'da benimsenmiş bu sistem, doğal evrimsel gelişimi çok hızlandırmıştır.Binnaz Toprak ve Ersin Kalaycıoğlu hocalarımızın bu fikrini, biz hanım medya mensupları olarak desteklediğimizi teyid ediyor, devletin tüm ayrımcılık politikalarından vazgeçen politikalara sarılmasını, siyasal partilerin kadın kotası koymalarının zorunlu kılınmasını, bir hanım eğitim seferberliği başlatılmasını ve bunun için gereken maddi gücün gönüllü ek vergilerle karşılanmasını, eğitim ders kitaplarındaki ayrımcı yaklaşımın hemen düzeltilmesini, kreş ve yuvaların yaygınlaştırılmasını, kadın sorunları konularını yazılı ve görsel basında eğitici ve saygın programlarla işlenmesini rica ediyoruz.Ben bugün hemcinslerimle yapacağım çeşitli toplantılarda bu konulan işleyeceğim ve tüm meslektaşlarımın da böyle yapacaklarından eminim.Bu yıl Dünya Kadınlar Günü'nün yepyeni bir başlangıç olmasını diliyor, Prof. Dr. Binnaz Toprak ile Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu'na çabaları için teşekkür ediyorum.

Devamını Oku

İsa'nın Çilesi filmi hakında

6 Mart 2004

"Haluk Haluk, ne olur uyansana. Sana bir şey danışmak istiyorum." "Saat kaç Ayşe? Sabah oldu mu?""Yok olmadı ama aklıma bir şey takıldı. Haydi kalk bir çay içelim.""Tamam tamam. Sen koy çayları ben salona geliyorum. Hırkanı giy, hava soğuk."Battaniye ve çaylarımızla birlikte salondaki koltuklara yerleştik."Nedir seni uyutmayan?""Haluk, şu Mel Gibson'un İsa'nın Çilesi diye yaptığı film var ya, onu düşünüyorum.""Nesi varmış filmin?""Dün Canan'ın ABD'den getirdiği mecmuada okudum, film baştan aşağı şiddet, kan, vahşet sahneleriyle doluymuş. İsa'yı Romalı askerler tam yüz kere çivili zincirlerle kırbaçlıyorlarmış.""Vurmuşlarsa vurmuşlardır. Gibson da yansıtıyor işte!""Ama yanlış Haluk. O tarihteki inanışa göre kişiye ancak 39 kırbaç vurulabilinirmiş. 40'ıncı vurulursa kişinin öleceğine inanılırmış.""Gibson bunu duymamış mı?""Haluk, filmde bu kırbaç sahnesi tam 11 dakika sürüyormuş. Mel Gibson, İsa rolündeki aktörün yanına çömelmiş, asker vurdukça boyalı suları kan niyetine fışkırtıp durmuş. Hem de 'gene vur, gene vur' diye bağınyormuş.""Yahu Gibson raydan mı çıktı nedir?""Başroldeki adam da öyle diyor: 'Bir ara kendimi kesimhanede zannettim.' Ama en çarpıcı haber ne biliyor musun?""Daha da mı çarpıcısı var? Üşümüyorsun ya?""Yok yok, üşümüyorum. Bak şimdi, Gibson bu filmin senaryosunu nereye dayandırmış biliyor musun? İnanmayacaksın. Vallahi inanmayacaksın!""Söyle de bakalım.""19'uncu asırda, dikkat et 19'uncu asır diyorum. Yani 1800'lü yıllarda Anne Catherine Emmerichadındaki rahibe bir hayal görmüş.""Nasıl hayal yani?""Canım 'vizyon' diyor ama ben hayal dedim. Belki de 'vahiy' demek istiyor. Neyse bütün bu detayları rahibe o zaman görmüş. Bu gördüklerini de 1833'te kitap olarak basmışlar. Bugün filmin oturduğu zemin bu kitap. Hatta rahibe bu kitapta, 'sol avuca çakılmaya çalışılan kalın çivi kıkırdaktan geçerken sesler çıkarıyordu. Daha önceden çarmıhta açılmış, çivinin girmesi gerekli delik bir türlü bulunamıyordu. Eli sağa sola kaydıra kaydıra çiviyi yerine oturttular' demiş.""Ayşe sen İsa'nın Çilesi'ni bana mı yüklüyorsun Allah aşkına?""Hayır, şunu demek istiyorum. Seyirciler manipüle edilecek galiba. Zaten film 25 milyon dolara mal olmuş. Gibson ödemiş. İlk gün gösterimi için kiliseler 800 sinemayı kapatmışlar ve 10 milyon dolar hasılat daha film başlamadan Gibson'a geri dönmüş.""Mış mış da mış mış... Bırak Ayşe. Haydi gel yatalım. Sanki kar yağacak gibi. Sen de esniyorsun.""Vallahi. İyi ki konuştuk biliyor musun? Gerçekten uykum geldi."Okuyucu mektubuBu yardımı bir eğitim kredisi olarak görmelisiniz* Üniversiteye kayıt yaptırırken ailemin maddi durumu oldukça iyiydi. Babamın işten çıkartılması ve tazminatını almaması nedeniyle ortada kaldık. Çok zorlandım ama okulu bırakmadım. Birgün okulu bitirip işe başladığımda her şey yavaş yavaş yoluna girecektir. Sizden ricam, bana yardımcı olmayı düşünenler olursa lütfen bildiriniz. Yaptığım şeyden utanmıyorum. İleride ben de bu durumdaki öğrencileri mutlaka okutacağım. (Adı bende saklı bir okuyucum)* Uzun mesajınızda akşamları standlarda çalıştığınızı belirtiyorsunuz. Belki biliyorsunuz, ben öğrencilerin çalışmalarını da her zaman tavsiye ediyorum. Size şöyle bir önerim olacak. Yardım eli uzatan bir hayırsever olursa, iş hayatınıza atıldıktan sonra verilen bu yardımı ileride taksitle de olsa kendisine geri ödemeyi taahhüt etmenizdir. ABD'de bankalar öğrencilere, iş hayatına geçince taksitle geri ödenmek üzere düşük faizli eğitim kredisi veriyor. Siz de bu hayırseveri böyle düşünün istiyorum. Hiçbir şey karşılıksız kalmamalı.Okuyucu mektubu"Sağım tanker solum TIR"* Ben hergün Sahrayı Cedit'ten Tuzla'ya işe gidip geliyorum. İnanılmaz bir rezalet yaşıyoruz. Sağım tanker, solum TIR. Korku filmi gibi. Geçenlerde Kartal'da meydana gelen tanker faciasından kimse ders almadı mı? Ağır vasıtalar belli saatlerde trafiğe alınmalı. (Sami Gezer)* Evry, ağır vasıtalar, belli saatlerde trafiğe çıkabilir. Bu kuralın hâlâ geçerli olduğunu sanıyorum. Acaba sabah işe gidiş saatlerinizde, parklarda geceleyen ağır vasıtalar mı trafiğe çıkıyor? Trafikte aşırı yüklü ağır vasıtalardan uzak durmanızı öneririm.

Devamını Oku

Sayın Cemil Çicek'in dikkatine!

5 Mart 2004

40 yıl cezaya çarptırılmış ve mapushanede bulunan bir okuyucumun derdini özetleyerek sizinle paylaşmak istiyorum: "Fakir bir ailenin çocuğuyum. Küçük bir emlak bürosuna sahiptim. Bir arkadaşımın 5 dönüm tarlası vardı. Benimle şifahen pazarlık yaparak 1993 senesinde 600 milyon liraya bana sattı. Bir miktarını peşin verdim. Gerisini 4 takside bağladım. Borcum bitince tapuyu alacaktım. Sahibine, Tarlayı parselleyebilir miyim? diye sordum. Tabii, hatta sonra da satabilirsin' dedi. Mühendis bey, bir ev olacak şekilde parselledi. Müşteriler çıktı ve birer birer 40 parseli sattım.Aldığım peşin parayla borcumu ödemeye devam ettim. Yeni alıcılar da geri kalan paraları bana borçlanarak ödemeye başladılar. Topladığım paraları, asıl tarla sahibine olan borcum için veriyordum. Arsa sahipleri parsellerine evler yapmaya başladılar. Müşteriler, taksit borçları bitmeden arsa tapularını istemeye başladılar. Taksit ödemelerini de durdurdular. Ben de, 'Benim taksit borcum bitmedi. Bitmeden tapuyu alamıyorum. Siz borcunuzu bitirince hemen tapuyu üstüme alıp size geçireceğim' dedim.40 aile beni savcıya şikâyet etti. Tarla sahibine gittim ve tapuyu müşterilerin üzerine yapmasını istedim. Müşteriler de bana olan borçlarını sana ödeyecekler dedim. 'Okey' dedi ve ödemelerden sonra tapuları yeni sahiplerine verdi. Hemen savcıya gittim. 'Bu tapuları neden vermedin?' diye sorunca, Tapular verildi' dedim. Şikâyet dilekçeleri geri çekilmemişti. Mahkeme devam etmiş, ben de gitmemiştim.Gidip durumu izah etseydim herhalde bugün içinde bulunduğum şartlarda olmazdım. Mahkeme beni 40 kişi için ayrı ayrı yargılamış. Her kişi için 1 yıl ceza kesince, bana 40 yıl hapis cezası verdiler. Perişanım. Burada mahkûm arkadaşların dosyalarını gördüm. 46 değişik kişiyi dolandıran biri 5 yıl cezaya mahkûm olmuş. Bir diğeri 18 kişi dolandırmış ve 3 yıl yemiş. Ben kimseyi dolandırmadım. Herkes tapusunu aldı. Bu nasıl bir yargı? Bu nasıl bir adalet? Bana yardım edecek, hatayı düzeltecek kimse yok mu?"Burada bir haksızlık söz konusu mudur? Bu arkadaşın özel avukat tutacak parası yoksa, devlet bilâ ücret bir avukat temin edemez mi? Bu durumda olan başka vatandaşlarımız var mıdır? Bir yetkilinin bizi aydınlatmasını ve cevabı köşemizde yayınlayıp halkımızı haberdar edeceğimizden emin olmanızı rica ediyoruz.Dikkat... Dikkat...Türk İş Kadınları DerneğiTİKAD (Türk İş Kadınları Derneği) kurulmuş. Nilüfer Bulut'un başkanlığındaki TİKAD'ın misyonu; iş dünyasında kadın varlığını güçlendirmek, iş kadınlarının kamuoyunda ve hükümetler üzerinde etkinliğini artırmak, Türkiye'nin modern dünyayla bütünleşmesinde sorumluluk almak olarak açıklanmış. Bence böyle bir örgüte, Türk kadınlarının uzun zamandan beri ihtiyacı vardı. Belirledikleri hedeflere ulaşmalarını diliyor, bizleri de gelişmelerden haberdar etmelerini bekliyoruz. Tebrikler. A.Ö.Basın mensubuna karakol dayağını protesto ediyoruzNTV muhabiri Hilmi Hacaloğlu'nun tutuklanıp Beyoğlu Emniyet Amirliği'nde tartaklanmasını kınadığımızı belirtmek isterim. "Gözüm kararıyor, evde de zaman zaman yaparım..." diyen emniyet mensubu arkadaşımın tedavi görmesi gerektiğine inanıyorum. Çağdaş ve uygar ülkelerde bu tür yaklaşımlar insan hakları ihlalidir, cezalandırılır. Arkadaşımıza geçmiş olsun diyor bir daha böyle uygulamaların yapılmayacağını ümit ediyoruz.

Devamını Oku

Çok ilginç bir söyleşi

5 Mart 2004

BBC World kanalında geçenlerde Tim Sebastian harikulade bir söyleşi gerçekleştirdi. Sonunu yakalayabildiğim bu konuşmayı sizlerle paylaşmak istedim. Konuk, Baba Bush'un Körfez Savaşı danışmanı Scowcroft."Soğuk Savaş zamanında Saddam. kitle imha silahları varmış gibi mi hareket etti dersiniz?""Bu tipik bir, derme-çatma, üçüncü dünya siyaset şeklidir.""Gizli haber alma örgütleri, yanlış haber mi aktardılar? Aynı bilgi Fransa ve Almanya'da da vardı ama bu hükümetler derhal kollarını sıvayıp Irak'a saldırmak istemediler. Oysa ABD bunu yaptı? CIA mı hatalı, siyasiler mi?""Gizli bilgiler, takip edilecek siyasi istikametlerin oturduğu zeminlerdir.""Ama Povvell, Birleşmiş Milletler'de, 'Ben size gerçekleri söylüyorum' dedi. ABD, inanırlılığını yitirmedi mi?""Bak Sebastian, hiç kimse yalan söylemedi. Bu bir yorum meselesidir. Seçilen kelimeler farkı belirler. Sen bir kelime kullanırsın, karşı taraf bunu nasıl algılar? Onu hiç bilemezsin. Algılama hatası olabilir.""Cheney'in söylediklerini hatırlıyorum. 'YAPILABİLİR (doable) diye yaptık' dedi. Kayıtlarda var bu.""Hiç yapılmamış daha ne kadar YAPILABİLİR var sen biliyor musun? Bak, Ortadoğu bütün o petrol zenginliğine rağmen çok düşük bir kalkınma hızına sahip. Bölgenin demokratikleştirilmesinde, Irak' a girmek birinci adımdır.Hükümetin en sözü dinlenir danışmanlarından birisi tarihçi Bernard Lewis'dir!""Sizi dinlemediler mi?""Dinlediler. Dinlediler ama hiç aldırmadılar.""Irak'ta bir devlet kurulabilmesi için şimdi ABD'nin Birleşmiş Milletler'e ihtiyacı var. BM bu işi becerebilir mi?""Zor soru. Peki! Onlar yapamazsa kim yapabilir? Şu anda Irak'ta devlet, tümüyle çökmüş durumda. Birleşmiş Milletler şemsiyesini kullanmaktan başka çare yoktur. Çünkü BM, toplu dünya sesine en fazla yaklaşabilmiş bir kurumdur. Başta dinlemeyen ABD, şimdi dinliyor BM'yi.""ABD, değerlerini kaybediyor değil mi? Guantanamo'da nasıl bir hukuk sistemi işliyor? Kimse avukat tutamıyor. Adalet yerini bulacak mı?""Özel durumlarda, özel kurumlar oluşur. Lincoln zamanında, iç harp devam ederken de oldu benzer uygulamalar. Bak sana bir şey söyleyeyim. Bu 11 Eylül çok derin bir şok yarattı ABD üzerinde. Bunu hiç akıllardan çıkartmayınız. Çok şeyin müsebbibi 11 Eylül'dür.""Konuğum olduğunuz için çok teşekkür ederim.""O zevk bana ait. Ben teşekkür ederim."Okuyucu mektubuKızılay'ın binayı size vermesini isteriz ama...■ Kasımpaşa Cezayirli Hasan Paşa İlköğretim Okulu'nun hemen yanında Kızılay'a ait bir bina var. Uzun zamandır kullanılmıyor. Bu bina okula dahil edilirse küçücük sınıflarda 50 öğrencinin 3 kişilik sıralara tıkışmasına son verilecek. Müracaatımızı yaptık ama sonuç alamadık. Beyoğlu Kaymakamlığı da başvurdu ancak onlar da bir şey elde edemedi. Kızılay, Nuh diyor peygamber demiyor. Lütfen bu mesajımızı duyurun. (Bülent Ağırgün)* Şimdi burada biraz duralım Sayın Bülent Ağırgün. Benim tahminim bu binayı bir hayırsever Kızılay'a bağışlamıştır. Niçin? Kızılay'ın kullanımı için. Peki, Kızılay kullanamıyorsa veya bunun için gerekli maddi gücü bugün yoksa, Kızılay "Unut onu gitsin" mi der yoksa "buna ihtiyacımız yok; satalım, parasını değerlendirelim" mi der? Siz okul olarak binayı istediğinizde Kızılay'a bu gayrimenkulun değerini herhalde takdim etmeyeceksiniz. Bu gibi durumları çağdaş kurumlar nasıl halleder bilmiyorum. Ya Kızılay "Dört yıl sonra o binaya Kan Merkezi kuracağız" derse? Durum sanki sanıldığı kadar basit değil. Bir tarafta kullanılmadığı için harabe haline gelen bir mülk ve yanında bunun her metrekaresine şiddetle ihtiyaç duyan bir kurum. Mümkünse Kızılay'ın binayı sizlere vermesini tabii ki isteriz ama vermezse de onları anlayabiliriz.

Devamını Oku

TCK Alt Komisyon üyelerinin dikkatlerine!

3 Mart 2004

Devlet Bakanı Sayın Güldal Akşit'ten aldığım uzun bir mesajda, 2 Mart tarihli yazıma değiniliyor ve "Bu yasaların kâğıt üzerinde olması yetersiz cümlesinin bazı kesimlerde yarattığı rahatsızlığı ise inanın anlamakta zorluk çekiyorum. Ortalıkta uygulanmayan onlarca ceza kanunu maddesi (sigara içme yasağı, yayaların kırmızı ışıkta geçmesi yasağı vb.) varken bu cümlede yanlış olan nedir? 'Ben yasayı çıkardım gerisi önemli değil' mantığıyla bugünlere gelmedik mi?" diye soruluyor.Cevabınıza çok teşekkür ediyorum. Sizin de işaret ettiğiniz gibi 15 yıldır çıkartılamamış yasalar üzerinde alt komisyon düzeltmeler yapmaktadır. Ülkemizde kadın haklannı yasaklayan ve faili cezalandıran mevcut ve yetersiz yasaların varlığından haberdar olan kitleler; töre, gelenek, alışkanlık, âdet neticesi asırlardır yapılagelineni tekrar tekrar uygulamada hiçbir sakınca hissetmemekte, erkekler kadını namus cetveli olarak görmeye devam ederek bu âdetlere göre kadınları ya dövmekte, ya eve kapatmakta, ya da rahatlıkla öldürmektedirler. Bu da uygar dünyaya gösteriyor ki, kürekleyip temizlememiz gereken çukur, hepimizin sandığından çok daha derindir. Değişim gereken yer sadece yasalarımız olmayıp, bazılarımızın zihinlerine hakim düşünce biçimlerinin de değişmesi şarttır. Ancak bu zihinsel gelişmenin çok çabuk elde edildiği örnekler de var Türkiye'de.Ben, Uzan örneğini verdiğim zaman, hükümetin çarçabuk çıkartıp uyguladığı bankalar yasası neticesi, onlarca yıldır ahlâk dışı banka işletenlerin ne kadar çabuk zihin değiştirdiklerine, borçlarını ödemek için derhal TMSF ile görüşmelere başladıklarına işaret ettiğimde sizin yukarıdaki sorunuza cevap vermek istemiştim. Diğer bir örnek de şu: Medya, konuyu ele aldığından beri Güldünya'nın babası ne diyor? "Biz ailecek böyle bir plan yapmadık."Neden böyle söylüyor? Çünkü medya konuyu ele aldı ve afişe etti. Demek bu planı yapanlar bile utanabilirlermiş. Bu çok önemli bir zihin değişikliğidir. Medya ve yasalar el ele verince, bu değişim hızlanacak, kız ve kadınlarımız sıhhatsiz değerlendirmelerle kurban edilmeyeceklerdir. Acelemiz bundandır.Sayın Bakan, bu değişen yasalar arasına şöyle bir madde ilave edilsin istiyorum: "Kız ve kadınlar, hiçbir zaman aile erkeklerinin namusları değillerdir."Bu düşünsel gerekçenin arkasına saklanan tacizcilere ve katillere hiçbir savcı, hiçbir hakim, hiçbir polis memuru, hiçbir jandarma, hiçbir alt komisyon üyesi, hiçbir danışman, hiçbir bakan, hiçbir milletvekili anlayışla bakamamalı ve cezayı hafifletici tahrik indirimi gibi ayak oyunlan akıllara bile gelmemelidir.Bu marazi zihinsel çarpıklıktan bazı Türk erkekleri derhal çıkmalıdırlar. Türk kadınları namına bu maddenin yeni yasaya ilavesi için yardımlarınızı rica ediyorum.Okuyucu mektubuHediyeniz mutlaka gönderilir4 Temmuz 2003 tarihinde Alem FM'de yayınlanan "Deli Mine" adlı programından bir hediye kazanmıştım. Önceleri hediye gelir diye bir müddet bekledim. Sonra ses seda çıkmayınca defalarca telefonla aradım ama hâlâ hak erliğim hediyeyi bana göndermediler. Yetkililerden bu konuda cevap bekliyorum. Lütfen mesajımı yayınlayıp bana yardımcı olunuz. (Nurcan Derdiyok)Nurcan Hanım, bence bir karışıklık veya iletişimsizlik olmuştur. Alem FM, en güvendiğimiz, en beğendiğimiz programları sunan ciddi bir radyo istasyonudur. Dinleyicisini hiç mağdur etmez. Sanırım çok yakında hediyeniz size teslim edilecektir. Lütfen beni bu konuda haberdar ediniz.

Devamını Oku