Geçen yazımızda 2003 yılı ikinci çeyrek milli gelir verilerine baktık. Büyüme hızını ve harcama alt kalemlerini değerlendirdik. Büyümedeki yavaşlamanın baz yıl etkisi ve Irak savaşı tarafından açıklanabildiğin! söyledik.Bugün 2003 yılının ocak-haziran dönemini, yani yılın yarısını ele alacağız. Şubat krizi sonrasında Türkiye ekonomisinde yaşanan büyük dönüşümü milli gelir verilerinden hareketle anlatmaya çalışacağız.Fırsatını buldukça bu konuyu işliyoruz. Dönüşümün gerisindeki üç etkenin altını çizmek gerekiyor.Birincisi dalgalı kurun yolactığı psikolojik travmadır.İkincisi bankacılık kesiminde oluşan hasardır.Üçüncüsü sıkı maliye politikasının kararlılıkla uygulanmasıdır.Neticede, Türkiye ekonomisinde milli gelir, iç talep ve dış talep arasında 1980'lerin ortasından 2001 başına kadar varolan ilişki nitel ve nicel anlamda değişmiştir. Bu değişim kavranmadığı takdirde ekonomide olup bitene doğru teşhis getirmek de mümkün değildir.Toplam talep ve dağılımıÖnce bazı tanımlar yapalım. Ülke içinde üretilen katma değer toplamına "Gayri Safi Yurtiçi Hasıla" - GSYİH - deniyor. Milli gelir muhasebesine göre üretilen katma değer yapılan harcamalara yani toplam talebe eşit olmak zorundadır.Toplam talep üç ana kalemden oluşur. Ülke içinde yapılan özel tüketim, kamu tüketimi ve yatırım harcamalarının toplamı "iç talep (stok hariç)" adını alır. Üretildiği halde satılmayıp üretici firmaların stoklarına giren bölüme "stok değişimi" denir. Mal-hizmet ihracat ve ithalatı arasındaki fark da "dış talep" olur. Tanım icabı, üçünün toplamı GSYlH'ye eşittir.Son altı yıl için (1998-2003) sabit fiyatlarla ocak-haziran dönemi için toplam talebin üç kalemi ve GSYlH verileri aşağıdaki tabloda veriliyor. DiE baz yıl olarak 1987'yi kullandığı için, sayılar trilyon TL mertebesindedir, ilk üç sütun toplamının daima son sütuna eşit olduğunu kontrol edebilirsiniz.İç talepsiz büyüme2003'ün ilk yarısında GSMH 2000'in aynı dönemine kıyasla 2,7 trl. TL ya da yüzde 5,3 daha büyük. Bu yıl Türkiye 2000'den daha fazla mal ve hizmet (katma değer) üretmiş. Yani üretimde 2000'e göre net bir büyüme söz konusu.İç talepte tam tersine bir eğilim var. 2003'ün ilk yarısında iç talep 2000'in aynı dönemine kıyasla 5,7 trl. TL ya da yüzde 10,4 daha küçük. Özel kesim ve kamu o oranda daha az tüketim ve yatırım harcaması yapmış, iç talepte 2000'e göre net bir küçülme yaşanmış.2,7 trl. TL daha çok üretip 5,7 trl. TL daha az tüketim ve yatırım yapınca, açıklanması gereken 8,4 trl. TL ortaya çıkıyor. Bunun 3.5 trl. TLsi stok değişmelerine gitmiş. Bu kalemi 6/7/03 tarihli "Büyüme Bilmecesi (2)" yazımda incelemiştim.Geriye kalan 4,9 trl. TL ise dış dengedeki düzelmede gizleniyor. Türkiye 2003'te 2000'e kıyasla daha fazla ihracat ve daha az ithalat yapmış. Dış ticaret dengesindeki açık 5.6 trl. TLden 0,7 trl. TLye gerilemiş. Böylece iç talep artmadan ekonominin nasıl büyüdüğünü de görmüş oluyoruz.
DİE tarafından yayınlanan Nisan-Haziran 2003 (ikinci çeyrek) milli gelir verileri kamuoyunda hayal kırıklığı yarattı. Çünkü ekonominin ikinci çeyrekte de ilk çeyrekte olduğu gibi yüksek bir büyüme hızı tutturacağı tahmin ediliyordu.Bence kamuoyu yaz ayları boyunca faiz, kur ve enflasyonda yaşanan büyük düşüş ve böylece oluşan olumlu ortamdan etkilendi. Halbuki dikkatli bir analiz ikinci çeyrekte büyüme hızının düşük çıkacağına işaret ediyordu.Bir neden ekonomi dışı koşullardır. Irak'ta savaş Mart sonunda başladı. İkinci çeyreğin üçte biri (Nisan) savaşa denk geldi. Savaş kısa sürse de ikinci çeyreği etkiledi. Örneğin Mayıs ve Haziran'da turist sayısı da bir önceki yıla kıyasla düştü.Diğer neden aritmetiktir. GSMH'nın büyüme hızı 2002'nin birinci çeyreğinde yüzde 2.1, ikinci çeyreğinde ise yüzde 8.9 olmuştu. Bu yıl ilk çeyrekte yüzde 8.1, ikinci çeyrekte yüzde 3.9 çıktı. Neticede iki yıl toplamı ikinci çeyrekte (yüzde 12) birinci çeyrekten (yüzde 11) daha büyüktür.Büyüme hızıİkinci çeyrekte, 1987 fiyatları ile GSYİH geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 3.9 artarak 28.8 trilyon Tüye yükselmiş. Bu mutlak olarak gelmiş geçmiş en yüksek ikinci çeyrek reel milli gelirine tekabül ediyor.Temmuz 2002-Haziran 2003 arasındaki 12 ayda GSYİH bir önceki 12 aya kıyasla yüzde 7.8 artarak 121.4 trilyor Tllye yükselmiş. Böylece yıllık GSYİH 2000 yıl sonunda ulaştığı 118.9 trilyon TL düzeyinin yüzde 2.4 üstüne çıkmış.GSYİH ülke içinde üretilen katma değeri gösteriyor. Dış dünya faktör gelir-giderini ekleyerek GSMH elde ediliyor. Şubat krizi sonrasında dış faktör gelirlerinde başlayan ciddi gerileme Nisan-Haziran döneminde de sürmüş.Böylece 2003'ün ikinci çeyreğinde GSMH geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 3.7 büyümüş. Yıllık bazda bakınca, GSMH'nın son 12 ayda yüzde 7.6 büyüdüğünü hesaplıyoruz.Harcama kalemleriÖzel tüketim harcamaları ilk çeyrekteki yüzde 6.5'a kıyasla daha yavaş, yüzde 2.5 artmış. İlgimizi çeken bir sayı yarı-dayanıklı ve dayanıksız tüketim mallarına yönelik harcamaların geçen yıla kıyasla yüzde 6.1 küçülmesi.Kamu tüketimi yüzde 2.9 azalmış. İlk çeyrekte de yüzde 3 gerilemişti. Halbuki kriz süresince kamu tüketimi artışı sürmüştü. AKP Hükümeti'nin mali disiplini ciddiye aldığına işaret ediyor.Yatırımlar yüzde 5.5 artmış. Ancak, yatırımların dağılımı da ilginç. Kamu yatırımları yüzde 11.3 düşmüş. Buna karşılık özel yatırımlar yüzde 11.9 artmış. Özel kesimin makina teçhizat yatırımlarındaki büyüme ise yüzde 30'u bulmuş.Mal ve hizmet ihracatı yüzde 12.5, mal ve hizmet ithalatı ise yüzde 22.0 artmış. Dolayısı ile mal-hizmet dış ticaretinin toplam etkisi eksi olmuş. Nihayet stoklar GSYİH'da yüzde 4.2 artışa neden olacak şekilde yükselmiş. Sayıların anlamına bir başka yazıda bakacağız.
Temmuz başında yazılarıma bir hafta ara vermiştim. Yönetimden kopardığım ikinci yazısız haftayı eylül başına sakladım.Sükûnetten yararlanıp birikmiş ıvır zıvırı toparladım. Elimdeki iki akademik makaleye yoğunlaşabildim.Güzel günler çabuk geçiyor. Göz açıp kapayıncaya kadar yazısız haftam sona erdi. Üstelik, salı akşamı Deniz Gökçe ve Ege Cansen'le birlikte NTV'de yaptığımız Eko-diyalog programı da başlıyor. Ay sonunda üniversite açılacak.Anlayacağınız tatil mevsimi bitti. Haftada üç gazete yazısı, bir televizyon programı, üç ders, bir sürü konferans, bilgisayar başında geçen bitmez tükenmez saatler, vs. normal yaşama geri döndük. Bugün yeni ekonomi sezonunu açıyoruz.Ben demiştimRahmetli kayınpederim Turgut Göle yazılarımı dikkatle izler, hiç acımadan hatalarımı eleştirirdi.Özellikle "ben şunu doğru öngörmüştüm" üslubuna çok kızardı. "Yazında gene kendini methediyorsun" diye beni iğnelerdi.Kendime göre bir savunmam da vardı. "Yanlış tahminlerim için özeleştiri yaptığıma göre, doğru tahminlerimi hatırlatmam etik olarak tutarlıdır" derdim. Ama içimden Turgut Bey'e hak verirdim.Ne var ki, arada sırada eleştirisini göze alıp "ben bunu önceden bilmiştim" mealinde bir şeyler yazıverirdim. Doğrusu ya, bugün havam öyle. Siyasi ve ekonomik gidişatın öngörülerim doğrultusunda gerçekleştiğini hatırlatma güdüsüne direnemiyorum.Türkiye'nin hızla istikrara yöneldiğini çok önceden okuyucularıma anlattım. Yüzde 20 enflasyon hedefine ulaşılacağını yılbaşından itibaren savundum.Irak krizinin tepe noktasında TL.ye güvenenlerin kazançlı çıkacağını söyledim. Döviz arzındaki fazla nedeni ile kurun yatay seyredeceğini öngördüm.Şu sıralar haklı çıkmanın keyfini sürüyorum. Birkaç ay öncesine kadar ekonomik kâbus senaryoları yazanların yapmak zorunda kaldıkları zor jimnastikleri biraz da hayretle izliyorum. Halime şükrediyorum.Gündem yoğunYayınlanan verilerle başlayalım. Ağustos enflasyonu piyasanın beklediğinden daha düşük, temmuz sanayi üretimi ise daha yüksek çıktı.Bütçe ise ağustosta rekor faiz-dışı fazla vererek pek çok gözlemciyi şaşırttı. Dün açıklanan 2003 ikinci çeyrek (nisan-haziran dönemi) milli geliri Irak savaşının olumsuz etkilerine rağmen ilkbaharda ekonominin büyümeye devam ettiğini gösterdi.Enflasyon, bütçe ve milli gelirin ayrıntılarına başka yazılarda bakacağız.Siyasi gelişmeler de çok ilginç. Yargıtay 6. Ceza Dairesi'ndeki duruşmada dava 29 Eylül'e ertelendi.Türkiye'nin Irak'la ilgili politikası hızla karar aşamasına geliyor. Kıbrıs'ta seçim rüzgârları sert esiyor. Velhasıl yeni sezon hareketli başlıyor.
Geçen yazımda yer alan olasılık hesaplarında bir hata yapmışım. Beni e-mail yollayarak uyaran çok sayıda dikkatli okuyucuma minnettarım.Hata iki zarlı olasılık hesabında. Çift sayılarla çift olmayan sayıların gelme olasılığının aynı olmadığını atlamışım. Tek atışta bir çift sayının gelme ihtimali 1/36 çıkıyor. Farklı sayılardan oluşan bir zarın gelme ihtimali ise 1/18'e düşüyor.Bu durumda örnekler şu şekli alıyor. Yanlış hesap 36 kere zar atıldığında her çift zarın mutlaka bir kere, çift olmayan zarın ise iki kere geleceğini düşünmektir. Ama 18 bin kere atarsanız, her çift zar takriben 500 kere, çift olmayan zarların her biri ise takriben 1000 kere gelecektir.Bir kez daha otuz-kırk yıl önceden kalma bilgilere güvenmemek gerektiğini gördüm. Laz fıkrasında olduğu gibi "bu bana ders oldu". Okuyucularımdan özür diliyorum.Kontrollü bir deneyİlk defa tavla oynayan çok sayıda normal vatandaşın katıldığı bir kontrollü deney tahayyül edelim. Biri, diyelim ki bir makine, zarları atsın. Bütün oyunlar o zara göre oynansın. Vido hakkı verelim. Her oyundan sonra partnerleri değiştirelim. Herkes herkesle üç el oynayınca dönüp sonuçlara bakalım.Deneyi yüzde 100 şansa bağlı bir oyunla yapsak, olasılık hesapları gereği bütün oyuncuların sonuçları birbirine eşit ya da çok yakın çıkardı. Tavla deneyimizde öyle çıkmayacaktır. Oyuncuların büyük bölümü yine ortalama civarında sonuç alacaktır. Buna karşılık az sayıda oyuncu ortalamanın çok altnda ve çok üstünde başarı gösterecektir.Alınan sonuca göre oyuncu sayılan bize çana benzeyen bir eğri verir. İstatistikte çok kullanılan bu eğriye "normal dağılım" denir. Rastlantısal bir özelliğin (örneğin boy uzunluğu) bir kitlede dağılımını yansıtır.Dikkatinizi çekerim. Deney sonuçlarında şans unsuru yoktur. Çünkü zar herkes için aynıdır. Deneyimin de etkisi olamaz. Oyuncuların yeni başladığını kabul ettik. O zaman söz konusu çan eğrisine yol açan rastlantısal dağılmış faktör nedir? Buna "yetenek" diyebiliriz.Riski yönetmekNasıl bir yetenek? Ben "hesaplı risk alabilme yeteneği" diyorum. Nedenlerimi şöyle açıklayabilirim. Tavlada her hamle daha sonra atılacak zarlara kıyasla doğru ya da yanlış hamle olur. Yani her tavla hamlesi tanım icabı bir risk almaktır.Risk düşkünleri gereksiz hatalar yaparak, riskten korkanlar kaçak oynayarak zarın hakkını veremezler. Serinkanlı şekilde riski yönetenler ise başarılı olur. Tavla, riski yönetme oyunudur. Satrancın zıddıdır. O anlamda şans oyunu niteliği ağır basar."Freecell" gibi hiç şans boyutu taşımayan iskambil fallarını seven biri için bu kadar tavla muhabbeti yeter. Meraklılarına tatil tavla partilerinde bol şanslar dilerim.
Konuyu Sabah'taki köşesinde Mehmet Barlas açtı. Yazısının başlığı "Tavla Biz Türklerin Milli Sporudur." Tatil yörelerinde tavlanın yaygınlığından esinleniyor. İnsanların tavlada kazanmayı ya da kaybetmeyi ne kadar önemsediklerini gözlüyor.O arada "Tavla oyununda iş yüzde 95 şansa bağlıdır" diyor. Ustalığın sonuca fazla etki yapmadığını vurguluyor. Tartışma da buradan çıkıyor. Zarla oynanan bir oyunda şansın ve becerinin başarıya katkıları nedir? Rahmetii Ercan Anklı, ölümünden kısa bir süre önce Ayşe Arman'la yaptığı söyleşide tersini savunmuştu. Kendisinin kitaplardan çok iyi tavla öğrendiğini, herkesi yenmekte hiç zorlanmadığını iddia etmişti.Mehmet Barlas'a Emre Aköz ve Ali Saydam'dan eleştiri geldi. Aköz olasılık hesaplan veriyor. Saydam tavla kitaplarını hatırlatıyor. İkisi de tavlada şanstan çok becerinin önemli olduğunu söylüyorlar.Basit olasılık hesaplarıİktisat eğitiminin hoş taraflarından biri, istatistik derslerinde olasılık hesaplarının okutulmasıdır. Olasılık Kristof Kolomb'un yumurtasına benzer.Mantığını anlayınca çok kolay, aksi halde çok zordur. Altı yüzlü bir tavla zan alalım. Bir atışta bir yüzün çıkma olasılığı 1/6'dır (altıda bir). Şimdi aynı zarı çok sayıda, diyelim ki 6 bin defa atalım ve gelen sonucu bir yere kaydedelim. Her yüzün takriben bin kere geldiğini göreceğiz. Takriben çünkü hiçbir yüz tam bin kere gelmeyecek ama örneğin 984'le bin 23 arasında bir yerde kalacaktır.Altı yüzlü iki zarla ne olur? İlk bakışta 6 çarpı 6 yani 36 farklı sonuç bekleriz. Ama 1-2 ile 2-1 özdeş olduğundan fiili sonuç sayısı 21'dir. İsteyen parmak hesabı ile kontrol edebilir. Yani tavlada bir zarın gelme olasılığı 1/21'dir.Buradan tavlada 21 kere zar atınca her zarın mutlaka 1 kere, 42 kere atınca 2 kere, 63 kere atınca 3 kere geleceği sonucuna ulaşabilir miyiz? Maalesef hayır. Tek söyleyebileceğimiz, çok; örneğin 21 bin kere atınca her zarın takriben bin kere geleceğidir.Reel zamanda olasılıkŞimdi olayların oluş sırasına bakalım. Aynı zarın iki kere üst üste gelmesi olasılığı nedir? 1/21 artı 1/21 yani 1/42 mi? Yoksa 1/21 çarpı 1/21 yani 1/441 mi? Sağduyu ilkini tercih edecektir. Yanlıştır. Doğrusu ikincisidir.Üç kere aynı zarın gelme olasılığı 1/9261'e, dört kere gelme olasılığı 1/194481'e düşer. Ancak, düşük olasılık olmayacak demek değildir. Her tavlacı elinde kırılmış taş, ve rakibinin iki kapısı varken üst üste dört kez aynı gele zarı attığını çok iyi hatırlayacaktır.Tavlada şans zarın geliş sırasındadır. Şırayı hesaba katınca bir tavla oyununu tekrarlanması olasılığı fiilen yoktur. İki oyuncunun 25'erden 50 zar attığı normal bir tavla oyunundaki zarın tekrar etmesi olasılığı 1,3 katrilyon kere katrilyon kere katrilyon kere katrilyon kere milyonda (10 üstü 66) birdir.Velhasıl Mehmet Barlas haklıdır. Tavla bir şans oyunudur. Zaten tavlayı cazip kılan da odur.
Dünkü Hürriyet'te Ekodiyalog ortağım Ege Cansen gene bilgeliğini döktürmüş. Uzanlar olayını ele alıyor. Başlığı "Erdoğan'ın Hakkını Teslim Etmek". Ege'nin analizine tümü ile katılıyorum. Önemi nedeni ile yazıyı kısaca özetlemek istiyorum.Ege, "hayali mevduat" konusu ile başlıyor. Haklı olarak, İmar Bankası'nın halktan 5 milyar dolar tasarrruf mevduatu toplamış olması imkansızdır' diyor. Sahte kayıtların BDDK'yı bir mayın tarlasına sokmak için sahneye konmuş bir tiyatro olduğunu söylüyor.Sonra Uzanların ellerindeki medya gücünükullanarak bürokrat ve siyasetçiler üstünde nasıl terör yarattığına değiniyor. 'Ben de bu işlerin tanığı olsam, korkudan farklı bir şey yapamazdım' diye ekliyor. Ve sözü Erdoğan'a bağlıyor."Bu yazının esas amacı, Başbakan Erdoğan'ın hakkını teslim etmektir. Eğer Tayyip Erdoğan'ın kararlı ve gözüpek duruşu olmasaydı, Uzanlar hakkında hiçkimse hiçbir şey yapamazdı. Dolayısı ile ne kayıt dışı veya hayali mevduat ve onun türevi kaçaklar, ne de diğer rezaletler ortaya çıkacaktı."İş nereye varır?Ege, bundan sonrası için dört ihtimal sayıyor. Birincisi, dağ fare doğuracaktır. Hukuk sisteminin bilinen aksak işleyişi sayesinde Uzanlar da "diğer hortumcu işadamlan gibi iade-i itibar edip başları dik aramızda dolaşacaktır".İkinci ihtimal, "Uzanlar'in adamları Erdoğan'ın danışmanlarıyla buluşacak ve 'büyük barış'anlaşması imzalanacaktır. Kuvvetle tahmin ediyorum, bu büyük barışın zemin etüdleri şimdiden başlamıştır.""Üçüncü ihtimal, Cem Uzan başbakan olacaktır. Halkımız 'çaldı ama çok çalıştı' diyerek nice belediye başkanını bağrına bastığı gibi Cem Uzan'ı da bağrına basacak ve ... başa getirecektir.""Dördüncü ve en zayıf ihtimal, Başbakan Erdoğan'ın cesur tutumu Türkiye'de yepyeni bir temizlenme döneminin ateşini yakacaktır."Erdoğan'ın sorumluluğuEge'nin dört bitiş senaryosundan sadece üçüncüsü Başbakan'a rağmen gerçekleşebilir. Diğer üçü irade ve kararlılığına bağlıdır. En kolayından, ikinciden başlayalım. Erdoğan istemediği sürece hükümetin Uzanlarla barışmasının söz konusu olmadığı çok açıktır.İlki biraz daha karmaşıktır. Hukuk sisteminin bu tür davalardaki zafiyeti bilinmektedir. Ancak kararlı bir hükümet gerekli yasal değişiklikleri yaparak yargının önündeki engelleri temizleyebilir.Uzanlar davası Başbakan Erdoğan için AB üyeliği kadar önemli bir tarihi fırsattır. Siyasi alandaki reform kararlılığını kamudaki yozlaşmaya ve o sayede özel kesimde yaşanan soygunlara taşıması gerekmektedir. Bu istisnai fırsatı değerlendirecek cesarete sahip olduğunu ümit ve temenni ediyorum.
Haziran sonu itibariyle ödemeler bilançosu verileri Merkez Bankası tarafından yayınlandı. Cari işlemler dengesi yılın ilk yansında 4 milyar dolar açık vermiş. Bu sayı bekleniyordu. O nedenle mali piyasaları etkilemedi.İlkbahar aylarından itibaren cari denge açığı kamuoyunun ilgi odağı oldu. Bir yandan Tllnin değer kazanması diğer yandan iç talepte canlanma sonucu dış açığın 7 milyar doların üstüne çıkacağı düşünülüyor. 10 milyar dolar bile telaffuz ediliyor. Ocak - mayıs verilerini değerlendirirken kendi analizimi yazdım. Cari işlemler dengesi eğilimlerinin ancak ağustos sayıları çıktıktan sonra belirginlik kazanacağını belirttim. Hâlâ o kanıdayım.Altın ithalatında dalgalanmaAşağıdaki tabloda Türkiye'nin Temmuz 1992'den Haziran 2003'e, yıllık bazda altın ithalatı veriliyor. Örneğin Haziran 1993 itibariyle on iki aylık altin ithalatı 1,7 milyar dolar tutmuş.Merkez Bankası'nın satın aldığı altına parasal altin deniyor. Bu sayılara Merkez Bankası'nın altın ithalata dahil değil. O nedenle ödemeler bilançosu kodifikasyonunda parasal olmayan altın ithalatı deniyor.1994 krizi sonrasında altın ithalatında büyük bir düşüş yaşandığı derhal göze çarpıyor. Altin ithalata Haziran 1993'te 1,7 milyar dolardan Haziran 1995'te yüzde 60'a yakın bir düşüşle 0,7 milyar dolara geriliyor. Haziran 1996'da ise tekrar 1,9 milyar dolara fırlıyor.Aynı yoğunlukta olmasa da benzet bir eğilim 2001 krizi sonrasında ortaya çıkıyor. Haziran 2001 ve Haziran 2002'de altin ithalatı 1,25 milyar dolar civarında sabit kalıyor. Sonra büyük bir patlama yaparak Haziran 2003'te 2 milyar dolara dayanıyor. Benim elimdeki seriler 1992'ye kadar gidiyor. On iki aylık bazda altin ithalatının daha yüksek olduğu bir başka dönem yok. Yani bu sayı ile Türkiye ekonomisi altin ithalatanda yeni bir rekora imza atmış oluyor.Olumlu işaretAltın ithalatı benim için ekonominin önemli göstergeleri arasında yer alır. Yukarıda da görüldüğü gibi ekonomideki canlılıkla arasında güçlü bir korelasyon vardır.Nedenini tam anladığımı söyleyemem. Ama ampirik olarak öyledir.Altın ithalatındaki artış, tanım icabı cari işlemler açığını büyütür. Kendi hesabıma dış açığın albn ithalatından kaynaklanan kısmını da pek önemsemem. Neticede altın altındır. Daima satıp dövize çevirmek mümkündür.
Ekonomi sakin gidiyor. Eylülde mutlaka kriz olacak diyenler fena sıkıştılar. "Çevir kazı yanmasın" misali, karmaşık jimnastik hareketler yaparak vaziyeti kurtarmaya çalışıyorlar.Aslında köşe yazarları için ekonomik istikrar kötü havadistir. Yazacak konu bulmak zorlaşır. Gelen veriler beklentilerle uyumludur. Vatandaşın da ekonomiye ilgisi azalır.Bir de sıcaklar var. İnsanı fena halde gevşetiyor. Ekonominin ayrıntıları böyle havalarda insanı sıkıyor. Yok dış ticaret şöyle olmuş, yok kur böyle gitmiş... Daha renkli ve keyifli konular gerekiyor.Rekor peşindeSüreyya Ayhan Zürih'te yapılan Golden League yarışmasını da birinci bitirdi. Ekodiyalog ortağım Deniz Gökçe'den öğrendiğime bunlara Welklasse yarışları deniyormuş. 75 yıldır yapılıyormuş.Ayhan Zürih'te 1500 metreyi 3 dakika 55,60 saniyede koştu. Bir önceki yarışta 3 dakika 57 saniyede koşmuştu. Yani 2 saniyelik bir iyileşme gerçekleştirdi. Bu süre dünyada son altı yılın en iyi derecesi oldu.Bundan sonrası biraz daha zorlaşıyor. Daha kısa sürelerin hepsi doping kontrolünün zayıf olduğu dönemden kalma. Sonradan adı sanı duyulmayan Çinli ve Doğu Avrupa ülkeleri atletlerine ait.Geçen yıl Avrupa Atletizm Şampiyonası 1500 metre finalini koşarken tüm Türkiye gibi ben de nefesimi keserek Süreyya Ayhan'ı canlı izlemiştim. Onun ipi göğüslediği andaki sevincim sanki dün gibi hâlâ hafızamda.Süreyya'yı, dünyaya malolmadan çok önce de, Deniz'den hakkında büyük övgüler duyarak dolaylı şekilde tanımıştım. Kıymeti kendinden menkul birileri onu küçümserken Deniz bütün kalbi ile inandı ve destekledi. Deniz Gökçe'yi de kutluyorum.Dünya ŞampiyonasıDünya Atletizm Şampiyonası 26-31 Ağustos tarihleri arasında Paris'te yapılıyor. Süreyya Ayhan rakipsiz şekilde 1500 metrede dünya şampiyonluğuna ulaşacaktır. Türkiye'ye atletizmde bir dünya şampiyonluğu getirecektir."Büyük atlet doğar; ama çalışarak şampiyon olur" denir. Bütün rekabetçi ortamlarda başarının temel belirleyicisi yetenektir.O olmadan hiçbir şey mümkün değildir. Ancak, sadece yetenek yermez. Mutlaka disiplin, motivasyon ve çok çalışma ile desteklenmesi gerekir.Süreyya Ayhan, doğal yeteneğini azmi ve çalışkanlığı ile dünya şampiyonluğuna dönüştürdü.Türkiye'nin yarınlarına yeni bir umutla bakmamıza vesile oldu. Kendisine teşekkür ediyorum. Başarılarının süreceğine inancımı tekrarlıyorum.