Kamuoyunda hükümetin uygulamayı amaçladığı iktisat politikaları konusunda bir takım tereddütler uyanmaya başladı. En iyimser tefsirle, hükümetin kararsız davrandığından söz edebiliriz.
Ancak, hükümet kanadından programla çelişkili öneriler de geliyor. Bunların bir bölümü yeni bir iktidarın acemiliğine atfedilebilir. Seçim kampanyası sırasında az da olsa popülizme kayan bir takım vaatler de yapılmıştı.
Nelerden söz ediyoruz? Vergi idaresinde ciddi bir bocalama yaşanıyor. Nereden buldun kalkacak mı? Yerine ne gelecek? Bağımsız kurulların denetlenmesinden ne kasdediliyor? Zorunlu tasarruf nemaları ödenecek mi? Hangi kaynaklarla? Yeni ihale sistemine geçilecek mi?
Soru çok. Maalesef cevap yok. O arada saat çalışıyor. Standby anlaşmasının ekimdeki gözden geçirmesi sonuçlanmamıştı. Niyet mektubunu yeni hükümet imzalayacaktı. IMF heyeti Ankara'daydı ama pek ilerleme kaydedildiğini sanmıyorum.
Yanlış bir bakış
Hükümetin bir kanadında Türkiye ekonomisi hakkında çok yanlış beklentilerin hakim olduğu anlaşılıyor. İş alemi temsilcileri arasında da benzer görüşler var. Medyada sık sık seslendiriliyor.
Ne deniyor? Ekonominin bir an önce canlanması, yatırımların artması, büyümenin hızlanması gerekiyor, işsizlikle başka türlü mücadele etmek mümkün değildir. İktisat politikası büyümeye yönelmelidir.
Bu hedefe katılmamak mümkün değildir. Sorun ekonomik canlanmanın nasıl sağlanabileceği noktasında çıkıyor. Bir kesim, kamu harcamalarının arttırılması ile iç talebin canlandırılabileceğini düşünüyor.
Devlet insanların cebine ek gelir koydukça, onlar da bunu harcayacaklar. Böylece talep ve dolayısı ile üretim artacak. Beraberinde yeni yatırımlar gelecek. Her ikisi işsizliği azaltacak.
Faiz-dışı fazlanın düşürülmesi yada zorunlu tasarruf nemalarının bir kısmının ödenmesi talepleri bu mantığa dayanıyor. Kamu harcamalarının artması sonucunda büyümenin hızlanacağı, olsa olsa enflasyonun da tekrar yükseleceği zannediliyor.
Güven kaybolunca
Türkiye ekonomisinin şu anki durumunda bu görüş A'dan Z'ye yanlıştır. Tam tersi sonuç verecektir. Ekonomideki talep yetersizliğini derinleştirecektir. Hatta kriz boyutunda bir çalkantıya bile yol açabilecektir.
Hükümet programdan saptığı an güven duvarına çarpacaktır. Derhal kur ve faizler tırmanır. Hele IMF ile bir gerginlik yaratılması halinde faiz ve kurdaki hareket ekonominin tüm dengelerini altüst edecek düzeylere çıkar.
Kur ve faizdeki hareketlilik derhal tüketim ve yatırım harcamalarını vuracaktır. Türkiye bu filmi son iki yılda birkaç kez seyretti. Vatandaşın ekonomi politikasına güveni zedelendiği an dışarıya sermaye kaçağı başlıyor. İç talep bıçak gibi kesiliyor. Ekonomi hızla kendini kriz benzeri koşullarda buluyor.
Hızlı büyümenin yolu reel faizlerin düşmesinden ve kurun istikrar kazanmasından yani programın kararlılıkla uygulanmasından geçmektedir. Tersine tüm arayışlar ise iç talepteki durgunluğu arttırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Hükümeti uyarıyoruz. Ekonomi programının gereklerini bir an önce yerine getirmeye davet ediyoruz.
Hükümeti uyarıyoruz
Kamuoyunda hükümetin uygulamay
Haberin Devamı

