Asaf Savaş Akat

Asaf Savaş Akat

akatas@bilgi.edu.tr

Hamburger ve reel kur

3 Mayıs 2003

Döviz kurları tekrar aşağıya döndü. Geçmişten biliyoruz. Kur aşağı gidince TL'nin fazla değer kazanmaya başladığı şikayetleri seslendirilir. İthalatın yükseleceği, dış açığın büyüyeceği, her an yeni bir döviz krizinin gelebileceği söylenir. Türkiye ihracatçılar Merkezi TİM ise ihracatın rekor düzeyde seyrettiğini açıkladı. Ortalama aylık ihracatın 4 milyar dolara ulaştığı, son oniki aylık ihracatın ise 40 milyar doları aştığı ifade edildi. 2003 yılı için 45 milyar dolar ihracat telaffuz edildi. Halbuki yıl başından bu yadan dolar kurunun ortalaması 1.650.000 TL civarında yatay seyretmişti. Bu düzeyde döviz kurunun ihracatı engellemediği, tam tersine teşvik ettiği anlaşılıyor.BigMac reel döviz kuruÜlke paralarının ne zaman aşırı değerli, ne zaman düşük değerli olduğunu saptamak daima ciddi bir sorundur. Fiyat endekslerinin bilinen eksiklikleri var. Sık sık toptan eşya fiyatları TEFE ile ilgili şikayetlerimizi dile getiriyoruz. The Economist dergisi yıllardır farklı bir yöntem uyguluyor. Bütün dünya ülkelerinde satılan ve tıpatıp aynı bir maldan yararlanıyor. Söz konusu olan McDonalds zincirinin ünlü "BigMac" hamburgeridir. Hesap aslında basit. Çok sayıda ülkede BigMac'in yerli para ile fiyatı kolay elde edilen bir veri. Bu fiyatı cari döviz kuruna bölünce BigMac'in o ülke için dolar cinsinden fiyatı elde ediliyor. Geriye bu fiyat ABD fiyatı ile karşılaştırmak kalıyor. Cari döviz kurundan o ülkede hamburgerin dolar fiyatı ABD'nin üstünde ise, ülke pahalı demektir. Yok, ham-burger fiyatı ABD'nin altında ise ülke ucuz anlamına gelir. Aşağıdaki tabloda derginin 22 Nisan 2003 için bulduğu fiyat karşılaştırmaları var. Liste daha uzundu. Tabloyu küçük tutmak için bizim daha çok ilgimizi çekecek ülkeleri koydum. Euro bölgesi, İngiltere ve İsviçre'de BigMac Amerika'dan daha pahalı. Yani para dolara karşı aşırı değerli. Son sütun ne kadar değerli olduğunu gösteriyor. Diğer ülkelerde ise BigMac Amerika'dan daha ucuz. Yani para dolara karşı düşük değerli.Et fiyatları ve hamburgerİlk bakışta Türkiye rakiplerine kıyasla daha pahalı duruyor. Bunu nasıl tefsir edeceğiz? BigMac reel kuruna göre TL değerli diyebilir miyiz? Bu soruya evet cevabını veremiyoruz. Anahtar et fiyatlarında yatıyor. Nedenini iyi bilmiyorum ama Türkiye'de et fiyatları dünya ortalamasının çok üstünde seyrediyor. Hamburger dediğiniz köftenin alafrangasıdır. Et en önemli maliyet unsuru. Fiyatından çok etkileniyor. Ama yüksek et fiyatlarına rağmen Türkiye'de BigMac ABD ve Avrupa'dan daha ucuz. Kuru izleyenlerin dikkatine sunuyorum.

Devamını Oku

Gecikmiş baharın ilk sıcağı

30 Nisan 2003

Çevreciler dünyanın ısındığını söylüyor. Ama biz uzun ve sert bir kış yaşadık, ikisi arasında bir ilişki arayabiliriz. Türkiye dünyaya uyum sağlamakta hep zorlanır. "Herkes gider Mersin'e, biz gideriz tersine" demez miyiz? Birkaç hipotez mümkün duruyor. Bir: Doğa da bize uydu. Dünya ısındıkça Türkiye soğuyor. İki: İklim bizim kişiliğimizi etkiledi. Biz iklimin tersliğini taklit ediyoruz. Üç: Dünya ısınıyor diyenler yanılıyor. Aslında soğuyor ama yanlış ölçtüler. Dört: Tüm dünya gibi iklim de Türk'ün düşmanı. Bizi sıkıntıya sokmak için her yerde ısınırken burada soğuyor. İktisatçı hipotezi bol insandır. En az on başka makul hipotez yazabilirim. İktisatçı fıkralarının bir gerçeği yansıttıkları da böylece anlaşılıyor. Atalarımız "ateş olmayan yerden duman çıkmaz" dememiş mi?Güzel günler geliyorGüneşli günlere iktisatçı fıkraları ile girdik. Mesleğin bir başka özelliği ile devam edelim. İktisatçıyı tanımlayan unsurlardan biri gelecek hakkındaki tahminleridir. Toplumun iktisatçılarla yakından ilgilenmesinin esas nedeni zaten budur. Fıkrayı biliyor musunuz? Soru: iyi bir iktisatçı kimdir? Cevap: dün yaptığı tahminin bugün neden yanlış çıktığını yarın olağanüstü güzel şekilde açıklayan kişidir. Bu anlamda kendimi de iyi iktisatçılar kategorisine sokabileceğimi düşünüyorum. Şimdi havanın önümüzdeki dönemdeki seyri hakkında tahminlerini vermek istiyorum. İddia ediyorum ki havalar bundan sonra hızla ısınacak. Soğuk günler bitecek. Güneşli günlerin sayısı artacak... Yağmurlu günlerin sayısı azalacak. Bir iki ay içinde insanlar sıcaktan bunalmaya başlayacak. Plajlara koşup denize girecekler. Elbette arada bir takım dalgalanmalar olacaktır. Doğada, tarihte, ekonomide, hiçbir zaman düz çizgi üzerinde gelişme olmaz. Ama dalgalanmaların etkisi sadece kısa dönemlidir. Uzun dönemde temel eğilimler belirleyicidir. Şu anda önümüzdeki üç-dört ay için havaların kesin eğilimi ısınma yönündedir. Tahminci statümü riske ederek bunu açıklıyorum. Döviz kuru tahminlerini tutturmuş bir iktisatçı olarak size garanti veriyorum.Karamsar yanılıyorTahmin söz konusu olunca, mutlaka her tahminin zıddını söyleyen bir başka tahminci çıkar. İsim vermeden bir karamsarın tahminlerine bakalım. Sizin üsluptan çıkartacağınıza eminim. Karamsar arkadaşımız önümüzdeki günlerde havaların seyri konusunda da karamsardır. Yaşanacak kutup soğuklarına karşı alınacak önlemleri saymayı görev bilmektedir. Örneğin en kalın kıyafetlerinizi ortalıkta tutmanızı, temmuz ayında Uludağ'da kayağa gitmek için rezervasyon yaptırmanızı mutlaka önerecektir. Arada bana da bulaşır sanırım. "Siz Asaf hocanın iflah olmaz iyimserliğine kanmayın, bu yıl yaz gelmeyecek" diyecektir. Doğrusunu söylemeliyim ki itirazları beni hiç etkilemiyor. Tahminlerimde ısrar ediyorum. Önümüz yazdır, öyle olacaktır.

Devamını Oku

Mart sonunda kamu borcu

28 Nisan 2003

Türkiye'de ekonomi gündemi çok çabuk değişir. Mart sonunda yüksek faiz ve kamu borcu hakkında karamsar senaryolar yazmak çok popülerdi. Bu trene ben karşı istikamette bindim. 30 Mart 2003 tarihli "Borç ve Faiz Hesapları" başlıklı yazımda borcun çevrilmesinde bir sorun olmadığını anlattım. Dostum, Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Erhan Aslanoğlu mültefit bir mesaj yollamış. Borç ve faizle ilgili hesaplarımı her ay yenileyerek yayınlamamda büyük yarar gördüğünü söylemiş. Bana da makul geldi. En azından birkaç ay bunu yapacağım. Teknik konularla ilgilenmeyen okuyucularımdan peşinen özür diliyorum.Borç sayılarıBorç verileri Hazine'nin web sayfasında (www.hazine.gov.tr ) yayınlanıyor. Mart sonu itibariyle Hazine'nin toplam borcu 261,2 ktr. TL'ye ulaşmış. Bunun 112,6 ktr. TL'si (yüzde 43) TL cinsinden borçlar. Geri kalan 148,6 ktr. TL (yüzde 57) ise döviz ve dövize endeksli borçlar. Hazine'nin iç piyasaya borçları 79,3 ktr. TL yani toplam borcunun yüzde 30,3'üne tekabül ediyor. Geri kalan 181,9 ktr. TL (yüzde 69,7) ise Hazine'nin kamu kurumlarına olan iç borçları artı dış borcunu oluşturuyor. Önce kamu borcunun şubat sonuna göre nasıl değiştiğine bakalım. Toplam borçta 7,9 ktr. TL ya da yüzde 3,1 artiş var. Mart ayı TÜFE artışı da yüzde 3,1 olduğuna göre, şubattan marta Hazine toplam borcu reel olarak sabit kalmış. Önce döviz borçlarına bakalım. Mart sonu dış borç 62,9 milyar dolar. Şubat sonuna kıyasla 1,1 milyar dolar (yüzde 1,7) azalmış. İç borcun döviz (ve dövize endeksli) bölümü mart sonunda 48,9 milyar dolar. Şubata kıyasla 1,3 milyar dolar (yüzde 2,6) düşüş var. Böylece toplam döviz borcunun 2,4 milyar dolar (yüzde 3,5) gerilediğini anlıyoruz. Gelelim TL borçlarına. Şubattan marta Hazine'nin TL borcunda 2,5 ktr. TL (yüzde 2,3) artış görülüyor. TL borcundaki artış da enflasyonun altinda kalıyor. Yani reel olarak TL borcu azalmış oluyor. İkisini toplayalım. Dolar borcu 2,4 milyar dolar azalıyor. TL borcu sadece 2,5 ktr. TL artıyor. Ama toplam borçta 7,9 ktr. TL bir artış görülüyor. Nasıl oluyor? Çok basit. Dolar kuru şubat sonunda 1.602.000 TL'den mart sonunda 1.708.000 TL'ye (yüzde 6,6) yükseliyor. Toplam borçtaki artış tümü ile kur değişmesinden kaynaklanıyor.Faiz hesabıHazine 1 Ocak-18 Nisan arasında 19 ihale ile 32,3 ktr. TL sabit getirili bono satmış. Bunların ağırlıklı ortalama faiz ve vadesini hesaplıyoruz. Ortalama vade 9 ay, ortalama bileşik faiz yüzde 57 çıkıyor. Değişken faizli bonoları hesaba katınca, benim hesabıma göre Hazine'nin yılın ilk dört ayı için ortalama TL faizi yüzde 53'e geliyor. Yani ilk dört ayda yüzde 20 hedef enflasyona göre Hazine yüzde 26,5 reel faiz ödüyor. Son ihaleden sonra faizler hızla düştü. Şu anda ortalama faiz yüzde 48 civarında. Reeli yüzde 21 ediyor. Önümüzdeki günlerde daha da düşecek. Yılın geri kalan kısmında bugünkü düzeyde kalsa bile yıl ortalaması yüzde 22,6'ya gelir. 112 ktr. TLye uygularsak toplam reel faiz ödemesi 25 ktr. TL bulunuyor. Dolar kurunu 1.7 milyon TL alınca 15 milyar dolar ediyor. Hesap budur. Mayıs sonunda yeniden yapacağız.

Devamını Oku

Türkiye hep şaşırtır

23 Nisan 2003

Türkiye'de yaşamanın zor tarafları kadar keyifli yanları da var. Birini sık sık vurgularım. Türkiye'de insanın canının sıkılması asla mümkün değildir. Her gün mutlaka bir şeyler olur. Herkes her an büyük sürprizlerle karşılaşır. Bir de gelişmiş ülke vatandaşlarını düşünün. Enflasyon ve faizler hem düşük hem de fazla kıpırdamıyor. Döviz kuru desen kimsenin haberi bile yok. Büyüme hızı çok az dalgalanıyor. Vatandaş vergi kaçırmıyor. Siyasi sistem yerleşmiş. Anayasa zırt pırt değişmiyor. Her seçim, her iktidar değişikliği büyük bir çalkantı gibi yaşanmıyor. Laiklik, türban, MGK, askeri darbe, işkence, Kürtler, bölücülük vs. muadili sorunlar ve tehlikeler mevcut değil. Velhasıl beklenenle gerçekleşen arasında hiçbir zaman büyük farklar oluşmuyor. Sürpriz olmuyor. O nedenle canlar sıkılıyor. Hayata heyecan getirecek bir şeyler aranıyor.Vergi affıAKP'nin seçim vaatleri arasında kapsamlı bir vergi affı yer alıyordu, iktidara gelince öncelikle uygulamaya koydular. Başbakan Erdoğan (o sıralar sadece AKP Genel Başkanı idi) ve kadrosu vergi affından 10 ktr. TL beklediklerini açıkladılar. Hiç kimse ciddiye almadı. Mali piyasa uzmanları bu sayının hayal olduğunu ifade etti. IMF en fazla l ktr. TL olur dedi. Sonra bu sayıyı bile riskli görmüş olmalı ki bütçede ,75 ktr. TL'ye indirdi. Doğrusu ben de vergi affını ciddiye almadım. Tahsilatın 2 ktr. TL'ye ancak ulaşacağını hesapladım. Bu sayı bile diğer beklentilere kıyasla çok iyimser kaldı. Eminim birileri "Asaf hocanın iyimserliği de beni öldürüyor" türünden arkamdan konuştular. Üstüne, vergi affından yüksek gelir bekleyen hükümeti küçümseyen sözler ettim. Mucize çözüm öneren cahillerin hep olduğunu, bunların siyasetçinin kulağına hoş geldiğini, ama altının daima boş çıktığını söyledim. Sonuçlar açıklandı. Tahakkuk eden vergi miktan 6,6 ktr.TL'dir. Üçte ikisi tahsil edilse bile 4,5 ktr. TL ek gelir elde edilecektir. Gerçekten çok büyük bir sayıdır. Hükümet açısından olağanüstü bir başarıdır. Maliye politikasını rahatlatacaktır.Yanılgıya teşhisNe oldu? Neden sonuç hükümetin dediğine daha yakın, bırakın mali piyasa analistlerini ve beni, IMF'in bile düşündüğüne bu kadar uzak çıktı? Soruyu şöyle soralım. Acaba bu yanılgıdan hareketle hükümetin bazı özelliklerine ışık tutabilir miyiz? İktisatçı formasyonu tekil olaylardan genellemelere gidilmesini pek sevmez. Ama ortada açıklanması gereken devasa bir beklenti farkı vardır. O nedenle bazı hipotezleri okuyucularımla paylaşmak istiyorum. Parti olarak AKP vergi kaçağının esas kaynağı olan küçük ve orta boy işletmelerin dünyasına çok yakındır. Onların içinden gelmiş, zihniyet ve yaklaşımlarını birinci elden bilen kadrolara sahiptir. Nasıl tepki vereceklerini de iyi kestirebilmektedir. Daha açık söyleyelim. AKP kadroları küçük ve orta boy iş aleminin sorunları kadar oyunlarından da haberdardır. Bir vergi denetiminde kendisi vergi denetimi görmüş (vergi kaçırmış!) kadrolar sonuca çok daha kolay gideceklerdir. Velhasıl vergi kaçıran "derin Türkiye" hükümetin kendisini bizlerden daha iyi anladığını kavramıştır. O nedenle korkmuş ve vergisini ödemeye karar vermiştir. Yanılanların zamanında öngöremediği bu basit olgudur. Başta hükümet, vergi affının başansına katkısı olan herkesi candan kutluyorum.

Devamını Oku

Yeni dünya düzeni

21 Nisan 2003

Sanırım herkesin aklında benzer sorular var. Acaba Irak Savaşı yakın gelecek açısından bir dönüm noktası mıdır? Yoksa tarihin akışına fazla etki yapmayacak münferit bir çatışma mıdır? Cevabı Türkiye'yi de çok yakından ilgilendiriyor. Sonucu baştan söyleyelim. Irak Savaşı kısa bir süre içinde unutulup gidecek sıradan bir olay değildir. Uzun dönemli kalıcı etkileri olacaktır. Çünkü bir tarih kesitinin bitişine, yeni ve farklı bir dönemin başlangıcına işaret etmektedir.Soğuk Savaş ve sonrasıSoğuk Savaş'ın sona ermesi 1990'lı yıllarda uluslararası siyaseti belirledi. 1945'te oluşan iki kutuplu dünya aslında iki zıt toplumsal örgütlenme biçiminin rekabetini yansıtıyordu. Bir yanda liberal demokrasi/piyasa ikilisi, öte yanda totaliter rejim/merkezi planlama vardı. Sovyetler Birliği'nin çözülmesi ile birlikte fiilen komünizm de bir hedef toplum olabilme özelliğini kaybetti. Yani liberalizm kendisine yönelen ikinci büyük tehdidi tasfiye etti. Totaliter milliyetçiliğin (faşizm, Nazizm) oluşturduğu ilk tehdidi ikinci Dünya Savaşı tarih sahnesinden silmişti. Burada çok önemli bir nokta var. Bir düzenin yıkılması onun yerini alacak düzenin hemen kurulacağı anlamına gelmez. Toplumlar büyük gemilere benzer. Manevra yapmaları zaman alır. Derhal yeni koşullara uyamazlar. Tarihçi dilinde, eskinin bittiği fakat daha yeninin oluşmadığı durumlara "geçiş dönemi" denir. Geçiş döneminde eskinin adet ve anlayışları hâlâ etkinliğini sürdürür. Yeninin anlamı ise tam kavranmamıştır. Her şey arada bir yerde kalır.Geçiş dönemi bittiBence Irak Savaşı, komünizm sonrası dünya düzeninde geçiş döneminin bittiğini haber vermektedir. ABD siyasi sınıfı ve aydınları tek kutuplu dünyada uygulanacak politikaları 1990'dan bu yana zaten tartışıyordu. Alternatif öneriler değerlendiriliyordu. 11 Eylül 2001'de El Kaide'nin ABD topraklarında gerçekleştirdiği saldırı karar alma sürecini hızlandırdı. Sıradan ABD vatandaşının da hissettiği bir yeni tehdit tanımına olanak sağladı. Bush yönetiminde şiddet kullanma pahasına kalıcı çözüm arayan şahinlerin elini güçlendirdi. Dikkatinizi çekmiştir. Irak savaşı öncesi ve sırasında, çoğu gözlemci ABD'nin diplomatik ve askeri davranışlarını tefsir etmekte ve öngörmekte çok zorlandı. Çünkü bunlar daha önceki kalıplara uymuyordu. İki hususu vurgulamak istiyorum. Bir: ABD'nin BM ve NATO gibi hareket alanını kısıtlayan kurumlara ihtiyacı azalmıştır. Yerlerini her vaka için kısıtlı hedefler çerçevesinde oluşturulan ortaklıklar alacaktır. Türkiye dahil pek çok ülke için yeni stratejinin çok ciddi sonuçları vardır. İki: Ülkelerin iç işlerine karışmama ilkesi terk edilmiştir. Kendisine ya da sisteme tehdit oluşturması halinde ABD her ülkeye müdahale edebilecektir. Tehdidin tanımlanması ve müdahale kararı tek taraflı olabilecektir. Yeni dünya düzeninin özelliklerini anlamak bunlara uyumun önkoşuludur. Anlayamayanlara ya da uyamayanlara ne olacağını görmek için Irak'a bakmak gerekmektedir.

Devamını Oku

Tarih çok cilvelidir

19 Nisan 2003

Toplumsal olaylara tarih perspektifinin katılması daima anlayışımızı zenginleştirir. Güncel karmaşanın gerisinde yatan derin eğilimleri yakalama fırsatı verir. Hedeflenenin tersi sonuçlar yaratabilecek yanlış değerlendirmeleri engeller. Tarihle birlikte zaman devreye girer. Bir olayın gününde yaşanışı ile gelecekteki algılanışı çok farklı olabilir. Kısa dönem başarıları uzun dönem malubiyetlerine dönüşür. Bitmiş sanılan süreçler intikam alırcasına geri gelirler. Aktörlerin niyet ve çıkarları ile elde ettikleri sonuçlar sık sık çelişir. Velhasıl tarih insanlara çok cilve yapar. Çünkü tarih düz bir çizgi üstünde yürümez. Kırılmalar ve kopukluklar olur. Tarihi tarih yapan bütün büyük dönüşümler böyle kırılmalar sonucunda yerleşir ve güçlenir.Hitler, Saddam, vs.Hitler 1939 Eylül'ünde Alman ordusuna Polonya'ya girme emrini hangi amaçla verdi? Rusya'yı fethetmiş, Batı Avrupa'ya hakim olmuş, oradan ABD'yi dize getirebilecek bir Almanya kurmayı planlıyordu. Altı yıl sonra, 1945'de, sadece Almanya değil, bütün Batı Avrupa ABD'nin, Doğu Avrupa ise Ruslar'ın askeri işgali altına girmişti. Hitler olmasa ABD'nin Avrupa'yı şu ya da bu şekilde işgal etmeye kalkması düşünülemezdi bile. Ama Hitler oldu. Onun sayesinde ABD ordusu Batı Avrupa'ya yerleşti. Soğuk savaş döneminde Sovyetler Birliği'ni çökertti. 21'inci yüzyılın başında Doğu Avrupa ülkelerinde de askeri üslere sahip oldu. Ya Saddam? 1990 yazında ne amaçla Kuveyt'i ilhak etti? Kuveyt'in petrol gelirlerini de alıp daha güçlü bir Irak yapmayı planlıyordu. Böylece silah zoru ile Arap birliğini kuracak, petrol silahı ile Batı emperyalizmini dize getirecekti. Şu anda Saddam'ın hali meçhul ama Irak'ın durumu ortada. Irak topraklan ABD'nin fiili askeri işgali altında. Sadece o kadar mı? Bütün Körfez ülkelerinde ABD askerleri var. Saddam olmasa ABD'nin Orta Doğu da bu kadar büyük bir askeri varlığı asla düşünülemezdi. Ama Saddam vardı. Sayesinde ABD bölgeye yerleşti.Bir küçük ada1974 yılında Yunanistan'da Albaylar Cuntası'nın askeri diktatörlüğü hüküm sürüyordu. Askeri rejimi Kıbns'a taşımak istediler. Böylece hem Kıbns'ı Yunanistan'a ilhak etmenin (Enosis) yolu açılacak hem de Cunta iktidarını pekiştirecekti. Evdeki hesap gene çarşıya uymadı. Türkiye Kıbrıs'ın kuzeyine girdi. Yunanistan'a demokrasi geldi. Cuntacılar hapse atıldı. Kıbrıs'taki mağlubiyetin şoku Yunanistan'ı AB'ye sürükledi. Yunan halkına özgürlüğün ve refahın yolu açıldı. Ya Türkiye? Kısa süre önce Denktaş'ı Annan planını reddetmeye teşvik eden "Kıbnsçı" kesimler böylece Türkiye'ye AB yolunu kapattıklarına inanıyorlar. Türkiye'de içe dönük otoriter-milliyetçi bir rejimin önünü açtıklarını düşünüyorlar. Onlar dayanılıyorlar. Kıbrıs küçük bir ada ama Yunanistan'ın yakın tarihini belirledi. Aynı belirleyici rolü Türkiye için oynamaya adaydır. Sıkıntılı günler çabuk geçecektir. AB ve demokrasi karşıtı kesimler Irak sonrası dünyada Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün anlamını kestiremediler. Kendilerini tasfiye edecek süreci başlattılar. Bunlar tarihin güzel cilveleridir.

Devamını Oku

Güvenen kazanıyor

16 Nisan 2003

Mali piyasalarda hava aniden olumluya döndü. Halbuki daha bir ay önce sadece felâket senaryoları konuşuluyordu. İç borcun konsolidasyonu kaçınılmaz deniyordu. Olsa olsa konsolidasyonun tarihi konusunda anlaşmazlık çıkıyordu.Ben bu trene binmedim. Hatta, tasarrufunuzu yurt dışına "güvenli kurumlara" yollayın diyenlerle "mağlup pehlivan güreşe doymaz" diye alay ettim. Konsolidasyona gerek olmadığını söyledim. TL'yi riski düşük ve getirişi yüksek enstrüman ilan ettim.Şimdi haklı çıkmanın keyfini yaşıyorum. Dikkatinizi çekerim. Türkiye Irak'taki askeri operasyonda ABD'nin yanında yer almadı. Dolayısı ile 25 milyar dolar mali yardım da gelmedi. Buna rağmen mali göstergeler hızla normalleşme yoluna girdi.Yanlış bahislerİlgilenen okuyucularıma 25 Mart 2003 tarihli "Tasarrufçunun Zor Kararı" başlıklı yazımı yeniden okumalarını tavsiye ediyorum. Eski yazılarıma www.bilgi.edu.tr/akat web sayfamdan ulaşmak mümkündür.Şunu anlatmaya çalışmıştım. Tasarrufunu dövizde tutmak aslında Türkiye'ye karşı bahse girmekle özdeştir. Neden bahis sözcüğünü kullanıyorum? Çünkü her pozisyon neticede bir bahistir, insanlar kendilerine daha faydalı olacaklarını düşündükleri pozisyonları tutarlar.Devam edelim. Tasarrufunu dövizde tutan ne zaman kazanır? Türkiye ekonomisi hiperenflasyon, konsolidasyon gibi büyük bir krize düşerse döviz tutanlar kârlı çıkacaktır. Yani döviz pozisyonu aslında Türkiye'nin batacağına bahse girmektir.Ya Türkiye batmaz, tam tersine toparlarsa? O takdirde döviz kuru kıpırdamaz. Hatta bir miktar geriler. Dolayısı ile döviz tutanlar TL cinsinden reel olarak ciddi zararlar yazarlar. Çünkü Türkiye'ye karşı girdikler bahsi kaybetmişlerdir.Gerisini çıkartmak için deha olmaya ihtiyaç yoktur. Türkiye iyiye giderse, TLde kalanlar bu süreçten çok kârlı çıkar. Çünkü onlar Türkiye'nin toparlanacağına bahse girmişlerdir. Doğru ata oynadıkları için bahsi kazanmış ve kâr etmişlerdir.Güven ve reel faizBu durum yeni bir olay değildir. Son bir aya özgü değildir. Uzun süredir böyledir. İstediğiniz zaman aralığını alabilirsiniz. İki yıl, dört yıl, sekiz yıl, on iki yıl, hiç farketmez. TL'nin getirişi daima daha yüksek olmuştur. Nedeni de çok açıktır. Ortalama TL reel faizi 1989'dan bu yana hep çok yüksek seyretmiştir.Şimdi esas soruyu sorabiliriz. Neden TL faizleri daha yüksektir? Çünkü vatandaşların büyük çoğunluğu Türkiye'ye güvenmemekte, tasarrufunu dövizde tutmaktadır. TL'ye güvenen azınlığın yüksek faiz getirişi elde etmesini temin eden işte bu basit gerçektir.Dönemi TLde geçiren biri olarak döviz tutkunlarına minnettarlığımı özellikle ifade etmek istiyorum. Öyle ya, onlar da Türkiye'ye güvense faizler çok daha düşük olurdu. Ben de bu kadar yüksek reel getiri elde edemezdim.Ne yapalım. Oyun böyle kurulmuş. Türkiye kendisine güvenenleri mükafatlandırıyor. O arada Türkiye'ye güvenmeyenler de cezalandırılmış oluyorlar. Ama bundan çok şikâyetçi olmamaları gerekir. Neticede Türkiye'ye karşı bahse girme kararını kendileri aldılar. Kendi düşen ağlamaz.

Devamını Oku

Bürokrasi ve siyaset

13 Nisan 2003

Türkiye siyasi ritüel açısından renkli ve zengin bir ülkedir. Örneğin iktidar değişikliğinden sonra yeni gelen hükümet bürokrasinin her düzeyinde tasfiyeye gider. Bir önceki iktidarın atadığı kişiler kızağa çekilir. Yerlerine yenileri gelir.Konu mutlaka medyaya yansır. Genel eğilim hükümeti partizan davranmakla, kadrolaşmakla suçlamaktır. Bir süre sonra konu gündemden düşer. Bir sonraki hükümet değişikliği ile birlikte aynı yerden devam edilir.Benzer bir başka süreç daha vardır. Seçim öncesinde her kademeden çok sayıda bürokrat milletvekili adayı olmak için istifa eder. Bunlar gene medyada yer alır. Ama kamuoyu bu olaya karşı o kadar eleştirel değildir.Kamuoyunun bence eşdeğer iki olaydan birine karşı duyarlılığı, diğerine karşı ise duyarsızlığı hep ilgimi çekmiştir. AKP hükümetinin Hazineye yeni müsteşar atama kararı ve kamuoyundaki tepki bürokrasi-siyaset ilişkisine bakma fırsatını verdi.İki saf modelKamu yönetimi, mutlaka o konuda uzmanlaşmış kadroları gerektirir. Demokrasilerde bu kadroların iki ayrı köken ve meşruiyeti olabilir. Biri seçimle gelen siyasilerdir. Diğeri olağan terfilerle yükselen bürokratlardır.Bu iki grup arasındaki ilişkilerin nasıl düzenleneceği önem kazanacaktır. Başlangıç olarak iki uç ya da saf model tahayyül edebiliriz. Birinde bürokrasi tümü ile siyasetin dışındadır, ikincisinde tümü ile siyasetin içindedir. Kısaca bakalım. Bürokrasi nasıl siyasetin dışında kalır? Birkaç özelliği vurgulayabiliriz. Bir: işe alma sürecinde bağımsızdır. İki: terfi/yükselme kararlarını kendi alır. Üç: siyasete kadro vermez. Bunlardan biri yoksa, bürokrasi siyasetin dışında değildir.Türkiye'de bir tek askeri bürokrasi bu tanıma uyar. Hükümetler askeri hiyerarşinin kendi içinde terfi kararlarını almasını kabul eder. Buna karşılık yüksek düzeyli bir askerin milletvekili olmak için istifa etmesine de hiç raslanmaz. İngiltere'de kamu bürokrasisi bu tanıma çok yakın özellikler gösterir. Üstünde siyasi müdahale yok denecek kadar azdır. Buna karşılık bürokratlar siyasete atılmaz. Böylece bağımsız bir bürokrasi oluşur.Bürokrasi nasıl siyasetin içine girer? Cevabı çok kolay. En baştan bürokrasinin tepe noktalarının siyasi atama olacağı bilinir. Tereddüde mahal bırakan hiçbir şey yoktur. Her iktidar kendi kadrosunu getirir. Kimse bürokrasinin tarafsız olmasını beklemez ve talep etmez.Amerika'da kamu bürokrasisi bu tanıma yakın özellikler gösterir. Başkan gidince onunla birlikte binlerce yüksek bürokrat da görevden ayrılır. Yeni başkan yerlerine kendi adamlarını atar. Bu süreç kamuoyuna şeffaf şekilde işler. Bu arada, ABD'de bürokrasiden siyasete girene neredeyse hiç Taşlanmadığını da belirtelim.Siyasallaşmış bürokrasiTürkiye'de bürokrasi hep siyasetin içinde olmuştur. Ama bu gerçek daima inkâr edilmiş, bürokrasinin bağımsız olması gerektiği söylenmiştir. Yani bağımsız bürokrasinin üçüncü koşulunu yerine getirmeden ilk iki koşuluna uyulması istenmiştir. Durumu görmek için 1950'den bu yana yapılan seçimlerde aday listelerine bakmak yeterlidir. Hepsinde görevinden istifa etmiş çok sayıda bürokrat vardır. Son elli yılda siyasi kadrolarda bürokrat kökenliler ezici çoğunluğa sahiptir.Bu durumu sessiz geçiştirirken iktidarın kendi kadrolan ile çalışma talebine karşı çıkmak bence çok açık bir çifte standart örneğidir. Bürokrasi siyasallaşmış ise, siyasi iktidar da bürokrasiye müdahale edecektir. Fiilen de etmektedir. Hepsi bundan ibarettir.

Devamını Oku