DİE tarafından yayınlanan 2003 üçüncü çeyrek milli gelir verilerini değerlendirmeyi sürdürüyoruz. Üçüncü çeyreğin özel bir önemi var. Yazın başlayan olumlu konjonktürün temel eğilimleri hakkında ipuçları taşıyor. Önceki gün iç talebi oluşturan harcama kalemlerini inceledik. Bulgularımızı hatırlatalım. Tüketim harcamaları belirgin şekilde artıyor. Ancak temposu yavaş; yani yapay bir tüketim patlaması işaretleri yok. Öte yandan kamu tüketimi ve yatırımları mali disiplin sonucu ciddi şekilde azalıyor. Özel kesimin makine-teçhizat yatırımları artarken inşaat yatırımları geriliyor. Stokların büyümeye katkısı hâlâ pozitif ama düşmeye başlıyor.Bugün, milli gelir verilerinde dış dünya ile ilişkilere bakacağız.Dış ticaretAşağıdaki tablo önceki günkünün devamıdır. Sıralarda bazı önemli milli gelir kalemleri, sütunlarda ise bu yıl ve geçen yıl için üç, dokuz ve 12 aylık dönemler yer alıyor. Sayılar o kalemin o dönemde yüzde olarak değişim (büyüme) hızını gösteriyor.Dış ticarette büyümenin bu yıl hızlandığı açıklanan dış ticaret verilerinden biliniyor. Dış ticaret sayılarındaki şişmenin bir bölümü doların euro karşısında değer kaybından kaynaklanıyor. Ama onu temizledikten sonra da reel bir artış gözleniyor.Bir uyarı yapmak istiyorum. DİE mal dış ticaretini her ay açıklar. Halbuki milli gelirde mal ve hizmet dış ticareti kullanılır. Hizmet kısmı Merkez Bankası'nın yayınladığı ödemeler dengesinin cari işlemler hesabında yer alır.Mal ve hizmet ihracatındaki artış tam anlamı ile bir yapısal dönüşüme ya da yeni trende tekabül ediyor. Çünkü, 2002'de zaten yüksek artış var. Bu yıl onun da üstüne daha yüksek büyüme hızları geliyor.Faktör gelirleriMal ve hizmet ithalatında daha da büyük bir artış görülüyor. Ancak artışın temel nedeni konjonktürdeki değişme gibi duruyor. 2001'de ithalat çökmüştü. Nitekim 2002 yılı eylül sonu itibarıyla yıllık ithalat artışı çok düşük. Ondan sonra hızlanıyor.Dış alem faktör gelirleri kaleminde yurtdışından alınan faizler, firmaların kâr transferi ve çalışanların yolladıkları dövizler yer alıyor. Şubat krizine kadar net dış alem faktör gelirleri fazla verirdi. Krizden itibaren dış alem faktör gelirleri hızla düşmeye başladı. Net gelirlerde büyük açık oluştu.Okuyucularım hatırlayacak. Bu olayı sermaye kaçağı şeklinde tefsir etmiştim. İki buçuk yıl süren düşüş üçüncü çeyrekte güvenin tesisi ile tersine dönüyor. Son derece sevindiricidir. Sermaye kaçağı hipotezini doğrulamaktadır.Yerimiz bitti. Genel değerlendirme bir başka yazıya kaldı.
2003 üçüncü çeyrek (temmuz-eylül dönemi) milli gelir verileri DİE tarafından yayınlandı. Milli gelir sayıları ekonomideki gidişatın anlaşılmasında çok önemlidir. Üç ayda bir veriler çıktıkça mutlaka ayrıntılarına gireriz.Bu yılın üçüncü çeyreği ayrıca özel bir anlam taşıyordu. Kısaca hatırlatalım. 2001 krizi sonrasında ekonomide ilk normalleşme işaretleri 2002 ilkbaharında belirmişti. Ama olumlu ortam çok kısa sürdü. 2002 yazında hava değişti. Önce Ecevit'in hastalığı ve seçim, daha sonra AKP iktidarı ve Irak savaşı karamsar beklentileri besledi. Beklentiler tekrar 2003 haziran ayında düzelmeye başladı. Ve bu kez kalıcı oldu. Dolayısı ile 2003 üçüncü çeyrek verileri yeni konjonktürü belirleyen temel eğilimler hakkında önemli ipuçları taşımaktadır. Bu açıdan her zamankinden daha da dikkatle incelenmesi gerekmektedir.Harcama kalemleriGazetede ayrıntılı bir tablo yer alıyor. Sıralarda bazı önemli harcama kategorileri, sütunlarda ise 2003 ve 2002 yılları için son çeyrek, son üç çeyrek (yılbaşından eylül sonuna) ve son dört çeyrek (ekim başından eylül sonuna bir yıl) büyüme hızları var.Örneğin toplam harcamaların az çok üçte ikisini oluşturan Özel Nihai Tüketim kalemine bakalım. Bu yıl üçüncü çeyrekte yüzde 5,6, ilk dokuz ayda yüzde 4,9, son bir yılda ise yüzde 4,8 büyüme olmuş.Geçen yıl ise büyüme hızları aynı sıra ile yüzde 2,5, yüzde 1,4 ve yüzde -1,8 düzeyinde imiş. Bir: Tüketim harcamalarında net bir artış eğilimi var. İki: Ani ve tehlikeli olabilecek bir patlama görülmüyor.Kamu tüketim ve yatırımının eksiye dönmesi 2003'de mali disipline çok daha ciddi şekilde uyulduğuna işaret ediyor. Belli ki, 2002'de seçim kararı ile bozulmaya başlayan kamu dengesi 2003'de tekrar tesis edilmiş.Özel kesim yatırımlarında iki zıt eğilim tespit ediyoruz. Makine-teçhizat yatırımlarında ciddi artış sürüyor. Buna karşılık, konut ve işyeri yatırımlarını da kapsayan bina-inşaat kalemindeki gerileme tüm şiddeti ile sürüyor.StoklarTüketim, kamu tüketimi ve yatırım harcamalarının toplamı iç talebi veriyor. Tüketim ve özel makine-teçhizat yatırımlarında önemli artışlara rağmen, son çeyrekte iç talep nispeten sakin seyrediyor. Bunu kamu harcamalarındaki ve inşaattaki daralmanın sağladığı anlaşılıyor.Son olarak 2002'den itibaren büyümeye en çok katkı yapan kaleme, stok değişimine bakalım. Bu yıl geçen yıla kıyasla çok belirgin bir düşüş saptıyoruz. Bu yıl iç talep büyüme hızının daha yüksek olmasına rağmen GSMH büyüme hızının daha düşük kalması da bu şekilde açıklanıyor.Yarın dış dünya ile ilişkilerin milli gelir verilerine nasıl yansıdığını ele alacağız.
Kıbrıs seçimleri için gün sayılıyor. Seçim sonuçlarının Türkiye'nin AB'ye tam üyelik süreci açısından önemi biliniyor. Annan Planı üzerinden müzakerelerin başlamasından yana olduğumu daha önce açıklamıştım. Hâlâ o kanıdayım.Kıbrıs'ta çözümsüzlüğü savunanlardan bir bölümünün amacı Türkiye'nin AB üyeliğini engellemektir. Bunu zaten doğrudan ya da dolaylı ifade ediyorlar. Toplum AB üyeliğini benimsediği için bu yönteme başvuruyorlar.Ancak, son günlerde doğrudan AB-karşıtı söylemin tonunu yükselttiler. Şu ya da bu şekilde, Türkiye'nin AB ile gümrük birliğinden zararlı çıktığı söyleniyor. AB'den ithalatın artışı yada AB ile dış ticaret açığı kanıt olarak gösteriliyor.Bu yazı dizisini kamuoyunu AB ile ticaret ve açık konularında aydınlatmak için kaleme aldım. Önce AB ile dış ticaret açığımıza baktım. İhracatın ithalatı karşılama oranının yükseldiğini gösterdim. Sonra esas dış açığı verdiğimiz ülkeleri gösterdim. Bugün AB ile cari işlemler dengesi verilerini gözden geçireceğim.VerilerEkonominin dış dünya ile döviz giriş ve çıkışları ödemeler dengesinde gösteriliyor. Cari işlemler dengesi döviz gelir ve giderlerini özetliyor. Geri kalanı sermaye hesabında ele alınıyor.Cari işlemler dengesinin dört önemli alt kalemi var. Bir: mal ihracat ve ithalatını kapsayan dış ticaret dengesi. İki: turizm, nakliye vs. hizmet ihracat ve ithalatını kapsayan hizmetler dengesi. Üç: faiz ve kârı kapsayan yatırım gelirleri dengesi. Dört: işçi dövizlerinin yer aldığı karşılıksız transferler. Toplamı görünmeyen gelirleri oluşturuyor.Dış ticaretten farklı olarak, görünmeyen gelir ve giderler ülke bazında yayınlanmıyor. Ama başka göstergelere bakarak AB'nin payını hesaplayabiliyoruz. Örneğin turist sayısında AB üyelerinin payı hizmet gelirleri için bir fikir veriyor.Gazetedeki tabloda bulgularımız yer alıyor. Hizmet gelirlerinde AB'nin payını yüzde 70, yatırım gelirlerinde yüzde 50, işçi dövizlerinde yüzde 90 aldık. Bana üçü de gerçekçi geliyor. Gümrük Birliği öncesi yılı (1995) 2000 sonrası ile karşılaştırıyoruz. Doğallıkla 2003 yılı için yayınlanan Ocak-Eylül verilerini kullanıyoruz. Son olarak, parite hareketlerinden kurtulmak için hesap birimi olarak euroyu kullandığımızı belirtelim.AnlamıBence manzara çok açıktır. 1995'ten 2000'e, Türkiye'nin dış açığı artarken AB ile açığı da büyümüştür. Ancak AB dışına kıyasla daha az büyümüştür. 2001'den bu yana ise AB ile dış dengede fazla vardır. AB dışı ile dış açık sürmektedir.Bazı noktalara dikkat çekelim. Birincisi, son iki yılda temel sorun dış ticaret açığı değildir. Hizmet gelirlerinde ve işçi dövizlerinde görülen büyük düşüştür. İkincisi, özellikle bu yıl büyük önem kazanan "net hata noksan" hesaplarda yoktur.
Türkiye 1995'te AB ile Gümrük Birliği Anlaşmasını imzaladı, 1 Ocak 1996'da anlaşma uygulamaya sokuldu. Yani bu ay gümrük birliğinin sekiz yılı doluyor. İlk günden itibaren gümrük birliğinin Türkiye aleyhine çalıştığını iddia edenler oldu. Şu günlerde tekrar seslendiriliyor.Pazar günü bu soruya cevap aramaya başladık. Basit bir yöntem kullandık. Dış ticaretimizi AB ülkeleri ve AB-dışı ülkeler şeklinde iki gruba böldük. Her grup için 1995'den bugüne ihracatın ithalatı karşılama oranını hesapladık.1995 ile son verileri (Ocak-Eylül 2003) karşılaştırdık. Gümrük Birliği sonrasında AB ile ihracatın ithalatı karşılama oranı 13 puan, AB dışı ile 4 puan yükseliyor. Böylece 1995'den 2003'e AB ile dış ticaret açığı toplam dış ticaret açığının yüzde 36'sından yüzde 22'sine geriliyor.AB dışında dış ticaret açığıBugün madalyonun öbür yüzüne bakacağız. Ocak-eylül 2003 arası (dokuz aylık) dış ticaret verilerini kullanıyoruz. Bu dönemde Türkiye'nin toplam ithalatı 49 milyar dolar. Bunun yüzde 1'i, yani 500 milyon dolar üstünde ithalat yapılan 14 AB üyesi olmayan ülke var.Yandaki tabloda bu ülkelerle dış ticaret sayıları yer alıyor. Sıralamayı en büyük dış ticaret açığından en küçüğüne doğru yaptık. Türkiye'nin AB üyesi olmayan önemli dış ticaret ortakları arasında sadece ABD ile dış ticaret fazlası var.Türkiye'nin yüksek dış ticaret açığı verdiği ülkelerin özellikleri listeden hemen anlaşılıyor. Bir grup petrol (ve doğal gaz) ihracatçılarından oluşuyor: Rusya, İran, Ukrayna, Libya, Cezayir ve Suudi Arabistan. Diğer grupta Asya ülkeleri yer alıyor: Çin, Japonya, Kore, Hindistan ve Tayvan. Bunların dışında 2 milyar dolar dış ticaret açığı ile ikinci sırada yer alan İsviçre var.AB üyesi olmayan bu 14 ülkeden toplam 18,9 milyar dolar ithalat yapılmış. 12 milyar dolar dış ticaret açığı verilmiş. AB'den ise 3,1 milyar dolar fazlası ile 22 milyar dolar ithalat yapılmış. Ama sadece 4,6 milyar dolar dış ticaret açığı verilmiş. Neden? Çünkü 14 ülkeye 6,9 milyar dolar, AB'ye ise 10,5 milyar dolar fazlası ile 17,4 milyar dolar ihracat yapılmış. Türkiye'nin AB ile gümrük birliğinden kazançlı çıkmasını temin eden işte bu ihracat artışıdır.
Perşembe günü Eylül itibarıyla dış dengeye baktık. Hemen ardından çok saygı duyduğum bir okuyucum aradı. AB karşıtı kesimlerin sürekli kullandıkları bir temaya dikkatimi çekti. Benim Haziran 2002'de yayınlanan bir yazımı hatırlattı. Son sayıları vermemi rica etti.Söz konusu olan AB ile Gümrük Birliği'ne girmekten Türkiye'nin kârlı mı yoksa zararlı mı çıktığıdır. Neticede hesap kitap işidir. Maalesef demokrasi ve küreselleşme karşıtı demagoglar tarafından duygu sömürüsü aracı olarak kullanılmaktadır.16 Haziran 2002'de yayınlanan "AB ile Dış Denge" Türkiye-AB arasında ihracat, ithalat ve dış ticaret açığı sayılarını karşılaştırıyor. AB'nin dış açıktaki payının dış ticaretteki payına kıyasla giderek küçüldüğünü, yani Gümrük Birliği'nden Türkiye'nin kârlı çıktığını gösteriyor.İhracatın ithalatı karşılama oranıİhracat, ithalat ve dış açık verilerine farklı şekilde yaklaşabiliriz. Yukarıda değinilen yöntemde, önce AB'ye ihracat ve AB'den ithalatın toplam ihracat ve ithalata, sonra AB ile dış ticaret açığının toplam dış ticaret açığına oranı bulunur.Örneğin Türkiye'nin AB ile dış ticaretinin toplam dış ticaretine oranı yüzde 50 civarında iken AB ile verdiği dış ticaret açığının toplam açığa oranı yüzde 30 ise, AB ile nisbi olarak daha az dış ticaret açığı verdiği sonucuna ulaşırız.Bir başka yöntem, ihracatın ithalatı karşılama oranına bakmaktır. Bu daha basittir. Önce AB'ye ihracat AB'ye ithalata böleriz. Yüzde cinsinden bir sayı buluruz. Sonra aynı işlemi AB-dışı ihracat ve ithalat sayıları ile yaparız.İhracatın ithalat karşılama oranı yükseldikçe, tanım icabı, o ülke ya da ülke grubu ile dış ticaret açığının toplamdaki payı küçülür. Tersine, ihracatın ithalatı karşılama oranı küçüldükçe o ülke ya da ülke grubunun dış ticaret açığındaki payı yükselir.Türkiye kârlı çıkmıştırVeriler ve hesaplar aşağıdaki tabloda yer alıyor. 1995 Gümrük Birliği'nin uygulamaya girmesinden önceki son yıldır. Tabloyu gereksiz yere büyütmemek için son üç tam yılı ve 2003'ün yayınlanan dokuz aylık verilerini kullanıyoruz.Bir: Gümrük Birliği öncesinde de sonrasında da, AB için ihracatın ithalatı karşılama oranı AB-dışına kıyasla daha yüksektir. İki: 2002'den 2003'e AB için ihracatın ithalatı karşılama oranı az da olsa yükselmiştir. Üç: AB ile Gümrük Birliği sonrasında ihracatın ithalatı karşılama oranındaki artış (13 puan) AB-dışına kıyasla (4 puan) üç katından fazladır.Manzara çok açıktır. Türkiye Gümrük Birliği'nden kazançlı çıkan taraftır. Hiç bir demagoji bu yalın gerçeği değişttremez.
Merkez Bankası ödemeler dengesi eylül verilerini yayınladı. Dış dengenin izlenmesi özellikle sabit kur rejimlerinde önem kazanır. Çünkü, örneğin bir cari işlemler dengesi açığının döviz kurunun değişmesi ile küçültülmesi olanağı mevcut değildir. Dalgalı kur rejimlerinde ise dış denge geri planda kalır.Ona rağmen, bir dizi nedenle dış denge hâlâ yakından izleniyor. Bir: İhracat kadar ithalat da rekor düzeyde seyredince dış ticaret açığı artıyor. İki: Kriz sonrasında görünmeyen gelirlerde yaşanan ciddi düşüş dış açığı büyütüyor. Üç: Yaz başından itibaren TLnin değer kazanması toplumsal hafızanın derinlerinde yer etmiş döviz bitecek korkusunu canlandırıyor.Cari denge açığı için hükümet hedefi 7,7 milyar dolara yükseltildi. Kamuoyunda yaygın kanı dış açığın 7 ila 10 milyar dolar arasında yer alacağı şeklinde. Ben başından beri farklı düşünüyorum. 4 milyar doların altında çıkacağını iddia ediyorum.Net borçlanma ihtiyacıÖdemeler bilançosunun özeti gazetedeki tabloda yer alıyor. Sayılar aracılığı ile döviz arz-talebini daha iyi görebiliriz. İlk üç sütunda ocak-eylül arası dokuz aylık, son üç sütunda ise ekim-eylül arası on iki aylık veriler yer alıyor.İlk sırada cari işlemler dengesi, ikinci sırada net hata noksan kalemi, üçüncü sırada doğrudan yabancı sermaye yatırımları var. Üçünün toplamı Türkiye'nin kelimenin tam anlamı ile dış açığıdır.Başka türlü söylersek, dış borç ve rezerv hareketleri dışındaki döviz arz-talebinin net değeri üçüncü satırdadır. Eksi değer dış açık demektir. Ya borçlanarak yada rezervlerden karşılanması gerekir.Ne görüyoruz? Ocak-eylül 2003 döneminde net borçlanma ihtiyacı sadece 400 milyon dolardır. Üstelik geçen yılın 400 milyon dolar altındadır. Ekim 2002-Eylül 2003 arası on iki ayda net borçlanma ihtiyacı 600 milyon dolardır. 2002'de 1.7 milyar dolar fazla olduğu için geçen yılın 2.3 milyar dolar üstünde çıkmaktadır.Sayılar çok açıktır. Eylül itibarıyla dış açıkta tehlikeli bir gidişten söz etmek olanaksızdır. Ayrıca temmuzdan itibaren görünmeyen gelirler tekrar hızlı artış eğilimine girmiştir. Yıl sonunda net borçlanma ihtiyacının artıya geçmesi ihtimali yüksektir.Net hata noksanAyrıntıya inince, dış dengeyi sağlayan unsurun net hata noksan kalemi olduğu derhal anlaşılıyor. Ocak-eylül geçen yıla kıyasla cari dengede 3.7 milyar dolar, yabancı sermaye girişinde 0.6 milyar dolar, toplam 4.3 milyar dolar döviz kaybı vardır. Ama net hata noksandan gelen 4.8 milyar dolar ek döviz sonucu artıya çevirmiştir. Aynı şekilde, on iki aylık dönemde geçen yıla kıyasla cari dengede 5.7 milyar dolar, yabancı sermaye girişinde 1,1 milyar dolar, toplam 6.8 milyar dolar döviz kaybı vardır. Fakat net hata noksandan gelen 4.4 milyar dolar ek döviz dış açıktaki olumsuz değişimi 2.3 milyar dolar düzeyinde tutmuştur.
Borç analizine devam ediyoruz. Haziran 2003 sonu itibarıyla brüt ve net borç verilerini değerlendirdik. Ekim 2003 sonu itibarıyla Hazine borcunun ayrıntılarına baktık. Bugün gelecekle ilgili hesap ve tahminleri ele alacağız.Hazine'nin geçen ay yayınladığı "Kasım 2003 Kamu Borç Yönetimi Raporuna" değinmiştik. Raporun sonunda (s.47-48) "Borcun Sürdürülebilirliği" başlıklı bir bölüm var. 2004-2007 dönemi için yapılan borç senaryolarını kapsıyor.Yöntem üstüne birkaç gözlemle başlayalım. Birincisi, hesap birimi olarak borç/GSMH oranı alınıyor. Oranın azalması ya da sabit kalması olumlu kabul ediliyor. İkincisi hesabı yaparken brüt değil net borç stoku kullanılıyor.Borç oranının seyrini dört temel değişken belirliyor. En önemlisi, bütçe disiplinini yansıtan faiz-dışı fazla/GSMH oranı. Buna politika değişkeni deniyor. Diğer üç değişken hükümetin denetimi dışında ekonomik büyüklükler. Bunlar da GSMH'nın büyüme hızı, kamunun borçlanma reel faizleri ve reel döviz kurunun değişimi.Baz senaryo sonuçlarıBu tür hesaplamalar bir başlangıç senaryosu ile yola çıkıyor. Buna baz senaryo (esas senaryo) deniyor. Dört temel değişken için olması en muhtemel büyüklükler alınıyor. Borç oranının nasıl seyrettiği izleniyor. Analizin 2004-2007 arası yedi yıl için yapıldığını tekrar hatırlatalım. Hazine baz senaryoda dönem ortalama büyüme hızını yüzde 5 kabul ediyor. Dikkat edüirse 2003 ve 2004 yıllan için hedef büyüme hızı da yüzde 5'di.Faiz-dışı fazla/GSMH oranı zaten IMF ile birlikte saptanıyor. 2004 için yüzde 6,5 alınmıştı. Hazine baz senaryoda dönemin geri kalan üç yılında da bu oranın tutturulacağını kabul ediyor.Maalesef baz senaryoda kullanılan reel faiz ve reel döviz kuru varsayımlan açıklanmıyor. Kendi hesaplanırda kontrol ettim. Ortalama reel faizin yüzde 15, ortalama nominal devalüasyonun da enflasyona eşit alındığını sanıyorum.Bu durumda 2003 sonunda yüzde 70 tahmin edilen borç oranı (2002 sonunda yüzde 79'du) dönem boyunca yılda yüzde 2,5 azalıyor. Yani 2007 sonunda borç oranı Maastricht kriteri olan yüzde 60 düzeyine iniyor.Duyarlılık analiziBorç oranının temel değişkenlerdeki hareketlere nasıl tepki verdiği "duyarlılık analizi" ile saptanıyor. Hazine dört değişkenin her biri için biri daha iyimser biri daha kötümser iki farklı değer kullanıyor.Büyüme hızında 1 puan oynama 2007 borç oranında 3 puan fark yaratıyor. Büyüme yüzde 6 olursa borç oranı yüzde 57'ye iniyor. Yüzde 4 olursa yüzde 63'e yükseliyor. Faiz dışı fazla oranında 1 puan oynama 2007 borç oranında 5 puan farkı yaratıyor. Yüzde 7,5 olursa borç oranı yüzde 55'e düşüyor. Yüzde 5,5'la yüzde 65'e çıkıyor.Reel faizde 5 puanlık oynama 2007 borç oranında 7 puan fark yaratıyor. Reel faiz yüzde 10 olursa borç oranı yüzde 53'e geriliyor. Yüzde 20 olması halinde yüzde 67'ye tırmanıyor. Son olarak reel döviz kurunda 3 puan oynama 2007 borç oranında 4 puan fark yaratıyor. TL yüzde 3 değer kazanınca borç oranı yüzde 56'ya düşüyor. TL yüzde 3 değer kaybederse yüzde 64'e çıkıyor. Aynı anda birden fazla değişkende oynama hali doğallıkla daha ilginç oluyor. Ama bu yazıda yerim kalmadı. Borç dizisini de kesmek istiyorum. Bir başka yazıya kaldı.
Son yayınlanan kamu borcu verilerini değerlendiriyoruz. Hazine bu yıl iki yeni veri açıklıyor. Biri iç borcun ortalama reel faizi. Diğeri toplam kamu borcunun brüt ve net değerleri. İkisi de borç analizi açısından yararlı oldu.Geçen yazıda Haziran 2003 sonu itibarıyla brüt ve net kamu borcunun ayrıntılarına baktık. Net kamu borcu 230.5 katrilyon lira hesaplanıyor. GSMH'ya oranı yüzde 74.2 çıkıyor. Enflasyon düzeltmesi yapınca yıl sonunda yüzde 60'a ineceğini söyledik.Bugün Ekim sonu itibarıyla brüt borç verilerini ele alacağız. Hazine bu veriye "Konsolide Bütçe Toplam Borç Stoğu" diyor. Hazine'nin doğrudan borçlarını gösteriyor. Hazine mevduatını ve Merkez Bankası dahil diğer kamu kuruluşlarının borç ve alacaklarını kapsamıyor. Aylık olarak yayınlanıyor.Borcun yapısıEkim 2003 sonu itibanyla Hazine'nin toplam brüt borcu 272.2 katrilyon lira olmuş. Ekim sonu dolar kuru 1.490.000 liraya bölünce 182.5 milyar dolar ediyor. Önce borcun yapısına yani ana kategoriler arasında dağılımına bakalım.Üç kategori önem kazanıyor. Biri Hazine'nin hangi para ile borçlandığı. İkincisi içeriye mi dışarıya mı borçlandığı. Üçüncüsü içeride piyasaya mı kamu kesimine mi borçlandığı. Sırası ile görelim.Hazine'nin TL ile 138.2 katrilyon borcu var. Ekim sonu kuru ile borcun yüzde 50.8'sine tekabül ediyor. Dövizle borcu ise 89.9 milyar dolar. Aynı kurdan 134.0 katrilyon lira ya da borcun yüzde 49.2'si ediyor.TL borcunun tümü doğallıkla iç borç sınıfına giriyor. Ama Hazine'nin ayrıca 28.2 milyar dolar döviz cinsinden iç borcu var. Ekim sonu kuru ile ikisini toplayınca 180.2 katrilyon lira toplam iç borç miktarına ulaşıyoruz. İç borç toplam borcun takriben üçte ikisini (yüzde 66.2) oluşturuyor. Geri kalan 60 milyar dolar Hazine'nin dış borcu.İç borcun 95.2 katrilyon lirasını Hazine piyasadan borçlanmış. Geri kalan 85 katrilyon lira kamu kesimine borç. Son olarak piyasa borcunun 58.5 katrilyon lirası sabit getirili bono ve tahvillerden oluşuyor.Bu sayı çok önemli. Hazine yüksek faizi piyasanın elindeki bono ve tahvillere ödüyor. Yüksek faizli borcun toplam borç içindeki payı yüzde 21.5, iç borç içindeki payı ise yüzde 32.5. Borç dinamiğini rahatlatan etkenlerin başında bu olgu geliyor.Nominal ve reel değişimGelelim brüt borçtaki değişime. Yılbaşından bu yana Hazine'nin toplam borcu TL cinsinden yüzde 12.3 artmış. Aynı dönemde tüketici enflasyonu yüzde 15.5 olmuş. Borç enflasyondan az artınca reel borç yüzde 2.7 azalmış.Aynı dönemde Hazine'nin TL borcu yüzde 35.9 yükselmiş. Dolayısı ile reel olarak yüzde 17.7'lik bir artış söz konusu. Ama aynı dönemde dolar yüzde 8.8 düştüğünden Hazine'nin dövizle borcunun TL karşılığı yüzde 4.7 gerilemiş. Enflasyon da hesaba katınca döviz borcunun TL karşılığı reel yüzde 17.5 azalmış.Özetle, Ocak-Ekim döneminde Hazine'nin borcu reel olarak azalmıştır. Kurdaki gerileme azalmanın temel nedenlerinden biridir. Diğer nedenlere başka yazılarda bakarız.