Asaf Savaş Akat

Asaf Savaş Akat

akatas@bilgi.edu.tr

Yılın ilk yarısında bütçe

28 Temmuz 2003

Geçen gün bir dikkatli bir okuyucumla tanıştım. Kriz sonrasında köşe yazılarımdan çok şey öğrendiğini ifade etti. O arada Deniz Gökçe ve Ege Cansen'le birlikte NTV'de yaptığımız Ekodiyalog için iltifatkâr sözler söyledi. Sevinmedim desem yalan olur. Ben de ekonomide istikrar için en çok neyi önemsediğini sordum. Hiç tereddüt etmeden "faiz-dışı fazla hedefinin tutturulması" dedi. Bütçede disiplin sağlanmadığı sürece Türkiye'nin düzlüğe çıkamayacağını özellikle vurguladı.Kamuoyu ve piyasalarda maliye politikasına duyarlılığın artması kriz sonrası dönemin en belirgin özelliklerinden biridir. Fevkalâde önemli bir gelişmedir. IMF anlaşması sonrasında da istikrarın sürmesinin olmazsa olmaz önkoşuludur. Eninde sonunda hükümetler de bu noktaya geleceklerdir.Haziran gerçekleşmesiGazetedeki tabloda 2002 ve 2003 yılı ocak-haziran dönemleri için altı aylık bütçe sayılan yer alıyor, ilk iki sütun cari fiyatlarla fiili gelir ve giderleri gösteriyor. Sonraki iki sütunda gelir ve harcamalar Haziran 2003 fiyatları ile yeniden hesaplanıyor.Onları karşılaştırarak ana kalemler itibariyle bütçe kalemlerinde reel değişimi buluyoruz. Dalgalı kur rejiminde bu yöntem dövizle (dolar yada euro) hesaplamaktan çok daha sağlıklıdır. Çünkü paritede ve TL değerindeki dalgalanmalardan etkilenmez.Kısaca sayılara bakalım. Vergi gelirlerinde geçen yıla kıyasla yüzde 13 reel artış görülmektedir. Nedenini anlamak için halen litresi 1,30 dolar civarında dolaşan benzin fiyatına bakmak yeterlidir.Diğer gelirlerdeki neredeyse yarı yarıya düşüş 2001'de büyük kârlar sağlayan Merkez Bankası'nın 2002'de kâr etmemesinden kaynaklanmaktadır. Neticede yılın ilk yarısında bütçe gelirleri yüzde 3 azalmıştır.Faiz-dışı harcamalarda görülen yüzde 6,3 reel artış kötü bir haberdir. AKP hükümetinin sıkı bütçe tahdidini algılamakta zorlandığının nihai işareti bu sayıdır. Harcamaları denetleyemeyen hükümet sonunda vergileri yükseltmek zorunda kalmaktadır.Faiz-dışı fazla hedefiFaiz-dışı harcama yüzde 6,3 artarken ek vergilere rağmen gelirler yüzde 3,1 düşünce, kaçınılmaz olarak faiz-dışı fazla geçen yıla kıyasla yüzde 25,4 azalmıştır. İlk yarı sonuçları hükümetin bütçe disiplinine uymakta zorlandığı şeklinde kamuoyunda varolan görüşü haklı çıkartmaktadır.Görüldüğü gibi, ekonomideki istikrarın sürmesi için hükümetin faiz-dışı harcamalardaki artışı denetim altına alması zorunludur. Vatandaş olayın farkındadır. Şimdi sıra hükümetin de sıkı bütçe tahdidinin gereklerini yerine getirmesindedir.

Devamını Oku

Dış açık ne olur?

26 Temmuz 2003

Bir önceki yazıda dış dengeye baktık. Hükümetin 2003 yılı için cari işlemler açığı tahminini 7.1 milyar dolara yükselttiğini söyledik. Ocak-Mayıs dönemi cari işlemler dengesi gelişmelerini ele aldık. Kendi tahminlerimizi bu yazıya bıraktık.Dış açık bir süredir kamuoyunu çok meşgul ediyor. Geri planda Irak savaşı sonrasında TL'nin büyük ölçüde değer kazanması yatıyor. TL'deki değerlenmenin ithalatı patlatacağı, ihracatı ise engelleyeceği düşünülüyor.Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş. 2000 yılında 10 milyar dolara tırmanan dış açığın 2001 krizinin temel nedeni olduğu inancı toplumda çok yaygın. Aynı olayın tekrarından korkuluyor.İktisatçılar bu yıl cari işlemler açığını 6-7 milyar dolar civarında tahmin ediyorlar. Bu sayı resmi tahminle uyumlu. Tek tuk 9-10 milyar dolar telaffuz edenlere de raslanıyor. Benim hesaplarım biraz farklı.Yılbaşında 3 milyar dolar düzeyini öngörmüştüm. Fikrimi değiştirmedim.Sayılar ne diyor2000-2003 dönemi cari işlemler dengesi anakalemleri gazetedeki tabloda yer alıyor, ilk üç sütunda fiili gerçekleşmeyi, dördüncü sütun benim 2003 tahminlerimi veriyor. Son iki sütunda 2003'ün 2002 ve 2000'le farkı (milyar dolar) görülüyor.İhracat, ithalat ve dış ticaret dengesi satırları DİE tarafından yayınlanan verileri yansıtıyor. Dış ticaret açığında 2002'ye kıyasla 4.3 milyar dolar bozulma var. Ama 2000'le kıyaslayınca ihracatın 16.5 milyar dolar, ithalatın ise 9.8 milyar dolar artması sonucu dış ticaret açığında 6.7 milyar dolar düzelme ortaya çıkıyor. Bence dış dengenin birinci anahtarı budur.İkinci anahtar ise görünmeyenler dengesindedir.Şubat krizi görünmeyen gelirde büyük ve açıklanması zor bir düşüşe yol açmıştır. Ben bunu kazanılan dövizin ülkeye getirilmemesi yani sermaye kaçağı olarak tefsir ediyorum.Dolayısı ile normalleşme ile birlikte görünmeyen gelirlerde gizlenen sermaye kaçağının duracağını kabul ediyorum. Buna euro-dolar paritesinin turizm, navlun, işçi dövizi, vs. görünmeyen gelirlere olumlu etkisini de ekliyorum. Cari işlemler açığını 3.8 milyar dolar buluyorum.Resmi tahminde dış ticaret açığı 18 milyar dolar ama cari açık 7.1 milyar dolar. Bu ancak görünmeyenler dengesinde 10.9 milyar dolar fazla halinde mümkün oluyor. Yani görünmeyen gelirlerin parite etkisine rağmen 2.1 milyar dolar düşeceği kabul ediliyor. Bu varsayım bana makul gelmiyor.Yazılarımda önemini daima vurguladığım net hata noksan kalemini Temmuz verileri yayınlandıktan sonra ele almayı planlıyorum.

Devamını Oku

Dış dengede durum

24 Temmuz 2003

Dünkü gazetelerde hükümetin dış denge ile ilgili tahminlerde revizyona gittiği haberi çıkti. Bir hususu hemen belirtelim. Bu sayılar için "hedef" sözcüğünü kullanmak yanlıştır. Bunlar bürokrasinin tahminleridir. Politika hedefleri değildir.Yüzde 20 enflasyon para politikası için, yüzde 6,5 faiz-dışı fazla maliye politikası için hedeftir. Çünkü kamu otoritesi her iki büyüklüğü belirlemek ve denetlemek olanağına sahiptir. Ama dış denge üstünde böyle bir gücü yoktur. Yeni sayılar şöyle: ihracat 43,5 milyar dolar, ithalat 61,5 milyar dolar, dış ticaret açığı 18 milyar dolar, turizm gelirleri 8,5 milyar dolar ve cari işlemler açığı 7,1 milyar dolar.Ocak-mayıs ödemeler bilançosuGeçen hafta Merkez Bankası 2003 yılı ocak-mayıs arası ödemeler dengesi gerçekleşmesini açıkladı. Bu dönemin Irak savaşını kapsadığına dikkati çekmek istiyorum, ithalat, iç talep, kur, turizm, vs. doğallıkla savaştan çok etkilendi. Yani ocak-mayıs dönemi olağandışı faktörleri de yansıtıyor. Dış dengenin normal seyri hakkında fikir sahibi olabilmek için bence temmuz sonuçlarını beklemek gerekiyor, ilk beş ayda ihracat yüzde 31 artarak 17,8 milyar dolara, ithalat ise yüzde 32,5 artışla 24,8 milyar dolara ulaşmış. Bu durumda beş aylık dış ticaret açığı da 5,1 milyar dolardan 7 milyar dolara yükselmiş.Aylık ortalama dış ticaret açığı1,4 milyar dolar tutuyor. Bu eğilimin devam etmesi halinde yıllık dış ticaret açığı 16,8 milyar dolara geliyor. Hükümet tahmini de zaten 18 milyar dolar. Benim önemsediğim bir gösterge altin ithalatıdır. Geçen yıla kıyasla yüzde 90 artarak 0,9 milyar dolara çıkmış. 2003'de altin ithalatının 2 milyar dolar sınırına gelerek bir rekor kırma ihtimali yüksek duruyor. Buna karşılık bavul ticaretinde beklendiği gibi bir gerileme söz konusu. Turizmdeki düşüşe rağmen hizmet gelirlerinde küçük bir kıpırdanma görülüyor. Giderlerdeki azalmanın da etkisi ile net hizmet geliri yüzde 8 artarak 1,8 milyar dolar tutmuş. Yatırım gelirleri giderlerinden yavaş artınca o kalemdeki açık yüzde 17 büyüyerek 2,4 milyar dolara çıkmış. Bu üç kalemdeki toplam açık yüzde 70'lik artışla 4,8 milyar dolar tutuyor. Maalesef işçi dövizleri paritenin olumlu seyrine rağmen yüzde 2 azalarak 1,3 milyar dolarda kalınca 3,5 milyar dolar cari denge açığı oluşmuş.Net hata noksanDövizden TL'ye geçişi net hata noksan kaleminde izleyebiliyoruz. Ocak ve şubat aylarındaki belirsizlik sonucu - 2,2 milyar dolar olan net hata noksan martta 0,3 milyar dolar, nisanda 0,7 milyar dolar, mayısta ise 1,6 milyar dolar fazla veriyor. Döviz kurunun haziran ve temmuzdaki seyri net hata noksan kaleminde fazlanın daha da yüksek çıkabileceğine işaret ediyor. Dış denge tahminlerimi bir sonraki yazıya bırakıyorum.

Devamını Oku

Tatil dönüşü

21 Temmuz 2003

Önce okuyucularımdan özür dilemek istiyorum. Enflasyon üstüne dört yazılık bir diziye başlamıştım. Üçü yayınlandı. Sonra aniden bir hafta yazılara ara vermek zorunda kaldım. Niyet öyle değildi. Ama özdeyişteki gibi, evdeki hesap çarşıya uymadı.Kaldığım yerden devam etmeyi düşündüm. Üçünü okuyunca kopukluk olacağını anladım. Dizinin son yazısını temmuz enflasyonunu değerlendirirken kullanmanın daha makul olduğuna karar verdim.Bir hafta boyunca doğrusu ekonomi ile hiç ilgilenemedim. Televizyon seyretmedim. Gazeteleri bile biriktirip birkaç gün gecikme ile okuyabildim. Anlayacağınız bilgisayar başına geri dönmek zor oldu.Gündemdeki konular Geçen hafta iki önemli veri yayınlandı. Biri ocak-mayıs ödemeler bilançosu.TLnin değer kazanması ile birlikte cari işlemler dengesine olan ilgi arttı. Genel beklenti cari dengede büyük bir açığın oluşacağı şeklinde. Ayrıntılı analizini yapacağız.Diğeri ocak-haziran bütçe gerçekleşmesi. AKP Hükümeti'nin bütçe disiplinini gevşeteceği beklentisi piyasalarda çok yaygın. O nedenle bütçe gerçekleşmesi hem piyasalar hem de IMF tarafından büyük bir dikkatle izleniyor.Geçen haftanın önemli olayı Merkez Bankası'nın gecelik faizlerde üç puanlık yeni bir indirime gitmesi idi. Stopaj öncesi basit gecelik faiz yüzde 35'e düştü. Stopaj sonrası bileşiği yüzde 36'ya geliyor. Beklenen enflasyonun yüzde 25'in altında olduğu düşünülürse reel faizin hâlâ çok yüksek yani para politikasının çok sıkı olduğunu söyleyebiliriz.Bir diğer önemli olay Merkez Bankası'nın döviz piyasasına müdahalesi idi. Gazetelerden Merkez Bankası'nın bir günde 600-700 milyon dolar civarında döviz satın aldığını öğrendik. Fakat müdahale kur üzerinde pek etkili olmadı.Döviz kurunun seyri kamuoyunun en çok ilgisini çeken konu olma özelliğini sürdürüyor. Dolardaki düşüş pek çok kişiyi şaşırtıyor. Ortalıkta dolaşan tefsir ve hipotezleri de bir ara ele almak istiyorum.IMF ile anlaşmaBu arada IMF ile görüşmeler de sona erdi. Zaten bir sürpriz beklenmiyordu. Artık AKP Hükümeti'nin üslubunu öğrenmeye başladık. Önce bütçe tahdidini küçümseyerek bir takım ek harcama yapıyorlar. Faiz dışı fazla hedefi tehlikeye giriyor.Ama IMF bütçe tahdidine uyulması için bastırıyor. Hükümet bir süre ayağını sürüdükten sonra gerekli tedbirleri almak zorunda kalıyor. Biraz harcamalardan kısıyorlar. Gerisini de ek vergi halinde vatandaştan topluyorlar.Bir haftanın özet görüntüsü böyle. Ayrıntılarla devam edeceğiz.

Devamını Oku

Enflasyon beklentileri

12 Temmuz 2003

Enflasyon analizine devam ediyoruz. Enflasyonda son iki ayda yaşanan ciddi düşüşün doğru anlaşılması çok önemlidir. Enflasyon hakkındaki yanlış görüş ve beklentiler iç piyasanın canlanmasında en önemli engellerden biridir.Türkiye ekonomisinin kriz sonrası konjonktüründe enflasyonla iç talep arasındaki ilişkiyi nominal ve reel faizler kuruyor. Bu çok temel nedenselliğin iyi kavranması gereksiz tartışmaları da engelleyecektir.Sistem iki yoldan çalışıyor. İlkinde aktif unsur toplumdur. Ekonomik aktörler o andaki politikalara ve enflasyona bakarak gelecek enflasyon hakkında beklentilerini oluşturuyorlar. Hazine'den ona göre nominal faiz talep ediyorlar. Yüksek enflasyon beklentisi yüksek nominal ve reel faize neden oluyor.İkincisinde aktif unsur para otoritesidir. Merkez Bankası para politikasını sıkma ya da gevşetme kararını alırken enflasyon beklentilerine büyük ağırlık veriyor. Yüksek enflasyon beklentisi bu kez Merkez Bankası gecelik faizini gereğinin üstünde seyretmesi ile sonuçlanıyor.Beklenti anketiAğustos 2001'den bu yana Merkez Bankası ayda iki kez mali kesimdeki profesyoneller nezdinde bir "Beklenti Anketi" gerçekleştiriyor. Büyüme ve dış denge de soruluyor ama anketin esas ağırlığını enflasyon ve faizler taşıyor.Ankette gelecek 12 ayda tüketici enflasyonun ne olacağı da soruluyor. Örneğin bu ay (Temmuz) Ağustos 2003-Temmuz 2004 arası enflasyon için tahminler toplandı. Yüzde 20.3 olarak açıklandı.Gazetedeki tabloda ilk sütun, Beklenti Anketi'ne göre 2002'nin ilk yarısında beklenen yıllık TÜFE enflasyonunu gösteriyor. Örneğin Ocak 2002'de yapılan ankette Ocak 2003'te yıllık enflasyonun yüzde 45.7 olması bekleniyormuş. Şubat, Mart şeklinde devam ediyor.İkinci sütunda Ocak-Haziran 2003 döneminde fiili TÜFE enflasyonu var. Üçüncü sütun ikisi arasındaki farkı gösteriyor. Artı sayı beklentilerin yüksek kaldığına işaret ediyor. Son sütun ise aynı anketlere benim verdiğim tahminleri açıklıyor.Beklentilerdeki değişimNe görüyoruz? 2002 başında enflasyonla ilgili büyük bir karamsarlık var. Yüzde 35 hedefin tutturulacağına inanılmıyor. Halbuki yüzde 45.7 olması beklenen enflasyon yüzde 26.4 çıkmış. 19.3 puanlık bir karamsarlık söz konusu.Haziran'da beklenen enflasyon yüzde 32.1'e gerilemiş. Fiili enflasyonla aradaki fark da 2 puan mertebesine düşmüş. Yani 2002 ortasında ekonomik aktörler enflasyonda kalıcı bir düşüşün gerçekleştiğini anlamaya başlamışlar.Bu arada benim Ocak-Mart döneminde çok gerçekçi, buna karşılık Nisan-Haziran döneminde iyimser kaldığımı da sayılardan görüyoruz. Bir sonraki yazımda 2003'te beklentilerin seyrine bakacağım.

Devamını Oku

Enflasyondaki düşüş yapay mı?

9 Temmuz 2003

Cevap tahmin ettiğim gibi çıktı. Birincisi, yaz mevsimi ile birlikte sebze meyvenin ucuzlaması, ikincisi döviz kurlarının gerilemiş olması kastediliyordu. Bir süre sonra sebze meyve tekrar pahalılanıp döviz yükselince enflasyon da kıpırdayacaktı.Bu görüşün kamuoyunda yaygın olduğunu sanıyorum. Vatandaş Türkiye'de enflasyonun kalıcı şekilde inebileceğine bir türlü inanamıyor. Gerilemenin geçici kalacağını, yani bir süre sonra enflasyonun tekrar yükseleceğini düşünüyor.Mevsimlik etkiden arındırmaBir zaman aralığı için hesaplanan ve yayınlanan verilere zaman serileri deniyor. Zaman aralığı kısaldıkça, mevsimlik etkinin önemi artıyor. Aylık ve üç aylık veriler mutlaka yılın o dönemine özel bazı koşulların etkisini taşıyor.Bu sorunu çözmek için istatistikçiler çeşitli yöntemler geliştiriyor. Bilgisayar bunların daha da mükemmel hale getirilmesine olanak sağladı. Şu sıralar X-12 ve Tramo-Seats adlı iki yeni yöntem tercih ediliyor. Merkez Bankası ikincisini, ben ilkini tercih ediyorum. Zaten aradaki fark ihmal edilebilir düzeyde.TÜFE ile başlayalım. Mevsimlik etkiden arındırılmış tüketici enflasyonu ocakta yüzde 2,1'den martta yüzde 3'e yükseliyor. Nisanda yüzde 1,7'ye düşüyor, mayısta yüzde 2,0'ye çıkıyor, haziranda ise yüzde 1.4'e düşüyor. Görüldüğü gibi, mevsimlik etki düzeltildikten sonra da son üç ayda enflasyonda çok net bir gerileme var.TEFE'de durum daha da belirgin hale geliyor. Mevsimlik etkiden arındırılmış toptan eşya enflasyonu ocakta 1990'lan hatırlatan bir düzeye, yüzde 4,9'a tırmanmış. Sonra gerilemiş ama şubatta yüzde 2,9'a düşmüş ve martta yüzde 2,3 gibi yüksek seyretmiş. Nisanda büyük bir düşüş başlamış: Nisan yüzde 0,7, mayıs yüzde O ve haziran yüzde - 0,6 çıkmış.Aynı net eğilimi çekirdek enflasyon diye nitelenen Özel İmalat Sanayi (ÖİS) endeksinde de görüyoruz. Mevsimlik etkiden arındırılmış ÖİS ocakta yüzde 3,7 iken, nisanda yüzde 0,1'e, mayısta yüzde - 0,1'e ve haziranda yüzde - 0,3'e iniyor. .Enflasyon eğilimiİktisatçıların kullandığı bir başka ölçü daha var. Son üç ayın mevsimlik etkiden arındırılmış enflasyonu alınıyor. Enflasyonun aynı hızda bir yıl boyunca devam etmesi halinde ne olacağına bakılıyor. Böylece son üç aylık enflasyonun yıllandırılmış hali bulunuyor.Ben buna "enflasyon eğilimi" diyorum. Çünkü yakın geçmiş itibarıyla enflasyonun hangi yıllık tempoda seyrettiğini gösteriyor. Dolayısı ile enflasyon analizinde önemli bir yer tutuyor.Haziran itibanyla yıllandırılmış üç aylık enflasyon, TÜFE, TEFE ve ÖİS için sırası ile yüzde 0,7, yüzde 22,6 ve yüzde - 1,2 çıkıyor. Manzara çok açıktır. Döviz kurunun doğrudan etkilediği TEFE ve ÖİS'de enflasyon sıfırlanmış hatta eksiye geçmiştir. Kur etkisini az hisseden TÜFE bile yıl sonu hedefinin menziline girmiştir. Bence bu sayılar enflasyondaki düşüşün yapay ya da geçici olmadığına işaret etmektedir. Herkesin hesabını ona göre yapmasında yarar görüyorum.

Devamını Oku

Deflasyon geldi

7 Temmuz 2003

Haziran-ağustos arasında TEFE'de ciddi eksiler görüleceğini söyledik. Özel İmalat Sanayi (OİS) de eksiye geçebilir dedik. Hatta, bazı özel koşullarda TÜFE'nin bile eksi çıkabileceğini hatırlattık.Haziran enflasyonu analizimizin doğru olduğunu gösterdi. Kısaca sayıları hatırlatalım. Haziran'da TÜFE, TEFE ve ÖİS sırası ile yüzde - 1,9, yüzde - 0,2 ve yüzde 0,2 çıktı. Türkiye'nin yakın tarihinde tam anlamı ile bir ilk yaşandı. Fiyatlar genel seviyesi ya sabit kaldı ya da düştü.Aylık enflasyonun eksi çıkması yıllık enflasyonda da düşüşe neden oldu. Yıllık enflasyon TÜFE, TEFE ve ÖİS için sırası ile yüzde 29,8, yüzde 29,6 ve yüzde 24,7'ye geriledi. İlki l puan, ikincisi 4 puan, üçüncüsü ise 3,7 puanlık bir düşüşe tekabul ediyor.Geçici olumsuz faktörlerSayıları yakından izleyenler için bu gelişme şaşırtıcı değildir. 2002 sonu ve 2003 başında enflasyon açısından çok olumsuz bir dizi dış faktör devreye girmişti. Bunların etkisi çekildikten sonra enflasyonun 2002'de yakaladığı trende geri dönmesi kaçınılmazdı.Daha önce de yazıldı ama hatırlatmakta yarar görüyorum. Olumsuz faktörlerin başında önce seçim ve yeni iktidar ardından Irak savaşı sonucu dövizin tırmanması geliyordu. Koşullar normalleşince döviz tekrar aşağı gidecek ve fiyatlar üstündeki maliyet baskısı tersine dönecekti.İkinci faktör, Ecevit hükümetinin dolaylı vergi ve kamu ürünleri fiyatlarını seçim sürecinde baskı altına alması idi. Faiz dışı fazla hedefini tutturabilmek için yeni hükümet başta zamlı bir dönem geçirecek sonra zam süreci sakinleyecekti.Üçüncüsü gene Irak savaşının etkisi ile dünyada ham petrol fiyatlarının yükselmesi idi. Bu artış zorunlu olarak iç fiyatlara yansıtıldı. Savaş bittikten sonra ham petrol fiyatı gevşedi. Yavaş da olsa Türkiye'de de enerji fiyatları düşmeye başladı.Son olarak bu yıl kış çok sert ve uzun geçti. Önce ocak-mart dönemi tarım fiyatları çok arttı. Sonra tarım fiyatlarındaki düşüş gecikti. Ama eninde sonunda yaz mahsulü gelecek ve tarım fiyatları olağan mevsimlik düşüşünü yaşayacaktı.Bir hatıraMayıs başında Türkiye'nin büyük holdinglerinden birinin yönetici kadrosuna ekonomi hakkındaki beklentilerimi anlattım. O tarihte yıl sonu için TEFE tahminim yüzde 16 civarında yer alıyordu.Halbuki ocak-nisan dönemi (dört aylık) TEFE artışı yüzde 14.4'e ulaşmıştı. İzleyicilerden bazıları itiraz ettiler. "Hoca, ilk dört ayda yüzde 15, geri kalan sekiz ayda sadece yüzde 1 mi artacak" dediler. Cevabımı tekrarlamak istiyorum."İlk dört ay yüzde 15 olduğu doğrudur. Gelin şöyle bir hesap yapalım. İkinci dört ayda eksi yüzde 5, son dört ayda ise artı yüzde 6 olsun. Bu durumda yıl toplamı yüzde 16 eder. Ben de onu diyorum zaten".TEFE'de mayıs-haziran toplam enflasyonu yüzde - 2,5 çıktı. Yukarıdaki hesap bana tutacak gibi geliyor. Mevsimlik etkiden arındırılmış enflasyona ve diğer konulara bir başka yazıda değineceğim.

Devamını Oku

Büyüme bilmecesi (2)

5 Temmuz 2003

Geçen yazıda milli gelire talep açısından baktık. Özel tüketim, kamu tüketimi ve yatırım harcamaları toplamına "stok hariç iç talep" dedik. Şubat krizinin son onbeş yılın trendinde köklü bir değişikliğe yol açtığını gösterdi.Sonra stok değişimine baktık. Ekonomik büyümenin büyük bir bölümü stok amaçlı üretim artışından kaynaklanıyordu. Gerisi de dış talepten geliyordu. Ortadaki bilmeceyi çözmeyi bu yazıya bıraktık.Hesaplama yöntemleriMilli gelir muhasebesini hatırlatarak başlayalım. Milli gelir üç ayrı yöntemle hesaplanır: Üretim değerleri, harcama miktarları ve faktör gelirleri. Tanım icabı, her üç yöntemle bulunan milli gelir aynı olmalıdır. Türkiye maalesef bunlardan sadece ilk ikisini kullanabiliyor. Çünkü yaygın vergi kaçağı faktör gelirlerine ulaşılmasını imkansız kılıyor. İlkinde farklı sektörlerde üretilen katma değerler çeşitli yöntemlerle bulunuyor. Tarım kesimi için mahsul miktarlarına bakılıyor. Sanayi kesimi katma değerine sanayi üretim endeksi baz teşkil ediyor. Hizmetler için kolay ulaşılan göstergelerden yararlanılıyor.Sektörlerde yaratılan katma değerler toplanıp üstünde vergi, vs. işlemleri yapılınca "faaliyet kollarına ve üretici fiyatlarına göre" milli gelir elde ediliyor. DİE metodolojisinde esas milli gelir hesabı bu oluyor.İkinci yöntem harcamaları izliyor. Bizim "stok dışı iç talep" dediğimiz ana harcama kalemleri ayrıntıları ile bulunuyor. Mal ve hizmet dış ticareti zaten ödemeler dengesinden biliniyor. Stok değişimi de eklenince "harcamalar yöntemi ile" milli gelir çıkıyor. Üretimden ve harcamadan hesaplanan gelirin eşit olması gerektiğini yukarıda belirtmiştik.Sermaye kaçağıŞimdi Şubat krizi sonrası gelişmeleri düşünelim. Kamu borcunda konsolidasyon korkusu, TLnin değer kaybı, sonra seçimler, derken Irak savaşı, ekonomi üst üste şoklar yaşıyor. Korku ve tedirginlik döviz talebini patlatıyor. Alınan dövizin içeride kalması yada yurtdışında tutulması ekonomi açısından aslında ikincildir. Her iki hal de sermaye kaçağı demektir. Bir bölümünü cari işlemler dengesi görünmeyen döviz gelirlerinde Şubat krizi sonrasında ortaya çıkan büyük düşüşte izliyoruz.Sermaye kaçağı bilmeceyi çözmektedir. Açıklayalım. Ekonomi üretimi yapıyor.Üretilen mal ve hizmet yurtdışına satılıyor. Fakat karşılığı Türkiye'ye gelmiyor. Çünkü elde edilen döviz sermaye kaçağına gidiyor. Dolayısı ile o üretimi mümkün kılacak harcama ne iç talepte ne de dış talepte gözüküyor.DİE ne yapacak? Hesapları üretimin arttığını gösteriyor. Ama o üretimi satın alacak iç yada dış harcamayı bulamıyor. Geriye firmaların stoğa üretim yaptıklarını kabul etmek kalıyor. Böylece milli gelir serilerinde stoklar sürekli artıyor.Yaygın ve yoğun sermaye kaçağı Şubat krizi sonrası dönemin en önemli olayıdır. Cari işlemler dengesi, döviz kuru, reel faiz, büyüme, vs. ekonominin temel göstergelerini çok etkiledi. İki aydır döviz kurunun seyri, tersine dönünce de etkilemeye devam edeceğine işaret etmektedir.

Devamını Oku