Asaf Savaş Akat

Asaf Savaş Akat

akatas@bilgi.edu.tr

Dış dengede değişim

7 Ocak 2003

Yılın ilk yazısında 2003 için büyüme, enflasyon ve döviz kuru tahminlerimizi verdik. Halbuki daima cari işlemler dengesi için de bir tahmin açıklarız. Bu kez bilerek dış dengeyi hariç tuttuk. Tek başına bir yazıda ele almayı tercih ettik.Türkiye toplumunun müşterek hafızasındaki güçlü döviz bitecek korkusu haklı nedenlere dayanır. Son elli yılın krizlerinde kur ve döviz hep baş roldedir. 1955-58 ve 1977-80 dönemlerinde ise iki kez Türkiye kelimenin gerçek anlamı ile dövizsiz kaldı.1980'lerde ekonomiyi dış rekabete açan her adımda "eyvah, döviz bitecek!" dendi. Rusya pazarının açılması ile birlikte döviz gelirlerinde büyük artışlar yaşanmasına rağmen korku sürdü. Şubat krizi sonrasında döviz ve kur tam bir saplantı haline geldi.Bütün bunları düşünerek Türkiye'nin döviz gelir ve giderlerinde görülen değişimi başlı başına bir yazı konusu yapmaya karar verdim.Gelir ve giderlerin ayrıntısıOcak-Ekim 2002 cari işlemler dengesi yayınlandı. Ana eğilimler iyice belirginlik kazandı. Yılın ilk on ayında cari işlemlerde, 6 milyar dolar fazla oluşmuş. Son iki ayda açık verse bile yıl küçük bir artı ile kapanacaktır.İki hususa dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu yıl ekonomi yüzde 7 civarında büyüyor. Yani talep olmadığını ve cari dengenin o nedenle fazla verdiğini söyleyemeyiz. TL ise değer kazanmıştır. Fazlayı TL'nin değer kaybı ile açıklayamayız.Döviz kazanan ve harcayan faaliyetlerde çok ciddi bir yapısal dönüşüm yaşandığı kanısındayım. Sayılar içinde sizi boğmadan derdimi anlatmaya çalışacağım. Dış ticaret açığına, görünmeyen gelirlere ve işçi dövizlerine bakacağım.Şubat krizinden bu yana dış ticaret açığı küçülmektedir. Bir nedeni ihracattaki artıştır. Diğer nedeni ise ithalattaki azalmadır. 1996-98 arasında dış ticaret açığı 20 milyar dolar, 2000'de ise 26 milyar dolardı. 2002'de 12 milyar dolarda kalacaktır.İhracat artışı olağan trend büyümeyi yansıtmaktadır. Yani kalıcıdır. İthalat düşüşü ise ekonomideki yapısal dönüşümün bir sonucudur. Kamu açıkları ile pompalanan iç talep dönemi bitmiştir. İthalattaki düşüş de kalıcıdır.Görünmeyen gelirlerde ve işçi dövizlerinde ise tam tersine bir eğilim vardır. Örneğin 1998'de net görünmeyenler 10,5 milyar dolar, işçi dövizleri 5,8 milyar dolar, toplamı 16,3 milyar dolardır. 3,9 milyar dolar bavul ticareti vardır. 19 milyar dolar dış ticaret açığına karşılık cari işlemler 2 milyar dolar fazla vermiştir.2002'de net görünmeyenler artı işçi dövizleri toplamı 6,9 milyar dolardır. Dört yıl içinde döviz kazançlarında 9,5 milyar dolarlık bir gerileme izlenmektedir. Bunun ne kadarının hakiki, ne kadarının da belirsizlik nedeni ile yurt dışında tutulan döviz olduğu herkesin merak konusudur.2003 tahminleri2003'de 40 milyar dolar ihracat, 54 milyar dolar ithalat öngörüyorum. 2003 yılı ithalatı 2000'den fazla olacaktır. Ama dış ticaret açığı 14 milyar dolarda kalacaktır. 2002 gibi 4 milyar dolar bavul ticaretini ekleyince dış ticaret açığı 10 milyar dolara inecektir.Görünmeyen gelirlerde gizlenen sermaye kaçağında hiç azalma olmasa bile rekor ithalata rağmen cari denge açığı 1,5 milyar dolar civarında kalacaktır. Güvenin tesis edilmesi halinde ise net görünmeyen artı işçi dövizlerinde 2,5 milyar dolar artış hesaplıyoruz. Bu da cari işlemler dengesinde 1 milyar dolar fazlaya tekabül ediyor.Kur hesapları yaparken cari dengeyi unutmamak gerekiyor.

Devamını Oku

Düşük enflasyona ilk adım

4 Ocak 2003

2002 yılı enflasyonu cuma günü DİE tarafından açıklandı. İki gündür medyada ayrıntılı şekilde değerlendiriliyor. Yeni bir şey söyleyebileceğime emin değilim ama değinmeden edemedim.Hükümet'in 2002 için açıkladığı hedef TÜFE ve TEFE için sırası ile, yüzde 35 ve yüzde 31'di. Niyet Mektubunda ise sadece TÜFE hedefi yer alıyordu. IMF sorunlu bir endeks olduğunu bildiği TEFE'yi programa dahil etmemişti. Enflasyon hedefi fazlası ile tutturuldu. Yıl sonu itibariyle TÜFE, TEFE ve Özel İmalat Sanayi (ÖİS) sırası ile yüzde 29,7, yüzde 30,8 ve yüzde 27,7 olarak gerçekleşti. Yakın tarihimizde ilk kez bu kadar düşük bir enflasyon yaşıyoruz.Bir değerlendirmeTÜFE ve ÖİS gibi iktisatçı için neyi ölçtüğü az çok belirgin iki endeksin yüzde 30'un altinda çıkması fevkalâde önemlidir. Enflasyon dinamikleri açısından öğreticidir. Kamuoyundaki yaygın yanlış inançların ve önyargıların kırılmasına katkı yapacaktır.Daha ilkbahar aylarında tüketici fiyatlarının seyri yıl sonu için yüzde 30 ve altına işaret ediyordu. Eğer yaz başındaki siyasi çalkantılar ve erken seçim olmasa, TÜFE yüzde 25'lere gerileme eğiliminde idi.O günlerde biraz ironik bir şakayı sık sık kullanıyordum. "Ekonomi yönetimi büyük bir sorunla karşı karşıya, enflasyonu saptadıkları hedefe nasıl yükselteceklerini bilmiyorlar" diyordum. Neyse ki hükümet siyasi çalkantı ve erken seçimler imdatlarına yetişti.Aynı mantik ÖİS için de geçerlidir. Yılın ilk beş ayında doların TL karşısında değer kaybı ÖİS açısından büyük önem taşıyordu. Birincisi, özel kesimde girdi maliyetleri düştü. Fiyatlar üstündeki maliyet baskısı kalktı.Daha da önemlisi, sürekli yukarı giden kur beklentileri kırıldı. Firmalar fiyatlarını daha gerçekçi beklentiler bazında saptamaya başladılar. Gene siyasi belirsizlik sonucu yaz başında kur aniden tırmanmamış olsa, ÖİS'in de 5-6 puan daha düşük çıkması mümkündü.TEFE apayn bir olaydır. Her fırsatta tekrarlıyorum. Neyi ve neden ölçtüğü böylesine belirsiz bir endeks tahayyül etmekte zorlanıyorum. En vahim sorunu, sebze meyve gibi tarımsal fiyatların anlamsız şekilde endekste yer almasıdır.Örneğin aralık ayında kabak fiyatının yüzde 88,4, limon fiyatının yüzde 25,5 artması, hamsi fiyatının ise yüzde 24,4 azalması hangi sanayi sektörlerinin girdi maliyetini etkilemektedir?İmalat sanayinde kamu fiyatları yüzde 34,3'le hem özel kesimden hem de toplam endeksten daha hızlı yükselmiştir. Bunun nedenini biliyoruz. Bir türlü denetlenemeyen kamu harcamaları, dolaylı vergilerdeki artışlarla finanse edilmektedir.Büyüme ve enflasyon2002 yılında büyüme hızının hedeflenenin çok üstüne çıkmasını temin eden enflasyondaki büyük düşüştür. Bu konuyu çok işledik. Bir kere daha hatırlatmakta yarar görüyoruz.Türkiye ekonomisinin bugünkü yapısı ve iktisat politikası ortamında, enflasyon büyümenin en büyük düşmanı haline gelmiştir. Büyüme ancak ve ancak enflasyondaki düşüşle birlikte hızlanmaktadır. 2002 yılı bunun kanıtıdır.Ekonomi yönetiminin 2002'de enflasyonla kararlı mücadelesi milli gelirde büyüme ve enflasyonda düşüş getirdi. Aynı kararlılık 2003'te sürdürülürse aynı olumlu sonuçlar elde edilecektir. Hükümetin bu hayati ilişkiyi kavramış olduğunu umut ediyorum.

Devamını Oku

2003 tahminleri

2 Ocak 2003

Geleneğimizi sürdürüyoruz. Yılın ilk yazısında ekonominin temel büyüklükleri için beklentilerimizi veriyoruz. Tahminciliğin önemli riskler taşıdığını biliyorum. Ne yapalım! Mesleğin raconu böyle...Yazıma 2002 yılbaşı ile karşılaştırma yaparak başlayacağım. Çünkü iki yılbaşı arasında temelde büyük bir fark görüyorum. Geçen yılbaşında belirsizlik ekonominin içsel dinamiklerinden kaynaklanıyordu. Buna karşılık ekonomi dışı koşullar nisbeten sakindi.Bu yıl durum tam tersine döndü. Dışsal şoklar olmadığı takdirde ekonominin nasıl seyredeceği daha belirgin. Buna karşılık dış faktörde çok büyük bir belirsizlik söz konusu. İki hususun altını çizmek istiyorum.* Bir: Yeni hükümetin ekonomik programı uygulama kararlılığı daha sınavdan geçmedi. Normal koşullarda IMF ile ilişkilerin düzgün seyretmesini bekliyoruz. Ancak gene de bir belirsizlik var.* İki: Dış koşullar tek kelime ile karmakarışık. ABD'nin Irak'a müdahalesi ve Türkiye'nin bu olayda alacağı rol fevkalade önemli. Kıbns'ta saat çalışıyor. Bunların ekonomiye çok ciddi etkileri olabilir.Enflasyon ve kurGeçen yılbaşında yaşanan belirsizliğin geri planında hem ekonomik aktörlerin hem de tahmincilerin yeni rejimin sonuçlarını algılamakta zorlanmaları yatıyordu. Özellikle dalgalı kur sisteminin nasıl işleyeceği konusunda çok tereddüt vardı.Nitekim büyük çoğunluk milli gelirde büyümenin düşük kalacağını, enflasyonun ise düşmeyeceğini düşünüyordu. O açıdan 2002 yılı çok öğretici oldu. Sıkı maliye ve para politikalarının kur ve enflasyonu denetleyebildiği görüldü.Programın sürdürülmesi halinde bu yıl farklı bir durum ortaya çıkmayacaktır. Programın öngördüğü faiz-dışı fazla hedefi tutturulduğu takdirde enflasyonun da hedeflenen düzey hatta gene bir miktar altında çıkması normaldir.Şunu söylemek istiyorum. 2003'de enflasyonda sürpriz beklemiyorum. Tüketici enflasyonu hükümetin hedefi olan yüzde 20'ye rahat ulaşır. Daha düşük çıkma ihtimali daha yüksek olma ihtimaline kıyasla daha fazladır.Enflasyon düştüğü ortamda döviz kurunda bir sürpriz ihtimali yoktur. Ekonomi dışı nedenlerle kurda geçen yıla kıyasla daha da büyük dalgalanma ve volatilite yaşanabilir. Ancak bunun ortalama kura etkisi az olur.2003 yılı ortalama dolar kuru için 1.750.000 TL diyorum. TL'nin takriben yüzde 15'lik bir değer kaybına tekabül ediyor. Parite de bir miktar Euro lehine değişeceğinden sepet devalüasyon az çok tüketici enflasyonuna eşitlenir.Talep ve büyümeTalep ve büyümeyi tahminde çok zorlanıyorum. Sorun şu: Savaş, vs. dış gelişmelerin enflasyon ve kur üzerinde etkisi kısıtlıdır. Buna karşılık iç-dış talebi ve büyümeyi ciddi şekilde etkilemeleri kaçınılmazdır.İki uç senaryo yazabiliriz. Irak ve Kıbrıs sorunları çabuk çözülürse, 2003'de iç talepte hissedilebilir bir canlanma yaşanacaktır. İç talebin büyümeye katkısının yüzde 5-6 civarına çıkabileceğini düşünüyorum (2002'de yüzde 1,5). Büyüme yüzde 5'e çıkabilir.Eğer Irak ve Kıbrıs'ta işler karışırsa, iç talep gene cansız seyreder. Turizmle birlikte dış talep de geriler. Buna 2002'deki stok artışı etkisinin tersine dönmesini de ekleyebiliriz. Büyüme sıfır hatta negatif olacaktır. Ayrıntıları tartışmaya zamanımız olacak.

Devamını Oku

2002'yi değerlendiriyoruz (2)

30 Aralık 2002

Perşembe günü siyasete baktım. Yılın son gününde sıra ekonomiye geldi. Önce 2002 için ne tahmin ettiğimizi görelim. 3 Ocak 2002 tarihli "2002 Tahminleri" başlıklı yazımın son bölümü olduğu gibi aşağıdadır."GSMH'daki artış yüzde 4,5 çıkıyor. Bunun önemli bir bölümü mekanik büyümedir. En az 1,5-2 puanı 2001'de stoklardaki büyük düşüşün devreye soktuğu 'hızlandıran' katsayısı kökenlidir. İç talepteki artış milli gelirin altında kalacaktır. Stok etkisini düşersek, iç talebin yüzde 1-2 aralığında büyüyeceğini söyleyebiliriz. Yüzde 4,5 kalitatif olarak eski yüzde 4,5'lara benzemeyecektir. Cari işlemler dengesi 2002'de de fazla vermeye devam edecektir. Fazlayı 5 milyar dolar hesaplıyorum. Bir bölümü ihracat artışı sayesindedir. Diğer bölümü 2001'de yurt dışında tutulan döviz kazançlarının 2002'ye sarkmasından kaynaklanacaktır.TÜFE yılı yüzde 40'ın altında bir yerde bitirecektir. TEFE'nin en az 5 puan daha düşük çıkacağını öngörüyorum. Daha yüksek enflasyon mutlaka daha düşük büyüme anlamına gelecektir. Döviz kurunda fazla hareket beklemiyorum. Yıl boyunca döviz piyasasının satiş ağırlıklı seyredecektir. TL reel olarak değer kazanacaktır. Ortalama dolar kuru 1.450.000 civarında oluşur. Faizlere bir başka yazıda bakacağız."Büyüme ve enflasyonYıl sonu için GSMH büyüme hızını yüzde 6,7 hesaplıyoruz. Stok hariç iç talebin büyümeye katkısı yüzde 1,4'den ibarettir. Stok artışlarının büyümeye katkısı ise yüzde 6'dır. Demek ki 2,2 puanlık yanılgının tümü stok artışından kaynaklanıyor.2002 yılında stok artışının şimdiye kadar hiç görülmemiş bir düzeye çıktığını özellikle belirtmek istiyorum. Hızlandıran katsayısının işleyeceğini düşünmüştük ama böylesine güçlü bir etki yapmasına hayret ediyoruz.TÜFE ve TEFE enflasyonu yıl sonunu sırası ile yüzde 31 ve 30 civarında bitirecek. Her ikisinde tahminimiz karamsar duruyor. Yılbaşında genel beklentinin yüzde 50 olduğunu yani benim yüzde 40'ın altı diyerek aşırı iyimser kaldığımı hatırlatırım.TEFE'nin nispeten daha yüksek çıkmasının gerisinde yaz aylarında yaşanan siyasi belirsizlik var. Mayıstan temmuza doların 1,3 milyondan 1,65 milyona fırlaması toptan eşya enflasyonundaki düşüşü kısıtladı.Kur ve dış dengeOcak-Eylül ödemeler dengesi yayınlandı. Yıl sonu için cari işlemlerde 300-400 milyon dolar fazla buluyoruz. Yüzde 6,7'lik yüksek büyüme hızına rağmen cari dengede açık oluşmadığına dikkatinizi çekiyoruz.Neden cari denge yılbaşı tahminimizden bu kadar büyük sapma gösterdi? Cevabı tahminin içinde mevcut. Geçen sene getirilmeyen döviz kazançlarının bir bölümünün 2002'de ülkeye getirileceğini düşünmüştük. Siyasi belirsizlik ve erken seçim bunu engelledi. Görünmeyen gelirlerde ve işçi dövizlerindeki düşüş 2002'de sürdü. Tahmine kıyasla 4,7 milyar dolarlık sapma tümü ile bu iki kalemden kaynaklanıyor. 2002 yılı ortalama dolar kurunu 1.510.000 TL hesaplıyoruz. 60.000 TL ya da yüzde 4'lük bir sapma var. Bunun da gerisinde siyasi belirsizlik ve erken seçim yatıyor. Kur tahminindeki yanılgı doğrudan erken seçimi öngörememenin bedelidir.

Devamını Oku

2002'yi değerlendiriyoruz (1)

28 Aralık 2002

2002'nin sonuna geldik. Her yılın son iki yazısında geride kalan on iki ayı değerlendirmeye çalışırız. Beklenti ve tahminlerimizin ne ölçüde gerçekleştiğine bakarız. Sapmaların nedenlerine anlamaya çalışırız.2001 kelimenin tam anlamı ile çok kötü geçmişti. Şubat krizi sonrasında TL'nin dalgalanmaya bırakılması ekonomide ciddi hasar yaptı. Dolayısı ile Türkiye 2002'ye morali bozuk girdi. Beklentiler karamsardı. Özgüven duygusu zedelenmişti.Halbuki 2002 kelimenin tam anlamı ile sürprizler yılı oldu. Aslında heyecanlı bir yıl da diyebiliriz. Sık sık sinirler gerildi. Bazen felâket senaryoları yazıldı. Ama sonuçta korkulanlar gerçekleşmedi.Beklenmeyen seçim2002'de benim en beklemediğim olay neydi? Bir süre iki aday arasında tereddüt ettim. Biri 3 Ağustos'ta AB uyum yasalarının çıkmasıdır. Diğeri de Ecevit hükümetinin 3 Kasım'da erken seçim kararı almasıdır. Sonunda ikincisinde karar kıldım.Yılbaşında tahminlerimi açıklarken seçim tarihi olarak 2003 sonbaharını vermiştim. Belki 2003 ilkbaharına alınabilirdi. Ama 2002'de seçim bence çok düşük bir ihtimaldi. Bu tahminin gerisindeki analiz ise basitti.Hükümet ortağı partilerin rasyonel davranacaklarını varsaymıştım. Ekonomik krizin izleri toplumun hafızasında taze iken yapılacak bir seçimden iktidarın büyük bir yenilgi ile çıkacağı çok açıktı. Demek ki şu ya da bu şekilde erken seçime gitmeyeceklerdi.Ama gittiler. Bir iktidarın böylesine göz göre göre toplu intiharı seçtiği bir başka örnek bilmiyorum. Üç iktidar partisi de barajın altında kaldı. Uzun dönemde varolabilme ihtimalleri tartışılır hale geldi.3 Kasım seçimleri yakın dönem siyasi tarihin en ilginç olaylarından biridir. Meclis'de erken seçim için oy kullanan partilerden sadece biri Meclis'e geri döndü. Geri kalanı seçmen tarafından tasfiye edildi. Çiller, Yılmaz, Ecevit, Kutan, Erbakan ve belki Bahçeli siyasi yaşamdan çekilmek zorunda kaldı.Bu yılın olayı 3 Kasım seçimleridir. Türkiye'nin siyasi haritasında büyük değişikliklere yol açmıştır. Esas sonuçlarının zaman geçtikçe daha da belirgin hale geleceğini düşünüyorum.AB'ye doğruSiyasetle devam edelim. 2002 AB ilişkileri açısından anahtar bir yıl olmuştur. En büyük sürpriz erken seçim kararının alınmasından sonra AB uyum yasalarının Meclis'ten geçmesidir. Türkiye'nin daima şaşırtıcı bir ülke olduğunun çok güzel bir kanıtıdır.AB'ye üyelik sürecinin benim için çok önemli bir başka boyutu var. Seçimin AB üyeliği için bir referanduma dönüşeceğini öngörmüştüm. Nitekim barajı geçen iki parti de seçim kampanyasında AB üyeliğini destekledi. Vatandaş AB'den yana oy kullandı.Yılın son güzel sürprizi AKP'nin ve özellikle Erdoğan'ın Kopenhag zirvesi öncesindeki enerjik tutumu oldu. Laik kesimler bunu hiç beklemiyordu. Sivil toplumun da AB davasını büyük bir coşku ile sahiplenmesi gelecek için son derece olumlu bir işaretti.Salı günü 2002'de ekonominin nasıl seyrettiğini değerlendireceğim.

Devamını Oku

Statüko zorlanıyor

25 Aralık 2002

Türkiye'nin siyasi yapısı esas itibariyle değişmemek üstüne kurulmuştu. Çıkan her sorun karşısında aynı tepki verildi. Sorunu kabul edip çözüm aramak yerine toptan reddedilmesi yoluna gidildi.Böylece sorunlar sürekli donduruldu. Onları tartışmak ve farklı çözüm önerilerini değerlendirmek gereksiz hatta tehlikeli görüldü. Bazı sorunlarda çözümsüzlüğün en iyi çözüm olduğuna inanıldı. Zamanla bunların kendiliğinden hallolacağı düşünüldü.Ama Türkiye'nin görünen ve görünmeyen iktidar odaklarının gücü tarihi durdurmaya yetmiyor. Türkiye toplumu değişiyor. Dünya değişiyor. Yeni sorunlar, yeni çözümler, yeni koşullar ortaya çıkıyor. İç ve dış dinamikler değişime direnen Ankara'yı zorluyor.ABD, Irak ve TürkiyeGeorge Bush ABD Başkanlığı'na Kasım 2000'de seçildi. Bush'un gereğinde askeri güç de kullanarak Saddam'ı devirmeye kararlı olduğu açıktı. Demek ki tam iki yıl önceden, ABD'nin Irak ve Saddam'a yönelik politikasının değiştiği biliniyordu.Bir askeri operasyonun aşamaları nedir? Önce bombalar gelir. Uçakların nereden kalktığı önemsizdir. Ancak, eninde sonunda bir kara harekâtı gerekir. Tanklar, toplar, zırhlı araçlarla birlikte ordu o coğrafyayı işgal eder.Haritaya bakın. Irak'a askeri operasyonun kara ayağı için beş ülkeden en az ikisinin ABD ile işbirliği yapması zorunludur: Kuveyt, Ürdün, Iran, Suriye ve Türkiye. Kuveyt ve Ürdün'den sadece güney cephesi açabilirsiniz. Kuzey için diğer üçlüden biri ile anlaşmak zorundasınız.ABD için İran ve Suriye imkânsız müttefiklerdir. Geriye Türkiye kalır. Zaten iki ülke arasında elli yıllık askeri ittifak vardır. NATO, CENTO vs. vardır. İncirlik gibi Amerikan üsleri vardır. Kuzey cephesinin Türkiye'den açılacağı 2000 Kasım'dan itibaren bellidir.Bu sade gerçeği Türkiye'yi yönetenlerin görmediklerine inanmakta zorlanıyorum. Sorun görmekte değil, gördükten sonra ne yapıldığındadır. Türkiye iki yıl boyunca devekuşu gibi kafasını kuma gömerek tehlikenin uzaklaşacağı hayali ile yaşamıştır.Geleceğe kaçmak kısa dönemde insanı rahatlatabilir. Ancak eninde sonunda gelecek gelir. Yarın bugün olur. Kaçacak delik kalmaz. Gerçekle yüzleşmek, tatsız kararları almak zorunda kalırsınız. Türkiye bugün bu noktadadır.Değişim korkusuTürkiye'nin üstünden değişim korkusunu atması gerekiyor. Atalarımız "korkunun ecele yararı yok" demişler. Koşullar değişince onlara uymakta direnenler ancak kısa dönemde başarılı gibi durabilir. Uzun dönemde değişime direnmenin bedeli çok yüksektir.Örnek mi? İşte Saddam Hüseyin. Önce soğuk savaş kutuplaşmasının sonra İran İslam Devrimi'nin kendisine sağladığı hareket alanının 1990 sonrasında ortadan kalktığını anlamadı. Yeni koşullarda eski adetlerini sürdürmeye çalıştı. Geldiği yer ortadadır.Türkiye'nin üç sıcak dış politika gündemine bakalım: Irak, Kıbrıs ve AB. Üçünde de son yirmi yılın koşulları tersinmez şekilde değişmiştir. Yeni politikalar, yeni yaklaşımlar, yani değişim zorunludur.Statükoyu korumaya kilitlenmiş bir tavırla Türkiye'nin önünün açılması mümkün değildir. Irak olayının Ankara'da yarattığı çalkantının bize gösterdiği esas gerçek budur.

Devamını Oku

Neden hükümeti eleştiriyoruz?..

24 Aralık 2002

3 Kasım seçimleri sonrasında çok ilginç ve aslında beklenmeyen bir olay yaşandı, iç ve dış mali piyasalar AKP'ye tek başına iktidar yolunun açılmasını çok olumlu karşıladı. Faiz ve döviz düştü, borsa çıktı.Bu gidişatta önemli bir etken AKP'nin seçim öncesi dönemdeki tavrı oldu. AKP içeride ve dışarıda kendisi hakkında oluşan soru işaretlerini dağıtmaya çalıştı. Uygulanacak iktisat politikaları anlatıldı. Piyasa kurumlarına güven verildi.Bir diğer etken, seçimden hemen sonra AB davasını candan benimsediklerinin görülmesi idi. Yeni iktidarın AB yanlısı olmasının sembolik değeri vardı. Ekonomide de maceradan uzak, sağduyulu ve tutarlı politikalar izleyeceklerinin işareti kabul edildi.Sonra ne oldu? Maalesef yeni hükümet kendisine açılan bu krediyi iyi kullanamadı. İktisat politikası tartışmaları ekonominin ihtiyaçlarına odaklanmadı. Ekonomik programla çelişkili öneriler ortalıkta uçuşmaya başladı. Güven duygusunun yerini tedirginlik aldı.Hükümet ve programDeniz Gökçe hükümeti bugünden eleştirmeye itiraz ediyor. Akşam'daki köşesinde yazdı. Ekodiyalog'da söyledi. Seçimden bu yana daha iki ay bile geçmediğini hatırlatıyor. Yeni bir hükümetin ilk günlerdeki dağınıklığını olağan karşılamalıyız diyor.Gökçe'yi kısmen haklı buluyorum. Türkiye'nin mesnetsiz ve yıkıcı eleştiriden ve karamsarlıktan çok çektiği yargısına katılıyorum. Ancak, hükümetin gerçekten çok kıymetli zamanı boş yere israf ettiğini düşünüyorum.Kısaca hatırlatalım. Ekim ayında Türkiye'ye Standby Anlaşmasının öngördüğü gözden geçirme sonuçlanmadı. Eski hükümet performans kriterlerinden bir bölümünü gerçekleştirememişti. Karar süreci seçim sonrasına bırakıldı.Yılbaşında IMF heyeti yeniden gelecektir. Somut icraat ve planlar ele alınacaktır. Programın hedefleri ve geçmiş performansı çerçevesinde icra Komitesine girecek bir Niyet Mektubu talep edilecektir.Ocak ortasında, en geç şubat başında gözden geçirme sonuçlanacaktır. İyi senaryo IMF'in hükümetin performans ve vaatlerini onaylamasıdır. 1,6 milyar dolarlık kredi dilimi serbest bırakılacaktır.Kötü senaryo ise IMF ile anlaşmazlık çıkmasıdır. 2001 Temmuz'unda yaşanan Telekom krizini hatırlayınız. Sonunda hükümet IMF'in istediklerini yapmıştı. Bu kez de öyle olacağına kesin gözle bakıyorum. Ama arada ekonomi çok hırpalandı. Unutmayın.Öğrenme yollarıBu süreç beni gerçekten çok üzüyor. İnsanların ve hükümetlerin olayları akıl, mantık ve bilgi ile süzerek değerlendirmelerini, geçmişten ders almalarını istiyorum. Öğrenmenin doğru yolu bu gibi geliyor.Maalesef Türkiye'de bir başka öğrenme yolunun daha yaygın olduğunu izliyorum. Birisi akıl ve mantığın dışına çıkıp yanlış bir iş yapıyor. Ceza olarak dayak yiyor. Dayağı yiyince de hatasını düzeltiyor.Ama herkesin gözü önünde cereyan eden bu olaydan kimse ders almıyor. Aradan zaman geçiyor. Ya aynı kişi ya da bir başkası aynı yanlışı tekrarlıyor. Gene sopa geliyor. Sopayı yiyince hemen beyaz bayrağı çekiyor ve doğrusunu yapıyor. Yenen beyhude dayaklar ise vatandaşın sırtında kalıyor. Bilmem anlatabiliyor muyum?

Devamını Oku

Hükümeti uyarıyoruz

21 Aralık 2002

Kamuoyunda hükümetin uygulamayı amaçladığı iktisat politikaları konusunda bir takım tereddütler uyanmaya başladı. En iyimser tefsirle, hükümetin kararsız davrandığından söz edebiliriz.Ancak, hükümet kanadından programla çelişkili öneriler de geliyor. Bunların bir bölümü yeni bir iktidarın acemiliğine atfedilebilir. Seçim kampanyası sırasında az da olsa popülizme kayan bir takım vaatler de yapılmıştı.Nelerden söz ediyoruz? Vergi idaresinde ciddi bir bocalama yaşanıyor. Nereden buldun kalkacak mı? Yerine ne gelecek? Bağımsız kurulların denetlenmesinden ne kasdediliyor? Zorunlu tasarruf nemaları ödenecek mi? Hangi kaynaklarla? Yeni ihale sistemine geçilecek mi?Soru çok. Maalesef cevap yok. O arada saat çalışıyor. Standby anlaşmasının ekimdeki gözden geçirmesi sonuçlanmamıştı. Niyet mektubunu yeni hükümet imzalayacaktı. IMF heyeti Ankara'daydı ama pek ilerleme kaydedildiğini sanmıyorum.Yanlış bir bakışHükümetin bir kanadında Türkiye ekonomisi hakkında çok yanlış beklentilerin hakim olduğu anlaşılıyor. İş alemi temsilcileri arasında da benzer görüşler var. Medyada sık sık seslendiriliyor.Ne deniyor? Ekonominin bir an önce canlanması, yatırımların artması, büyümenin hızlanması gerekiyor, işsizlikle başka türlü mücadele etmek mümkün değildir. İktisat politikası büyümeye yönelmelidir.Bu hedefe katılmamak mümkün değildir. Sorun ekonomik canlanmanın nasıl sağlanabileceği noktasında çıkıyor. Bir kesim, kamu harcamalarının arttırılması ile iç talebin canlandırılabileceğini düşünüyor.Devlet insanların cebine ek gelir koydukça, onlar da bunu harcayacaklar. Böylece talep ve dolayısı ile üretim artacak. Beraberinde yeni yatırımlar gelecek. Her ikisi işsizliği azaltacak.Faiz-dışı fazlanın düşürülmesi yada zorunlu tasarruf nemalarının bir kısmının ödenmesi talepleri bu mantığa dayanıyor. Kamu harcamalarının artması sonucunda büyümenin hızlanacağı, olsa olsa enflasyonun da tekrar yükseleceği zannediliyor.Güven kayboluncaTürkiye ekonomisinin şu anki durumunda bu görüş A'dan Z'ye yanlıştır. Tam tersi sonuç verecektir. Ekonomideki talep yetersizliğini derinleştirecektir. Hatta kriz boyutunda bir çalkantıya bile yol açabilecektir.Hükümet programdan saptığı an güven duvarına çarpacaktır. Derhal kur ve faizler tırmanır. Hele IMF ile bir gerginlik yaratılması halinde faiz ve kurdaki hareket ekonominin tüm dengelerini altüst edecek düzeylere çıkar.Kur ve faizdeki hareketlilik derhal tüketim ve yatırım harcamalarını vuracaktır. Türkiye bu filmi son iki yılda birkaç kez seyretti. Vatandaşın ekonomi politikasına güveni zedelendiği an dışarıya sermaye kaçağı başlıyor. İç talep bıçak gibi kesiliyor. Ekonomi hızla kendini kriz benzeri koşullarda buluyor.Hızlı büyümenin yolu reel faizlerin düşmesinden ve kurun istikrar kazanmasından yani programın kararlılıkla uygulanmasından geçmektedir. Tersine tüm arayışlar ise iç talepteki durgunluğu arttırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Hükümeti uyarıyoruz. Ekonomi programının gereklerini bir an önce yerine getirmeye davet ediyoruz.

Devamını Oku