Bazen küçücük ve önemsiz gibi duran bir şey ya da olay insanı çok mutlu eder. Şeytanın gerçekten ayrıntılarda gizli olduğunu söyleyen özdeyişe güvenini artırır. Emeklerim boşa gitmemiş diye düşündürür. Salı sabahı her zamanki gibi Bilgi Üniversitesi'ndeki odama geldim. Hazine'nin o gün yapacağı iki ihaleyi merak ediyordum. Bilgisayarımı açtım. Daima e-postaya bakarak güne başlarım. Gene öyle yaptım. O mesaj sonlarda bir yerde idi. Önce yollayanın adresi dikkatimi çekti. dolaralma@yahoo.com ne biçim adres diye içimden geçirdim. Sonra mesajdaki site adresini tıkladım. Hemen geldi. Okudukça inanamadım. Rüya görüyorum zannettim.Vatandaşlık bilinciBütün okuyucularımın internete ulaşma olanağı olmadığının bilincindeyim. O nedenle sitenin ana sayfasını ayrıntılı şekilde yazıma taşıyacağım. Karşınıza üç fotoğraf arasında bir metin geliyor. Üstteki fotoğraf Ankara'da cumartesi günü yapılan savaş karşıtı gösterideki kalabalığı yansıtıyor. Altta Bush'un profilden yakışıklı bir portresi var. Ortada ise 1 dolarlık banknotun üstüne kalın siyah çizgi büyük bir çarpı işareti konmuş. Aradaki metin ise çok küçük bir kısaltma dışında aynen aşağıda. (Koyu paragraf metindedir) "Hükümet, kendinden beklenmeyen (hatta kendilerinin de beklemediği) bir kararla asker bulundurma ve gönderme tezkeresini reddetti. (...) Böylece milletvekillerinin önemli bir kısmı Türkiye insanının talebine kulak vermiş oldu, üstüne düşeni yerine getirdi. Sıra bizde! Elbette hiçkimse masum insanların öleceği bir savaşı desteklemez... Ancak Türkiye'de 'savaşa hayır' diyenleri bir sorumluluk bekliyor... Çünkü Türkiye'nin ekonomisi dışa bağımlı... ABD'nin açtığı bir savaşa katılmayı reddetmek, ABD'den gelecek mali yardımdan da vazgeçmek anlamına geliyor. Bu noktada hükümetin sırtında ciddi bir yük var. İktidardaki partiyi beğenen-beğenmeyen herkesin, şimdi sadece kendini düşünerek 'dolar artacak, yatırım yapalım' demekten vazgeçip, elindeki doları satması, TL'ye yatırım yapması, ekonomiyi desteklemesi gerekiyor! Vakit, yatırım vakti değil, ABD'nin kıskacındaki Türkiye ekonomisinin ayakta durmasını sağlama vaktidir! Bugün dolara yatırım yapmak, faizlerin yükselmesi, kamu harcamalarının kısılması, işçi çıkarılması, daha fazla borç batağına gömülmek anlamına gelecektir!80'lerde tohumları atılan ve yeşertilen 'kendini kurtarma' çabasından vazgeçmeli, ilk kez de olsa ülke çapında ekonomik bir dayanışmanın örneğini sergilemeliyiz!"Övgü ve kutlamaSiteyi kuran, metni yazanların kimliği hakkında en küçük bir fikrim yok. Ama kendilerini kutluyorum. Analizlerine kesinlikle katılıyorum. Okuyucularım nezdinde antipatik olma pahasına yıllardır bunları her fırsatta anlatmaya çalıştım. Bu sade gerçeğin nihayet toplumda yankı bulmasına küçük de olsa bir katkı yapabilmiş olma umudu bile beni çok heyecanlandırıyor. Yazılanlara katılıyorsanız lütfen siteyi destekleyin. Mesaj çekin. Görüş bildirin. Tezkerenin reddini "ülke çapında bir ekonomik dayanışmanın örneği" haline getirme çağrısına katılın. Unutmayın. Bundan Türkiye, siz, biz, hepimiz kârlı çıkacağız.
Perşembe akşamı Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan NTV'de Deniz Gökçe ve Ege Cansen'le birlikte yaptığımız Ekodiyalog programına katıldı. Biz sorduk Bakan Babacan anlattı. Kamuoyu pek çok konuda birinci elden bilgilenme olanağına kavuştu.Bence iki konu özellikle önem taşıyor. Biri tezkerenin geçmesi halinde ABD'den gelecek mali desteğin boyutu ve şeklidir. Diğeri ise istikrar programının anahtarı olan maliye politikasına hükümetin yaklaşımıdır. AKP Genel Başkanı Erdoğan Pazar günü Siirt'den milletvekili seçildi. Böylece Erdoğan'a başbakanlık yolu açıldı. Erdoğan'ın yönetiminde yeni bir hükümetin bir an meselesi olduğunu söyleyebiliriz.Tezkerenin sağladıklarıBakan Babacan'in çizdiği tablo şöyledir. Türkiye ABD ile Irak savaşında işbirliğine gittiği takdirde ABD Hazinesi'nden 6 milyar dolar tutarında destek alacaktır. Başkan Bush harekat emrini verdiği an destek paketi işleme konacaktır.Desteğin üçte biri yani 2 milyar doları askeri alımlara ayrılıyor. Silahlı kuvvetlerin ABD'den yapacağı ithalatın karşılığı doğrudan bu hesaptan ödenecek. Dolayısı ile bütçeden yapılan askeri harcamalar o miktarda azalacak.Türkiye isterse geri kalan 4 milyar doların tümünü ya da bir bölümünü nakit çekip bütçesine gelir kaydedebiliyor. Ya da 4 milyar doların tümünü ya da bir bölümü ABD Hazine'sinden borçlanmak için kullanabiliyor.Nakit destek krediye bir katsayı ile dönüşüyor. Bir formül üzerinde anlaşılmış. Vade ve faize bağlı olarak katsayı değişiyor. Vade uzadıkça ve faiz düştükçe katsayı küçülüyor. Vade ve faiz kararını Türkiye veriyor.Bakan Babacan net bir şekilde desteğin tümünün kredi şeklinde kullanılacağını ifade etti. Gelecek kaynakla kısa vadeli ve yüksek faizli kamu borçlarının geri ödeneceğini söyledi. Bu sayede reel faizlerde hissedi-lebilir bir düşüş beklediklerini anlattı.Sevindirici bir gelişmedir. Mali desteğin popülist harcamalarla heba edilmeyeceği anlamına gelmektedir. Ayrıca hükümetin maliye politikasında sorumlu davranacMali disiplinBakan Babacan konuşmasında mali disiplinin önemini çok vurguladı. Kesin bir tavırla 2003 yılında faiz dışı fazlada rekor kırılacağını ve program hedefinin üstüne çıkılacağını söyledi. Hükümetin öncelikli hedefi kamu borcunun indirilmesidir dedi.Acaba Erdoğan'ın Başbakanlığı'ndaki yeni hükümet de bu tavrı sürdürecek mi?'Bu soru nereden çıktı?'demeyin. Kamuoyunda ve piyasalarda Erdoğan'ın mali disiplin konusunda daha gevşek davranacağı beklentisinin hakim olduğunu görüyoruz.Şu ya da bu şekilde ABD ile işbirliğine gidilmez ya da savaş çıkmazsa, yeni hükümetin de bütçe disiplinini sürdürmekten başka çaresi olmayacaktır. Ekonominin somut gerçeği budur. Erdoğan da buna uymak zorunda kalacaktır.Tezkere geçer ve savaş çıkarsa, gelecek kaynak Erdoğan'a ekonomiyi uçurumun kenarına getirmeden bir miktar popülizm yapma fırsatını verecektir. Ancak, popülizmin ekonomiye maliyeti gene yüksek olacaktır. Türkiye bir kere daha reel faizleri düşürme yolunda çok önemli bir fırsatı kaçıracaktır. Yazık olacaktır.Yeni hükümetin de sıkı maliye politikasını bir numaralı önceliği olarak korumasını umut ve temenni ediyoruz.
Hükümetle ABD arasında Irak'la ilgili tazminat pazarlıkları sürüyor. Medyada çıkan haberlerden ABD yönetiminin iki farklı yöntem önerdiğini anlıyoruz. Biraz hesap önerilerini birbiriyle karşılaştrılabilir hale getirebiliriz. Yöntemlerden biri ABD'nin federal bütçesinden Türkiye'ye karşılıksız tazminat ödemesi. Buna hibe deniyor. İlk bakışta basit duruyor. Türkiye parayı alıyor ve işlem bitiyor. Ancak ayrıntısı da önemli. Amerika hibenin bir bölümünü Türkiye'nin askeri borçlarını silme şeklinde vermek istiyor. İkinci yöntem daha karışık. ABD Hazinesi Türkiye'nin dış piyasalardan alacağı borca kefil oluyor. Yani bütçeden bir şey ödemiyor ama Türkiye'nin borcunu ödememesi riskini kabul ediyor. Türkiye'nin avantajı bu durumda çok daha ucuza borçlanabilmesi. ABD'nin avantajı ise bütçesine yük getirmemiş olması. Bu ilginç öneride Türkiye'ye ABD yardımının bedelini aslında Türkiye'ye borç veren mali piyasalar ödüyor.Varsayımlar ve hesapDolaşan rivayete göre ABD iki yöntemden birini seçin demiş. 20 milyar dolar borç kefaleti ya da 6 milyar dolar hibe önermiş. Acaba hangi yöntemde Türkiye daha fazla tazminat almış oluyor? Bu soruya cevap arayacağız. Tahmin edileceği gibi çok bilinmeyeni olan bir hesap yapmak zorundayız. İktisatçı fıkrasına yakışır şekilde, bir dizi varsayıma ihtiyacımız var. Önce onları açıklayalım. ABD kefaletli 20 milyar dolar borcun hemen alınacağını kabul ediyoruz. 10 yıl vade makul duruyor. 10 yıl vadeli Amerikan Hazine tahvillerinin bugünkü faizi yüzde 3,9 ama biz toparlak hesap yüzde 4 diyelim. Türkiye bu ek kaynağı yüksekmaliyetli borçlarını geri ödeme kullanacaktır. Yarısını döviz cinsinden ortalama yüzde 9 faizli mevcut tahvilleri geri çekmek için kullansın. Demek ki, söz konusu 10 milyar dolar için on yıl boyunca her yıl 500 milyon dolar yani toplam 5 milyar dolar daha az faiz ödenecektir. Geri kalan yarısı ile TL cinsinden Hazine bonolarını itfa etsin. TL reel faizini bu yıl yüzde 25, 2004'te yüzde 20, 2005'te yüzde 15, 2006'da yüzde 12, 2007 ve sonrasında yüzde 10 olacağını kabul edelim. Yukarıdaki reel faiz varsayımlarına göre 10 milyar dolar karşılığı TL borcun toplam on yıllık reel faizi 13,2 milyar dolar ediyor. Halbuki ABD kefaleti ile sadece 4 milyar dolar ödenecek. Yani 9,2 milyar dolar faiz avantajı da bu bölümden sağlanıyor. İkisini toplayınca on yıllık toplam tazminatı 14,2 milyar dolar olarak buluyoruz.Net bugünkü değerBu noktada duramayız. Hibe bu yıl geliyor. Düşük faizli borçlanmanın geliri ise on yıla dağılıyor. Neyse ki mali aritmetik var. Excel'de fareye iki dokunuşla on yıllık bir akımın bugünkü değerini hesaplayabiliyoruz. Ama bir iskonto oranına ihtiyacımız var. İskonto haddini nasıl bulacağız? Hazine 30 yıllık dolar tahvillerini yüzde 12 faizle satmıştı. Yani devlet yüzde 12 dolar faizi ile uzun vadeli borçlanmayı makul bulmuştu. Bunu gösterge kabul ederek iskonto oranını yüzde 12 aldım. Ne çıkıyor? On yılda elde edilen 14,2 milyar dolar faiz avantajının yüzde 12 iskonto oranı ile bugünkü değeri 7,8 milyar dolar. 20 milyar dolar borç kefaleti bu hesaba göre 6 milyar dolar hibeye kıyasla yüzde 30 daha fazla imkân sağlıyor. İskonto oranını yüzde 10'a indirince avantaj yüzde 43'e çıkıyor.
Hiçbir zaman bütün mal ve hizmetlerin fiyatları aynı oranda yükselmez. Bazıları daha fazla bazıları daha düşük oranda yükselir. Zaman içinde mal ve hizmetlerin birbirlerine kıyasla fiyatı değişir. "Nispi fiyat" kavramı bu olguyu özetler. Bir an için sıfır enflasyon düşünelim. Ne olacak? Bazı ürünlerin fiyatı mutlak olarak yükselirken diğerlerinin fiyatı mutlak olarak düşecek. Bu durumda vatandaşın da neyin ucuzladığını neyin pahalılandığını görmesi ve anlaması kolaylaşacak. Yüksek enflasyon nispi fiyatlardaki değişimin görülmesini zorlaştırır. Öğrencilerimize enflasyonun maliyetlerini anlatırken bunu mutlaka vurgularız. Çünkü piyasa mekanizmasının etkin çalışmasında nispi fiyatların son derece önemli rolü vardır.Ucuzlayan ve pahalananPazar günü TEFE'nin kamu, özel ve özel imalat alt kategorilerinde enflasyonun seyrine bakmıştık. Birikimli enflasyonu görebilmek için endeks değerlerini kullandık. Şimdi aynı yöntemi TÜFE'ye kullanıyoruz. Aşağıdaki tabloda ilk iki sütun 1994 yılı 100 alınarak hesaplanan Ocak 2002 ve Ocak 2003 endekslerini veriyor. Son sütunda ise endeksteki değişmeyi yani yıllık enflasyonu gösteriyoruz. İlk satır TEFE'nin kamu fiyatları endeksi; ikinci satır TÜFE endeksi; geri kalan ise TÜFE'yi oluşturan on alt grubun endeksleri. Sıralamayı birikimli enflasyonun en küçüğünden en büyüğüne doğru yapük. Böylece son sekiz yılda farklı mal ve hizmet gruplarındaki birikimli enflasyonu kolayca görebiliyoruz. Nispi fiyattaki değişimi iki endeksi birbirine bölerek kolayca hesaplayabiliyoruz. Örneğin ev eşyası fiyatları 57,4 katı, eğitim ise 103,2 katı artmış. Buradan eğitimin nispi fiyatının ev eşyasına kıyasla yüzde 80 yükseldiğini hesaplıyoruz. Kamu mallarının fiyatları 84,4 katı arttığına göre, gene ev eşyasına kıyasla kamu malları nispi fiyatının yüzde 47 arttığını buluyoruz. Tablodan açıkça görülüyor. Ev eşyası, gıda, giyim ve ayakkabı ve eğlence ve kültür bu dönemde nispi olarak ucuzlamış. Kamu fiyatları, eğitim, konut, ulaştırma ve sağlık ise nisbi olarak pahalılanmış.Kamu açığının bedeliAslında işin aritmetik boyutu nispeten basittir. Birileri ortalamanın üstünde zam yaparsa, başkaları da ortalamanın altında zam yapmak zorunda kalırlar. Başka türlü olması mümkün değildir. Tablodan şöyle bir sonuç çıkartabiliriz. Denetlenemeyen kamu harcamalarını karşılamak için yapılan kamu zamlarının bedelini ilk dört sektörde üretim yapanlar daha fazla ödemişlerdir. Çünkü onlar fiyatlarını genel endeksin o oranda altında artırabilmişlerdir. Endekslerin seyri, iç piyasa için üretim yapan kesimlerin son dönemde neden bu kadar sıkıntılı olduklarını da açıklamaktadır. Piyasa koşulları fiyatlarını enflasyona paralel yükseltmelerine izin vermemektedir.
Hükümet 2003 bütçesini hazırlarken zorlanıyor. Haberleri medyadan izliyoruz. Eskiden bütçe hazırlamak kolaydı. Maliye Bakanlığı ve Hazine kamu gelirlerini yüksek, kamu giderlerini düşük gösteren bir bütçe yapardı. Hükümetin meclisteki çoğunluk oyu ile bütçe kanunlaşırdı. Sonra sayıların hiçbiri tutmazdı. Ama neden tutmadı diye soran da yoktu. Yılın yarısında, en geç yaz sonunda bütçe tahsisatları bitince bir ek bütçe çıkartılır ve durum böylece idare edilirdi. İstikrar programı bütçenin baştan hakiki gelir ve giderlere göre bağlanmasını gerektiriyor. Buna "sıkı bütçe tahdidi" demiştik. Ondan sonra da uygulama geliyor. Yıl içinde bütçenin delinmemesi gerekiyor. 2002 bütçe gerçekleşmesi bir süre önce yayınlandı. Sıcağı sıcağına değerlendiremedik. Ama konu güncelliğini koruyor. Geçen yılın resmini gözden geçirmekte yarar gördük.Reel değişimAşağıdaki tabloda 2001 ve 2002 yılı bütçe gerçekleşmeleri karşılaştırılıyor. İlk iki sütunda ana bütçe kalemleri nominal (fiili) değerleri ile yer alıyor. Örneğin 2001'de kamu gelirleri 51,8 ktr. TL, 2002'de ise 76,4 ktr. TL olmuş. Üçüncü ve dördüncü sütunda 2001 ve 2002 sayısı için hesapladığımız reel sayılar var. "Reel"sözcüğü enflasyon etkisinden arındırılmış anlamına geliyor. Bu amaçla TÜFE'yi kullanıyoruz. Bütün sayılan Aralık 2002 tüketici fiyatları ile ifade ediyoruz. Son sütunda ise 2002 yılında 2001'e kıyasla bütçe kalemlerinin reel olarak değişimi veriliyor. Toplam kamu gelirleri yüzde 1, vergi gelirleri ise yüzde 3,4 artmış. Halbuki 2002'de ekonomide reel büyüme yüzde 7'ye yakın bekleniyor. Buradan vergi çabasının bir miktar gevşediği sonucuna varabiliriz. Buna karşılık faiz-dışı harcamalardaki artış yüzde 12,6 olmuş. Ekonomideki reel büyümeden neredeyse 6 puan daha yüksek. Belli ki harcama disiplini de 2002'de gevşemiş. Bu gelişmenin doğal sonucu olarak faiz-dışı fazla 2002'de yüzde 31,6 küçülmüş. Hem vergi çabasında hem de harcama disiplinindeki gevşeme olduğu gibi faiz-dışı fazlaya yansımış. Başka hesaplar da faiz dışı fazlanın hedefin 1,5-2 puan altında gerçekleştiğine işaret ediyor.Büyüyen devletBence bu sayıların bize gösterdiği temel sorun, borç krizine ve IMF denetimine rağmen 2002 yılında da devletin büyümeye devam etmesidir. Piyasaların ve IMF'in yeni hükümeti bütçe konusunda sıkıştırmasının geri planında bu yalın gerçek yatmaktadır. Türkiye ekonomisinin istikrara kavuşmasının önündeki en önemli engel kamu harcamalarının ekonomiden daha hızlı büyümesidir. Maalesef 2002'de devlet büyümüştür. Bütçe sayılarının söylediği budur. Okuyucularımın Kurban Bayramını kutluyor, sağlık ve esenlik diliyorum.
Ocak ayı enflasyon verileri TÜFE, TEFE ve Özel İmalat Sanayi (ÖİS) için sırası ile yüzde 2,6; yüzde 5,6 ve yüzde 3,6 olarak yayınlandı. Yıllık enflasyon ise, gene aynı sıra ile, yüzde 26,4; yüzde 32,6 ve yüzde 29,5 oldu. Yani TÜFE 3,3 puan daha gerilerken TEFE ve ÖİS 1,8 puan yükseldi. Tüketici fiyatlarında 2,6 öngörüyordum. Doğum günümde yayınlandığı için şansım tutmuş. Milli Piyango bileti alabilirmişim. TEFE ve ÖİS için sırası ile 3 ve 2,2 tahmin etmiştim. Görüldüğü gibi uçuk iyimser kaldım. Aslında bir süredir TEFE'yi tahmin için fazla zaman harcamak istemiyorum. Gelişigüzel bir şeyler karalıyorum. Neden? Çünkü bence TEFE endeksinin neyi ölçtüğü belirsizdir. Bunu defalarca yazdım ve söyledim.Ocak verilerinin enflasyonun bundan sonraki seyri açısından taşıdığı işaretleri başka bir yazıda ele alacağım. Bugün geçmişe bakacağım. Özellikle neticede aynı olayı yani enflasyonu ölçen farklı endekslerin davranışlarını karşılaştıracağım.Birikimli enflasyonlarAşağıdaki tabloda bizim ilgimizi çeken dört ayrı endeksi son üç yılın ocak ayları itibariyle karşılaştırıyoruz. Birinci sırada TEFE içinde yer alan özel imalat sanayi var. İkinci sırada TEFE'deki tüm özel sektöre ait fiyatlar var. Üçüncü sıra bildiğimiz TÜFE. Dördüncü sıra ise TEFE'de kamu sektörüne ait fiyatlar yer alıyor. İlk üç sütunda her endeksin mutlak değerleri yer alıyor. Bütün endeksler için 1994 ortalama 100 alınıyor. Örneğin TEFE-ÖİS Ocak 2001'de 2375 olmuş. Demek ki o arada ÖİS fiyatları 24 katı artmış. Diğerlerini de aynı şekilde okuyoruz. Normal olarak hepsinin benzer oranlarda artmasını bekleriz. Ama öyle olmuyor. Ne görüyoruz? Her üç yıl için en düşük ilk iki endeks yani özel kesim mal enflasyonu. Son iki yılda ise en yüksek son endeks yani kamu kesimi mallan enflasyonu. 1994'den bu yana TEFE'de özel imalat sanayii ürün fiyatları 60 katına, özel sektör ürün fiyatları 63 katına, kamu sektörü fiyatları ise 84 katına çıkmış. Tüketim mal ve hizmet fiyatları bile kamu mallarının altında, sadece 77 katı artmış. En alt sıra, kamu endeksini ÖİS endeksine kıyaslıyor. Kamunun birikimli enflasyonu özel sanayiye kıyasla Ocak 2001'de yüzde 27 daha yüksekmiş. Fark Ocak 2002'de 4 puan büyüyüp yüzde 31'e tırmanmış. Ocak 2003'de 10 puan daha kapmış ve yüzde 41'e çıkmış. Son üç sütunda ise yıldan yıla ve son iki yılda toplam değişim hesaplanıyor. Kamu fiyatlarının enflasyonun rakipsiz şampiyonu olduğu tekrar teyit ediliyor.Verginin adı enflasyonManzara çok açıktır. Hükümetler kamu harcamalarını kısamıyorlar. Borç düzeyi faiz-dışı fazlayı indirmeye izin vermiyor. Mecburen kamu tarafından üretilen zorunlu mallar üstündeki dolaylı vergiler artıyor. Böylece fiyatları yükseliyor. AKP iktidarının açmazı buradadır. Harcamaları kısacak yerde artırmak yoluna gittiler. Dolaylı vergileri daha da yükseltmek zorunda kalacaklar. Dolayısı ile kamu fiyatları makası daha da genişleyecektir. Devletin enflasyonu sürecektir.
2002 sonu itibariyle kamu borcunu değerlendirmeye devam ediyoruz. Önce iç, dış ve toplam borcun seyrine baktık. TÜFE'yi kullanarak enflasyon etkisini temizledik. 2002'de toplam reel borcun 11,6 ktr. TL ya da yüzde 5 arttığını saptadık. Sonra kamu borcunun TL ve döviz arasında dağılımını izledik. Dövizle borcun payının 2002'de yükseldiğini gördük. Buradan reel borcun döviz kuruna daha duyarlı hale geldiğini çıkardık. Üçüncü yazıda 2003 için hesaplar yaptık. Hedeflenen yüzde 6,5 faiz-dışı fazlanın döviz kurunun ve reel faizin nasıl seyretmesi halinde reel borcu sabit tutmaya yeteceğini araştırdık. Bugün kamu borcunun önem taşıyan bir başka cephesine, alacaklılar arasında dağılımına göz atacağız.Resmi kurumlara borçlarHazine, borçları sınıflandırırken haklı olarak alacaklılar arasında bir ayırım yapıyor. Bir yanda piyasalara yani anonim alacaklılara olan borçlar var. öte yanda ise şu yada bu şekilde resmi kuruluşlara olan borçlar. Dış borçla başlayalım: 2002 sonunda 56,6 milyar dolar tutan dış borcun ana kategoriler arasında dağılımına bakalım. 13,9 milyar doları IMFe olan borç. Onun dışında 6,6 milyar dolar da Dünya Bankası gibi diğer uluslararası kuruluşlara borç var. İkisinin toplamı 20,6 milyar dolar ediyor. Hazine'nin diğer yabancı devlet kuruluşlarına olan borcu 6,7 milyar dolar. Hepsini toplayınca 27,3 milyar dolar buluyoruz. Yani dış borcun yarısı resmi kurumlara. Geri kalan 29,3 milyar doları ise ticari bankalara (6,2 milyar dolar) ve tahvil piyasasına (23,1) milyar dolar. İç borçla devam edelim. 2002 sonunda 149,9 ktr. TL tutan iç borcun 28,1 ktr.TLsi Merkez Bankasına borç; 24,3 ktr. TLsi kamu bankalarına borç; 11 ktr. TLsi mevduat sigorta fonuna (TMSF) borç; 15,7 ktr.TLsi ise diğer kamu kuruluşlarına olan borç. Bunların toplamı 79,1 ktr. TL yani toplam iç borcun yarıdan biraz fazlası ediyor. Geri kalan 70,8 ktr. TL ise Hazine'nin piyasalara olan iç borcu oluyor. Ancak, burada bazı hesap sorunlarımız var. Onları açalım.Esas alacaklı kim?Resmi alacaklılardan ikisi dikkatimizi çekiyor: kamu bankaları ve TMSF Bunların Hazine'den alacakları nasıl oluşmuş? Kamu bankaları vatandaştan topladıkları mevduatı görev zararları şeklinde devlete kaptırınca, TMSF batan bankalardaki mevduat karşılığında bu tahvilleri aldı. Demek ki, şeklen Hazine'nin alacaklısı kamu bankaları ve TMSF gözüküyor ama asıl alacaklılar kamu ve fon bankalarındaki mevduat sahipleri. Nema tartışmasının gösterdiği gibi, diğer kamu kuruluşları kaleminde de nihai alacaklının gene vatandaş olacağını söyleyebiliriz. Buradan Merkez Bankası dışındaki kamu kuruluşlarına olan borcun aslında piyasa borcu kabul edilebileceği sonucuna varıyoruz. Küçük bir uyarı: bu kalemlerde bir miktar çifte kayıt olma ihtimalini yüksek görüyoruz. Böyle bakınca, piyasanın payı iç borçta yüzde 81, toplam borçta ise yüzde 70 çıkıyor. Ayrıca 2001'den 2002'ye Hazine'nin toplam borcunda piyasanın payının sabit kaldığını da gözlüyoruz.
Cuma günü sevgili dostum Murat Sertel'i uğurladık. Hayatının otuz yılını Bebek'le Rumelihisar arasındaki tepelerde geçirmişti. Artık ebediyete kadar Aşiyan'dan aynı manzaraya bakacak. Murat'la tanışmamız 1962 yılı kış aylarına gidiyor. Ben Galatasaray Lisesi son sınıftayım. Murat Robert Kolej yüksek kısmı iktisat bölümün üçüncü sınıfta. Ben Barış'la saksofon çalıyorum. Murat okulun "Ekolar" adlı grubunda elinde gitarla şarkı söylüyor. Ankara'da bir yarışmada iki grup beraber çalmıştık. Murat'la aynı mototrenle İstanbul'a döndük. Ben de iktisat okumaya karar vermiştim. Müştereklerimiz çoktu. Birbirimizi beğendik. Kırk küsur yıl sürecek bir dostluğun temelleri o gün atıldı. Barış Belçika'ya gittikten sonra bir-iki konsere Ekolar'la çıktığımı hatırlıyorum. Yani Murat gitar çalıp şarkı söylerken ben de saksofonumla ona refakat ettim. Galiba geride kalan en güzel anılar böyle incir çekirdeğini doldurmayanlar oluyor. Akademisyen görünülürlüğüMurat Sertel dünya iktisat camiasının önde gelen isimlerinden biri idi. Halen Türkiye'de oturan iktisatçılar arasında hiç tereddütsüz dünyada en çok tanınan Murat'tı. Buna karşılık Türkiye'de kamuoyuna malolmuş bir isim değildi. Neden? Çünkü Murat döviz kuru ile, faizlerle, enflasyonla, dış denge ile, vs. ilgilenmezdi. Türkiye'de ise kamuoyu iktisadı bunlardan ve sadece bunlardan ibaret sanıyor. Bunların dışında bir iktisat olabileceğini anlamakta bile zorlanıyor. Halbuki iktisat teorisinin en büyük bölümü iktisadi faaliyetlerin temel özelliklerini anlamaya çalışan soyut modellerden oluşur. Bunların ilk bakışta somut gerçekle bağlantıları azdır. Ama yaşamın karmaşıklığını anlaşılabilir hale getirmenin başka yolu da yoktur. Soyut modeller matematiğin yoğun kullanımına izin verir. Matematik bir araçtır.Varsayımlardan sonuçlara giderken yapılabilecek mantık hatalarını asgariye indirir. Buna karşılık genel kamuoyunun teoriye ulaşmasını zorlaştırır. Zor matematikler kullanan teo risyenler esas itibariyle kendi aralarında konuşurak iktisat teorisini geliştirirler. Yeni kavramlar, yeni analiz araçları üretirler. İktisadi faaliyetleri daha iyi anlamaya olanak sağlarlar. Murat bu işi çok iyi yapıyordu. İktisat teorisine önemli katkıları oldu. O nedenle akademisyenler arasında çok önemli bir görünülürlüğü vardı. Çok öğrenci yetiştirdi. Bence kendisinden sonra da devam edecek bir ekol kurdu. Murat'ı çok özleyeceğim Murat yaptığı işin nankörlüğünü görecek kadar zeki idi. Akademia'nın soyut fildişi kulesine hapsolmayacak kadar yaşamı seviyordu.Geliştirdiği teorik yapıların somut hayatta işe yaramasını istiyordu. "Ekonomik tasarım" adını verdiği yaklaşımı geliştirdi. Türkiye'den de hiç kopmadı. Seçim sistemini çok önemsiyordu. Kendi araçlarını kullanarak ilginç bir sistem önerdi. Bir sonuç alamadı ama en azından önemli bir tartışmayı başlattı. Dünya iktisat camiası önemli bir teorisyenini kaybetti. Türkiye en iyi iktisatçısını kaybetti. Bizler çok sevgili bir dostumuzu kaybettik. Yokluğunu hep hissedeceğimizi biliyorum. Başımız sağolsun.