Asaf Savaş Akat

Asaf Savaş Akat

akatas@bilgi.edu.tr

Fiyat ve değer

11 Haziran 2003

Hazine Petkim'deki büyük hissesini blok olarak satmaya karar vermişti. Yurtdışından ilgi olmadı. Ülke içinde üç sermaye grubunun katıldığı açık artırma televizyondan canlı yayınlandı. Uzan Grubu'na ait şirket ihaleyi 605 milyon dolar vererek kazandı.İhalede oluşan fiyattan Petkim'in toplam değeri 700 milyon doların biraz altında çıkıyor. Halbuki aynı gün Petkim'e borsa 1 milyar doların üstünde değer biçmişti. Petkim'e 2 milyar dolar değer atfeden çalışmalar da vardı.Hemen tartışma başladı. Petkim'in gerçek değeri hangisi? İhaleden çıkan fiyat mı? Borsadaki fiyat mı? Yoksa uzman kurumların yaptıkları hesapla bulunan değer mi?Olaya iktisatçı gözlüğü ile bakalım. Eğer ihale şeffaf ve ilgilenen herkese açık şekilde yapılmışsa, oluşan fiyat Petkim'in gerçek değeridir. Çünkü piyasa ekonomisinde her malın değeri piyasadaki fiyatıdır. Fiyat dışında bir ekonomik değer mümkün değildir.Cansen'in yorumuEkodiyalog ortağım Ege Cansen her zamanki yaratıcılığı ile Hürriyet'te çok farklı bir yorum yaptı. Özetle, Petkim'in ihalede oluşan fiyatını fazla bulduğunu, o kadar bile etmeme ihtimalini daha yüksek gördüğünü iddia etti. Mantığı bana makul geldi.Birinci gözlemi, ihaleye hiç yabancı firmanın katılmaması. Petrokimya tüm dünyada varolan önemli bir sektör. Sektörde çok-uluslu dev firmalar yer alıyor. Ama hiçbiri Petkim'le ilgilenmiyor. Petkim kelepir olsa mutlaka içlerinden bazılan ihaleye katılırdı.İkinci gözlemi ihaleye katılan yerli gruplarla ilgili. Türkiye'de Petkim'in ürünlerini kullanan mali durumu güçlü büyük şirketler ihaleye katılmadılar. Demek ki cazip bir fiyat beklemiyorlardı.Üç potansiyel alıcıdan birinin Vakıfbank olması Ege'yi ayrıca şaşırtmış. Vakıfbank'ın petrokimya alanında bir faaliyeti yok. Kendisi özelleştirilecek bir kamu bankasının özelleştirme ihalesinde işi ne?Diğer potansiyel alıcı son dönemin çok başarılı İstanbul-dışı kökenli iki grubunun ortaklığı. Gaziantepli Konukoğlu ve Denizlili Zorlu hesabını kitabını iyi bilen işadamları. 605 milyon doları bile Petkim için fazla buluyorlar.Ödeme koşullarıBen bir başka konuya takılıyorum. Devletin neden taksitle özelleştirme yaptığını bir türlü anlamıyorum. Birkaç yıla yayılan ödeme planlarının özelleştirmeyi zora soktuğunu, tüm özelleştirmelerde peşin ödeme gerektiğini düşünüyorum.Peşin ödeme bir taşla birden fazla kuş vurmaya olanak sağlayacaktır. Mali bünyesi zayıf şirketleri ihalelerden eleyecektir. Düşük bir peşin ödeme ile şirket alıp içini boşalttıktan sonra devlete geri verme senaryolarını bozacaktır. Devletin tahsilat sorunu kalmayacaktır.Peşin ödeme teklifine yöneltilecek eleştiri bu takdirde fiyatın daha düşük çıkacağıdır. Doğrudur. Ancak yüksek fiyata sattığını zannedip sonra parayı tahsil etmemek mi daha iyidir? Yoksa daha ucuza satıp paranın tümünü almak mı? Geçmiş özelleştirme fiyaskolarına bakınca ikincisi kesinlikle daha avantajlı duruyor.

Devamını Oku

Bütçe gerçekleşmesi

9 Haziran 2003

Irak savaşının sona ermesinden sonra döviz kuru ve TL faizleri gözle görülür şekilde gevşedi. Örneğin euro nisan başında 1.860.000 TL'ye kadar tırmanmıştı. Dün 1.700.000 TL'nin altında seyrediyordu. Faizde de 15 puana kadar varan düşüşler yaşandı.Bir kesim her iki gelişmeyi spekülatörlere yani komplolara atfediyor. Dünyanın her yerinde karmaşık olayları komplo teorileri ile açıklayan çevreler vardır. Türkiye komplo teorilerinin yaygınlığı açısından dünya ortalamasının epey üstünde yer alır.Spekülasyon daima olur. Mutlaka şu anda da birileri bonoda ve dövizde spekülatif alım ve satımlar yapıyordur. Ancak döviz kuru ve faizde böylesine büyük ve uzun süren bir hareket spekülatörlerin çapını aşar. İktisat politikalarına bakmak gerekir.Anahtar maliye politikasıdırHer fırsatta okuyuculara hatırlatıyoruz. Türkiye ekonomisinde istikrarın anahtarı maliye politikasıdır. Yani devlet bütçesinin seyridir. Bütçede milli gelirin yüzde 6,5'u olarak saptanan faiz-dışı fazla hedefi tutturulduğu sürece ekonomik istikrar sürer.AKP hükümeti başlangıçta maliye politikasının önemini tam kavrayamadığına işaret eden davranışlar gösterdi. Yılbaşında mali piyasalarda yaşanan çalkantının bir nedeni Irak savaşı ise diğer nedeni de hükümetin mali disiplin kararlılığına güvenin kaybolması idi.Neyse ki hükümet çabuk toparlandı. Gönülsüz gelir artırıcı ve gider azaltıcı tedbirler alındı. Faiz-dışı fazla hedefinin tutturulması hakkındaki tereddütler azaldı. Nisan sonundan itibaren faiz ve kurdaki gevşemenin esas nedeni bence bütçe performansıdır.Ocak-nisan döneminde bütçeGazetedeki tabloda 2002 ve 2003 yılı için ocak-nisan dönemi için dört aylık bütçe sayıları yer alıyor. İlk iki sütun cari fiyatlarla fiili gelir ve giderleri gösteriyor. Sonraki iki sütunda gelir ve harcamalar Nisan 2003 fiyatları ile yeniden hesaplanıyor.Onları karşılaştırarak ana kalemler itibariyle bütçe kalemlerinde reel değişimi buluyoruz. Dikkat edilirse bu yöntem dövizle (dolar yada euro) hesaplamaktan çok daha sağlıklıdır. Parite ve TL değerindeki dalgalanmalardan etkilenmez. Sayıların anlamı açıktır. Vergi gelirlerinde yüzde 14,2 reel artış diğer gelirlerdeki yüzde 16,1 reel azalışa rağmen toplam gelirlerin reel olarak yüzde 6,9 yükselmesini temin etmiştir. Buna karşılık faiz-dışı harcamalardaki reel artiş yüzde 3,1'de kalınca faiz-dışı fazla geçen yılın aynı dönemine kıyasla reel yüzde 20,2 artış göstermiştir.

Devamını Oku

Yüksek faizi kim ödüyor?

7 Haziran 2003

Yılbaşından bu yana kamu borcunun reel faizi üstüne bir kaç kere yazma ihtiyacını hissettim. Hepsinde amacım ortalıkta dolaşan reel faiz hesaplarının gerçeklerden ne kadar kopuk olduğunu göstermekti.İki önemli yanılgı teşhis ettim. Birincisi, iç borcun piyasaya olan bölümü iç borç toplamı zannediliyordu. İkincisi, iç borcun TL/döviz dağılımı unutuluyordu. Yüksek bono faizleri tüm iç borca teşmil edilince uçuk reel faiz sayılarına ulaşılıyordu.Gerekli düzeltmeleri yapınca ise çok farklı bir durum ortaya çıkıyordu. Hazine piyasa TL borcuna yüksek reel faiz ödüyordu. Piyasa dışı TL borcun faizi daha düşüktü. Dövizle yaptığı iç borçlanmada ise faiz ödemiyor, tam tersine faiz alıyordu. Velhasıl, Hazine'nin ödediği paçal (ortalama) faiz aslında göründüğünden çok daha azdı.Hazine'nin hesabıGeçen hafta Nisan sonu itibarıyla iç borcun reel faizi Hazine tarafından açıklandı. www.hazine/duyuru/icborc_duyuru.htm adresinde, kullanılan yöntem anlatılıyor. www.hazine/stat/borc.htm adresinde ise sayılar veriliyor. Her ay yenilenecek.Kamuoyunda borç ve faiz üstüne yapılan spekülasyonları engellemenin en iyi yolu gerçek sayıların ilgili otorite tarafından hesaplanarak yayınlanmasıdır. O bakıma memnuniyetimi belirtmek istiyorum.Hesap iç borcu ikiye iki bir matris üstünden izliyor. Bir tarafta nakit ve nakit-dışı borç, öte tarafta TL ve dövizle borç var. Yani dört kutu oluşuyor. Her biri için ayrı bir reel faiz hesaplanıyor. Sonra ortalamalar alınıyor.Piyasaya borçla başlayalım. Piyasaya TL borcun ortalama reel faizi yüzde 27.9 çıkıyor. Çıplak gözle görülen yüksek faiz işte bu kalemde. Buna karşılık piyasaya döviz borcun reel faizi yüzde -14.6 bulunuyor. Döviz borçlarından Hazine çok kârlı çıkıyor. İkisinin ağırlıklı ortalaması yüzde 12.6 ediyor. Kamuya TL borcun ortalama reel faizi çok daha düşük: Yüzde 15.2. Buna karşılık kamuya döviz borcun reel getirişi de daha az: Yüzde - 10.5. Kamuya borcun ortalaması da yüzde 9.4 tutuyor. Buradan toplam iç borç ortalama (paçal) reel faizi yüzde 11 olarak hesaplanıyor.İki hususa dikkat çekmek istiyorum. Bir: Nisan sonunda dolar kuru 1.58 milyon TL. Mayıs hesabı yayınlandığında döviz borcunda eksinin daha da büyüdüğünü göreceğiz. İki: Hesapta dış borç yok. Makul varsayımlarla onu da katınca Hazine'nin toplam borç reel faizi yüzde 3-4 aralığında çıkıyor.Çelişkinin açıklanmasıSayılar ne diyor? TL bonosu alanlar fevkalede yüksek reel faiz elde ediyor. Halbuki Hazine çok daha düşük reel faiz ödüyor. İlk bakışta çelişkili hatta olanaksız duran bu durumu nasıl tefsir edeceğiz?Çok basit. TL bonolarının yüksek faizi aslında Hazine'nin üstünde kalmıyor. Tasarrufunu dolarda tutanlara yansıyor. Velhasıl TL'cilerin yüksek gelirini dövizcilerin yüksek zararı ödüyor. Hazine sadece dövizcilerden aldığını TLcilere veriyor. Hepsi o kadar.TLcilerin dövizcilere büyük bir minnet borcu var. Onlar sayesinde yüksek reel faiz aldılar. Kendi hesabıma ben bunu her fırsatta söylüyorum.

Devamını Oku

Enflasyon ve deflasyon

4 Haziran 2003

Mayıs enflasyonu salı günü DİE tarafından açıklandı. Nisan ortasından itibaren döviz kurları aşağı gitmeye başlamıştı. Mayısta bu eğilim hızlandı. Yani enflasyonun gerileyeceği biliniyordu. Fiili durumu da görmüş olduk.Mayıs ayında TÜFE ve Özel imalat Sanayi endeksi (ÖİS) sırası ile yüzde 1,6 ve yüzde 0,3 yükseldi. TEFE ise yüzde 0,6 düştü. Dün gazete manşetlerine taşındığı gibi, 18 yıldır ilk kez mayıs ayında temel endekslerden biri eksiye geçti.TÜFE, TEFE ve OİS için yıllık enflasyon, sırası ile, yüzde 30,8, yüzde 33,7 ve yüzde 28 oluyor. Yıllık TÜFE'de nisana kıyasla 1,2 puan artış, diğer ikisinde 1,5 puan gerileme var.Enflasyonun karşıtı deflasyondurDeflasyon fiyatların düşmesi demektir. Enflasyon Frenkçe şişmek, şişirmek (inflate) sözcüğünden gelir. Tersi de sönmek, söndürmek (deflate) muadilidir, İkinci Dünya Savaşı sonrasında deflasyon sözcüğü unutulmuştu. Son günlerde yeniden gündeme geldi.Önce, 1990'ların sonunda Japonya'da fiyat artışları eksiye döndü. Fiyatlar yılda yüzde 1 gibi yavaş bir tempo ile de olsa düşmeye başladı, iktisatçıların aklına derhal 1930'lar, Büyük Buhran geldi.Bir parantez açalım. 1930'larda yaşanan krizin o kadar çok hasar yapmasının temel nedenlerinden biri de deflasyonun engellenememesi idi. Çoğunluk bilmez ama 1930'larda Türkiye'de de ağır bir deflasyon yaşanmıştı.Şöyle anlatalım. 1929'da 100 olan fiyat endeksi 1993'de 49'a gerilemişti. Dört yıl boyunca deflasyon iki hane sayılarda seyretmişti. Örneğin 1930 yılında toptan eşya fiyatlarındaki düşüş yüzde 24,2 olmuştu. Parantezi kapıyorum.Son iki yılda hem ABD'de hem AB'de deflasyon işarefleri belirince, iktisatçılar tekrar teyakkuz haline geçtiler. ABD'nin şimdilik tehlike sının dışında kaldığı düşünülüyor. Buna karşılık özellikle Almanya'da ciddi bir deflasyon riski olduğu konusunda fikir birliği var.Geçici deflasyonDoğallıkla Türkiye deflasyondan çok uzak bir ülke. Tam tersine dünya enflasyon liginin en tepesinde yer alıyor. Enflasyonun ancak 2005'de tek haneli sayılara indirilmesi umut ediliyor.Buna karşılık önümüzdeki birkaç ay boyunca Türkiye'de fiyatların mutlak olarak düşmeye başlaması gündemdedir. TEFE'de mayısta yaşanan yüzde 0.6'lık düşüş bir öncü işarettir. Arkası gelecektir.Normal koşullarda, TEFE'de haziran-ağustos arasında üst üste ve mayıstan daha büyük eksiler çıkacaktır. ÖİS de bir yada iki küçük eksi verebilir. Hatta bazı özel koşulların bir araya gelmesi halinde TÜFE'de bile sembolik bir eksi yaşanabilir.Geçici bile olsa deflasyonun yararları ve zararları var mıdır? Nelerdir? Tüketici yada üretici olarak deflasyon durumunda nasıl tavır alabiliriz? Bunlar önemli sorular ama cevaplamaya yerim kalmadı. Neyse ki aceleye gerek yok. Bu yaz deflasyondan söz etmeye çok fırsat olacaktır.Not: Sevgili Ercan Arıklı'nın artık bizimle olmayacağına bir türlü inanamıyorum. Kendisine Allah'tan rahmet, bütün dostlarına sabır diliyorum.

Devamını Oku

Teori çok yararlıdır

2 Haziran 2003

Toplumla ilgili bilgi dalları ile uğraşanlar bir süre sonra basit gerçeğin farkına varırlar. Her insan topluluğunun kendisi hakkında üretebildiği bilgi onu oluşturan bireylerin refah ve mutluluğunun en önemli belirleyicisidir.Daha açık söyleyelim. Toplum kendisini anlayabildiği ölçüde yüksek ekonomik verimliliğe olanak tanıyan zihniyete ve kurumlara ulaşabilir. Zihniyet ve tasarım daima el ele gider. O süreçte yapılan hatalar fiili sonuçlara yansır.Bu nedenle iktisatçı için teori fevkalâde önemlidir. Çünkü sağduyudan ve tekil gözlemlerden sistematik düşünceye geçişi sağlar. Mantık hatalarını asgariye indirir. Birbirinden uzak gibi duran olay ve süreçlerin müşterek unsurlarını anlamayı temin eder.Kuran'ın kitaplarıPerşembe günü çıkan yazımda Türkiye'de özel hakikati kamusal yalana dönüştüren mekanizmayı Timur Kuran'ın analizine atften anlattım. Yazının bir kopyasını Kuran'a e-postalamıştım. Sağolsun, hemen cevapladı.Böylece referans verdiğim kitabın Türkçe yayınlanmış olduğunu öğrendim. Timur Kuran: Yalanla Yaşamak - Tercih Çarpıtmasının Toplumsal Sonuçları; çeviren Alp Tümertekin (Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2001).Kuran'ın İslam iktisadına özel ilgi duyduğunu da yazmıştım. İslam ve iktisat hakkında İngilizce yayınlanmış makaleleri Türkçe bir kitapta toplanmış. Timur Kuran: İslamın Ekonomik Yüzleri; çeviren Yasemin Tezgiden (İletişim Yayınları, İstanbul 2002).İki kitap da teorik analizin kendimizi daha iyi anlayabilmemize nasıl olanak sağladığının fevkalâde örnekleridir. Okuyucularıma hararetle tavsiye ediyorum. Entelektüel ufuklarında yeni pencereler açacağına eminim.ÖzeleştiriMahcubiyetimi okuyucularımla paylaşmak istiyorum. Çok takdir ettiğim bir yazarın çalışmaları Türkçe yayınlanıyor. Üstelik Türkiye'nin en saygın iki yayımcısı tarafından yayınlanıyor. Ve ben atlıyorum. Dersler, öğrenciler, gazete yazıları, televizyon, konferanslar, vs. kafamı kaldırıp etrafa bakacak zaman bırakmıyor diyebilirim. Zamanın yermediği doğru ama gene de teorik çalışmaları ihmal etmeyi haklı çıkarmaz.Anlaşılan şubat krizi ile yaşanan ekonomik ve toplumsal travmadan ben de nasibimi almışım. Kısa vadeli konjonktür sorunlarına galiba biraz fazla takılmışız. Bundan böyle hatamı düzeltmeye çalışacağım.

Devamını Oku

Özel hakikat ve kamusal yalan

28 Mayıs 2003

Profesör Timur Kuran Türkiye'de az tanınan bir iktisatçıdır. ABD'nin batı sahilinde ünlü University of Southern California'da öğretim üyesi. Kendisine "Kral Faysal İslami Düşünce ve Kültür Kürsüsü" verilmiş. İslam-iktisat ilişkisi hakkındaki araştırmalarına daha önce değinmiştim (Sabah Gazetesi 8/2/1996). Bugünkü yazımın başlığı Timur Kuran'ın Harvard Üniversitesi tarafından 1995 yılında yayınlanan kitabının adıdır: Özel Hakikatler ve Kamusal Yalanlar - Tercihleri Yanlış Yansıtmanın Toplumsal Çıkarsamaları (Private Truths and Public Lies - The Social Consequences of Preference Falsification). Elimdeki kitabı 1998 yazında istanbul'u ziyareti sırasında görüştüğüm Kuran bana (imzalayarak) vermişti. Köşeme neden beş yıl sonra, bugün taşıdığımı haklı olarak soracaksınız. Baştan söyleyeyim. Bir haftadır canlanan asker-darbe-siyaset tartışması konuyu benim için güncel hale getirdi.Yalanı yaşamakKuran siyasi özgürlüğün şu ya da bu şekilde kısıtlandığı bütün ülkelerde raslanan bir olgudan yola çıkıyor. İnsanlar özel yaşamlarında ve söylemlerinde kabul ettikleri bir hakikati kamusal alana çıkınca reddediyorlar. Hatta tam tersini söylüyorlar. Timur'un aklında özellikle totaliter rejimler var. Önsözde bir Çek entelektüelinin sorusu yer alıyor. "Siz totaliter bir ülkede yaşamadığınız halde nasıl oluyor da bu süreci bu kadar iyi anlayabiliyorsunuz?" Belli ki Türk olmak avantaj sağlıyor. Hemen bir örnek verelim. Türkiye'de vatandaşların bir bölümünün anadilinin Kürtçe olduğunu bilmiyen yoktur. Herkesin çevresinde Kürtler vardır. Ailede, kahvede, sohbetlerde bu hakikat rahatlıkla seslendirilir. Buna karşılık, kamusal alanda aynı insanlar yıllar boyunca Türkiye'de Kürt olmadığını söylediler. Bunu ille birilerinden korktukları için yapmadılar. Öyle olması gerektiği için yaptılar. Esas sorun, özel hakikatin kamusal alanda yalana dönüşmesini yadırgamamaları idi. Kitabın ilk bölümünün adı "Yalanı yaşamak". Bu tür toplumlarda özelden kamusal alana geçişte hakikatin yalanla ikame edilmesinin iç dinamiğini araştırıyor. Bireylerin hakikat yerine yalan olduğunu bildikleri resmi söylevi tercih etmelerinin nedenlerine bakıyor.Değişimin engellenmesiKitabın ikinci bölümünün adı "Değişimin engellenmesi". Bölümün ilk altbaşlığı "Kolektif tutuculuk". Yalanla yaşamayı kabul etmenin uzun dönemde yüksek toplumsal maliyetlerini irdeliyor. Kamusal yalanlar toplumun gelişmesinin önünde çok önemli engeller dikiyor. Çünkü değişim taleplerini kaynakta kurutan ve maalesef toplum tarafından paylaşılan bir tutuculuğu besliyor. Yani toplum değişime ayak uydurma yeteneğini kaybediyor. Türkiye'de totaliter özlemleri yansıtan kamusal yalanlardan bazıları özel hakikatle buluşmaya başladı. Örneğin Kürt sorununda, İslam konusunda devasa adımlar atıldı. Bence son haftanın askeri darbe söylemi asker-sivil ilişkisini de biran önce kamusal yalandan toplumsal hakikate taşıma zamanının geldiğini hatırlatıyor.

Devamını Oku

İşçi dövizleri

27 Mayıs 2003

Pazar günü yeni yayınlanan ocak-mart dönemi cari işlemler dengesini ele almıştık. Son bölümde işçi dövizlerinin seyrini gösteren bir tablo vardı. Maalesef yazı işlerinde bir karışıklık olmuş. Tablo çıkmadı. Anlattıklarımız havada kaldı. Konu önemli olduğu için bugün tabloyu ve metni yeniden yayınlamaya karar verdim. Neden önemli? Okuyucularım hatırlar. Şubat krizinden sonra Türkiye'nin hizmet gelirlerinde ve işçi dövizlerinde yaşanan ani düşüşe daha önce bir kaç kere dikkat çekmiştik. Bir ihtimal Türkiye artık bu dövizleri kazanmıyordu. Döviz kazanma potansiyelinde yapısal bir değişim gerçekleşmişti. Diğeri ise dövizlerin kazanıldığı fakat ekonomik belirsizlik nedeni ile ülkeye yollanmadığı idi. Döviz gelirindeki düşüş konjonktüreldi. Nitekim hizmet gelirlerinde gerileme 2002'nin sonuna doğru durdu. Yavaş yavaş bir toparlanma başladı. Buna karşılık işçi dövizleri düşmeye devam etti. Düşüş 2003'ün ilk çeyreğine de sarktı.İşçi dövizlerine ne oldu?Aşağıdaki tabloda 1992'den 2003'e ocak-mart dönemi için yurt dışındaki işçilerin bankalardan yolladıkları döviz, yaptıkları bedelsiz ithalat ve ikisinin toplamı (dolar ve euro cinsinden) veriliyor.Tabloda euro-dolar paritesinin dalgalarını da izleyebiliyoruz.Şubat devalüasyonu sonrasında iki gelişme var. Bir yandan işçi dövizlerinin toplam miktarı hızla geriliyor. Aynı anda transfer-bedelsiz ithalat dağılımı değişiyor. Yani bankalardan yollanan döviz daha da hızlı azalıyor. Buna karşılık bedelsiz ithalat artıyor. 1998-2001 arası hem toplam dövizin hem de işçi gelirlerinin en yüksek seyrettiği dönem olarak dikkatimizi çekiyor. Bu dört yılda ocak-mart döneminde ortalama 1,1 milyar euro toplam döviz gelmiş. 2003'te sadece, 6 milyar euro geliyor. Neredeyse yarısı. Bankadan gelen dövizlerde ise düşüş oranı yüzde 60'ı geçiyor, 1 milyar euro düzeyinden 410 milyon euro'ya geriliyor. Bu konuda Deniz Gökçe'nin bana da makul gelen bir hipotezi var. Alman vergi makamlarının denetimi artırması sonucu işçilerin nakit dövizi ve bedelsiz ithalatı tercih ettiklerini düşünüyor. Yani bankadan yollanmayan paraları işçiler yanlarında getirip bozdurmaya başlıyorlar. Bu ilginç olayın bu yıl cari işlemler dengesine nasıl yansıyacağını yakından izlemek gerekiyor.

Devamını Oku

Dış denge ve işçi dövizleri

25 Mayıs 2003

Dolardaki büyük düşüş kamuoyu gündemini meşgul etmeyi sürdürüyor. Bu ilgiyi fırsat telakki ederek iki haftadır döviz kurunun hangi güçler tarafından belirlendiğini anlatıyoruz. Üç hususu özellikle vurguladık. Birincisi, kısa dönemde cari işlemler dengesi ile kur arasında anlamlı bir ilişki kurulamaz. İkincisi, gene kısa dönemde enflasyondan döviz kuruna giden bir nedensellik bulunamaz. Üçüncüsü, Türkiye'de oturanların döviz talep ve arzı şu anda kuru belirleyen temel etkendir. Cuma günü Merkez Bankası Ocak-Mart dönemi ödemeler dengesini yayınladı. Devlet istatistik Enstitüsü Mart ayı ihracat ve ithalat sayılarını daha önce açıkladığından ne çıkacağını azçok biliyorduk. Bugün eldeki sayılara bakacağız.Cari dengede açıkGeçen yılın ilk üç ayında 0.5 milyar dolar olan cari işlemler açığının bu yıl 2.4 milyar dolara yükseldiği görülüyor. Yani dış açık 1.9 milyar dolar büyümüş. 2002'de toplam dış açığın 1.8 milyar dolarda kaldığını hatırlatalım. 2.4 milyar dolan dörtle çarparsak, yıllık açığı 9.6 milyar dolar olarak hesaplayabiliriz. Nitekim köşe komşum Seyfettin Gürsel geçen hafta 2003 cari işlemler açığı için 10 milyar dolan telaffuz etti. Ayrıntıları kısaca gözden geçirelim. Mal ihracat sağlıklı şekilde artarken bavulda bir gerileme var. Ama esas sorun mal ve altın ithalatında çok güçlü artış yaşanması. Dolayısı ile ödemeler bilançosu tanımı ile dış ticaret açığı 0.8 milar dolardan 2.7 milyar dolara yükselmiş. Dikkatinizi çekerim, bozulma 1.9 milyar dolar. Hizmetler dengesindeki fazla 350 milyon dolar artışla 1.1 milyar dolara yükselmiş. Yatırım geliri dengesindeki açık 370 milyor dolar artışla 1.5 milyar dolara tırmanmış. Cari transflerle ise 70 milyon dolar azalarak 775 milyor dolarda kalmış. Hepsini toplayınca mal dışı denge 330 milyon dolar olarak sabit kalmış.İşçi dövizi ne oldu?1992'den 2003'e Ocak-Mart dönemi için yurtdışındaki işçilerin bankalardan yolladıkları döviz, yaptıkları bedelsiz ithalat ve ikisinin toplamı (dolar ve euro cinsinden) aşağıdaki tabloda gösteriliyor. Şubat devalüasyonu sonrasında işçi dövizlerinin bir yandan miktarı düşüyor. Aynı anda transfer-bedelsiz ithalat dağılımı değişiyor. Toplam dövizin 1998-2001 ortalaması 1.1 milyar euro iken, bu yıl sadece 0.6 milyar euro geliyor. Bankadan gelen ise 0.4 milyar euroya düşüyor. Bu konuda Deniz Gökçe'nin bir hipotezi var. Alman vergi makamlarının denetimi arttırması sonucu işçilerin nakit dövizi ve bedelsiz ithalatı tercih ettiklerini düşünüyor. Haklı olabilir. Bu yıl işçi dövizlerinin seyrini yakından izlemek gerekiyor.

Devamını Oku