Asaf Savaş Akat

Asaf Savaş Akat

akatas@bilgi.edu.tr

Ekonomi yönetimi

9 Nisan 2003

AKP iktidarı önündeki en büyük iktisat politikası sınavını IMF ile anlaşarak geçti. Ne yazık ki istikrar programının dördüncü gözden geçirmesinde yaşanan gecikmeler Türkiye'ye ve hükümete pahalıya maloldu. Gereksiz şekilde faiz ve kurlar dalgalandı. Felâket senaryosu üretim merkezlerine gün doğdu. Hiçbir nesnel temele dayanmayan konsolidasyon rivayetleri çıkartıldı. Hepsinin bedeli ekonomiye ve oradan hükümete çıktı.Bu arada hükümetin ekonomik icraatı sürüyor. Sıcak gündemde ikisi de Hazine'ye yönelik iki madde var. Hazine'nin Maliye Bakanlığı'na bağlanması ve Hazine Müsteşarı'nın değiştirilmesi. Bugün ilkine bakacağım. Bürokratik atama konusunu bir başka yazıya bırakıyorum.Tek işleve çok siyasi iradeKamuda yönetim yapısının oluşmasında akılcı siyasi irade kadar rastlantıların ve kişiliklerin de payı vardır. 1990'larda koalisyon hükümetlerinin getirdiği parçalanmış siyasi irade kuraldı. Dolayısı ile pek çok akıldışı yönetim birimi kuruldu ya da varlığını sürdürdü.Bu dağınıklıktan ekonomi yönetimi de nasibini aldı. Benzer işlevleri gören kamu birimleri arasında eşgüdümün tamamen kaybolması pahasına çokbaşlı bürokratik yapı kemikleşti.Devletin varlığı vergilerin toplanmasına ve kamu hizmetlerine harcanmasına bağlıdır. Dilimizde "maliye" sözcüğü ile bu fonksiyonu ifade ederiz. Maliye, her devletin ordu, yargı, polis gibi temel işlevlerinden biridir.Maliye teşkilatı 1980'lerin başında Özal tarafından bölündü.Geri planda Özal pragmatizmi yatar. Maliye bürokrasisinin tutuculuğundan korktuğu için yapacağı değişime direnci kırmak amacı ile yeni birimler kurma yoluna gitti. Hazine Müsteşarlığı'nı Maliye Bakanlığı'ndan ayırdı.Maliye ve Hazine'nin iki ayrı siyasi iradeye (yani bakana) bağlı iki bağımsız teşkilat olmasının o gün de bir anlamı yoktu, bugün de yoktur. Tek siyasi irade altında tek bir organizasyonda yer almaları doğrusudur.Bence Maliye BakanlığıDünyada böyledir. Gerek Anglosakson gerek kıta Avrupası geleneğinde Maliye Bakanlığı ülkenin ekonomi bakanlığıdır. Kamu maliyesini yönetirken aynı anda ekonomiyi de yönetir. Zaten iki işlevin birbirinden ayrışmasını tahayyül etmek imkânsızdır.Değerli dostum Mahfi Eğilmez'den ilginç bir öneri geldi. Merkezi devletin tüm ekonomi yönetiminin içinde toplanacağı birime Ekonomi Bakanlığı demeyi daha gerçekçi buluyor. Bu teklifin içeriğine kesin katılıyorum. Ama şekil konusunda farklı düşünüyorum. Arkasında uzun bir tarih yatan maliye sözcüğünü önemsiyorum.Özetle, Hazine, Dış Ticaret, Devlet Planlama Teşkilatı, Özelleştirme, Devlet İstatistik Enstitüsü vs. yakın geçmişte müsteşarlık, başkanlık, idare, vs. çeşitli adlarla farklı siyasi iradelere bağlı olarak sürdürülen işlevlerin tümünün Maliye Bakanlığı'nda toplanması yerinde bir karardır. Ekonomi yönetimini çokbaşlılığın getirdiği vahim dağınıklıktan ve hatalardan kurtarma yolunda ciddi bir adımdır. Destekliyorum.

Devamını Oku

TMSF'nin elde kalan malları görücüye çıkıyor

5 Nisan 2003

Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun (TMSF) daha önce satışa çıkarılan ancak satılmayan gayrimenkulleri 22 Nisan'da TURYAP tarafından açık teklif alma yöntemi ile yeniden satışa çıkarılıyor. Teklif alma toplantısı, İstanbul Profilo Alışveriş Merkezi Konferans Salonu'nda saat 10.00'da yapılacak. Muhammen bedeli 400 milyar liranın altında olan gayrimenkuller için toplantıya katılım bedeli olarak 5 milyar lira, 400 milyar liranın üstünde olanlar için ise 10 milyar lira ödenecek. Muhammen bedeli 5 milyar liranın altındaki gayrimenkuller için ise muhammen bedel tutarında teminat yatırılmış olması kabul edilecek.Teklif saati farklıMuhammen bedelleri 400 milyar liranın altında olan gayrimenkullerin Açık Teklif Alma Toplantısı saat 10.00'da, 400 milyar liranın üstünde olanların toplantısı ise saat 15.00'de başlayacak. Açık artırmada muhammen bedeli geçmeyen gayrimenkuller satılmayacak.Milli gelir ve dış denge 2002 yılında GSMH'da yüzde 7.8'lik rekor büyüme sağlanmasını irdelemeye devam ediyoruz. Perşembe günü ekonomideki talebe baktık. Büyümenin firmaların "rafa üretmesi" sonucu yani stoklardaki artıştan kaynaklandığını gördük. Bilmeceyi araştırmaya devam edeceğiz dedik. Haklı olarak ilk akla gelen bir ölçme sorunu olmasıdır. İktisatta ölçme sorunları çok yaygındır. Örneğin tüketici ve toptan eşya fiyatları endekslerinde ciddi ölçme sorunlarının mevcudiyetine daha önce değinmiştik. Aynı şekilde reel faizin hesaplanması ile ilgili sorunlara daha yeni değindik. Sorunun mahiyetinin biraz daha netleşmesi için bu gün milli gelir hesaplarında dış dengenin nasıl göründüğünü ele alacağız.Dış dengede zıt sayılarMilli gelir muhasebesinde dış dünya iki ayrı kalem olarak yer alır. Birincisi mal ve hizmet akımlarıdır. İhracat, bavul ticareti, ithalat, turizm, ulaştırma, nakliye, vs. bu kalemi oluşturur. Geniş anlamda ticaret dengesini verir. İkincisi dış dünya ile üretim faktörü akımlarıdır. Faizler, kârlar ve işçi dövizleri bu kalemde yer alır. Gelir ve gider arasındaki fark net faktör gelirleri olarak milli gelire katılır. İki kalemi toplayınca dış dengeyi elde ederiz. Sayılar aşağıda tablodadır. İlk sütunda cari fiyatlarla (nominal), ikinci sütunda cari döviz kurundan, dördüncü sütunda ise sabit 1987 fiyatları ile (reel) milli gelir sayıları var. Diğer iki sütun söz konusu kalemlerin GSMH'ya oranlarını hesaplıyor. Cari fiyatlarla hem ticaret dengesinde hem de net faktör gelirlerinde açık var. Neticede dış dengede 7.2 ktr. TL açık çıkıyor. Ortalama dolar kuruna (1.51 milyon TL) bölünce, 4.8 milyar dolar açık saptıyoruz. Dış açığın GSMH'ya oranı yüzde 2.6'yı buluyor. Bu arada ödemeler bilançosunda cari dengenin 1.8 milyar dolar açık verdiğini de hatırlatalım. Ama yüzde 7.8'lik büyüme carı fiyatlarla değil sabit 1987 fiyatları ile hesaplanan milli gelir verilerin üstünden elde ediliyor. Sabit fiyatlarla hem ticaret dengesinde, hem de net faktör gelirlerinde fazla var. Dış denge 3.1 trl.TL ya da GSMH'nın yüzde 2.7'si kadar fazla veriyor.1987 çok eskide kaldıGel de bu işe şaşırma. Bir hesaba göre yüzde 2.6'lık dış açık, öbür hesaba göre yüzde 2.7'lik dış fazla. Hangisi doğru? Hangisini ciddiye alacağız? Üstelik sapma da çok büyük. İkisinin toplamı GSMH'nın yüzde 5.2'sine ulaşıyor. Sorun, nominal gelirden reel gelire geçerken kullanılan fiyat endekslerinin (deflatör deniyor) baz yılının çok eskimiş olmasıdır. Özel televizyon, cep telefonu, Gümrük Birliği, turizm patlaması, doğalgaz, Sovyetler Birliği'nin çözülmesi, vs. 1987'den bu yana Türkiye'de inanılmaz nicel ve nitel değişim olmuştur. Baz yılı eskidikçe deflatörün bu değişimi kapsaması zorlaşmakta, yani reel gelir hesapları ekonominin gerçeğinden kopmaktadır. ABD artık son yılı baz yıl almakta, bir önceki yılı bu yılın ağırlıkları ile hesaplayarak deflatörü bulmaktadır. DİE bir an önce yeni bir milli gelir serisine geçmelidir. Aksi takdirde bu tür ölçme sorunları devam edecek ve kamuoyunun istatistik verilere inancı da sarsılacaktır.

Devamını Oku

Talepsiz büyüme

2 Nisan 2003

2002 milli gelir sayıları DİE tarafından yayınlandı. İlk üç çeyrekte görülen hızlı büyüme son çeyrekte de devam edince Türkiye ekonomisinin 2002'de rekor bir büyüme yaşadığı ortaya çıktı. DİE'ye göre dördüncü çeyrekte GSMH yüzde 11.4 büyümüş. Net dış alem gelirlerinde küçük bir düzelme sonucu GSMH cüzi bir farkla yüzde 11.5 artmış. Geçen yıl dördüncü çeyrek büyüme oranlan aynı sıra ile yüzde -10.3 ve -12.3 olmuştu. Yılın tümü için GSMH'de büyüme yüzde 7.8 düzeyinde gerçekleşmiş. Net dış alem gelirleri geçen yıl düzeyinde kalınca GSMH'nın büyümesi de aynı, yani yüzde 7.8 olmuş. 2001 yılı büyüme oranlan aynı sıra ile yüzde - 7.5 ve - 9.5 olmuştu.Büyümeye katkıKısa dönemde büyümeyi talep açısından analiz etmek gerekir. 2002'de büyümeyi kısıtlayan üretim kapasitesindeki yetersizlik değildi. Tam tersine, özellikle iç talep için üretim yapan sektörlerde büyük kapasite fazlası vardı. Talep olsa daha fazla üretim yapılabilirdi. Kullandığımız yönteme "büyümeye katkı" deniyor. Her talep kalemi için 1987 fiyatları ile 2002 değerinden 2001 değerini çıkartıyoruz. Farkı 2001 GSMH sayısına bölüyoruz. Böylece o talep kaleminin büyümeye katkısını buluyoruz. 2002'de özel tüketim harcamaları yüzde 2 artmış. GSMH'nın büyümesine katkısı 1.4 puan olmuş. Yatırım harcamaları yüzde 0.8 azalmış. Yatırımlardaki düşüş esas itibariyle özel kesimin yatırım yapmamasından dolayı. Bu kalem büyümeyi .2 puan azaltıcı etki yapmış. Kamu tüketimi yüzde 5.4 artmış. Dolayısı ile büyümeye .5 puan pozitif katkı yapmış. Bu üç kalemin toplamı esas iç talebi veriyor. Büyümeye katkısı 1.8 puan. Demek ki 6 puan iç talep dışında bir yerden kaynaklanacak.Büyüme 4.2 puan artı katkı yüzde 22 artan mal ve hizmet ihracatından geliyor. Ama yüzde 15.7 artan ithalat büyümeden 5.1 puan götürüyor. Buna göre dış talebin büyümeye net etkisi -1 puan oluyor. İç taleple toplayınca .8 puan ediyor. Yani açıklanması gereken büyüme 7 puana yükseliyor. Dikkatinizi çekerim. Özel tüketim, kamu tüketimi, yatırımlar, ihracat ve ithalat birincil harcama kalemlerinin tümünü oluşturur. Ama onlardan gelen taleple ekonomi sadece yüzde 0.8 büyümüş. Yani ekonomide nihai talep neredeyse sabit kalmış. Buna karşılık fiili büyüme yüzde 7.8 olmuş. Aradaki 7 puanlık talep nereden gelmiş?Stok değişmeleriMilli gelirde bir kalem daha var. Bundan önce de çok sözünü etmiştik. 2002 yılında yüksek büyüme beklerken özellikle buradan gelecek talebin önemini vurgulamıştık. Buna "stok değişmeleri" deniyor. Milli gelir muhasebesi, firmaların stoklarını arttırmak için üretim yapmalarını da bir tür yatırım sayıyor. Mutlak stok düzeyinin milli gelir muhasebesinde bir anlamı yok. Ama bir yıl içinde stoklardaki değişme bir yatırım kalemi olarak hesaplara giriyor. 2002 yılında stoklar cari fiyatlarla 12.4 ktr. TL artmış. Halbuki 2001'de 2.5 ktr.TL azalmış. Sabit fiyatlarla 2001'den 2002'ye stok değişimi 2001 GSMH'nın yüzde 7'sine eşit. Böylece kaybolan 7 puanı da buluyoruz. DİE'nin açıkladığı verilere göre 2002 yılında nihai talep için üretim yapılmamış. Stok için üretim yapılmış. Ekonomideki bütün büyüme stok için yapılan üretim sayesinde gerçekleşmiş. Ortada bir bilmece olduğu kesindir. Bu konuya tekrar döneceğim.

Devamını Oku

Borç ödeme hesapları

31 Mart 2003

Pazar günü kamu borcunun bazı özelliklerine baktık, iç borç/dış borç, TL borç/dövizle borç, piyasaya borç/kamuya borç ayırımlarını gördük. Bunları karıştırma halinde ortaya çıkabilecek yanılgılara işaret ettik. Hazır konu açıldı, ortalıkta dolaşan bir başka borç sayısını büyüteç altına alalım. 2003 yılında devletin 90 milyar dolar borç geri ödeyeceği sürekli söyleniyor. Bu sayıyı bir yerde okuduğunuza ya da birinden duyduğunuza eminim. 90 milyar dolar çok büyük para. Milli gelirin az çok yarısına eşit. İnsanın dudağını ucuklatıyor. Gayri ihtiyari "yahu, nereden bulacağız bu kadar çok parayı!" dedirtiyor. Hakikaten, bu kadar borç nasıl geri ödenir?Borç ödeme ve finansman programıKamu borçlarını Hazine yönetiyor. Her yıl için bir borç ödeme ve finansman programı Hazine tarafından hazırlanıyor. O yıl ödenecek borçların bir bölümü daha önce alınan borçlar. Bunların vadeleri biliniyor. Bir bölümü ise o yıl alınacak ama vadesi yıl içine düşen borçlar. Hazine bunlan da tahmin ediyor. Tahmine dayandığı için hata payı var. Dolayısı ile farklı senaryolar yazıp Hazine'den farklı sayılara ulaşmak da mümkün. Bir de kur sorunu var. Bu yıl ödenecek borç ve faizlerin bir bölümü TL, bir bölümü ise döviz cinsinden. İkisini aynı tabloda toplamak için bir döviz kuru tahmini yapmak gerekiyor. Dalgalı kur rejiminde kuru öngörmek de o kadar kolay değil. Benim elimdeki borç geri ödeme ve finansman tablosu Dış Yatırım Menkul Değerler Araştırma Bölümü tarafından hazırlanmış. Ortalama dolar kuru 1.750.000 TL alınmış. 2003 yılında toplam borç servisi 163,7 ktr. TL (93,4 milyar dolar) çıkıyor. Şubat sonu itibariyle 100 ktr. TL olan dış borç için 12,6 ktr.TLsi anapara, 7,4 ktr.TLsi faiz olmak üzere toplam 20 ktr. TL ödeniyor. 253,3 ktr. TL iç borç için ise 85,7 ktr. TLsi anapara, 58,1 ktr. TLsi faiz olmak üzere toplam 143,8 ktr. TL ödeniyor. Ortada bir bilmece var. İç borç dış borcun 1,6 katı. Ama iç borç servisi dış borç servisinin 7 kat. İç borcun üçte birinin döviz cinsinden olduğunu da hatırlatalım. Borç ödeme sayılarını bozan, TL borcunda vadelerin çok kısa olmasıdır.Bir sayısal örnekİki ülkeye A ve B diyelim. İkisinde de yıl başında toplam kamu borcu 150 milyar dolar olsun. A ülkesi yıl içinde hiç net borçlanmaya gitmesin. Yani yıl sonunda da borcu 150 milyar dolarda kalsın. B ülkesi yıl içinde 10 milyar dolar ek borç alsın. Yıl sonunda borcu 160 milyar dolara çıksın. A ülkesinde borcun ortalama vadesini 3 ay, B ülkesinde ise 5 yıl kabul edelim. A ülkesi yıl içinde aynı borcu dört defa ödeyecek ve geri borçlanacak. Toplam 600 milyar dolar borç ödeyecek ve alacak. A ülkesi ise borcun beşte biri 30 milyar dolar ödeyecek. Ödediğini arti ek 10 milyar dolan borçlanacak. Toplam 40 milyar dolar ediyor. Dikkatinizi çekerim. A ülkesinde borç sabit kalırken B ülkesinde 10 milyar dolar yükseldi. Buna karşılık borcunun vadesi kısa olduğu için A ülkesi B ülkesinin on beş katı daha fazla brüt borçlanma yaptı. İki farklı ölçü bize iki farklı sonuç veriyor. Borç ödeme ve finansman programına bakarsanız A ülkesi felâket borçlanıyor. Sonra yıl sonunda borcu sabit kalıyor. Aynı programa göre B ülkesi sanki hiç borçlanmıyor. Ama yıl sonunda borcu artıyor. Yukandaki bilmecenin cevabını bu şekilde vermiş oluyoruz.

Devamını Oku

Borç ve faiz hesapları

30 Mart 2003

Yüksek faizler ve borcu döndürme riski Türkiye'nin ezeli ve ebedi sorunu olmayı sürdürüyor. Dün gece yemek çıkışı araç beklerken karşılaştığım bir genç heyecanla sordu. "Hocam, borç konsolidasyonu zorunlu mu? 30 milyar dolar ek yük geldiği doğru mu?" Sorular şaşırtmıyor. Bir iktisatçı, Salih Neftçi, hafta başında konsolidasyon riskine karşı derhal dolar alıp yurt dışında güvenli bir bankaya göndermeyi tavsiye etti. Bir başka iktisatçı, Ercan Kumcu, Pazartesi günü yüzde 70'lik faiz düzeyinin ekonomiye 30 milyar dolar ek yük getirdiğini yazdı. Aynı sayıyı Hasan Cemal de köşesinde kullandı. Okuyucularım bilir. Ben sayılara meraklıyım. Yayınlanan bütün verileri bilgisayarıma çekerim. Her fırsatta Excel programının sağladığı olanaklardan yararlanır ve onlarla oynarım. Durumu okuyucularıma özetlemekte yarar gördüm.Borç sayılarıBorç verileri Hazine'nin web sayfasında (www.hazine.gov.tr http://www.hazine.gov.tr) yayınlanıyor. Şubat sonu itibariyle Hazine'nin toplam borcu 252.3 ktr. TL'ye ulaşmış. Bunun 110.1 ktr. TL'si (yüzde 43.6) TL cinsinden borçlar. Geri kalan 142.2 ktr.TL (yüzde 56.4) ise döviz ve dövize endeksli borçlar. Hazine'nin iç piyasaya borçları 77.5 ktr. TL. Bu toplam borcunun yüzde 30.7'sine tekabül ediyor. Geri kalan 174.8 ktr.TL (yüzde 69.3) ise Hazine'nin kamu kurumlarına olan iç borçlan ile dış borcunu oluşturuyor. Maalesef iç piyasa borçlarının vade ve TL/döviz dağılımını bilmiyoruz. Hazine ayrıntıları yayınlamıyor. Ancak karine ile çıkartabiliyoruz. Piyasaya olan borçta sabit getirili TL bonolarının payı yüksek, kamuya olan borçlarda ise döviz ve değişken getirili uzun vadeli tahvillerin ağırlıklı olduğunu hesaplıyoruz. Benim tahminime göre, 6-12 ay arası vadeli TL bonoları 40 ktr. TL civarında. 50 ktr. TL değişken faizli TL tahvili var. 3-6 aylık TL bonoları ise 20 ktr. TL tutuyor. Faiz yükünü bu dağılıma göre hesaplıyoruz. Birinci yanılgı, 159.4 ktr. TL (99.5 milyar dolar) tutan iç borcu TL borçla karıştırmaktır. Kumcu'nün hesabı o zaman tutuyor, iç borç TL borcu ise, TL reel faizleri yüzde 30 artınca, faiz de 50 ktr. TL yani 30 milyar dolar yükselir. İkinci yanılgı, bir yıllık vade faizini tüm borca uygulamaktır. Piyasa tedirginliğinin tepe noktasında yıllık bono faizi yüzde 70'e çıkmıştı. Ama bu sadece 40 ktr. TL için geçerlidir. Halbuki aynı gün, üç aylık vadede faiz yüzde 58'di. Borcun 70 ktr. TL'sine bu faizi uyulamak gerekir.Faiz hesabıHazine 1 Ocak-18 Mart arasında 14 ihale ile 23.2 ktr. TL sabit getirili bono satmış. Bunların ağırlıklı ortalama faiz ve vadesini hesaplıyoruz. Ortalama vade 9.5 ay, ortalama bileşik faiz yüzde 57 olmuş. Değişken faizli bonoları hesaba katınca, benim hesabıma göre Hazine'nin yılın ilk çeyreği için ortalama TL faizi yüzde 52'e geliyor. Yüzde 20 hedef enflasyona göre reel faiz yüzde 26.5 çıkıyor. Artık toplam TL faiz yükünü hesaplayabiliriz. Önümüzdeki oniki ay boyunca TL faizlerinin böyle kaldığını kabul edelim. Şubat sonu 110 ktr. TL borç için oniki ayda toplam 29.2 ktr. TL reel faiz ödeniyor. Kuru 1.7 milyon TL alsak, 17.2 milyar dolar buluyoruz. Dikkatinizi çekiyorum. 17.2 milyar dolar yıllık toplam reel TL faizidir. Irak krizinin ek faiz yükü değildir, iyimser senaryo için ortalama faizi yüzde 40 alırsak, krizle gelen faiz artışının bir yıl devam etmesinin ek yükü 10.8 ktr. TL yani 6.3 milyar dolar bulunuyor.

Devamını Oku

Türkiye'yi sahiplenelim

25 Mart 2003

Hikâyeyi bilirsiniz. Osmanlı paşası, düvel-i muazzama sefirlerinden biri ile konuşuyor. "Osmanlı o kadar güçlüdür ki sizin dışarıdan bizim de içeriden yıkmak için bu kadar uğraşmamıza rağmen hâlâ ayakta" diyor. Bu hafta "Türkiye batacak" tezinin ezeli ve ebedi müellifleri derhal harekete geçti. Bir süredir kullanamadıkları temalarını hemen sandık odasından çıkardılar. Küflerini aldılar. Yeniden ısıtıp önümüze koydular. Bu çevrelerin önce 2001 boyunca, sonra 2002 yazında neler söylediklerini hatırlamakta yarar var. Ne demişlerdi? Bu borç çevrilmez. Mutlaka erteleme ve borç konsolidasyonu yapılacak. Enflasyonu, kuru ve faizi tutmak artık mümkün değildir.Ne oldu? Borç çevrildi. Erteleme ya da konsolidasyon olmadı. Enflasyon düştü. Kur yatay seyretti. Faizler indi. Üstelik 2002'de rekor büyüme yaşandı. "Mağlup pehlivan güreşe doymaz" denir. Hakikaten doymuyor. Türkiye biraz tökezlediğinde "galiba bu kez batırabileceğiz" umudu ile yeniden saldırıyorlar.Ekonomiye haksızlık etmeyelimTürkiye ekonomisinin esas gerçeklerini özellikle vurgulamak istiyorum. Birincisi Türkiye ekonomisi geçtiğimiz üç yılda çok önemli yapısal dönüşümleri gerçekleştirmiştir. Kamu maliyesinin kangren haline gelen yapısal sorunlarından küçümsenmeyecek bir bölümünü çözmüştür.İkincisi, siyasi kadrolar ve bürokrasi yaşanan krizlerden önemli dersler çıkarmıştır. Kısa vadeli popülist politikaların uzun vadede çok ağır bedeller getirdiğini biraz pahalı da olsa yaşayarak öğrenmiştir.Üçüncüsü, toplum ekonominin işleyişini daha iyi anlamaya başlamıştır. Bireysel kurtuluş arayışının nasıl toplumsal felâketle sonuçlandığının şimdi farkındadır. Vatandaşı manipüle etmek zorlaşmıştır.Dördüncüsü, halen ekonominin gerçeklerine uyumlu maliye politikası uygulanmaktadır. Hükümetin siyasi kriz karşısındaki tavrı çok olumludur. Zaten sıkı olan bütçeyi daha sıkma kararı alkışlanmalıdır.Beşincisi, Hazine ve Merkez Bankası piyasadaki volatiliteye müdahale edecek olanaklara fazlası ile sahiptir. Kur serbest bırakılmıştır. Döviz rezervleri yüksektir. Hazine'nin 4 milyar doların üstünde serbest mevduatı vardır.Paniğe gerek yokŞunu söylemek istiyorum. Türkiye ekonomisi bu kritik dönemi atlatacak güce sahiptir. Elbette sıkıntılar olacaktır. Ek vergiler gelecektir. Kamu kesimi çalışanlarından fedakârlık istenecektir. Yatırımlarduracaktır, iç piyasa daralacaktır. işsizlik artacaktır. Başta turizm, ihracatçı kesimler komşu ülkedeki savaştan zarar görecektir. Ama mali kesim çekmeyecektir. Kamu borcu çevrilecektir. Borç ödemelerinde erteleme yada konsolidasyon olmayacaktır. Enflasyondaki düşüş yavaşlasa bile sürecektir. Döviz kurunda volatilite artsa bile istikrar devam edecektir.Ekonominin en zayıf halkası vatandaşın ve mali piyasa aktörlerinin geçmişten miras güvensizliklerin etkisini hâlâ taşımalarıdır. Gerçekleşen büyük dönüşüme inanmakta zorlanmalarıdır. Herkesi Türkiye'ye bir şans vermeye davet ediyorum. Türkiye'yi sahiplenelim. Kötü gününde onun yanında duralım. Paniklemeyelim. Sağduyumuzu ve sükûnetimizi koruyalım. Mağlup pehlivanları bir kere daha mağlup edelim. Bu kavganın galibi tekrar biz olalım.

Devamını Oku

Tasarrufçunun zor kararı

25 Mart 2003

Çevreden gelen sorularda artış var. Bir bölümü siyasetle ilgili genel sorular. Kıbrıs'tya Annan planı neden reddedildi? Birileri AB'ye tam üyeliği engellemek mi istiyor? ABD ile neden gerginlik yaşanıyor? İkisinin bir arada olması sadece beceriksizlik ya da raslantı mı? Yoksa bilinmeyen başka bir plan mı var?Bu soruların cevaplan şu anda bilinmiyor. Ben de merak ediyorum. Ama sağlıklı bir değerlendirme için elde yeterince veri olmadığı kanısındayım. Sis bulutu çabuk ortadan kalkacaktır. Birkaç gün içinde resim daha net görülecektir. Diğer bölümü daha somut, güncel ve pratik sorular. Paramızı ne yapalım? Dövize gecelim mi? Dövizi bankadan çekelim mi? Devlet mevduatlara el koyar mı? Tasarrufumuzu yurt dışına yollayalım mı? Bu konularda tavsiyede bulunmak hatalıdır. Zaten iktisatçıların yatırım danışmanlığında başarılı olduğunu söylemek de mümkün değildir. Olsa olsa alınacak kararların anlam ve sonuçlarını netleştirmek söz konusudur.Girilen bahis nedir?Hiçbir birikim kendiliğinden oluşmaz, insanlar yemelerinden içmelerinden, üstlerinden başlarından keserek tasarruf yaparlar. Bu fedakârlığa neden ihtiyaç duyarlar? Amaçlan geleceklerini emniyete almaktır.O nedenle herkesin malı kıymetlidir. "Mal canın yongasıdır" derler, insan malını korumak ister. Başına birşeyler gelmesini, yarınla ilgili parasal güvencelerini kaybetmeyi istemez. Haklıdır. Tümü ile TL'de bir portföy varsayalım. İçinde yatırım fonları, TL mevduatı ve repo olabilir. En güvenli opsiyon nedir? Önce bunlar dövize çevrilir. Sonra da döviz yurt dışına yollanır. O andan itibaren tasarruf güvencededir. Türkiye'ye ne olduğu sahibini ilgilendirmez.Hakikaten ilgilendirmez mi? Verilen kararın mantıki sonuçlarını düşünelim. Tasarrufçu neye bahse girdi? Türkiye'nin şu ya da bu şekilde batacağına bahse girdi. Türkiye batarsa kârlı çıkacağı, en azından zarar etmeyeceği bir yol seçti. Ya Türkiye batmazsa? O takdirde tasarrufçu zararlı çıkacak. Türkiye'de TL'nin getirişi yurt dışında dövizin getirisinden çok daha yüksek. Türkiye bu krizi atlatırsa TL'de kalanlar kazanacak, dövize gidenler kaybedecek.Ahlâki bir sorunÇok zor bir karar olduğunu kabul ediyorum. İki ucu pis bir değnek gibi. Bir tarafta yılların birikimi tasarrufların kaybolması riski var. Onları korumak için ise Türkiye'nin felâketi üstüne bahse girmek gerekiyor. Böyle vazedilince, aslında mali ya da ticari bir sorunla karşı karşıya olmadığımız ortaya çıkmaktadır. Sorun ahlâkidir. Ahlaken Türkiye'nin kaybı üstüne bahse girmeyi kendimize yediriyor muyuz? Ahlâk ve vatanseverlik anlayışımız buna izin veriyor mu?TL'de kalmak Türkiye'nin bu badireyi de atlatacağına bahse girmektir. Ahlâki değerlerini korumak için maddi çıkarlarını riske atmayı kabul etmektir. Bu çok zor gününde kararlılıkla Türkiye'nin yanında saf tutmaktır. Ben böyle düşünüyorum. Tam tersini düşünenler olduğunu da biliyorum.

Devamını Oku

Ekonominin kırılganlığı azaldı

22 Mart 2003

Çarşamba gecesi ABD Irak'a askeri operasyonu başlattı. Böylece "Türkiye katılmazsa ABD savaşa giremez" tezi duvara tosladı. Ertesi gün hükümet ABD'ye sadece hava koridoru veren bir tezkereyi Meclis'ten geçirdi. Dolayısı ile ABD'den gelecek mali yardım suya düştü. Koridor da hemen kullandırılmadı. Taraflar arasında müzakere cuma akşamına kadar sürdü. Yani Türkiye'nin ABD ile ciddi bir gerginlik yaşamasına şahit olduk. Felâket senaryosu yazanlara gün doğdu. Savaş, ABD ile gerginlik, mali yardımın iptali gibi yakın tarihin en tehlikeli gelişmelerine rağmen, mali piyasaların geçmiş deneyimlerimize kıyasla sakin kaldıklarına dikkatinizi çekerim. Kasım 2000'de, Şubat 2001'de, Haziran 2002'de, son haftanın yanında bir bardak suda fırtına sayılabilecek siyasi olaylar döviz kurunda ve faizlerde çok daha büyük hareketlere yol açmışlardı. Ekonominin çok önemli bir sınavdan başarı ile geçtiğini söyleyebiliriz.Yapısal dönüşümBu nisbi sükûnetin gerisinde Türkiye'nin 2000 yılı başından bu yana gerçekleştirdiği çok önemli yapısal dönüşüm yatmaktadır. Geçmişle farkları kısaca gözden geçirmekte yarar görüyoruz. En önemlisi, kamu maliyesinin disiplin altına alınmasıdır. 1999 yılında toplam kamu kesimi faiz-dışı dengesi milli gelirin yüzde 2'si kadar açık veriyordu. Yani devlet faiz ödemeden önce o kadar ek borç almak zorunda idi. Üstüne yüksek faizler geliyordu. 2002 yılında, seçim nedeni ile maliye politikası bir miktar gevşetilmesine rağmen toplam kamu kesimi milli gelirin yüzde 4,5'u civarında faiz-dışı fazla vermiştir. Bu yılın bütçesi milli gelirin yüzde 6,5'u kadar faiz-dışı fazla hedeflemektedir. Gene kamu maliyesi ile ilgili bir başka önemli reform, görev zararı adı altında yapılan bütçe-dışı harcamaların bütçe içine alınmasıdır. Geçmiş görev zararlarının kamu bankaları bilançolarında yaptığı hasar tamir edilmiştir. Ekonominin bir diğer önemli zafiyeti bankacılık kesimi idi. Reformlar sonucu kesim güçlenmiştir. Zayıf bankalar ayıklanmıştır. Açık pozisyonlar kapanmıştır. Batık kredi sorununa kısmi de olsa çözüm getirilmiştir. Nihayet enflasyon kadar devalüasyon politikası terkedilerek dalgalı kura geçilmiştir. Böylece döviz kurunun hep yukarı doğru hareket edeceği beklentisi kırılabilmiştir.Bedeli ağır oldu amaBu dönüşüm kolay olmadı. Türkiye ekonomisi maalesef devasa bir bedel ödedi. 2001 krizi toplumun tüm kesimlerini vurdu. İnsanlar işlerini, servetlerini, hatta bazen umutlarını kaybettiler. Vatandaş haklı olarak kendi çektiği sıkıntıları görüyor. Kamuoyu üç yıldır ödenen ekonomik, sosyal ve insani bedele odaklanıyor. Bu arada ekonomide gerçekleşen büyük dönüşüm gözden kaçırılıyor. Türkiye ekonomisinin gerçek gücünün doğru kavranmasına önem atfediyorum. Yoksa gerçek-dışı korkularla onu gereksiz yere hırpalayabiliyoruz. Potansiyelini gerçekleştirmesini engelliyebiliyoruz. Son hafta bu bakıma çok öğreticidir.

Devamını Oku