3 Kasım seçimleri sonrasında çok ilginç ve aslında beklenmeyen bir olay yaşandı, iç ve dış mali piyasalar AKP'ye tek başına iktidar yolunun açılmasını çok olumlu karşıladı. Faiz ve döviz düştü, borsa çıktı.
Bu gidişatta önemli bir etken AKP'nin seçim öncesi dönemdeki tavrı oldu. AKP içeride ve dışarıda kendisi hakkında oluşan soru işaretlerini dağıtmaya çalıştı. Uygulanacak iktisat politikaları anlatıldı. Piyasa kurumlarına güven verildi.
Bir diğer etken, seçimden hemen sonra AB davasını candan benimsediklerinin görülmesi idi. Yeni iktidarın AB yanlısı olmasının sembolik değeri vardı. Ekonomide de maceradan uzak, sağduyulu ve tutarlı politikalar izleyeceklerinin işareti kabul edildi.
Sonra ne oldu? Maalesef yeni hükümet kendisine açılan bu krediyi iyi kullanamadı. İktisat politikası tartışmaları ekonominin ihtiyaçlarına odaklanmadı. Ekonomik programla çelişkili öneriler ortalıkta uçuşmaya başladı. Güven duygusunun yerini tedirginlik aldı.
Hükümet ve program
Deniz Gökçe hükümeti bugünden eleştirmeye itiraz ediyor. Akşam'daki köşesinde yazdı. Ekodiyalog'da söyledi. Seçimden bu yana daha iki ay bile geçmediğini hatırlatıyor. Yeni bir hükümetin ilk günlerdeki dağınıklığını olağan karşılamalıyız diyor.
Gökçe'yi kısmen haklı buluyorum. Türkiye'nin mesnetsiz ve yıkıcı eleştiriden ve karamsarlıktan çok çektiği yargısına katılıyorum. Ancak, hükümetin gerçekten çok kıymetli zamanı boş yere israf ettiğini düşünüyorum.
Kısaca hatırlatalım. Ekim ayında Türkiye'ye Standby Anlaşmasının öngördüğü gözden geçirme sonuçlanmadı. Eski hükümet performans kriterlerinden bir bölümünü gerçekleştirememişti. Karar süreci seçim sonrasına bırakıldı.
Yılbaşında IMF heyeti yeniden gelecektir. Somut icraat ve planlar ele alınacaktır. Programın hedefleri ve geçmiş performansı çerçevesinde icra Komitesine girecek bir Niyet Mektubu talep edilecektir.
Ocak ortasında, en geç şubat başında gözden geçirme sonuçlanacaktır. İyi senaryo IMF'in hükümetin performans ve vaatlerini onaylamasıdır. 1,6 milyar dolarlık kredi dilimi serbest bırakılacaktır.
Kötü senaryo ise IMF ile anlaşmazlık çıkmasıdır. 2001 Temmuz'unda yaşanan Telekom krizini hatırlayınız. Sonunda hükümet IMF'in istediklerini yapmıştı. Bu kez de öyle olacağına kesin gözle bakıyorum. Ama arada ekonomi çok hırpalandı. Unutmayın.
Öğrenme yolları
Bu süreç beni gerçekten çok üzüyor. İnsanların ve hükümetlerin olayları akıl, mantık ve bilgi ile süzerek değerlendirmelerini, geçmişten ders almalarını istiyorum. Öğrenmenin doğru yolu bu gibi geliyor.
Maalesef Türkiye'de bir başka öğrenme yolunun daha yaygın olduğunu izliyorum. Birisi akıl ve mantığın dışına çıkıp yanlış bir iş yapıyor. Ceza olarak dayak yiyor. Dayağı yiyince de hatasını düzeltiyor.
Ama herkesin gözü önünde cereyan eden bu olaydan kimse ders almıyor. Aradan zaman geçiyor. Ya aynı kişi ya da bir başkası aynı yanlışı tekrarlıyor. Gene sopa geliyor. Sopayı yiyince hemen beyaz bayrağı çekiyor ve doğrusunu yapıyor. Yenen beyhude dayaklar ise vatandaşın sırtında kalıyor. Bilmem anlatabiliyor muyum?
Neden hükümeti eleştiriyoruz?..
3 Kasım seçimleri sonrasında ç
Haberin Devamı

