Okuyucularımıza bu önemli müjdeyi üç ay önceden vermiştik. 11 Kasım 2003 tarihli yazımızın başlığı "Tek Haneli Enflasyon" idi. 12 aylık enflasyonun bazı endekslerde yıl başından itibaren, TÜFE'de ise yıl ortasında tek haneye ineceğini söylemiştik. İlk öngörümüz tuttu. Ocak'ta "çekirdek enflasyon" kabul edilen Özel İmalat Sanayi - ÖİS -artışı yüzde 9, 1'e geriledi. Seriyi kontrol etmedim ama 1970 sonrasında ilk kez tek haneye indiğini sanıyorum. Ocak'ta tek haneyi gören başka altendeksler de var. Örneğin tarım-dışı TEFE yüzde 7,4 arttı. Tarım fiyatlarındaki artış yüzde 21,8 düzeyinde seyrettiği için toplam TEFE tek hanenin sınırında, yüzde 10,8'de kaldı. Tarım ve enerji dışı TEFE'deki artış da yüzde 7,8 oldu.TÜFE'de Ocak'ta tek haneye inen alt endeks bulamıyoruz. Buna karşılık "mallar grubu" yüzde 13,1'e geriledi. Mallar grubu içinde önemli yer tutan "gıda" grubunda yıllık artış yüzde 18,1 çıktı. Buradan "gıda-dışı mallar" grubunun tek haneye yaklaştığını tahmin edebiliyoruz.Enflasyon eğilimleriYukarıdaki sayılar esas itibarıyla geçmiş enflasyonu gösteriyor. Bizim için önemli olan ise gelecek enflasyondur. İktisatçıların ikisi arasındaki bağlantıyı kurmak için bazı yöntemleri vardır. Önce enflasyon serileri mevsimlik etkilerden arındırılır. Bu işlem için çok sayıda teknik mevcuttur. Merkez Bankası "Tramo-Seats" yöntemini tercih ediyor. Dolayısı ile biz de onu kullanıyoruz. Mevsimlik etkiden arındırılmış aylık enflasyon sayıları bulunduktan sonra yakın geçmiş için ortalamalara bakılıyor. Genelde üç ve altı aylık ortalamalar alınır. Ve bunlara tekabül eden yıllık enflasyon oranlan hesaplanır. Yapılan işlem şu soruyu cevaplandırıyor. Eğer enflasyon önümüzdeki 12 ayda son üç aylık (yada altı aylık) temposunda devam ederse yıllık enflasyon ne olur? Yani, son üç aylık (altı aylık) enflasyon eğiliminin sabit kalacağı kabul ediliyor.Merkez Bankası'nın "Ocak Ayı Enflasyonu ve Görünüm" raporu şöyle diyor. "Mevsimsellikten arındırılmış enflasyonun son altı aydaki ortalaması TEFE'de yüzde 0,50, TÜFE'de ise yüzde 0,46 olmuştur. Söz konusu ortalama artışlar yıllık olarak sırası ile yüzde 6,2 ve 5,7'ye karşılık gelmektedir."Kesin hedefin altında 2004 yılı için TÜFE hedefi yüzde 12 idi. Yılbaşında kendi TÜFE tahminimi yüzde 10,5 olarak verdim. Merkez Bankası Ocak anketinde yıl sonu için ortalama beklenti yüzde 13,2 çıktı. Yani ben piyasaya kıyasla 2,7 puan iyimser kaldım. Ocak gerçekleşmesi ve Kıbrıs'ta çözüm yoluda atılan büyük adım bir buçuk ay içinde tahminimi iyimserden karamsara dünüştürdü. Her yeni veriden sonra tahmin revizyonu yapmayı sevmem. Gene de dayanamadım ve bilgisayarda biraz çalıştım. Yıllık TÜFE yaz aylarında tek haneye gerileyecektir. Dolayısı ile yıl sonu enflasyonu kesinlikle hedefin altında kalacaktır. Ayrıca, yıl sonunda tek haneli TÜFE ihtimali bence iki haneli TÜFE ihtimalinden ciddi şekilde daha yüksektir.
Ocak-Kasım dönemi dış ticaret verilerini gözden geçirdik. Sıra ödemeler dengesine geldi. 2003 yılında tahmincileri en çok şaşırtan göstergenin cari işlemler açığı olduğunu kolayca söyleyebiliriz.Doğrusu ya, şu sıralarda dış açık muhabbetinden keyiflendiğimi itiraf etmeliyim. Yıl boyunca dış açığın 7 milyar doların üstüne çıkacağına kesin gözü ile bakıldı. 10 milyar dolar bile seslendirildi.Geçici Kasım sonuçlarıBen farklı düşünüyordum. Açığın çok daha düşük çıkacağını iddia ettim. Alaycı eleştirilere muhatap oldum. Bunlara cevabım ve tahminde yapılan hatalarının kapsamlı analizi için yıllık verilerin yayınlanmasını bekleyeceğim. Ocak-Kasım döneminin çizdiği tabloyu kısaca görelim. Ödemeler dengesi dış ticaret açığı (mal dengesi) 11.2 milyar dolar bulunuyor. Geçen yılın aynı döneminde mal dengesinde 6.9 milyar dolar açık vardı. Yani 4.3 milyar dolar bozulma söz konusu.Geçen yıl 13.9 milyar dolar olan hizmet gelirleri 2.3 milyar dolar artışla 16.2 milyar dolara yükseliyor. Hizmet giderleri de 1 milyar dolar artınca, net hizmet gelirleri 1.3 milyar dolar artışla 7.4 milyar dolara çıkıyor.Net hizmet gelirlerindeki artışın iki önemli nedeni var. Irak savaşının ilk yarıda vurduğu darbeye rağmen, paritenin de olumlu etkisi ile turizm geliri artıyor. Dış ticaret hacmi ile birlikte navlun gelirleri yükseliyor.Yatırım gelirleri 0.2 milyar dolar azalıyor. Yatırım giderleri 0.7 milyar dolar artıyor. Neticede yatırım geliri kalemindeki açık 0.9 milyar dolar artışla 5 milyar dolara tırmanıyor. Yatırım geliri açığı esas olarak faiz ödemelerini kapsıyor.İşçi dövizlerinin ödemeler bilançosundaki adı cari transferler. Geçen yılın 50 milyon dolar altında, 3.2 milyar dolar gerçekleşiyor. Pariteye rağmen işçi dövizlerinin sabit kalması ilginç bir durum.Dört kalemi toplayınca 4.2 milyar dolar cari işlemler açığı bulunuyor. Açık geçen yıl 0.2 milyar dolardı. Yani Ocak-Kasım 2003 döneminde cari işlemler dengesindeki bozulma 4 milyar dolara ulaşıyor. Net hata noksan kaleminde geçen yıl 1.1 milyar dolar açık vardı. Bu yıl 2.9 milyar dolar fazla görünüyor. Net hatadaki 4 milyar dolar düzelme cari dengedeki bozulmaya eşit. "Cari açık artı net hata noksan toplamı" ise 1.3 milyar dolarla geçen yıl düzeyinde sabit kalıyor.Revizyonlara dikkatÖnemli bir noktaya dikkat çekelim. Ocak-Ekim dönemi cari işlemler açığı 4.1 milyar dolardı. Kasım ayında 486 milyon dolar açık verildi. Buna göre Ocak-Kasım dönemi açığının 4.6 milyar dolara çıkması gerekirdi. Halbuki 4.2 milyar dolarda kaldı. Arada 366 milyon dolar fark var.Nasıl oldu? Ocak-Ekim dönemi sayılarında revizyon yapıldı. Ocak-Ekim ihracatı 271 milyon dolar, hizmet geliri 65 milyon dolar arttı. İthalatı 41 milyon dolar, hizmet gideri 29 milyon dolar azaldı. Toplamı 366 milyon dolar yukarıdaki farka eşit. Sermaye hesabında da benzer bir revizyon saptıyoruz. Net diğer varlıklar ve yükümlülükler 960 milyon dolar artıyor. Böylece net hata noksan kalemi de 1.2 milyar dolar düşüyor. Geçici sayıları tefsir ederken bu tür ayrıntılara dikkat etmek gerekiyor.
Ocak-Kasım 2003 dönemi dış ticaret verilerini değerlendirmeye devam ediyoruz. Geçen yazıda ihracat ve ithalatın artış hızlarına baktık. Dış ticaretimizin yarısını yaptığımız AB sayılarından dolar-euro paritesinin etkisini temizlemeye çalıştık. Bir diğer konu dış ticaret açığının coğrafi dağılımıdır. Farklı ülkelerle dış ticaret açığının görülmesi Türkiye'nin hangileri ile dış ticaretinden zararlı çıktığını saptamayı kolaylaştıracaktır. Bir amacımız da yerleşik bir önyargıyı düzeltmektir. Gümrük Birliği sonrasında Türkiye'nin AB ile ticaretinden çok zararlı çıktığı sürekli tekrarlanmaktadır. Aşağıda görüleceği gibi, veriler bu gözlemi doğrulamıyor.Açığın dörtte üçüAşağıdaki tabloyu hazırlarken şöyle bir yöntem uyguladık. AB ülkelerini tek bir grupta topladık. ABD'yi tek başına aldık. Geri kalan ülkeleri dış ticaret dengesine göre sıraladık. En büyük açık verilen 9 ülkeyi bir grup haline getirdik. Ocak-Kasım 2003 döneminde Türkiye'nin 1 milyar doların üstünde dış ticaret açığı verdiği 6 ülke var. Dış ticaret açığının neredeyse üçte ikisi bu alti ülkeden kaynaklanıyor. Diğer üç ülkeyi de ekleyince dörtte üçüne ulaşıyoruz. Rusya, İran, Libya ve Cezayir'le oluşan açığın temel nedeni petrol ve doğal gaz ithalatıdır. Çin, Japonya ve Güney Kore ile açık bu ülkelerden sanayi ürünü ithalatının yüksekliğinden kaynaklanıyor. İsviçre ilginç bir vaka. Küçük bir ülke olmasına rağmen İsviçre'den ithalat neredeyse ABD düzeyinde seyrediyor. Tek aklıma gelen, hammadde ithalatının bir bölümünün finansman nedeni ile İsviçre üzerinden gerçekleşiyor olması.Ukrayna'dan yapılan ithalatın bu kadar yüksek olmasının nedenlerini açıkça bilmiyorum. Rus doğalgaz ve petrolünün bir kısmının Ukrayna menşeli girdiğini düşünüyordum. Bir okuyucum beni uyardı. Kömür, demir, vs. başka mallar dedi.AB ve ABDTürkiye dış ticaretinin yarıdan fazlasını AB ile gerçekleştiriyor. Buna karşılık dış ticaret açığının yüzde 29'unu AB ile veriyor. AB ile dış ticaret açığı Rusya, İran ve Libya toplamına ancak ulaşıyor. Dış ticaret açığının kökeninde AB'nin olmadığı görülüyor. Gelelim ABD'ye. ABD'nin hem milli geliri hem de ithalatı AB'den daha yüksek. Ama Türkiye'nin ABD'ye ihracatı AB'ye ihracatının ancak yedide birine ulaşıyor. Çin'in 100 milyar dolarlık dış ticaret fazlasının yanında komik kaçan bir dış ticaret fazlamız (300 milyon dolar) var. Bir bilmece: Türkiye neden AB'ye ihracatta gösterdiği başarıyı ABD ile gösteremiyor?
Ocak-Kasım 2003 dış ticaret verileri Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından yayınlandı. Geçen yıl kamuoyunun dış ticaret ve dış açık konularına duyarlılığı yüksekti. Bu ilginin iki nedeni vardı.Irak savaşı sonrasında döviz geriledi ve TL değer kazandı. Bu gelişme ihracatın duraklaması ve ithalatın patlaması korkularını canlandırdı. Yaz aylarında cari denge açığının 7 ila 10 milyar dolara tırmanacağına kesin gözle bakılıyordu. Aynı anda doların euro karşısında düşüşü hızlandı. Türkiye'de dövizle doların özdeşleşmiş olması optik yanılgıları derinleştirdi. Dolarla tutulan dış ticaret hesaplarını karıştırdı. Bu arada AB karşıtlarının dezenformasyon çabaları da yoğunlaştı. Türkiye'nin gümrük birliğinden zararlı çıktığını kanıtlayan (!) bir takım hesaplar piyasaya sürüldü. Velhasıl verileri dikkatle izlemek zorunlu hale geldi.AB ve AB dışı ile dış ticaretYandaki tabloda 2002 ve 2003 yılları için Ocak-Kasım dönemi verileri karşılaştırılıyor. İlk iki sütun mutlak sayıları, son iki sütun ise bir önceki yıla göre yüzde değişimi gösteriyor. Parite değişiminin etkisini temizlemek için AB dış ticaretine euro cinsinden bakıyoruz. 2003'te hem AB'ye ihracat hem de AB'den ithalat artıyor. Ancak artış hızlarının seyri çok ilginç. Euro cinsinden AB'ye ihracat artışı 2002'de yüzde 8 iken bu yıl yüzde 10'a yükselmiş. Buna karşılık AB'den ithalat artışı yüzde 15'ten yüzde 14'e gerilemiş. 2003'te AB ile ticaretin Türkiye lehine geliştiğini söyleyebiliriz. AB dışı ülkelerle dış ticareti dolar cinsinden ifade ediyoruz. AB dışı ülkelerle geçen yıl yüzde 16 olan ihracat artışı yüzde 27'ye, yüzde 20 olan ithalat artışı ise yüzde 35'e yükseliyor. İlk farklılık burada gözüküyor. AB'den ithalat artışı 2003'de yavaşlarken AB dışından ithalat artışı hızlanıyor. Bu durum AB ve AB dışı ile dış ticaret açığının seyrini etkiliyor.Toplam dış ticaretDolar cinsinden toplam ihracatın geçen yıl yüzde 16 olan artış hızı bu yıl yüzde 29'a yükseliyor. Aynı şekilde, dolar cinsinden ithalatın geçen yıl yüzde 20 olan artış hızı bu yıl yüzde 36'ya tırmanıyor. Doğallıkla dış ticaret açığı büyüyor. 2002'de 11,9 milyar dolar olan dış ticaret açığı 2003'de 6,4 milyar dolar artarak 18,3 milyar dolara tırmanıyor. Artışın 4,3 milyar doları AB dışı ülkelerle dış ticaret açığından, 2 milyar doları ise AB'den kaynaklanıyor.Bir sonraki yazımda dış ticaretin bölgesel dağılımına bakmak istiyorum.
Kurban Bayramı tatiline rağmen hafta ekonomik açıdan hareketli geçti. Ödemeler dengesi Kasım sonuçları büyük dış açık bekleyenleri şaşırttı. Ocak enflasyonu tahminlerin çok altında çıktı. Merkez Bankası ani bir faiz indirimine gitti.Önümüzdeki günlerde bu gelişmelerin ayrıntılarına bakacağız. Üçü ile de yakından ilgileniyoruz. Dış denge, enflasyon ve para politikası konularında uzun süredir genel görüşle farklı düştüğümüz zaten biliniyor. Bugün kamu borcunun milli gelire oranının ölçülmesinde kullanılan yöntemler üzerinde durmak istiyorum. Bilimsel faaliyet her tür ölçme işleminde büyük özen gerektirir. Çünkü ölçme hataları bilimsel analizin baş düşmanları arasındadır.Hangi döviz kuru?Ekodiyalog ortağım Ege Cansen bana da referans vererek sorunu özetlemiş. 2003 sonu itibarıyla Hazine (Konsolide Bütçe) borcunun GSMH'ya oranı TL ile ölçülünce yüzde 79.1 çıkıyor. Aynı borcu dolarla ölçünce ise yüzde 84.7 bulunuyor. Dikkatinizi çekerim. Borç aynı borç. GSMH da aynı GSMH. Ama birbirine bölerken ölçü birimi olarak TL ya da dolar kullanınca iki farklı oran elde ediliyor. Aynı olayı farklı birimle ölçerken iki ayrı sayı muhakkak ölçme hatası demektir... Borcun ölçülmesindeki sorun, bir bölümünün dövizle olmasından kaynaklanıyor. Toplam borcu bulmak için ya TL borcunu dövize ya da döviz borcunu TL'ye çevirmek gerekiyor. Bu işlemde yılsonu döviz kuru kullanılıyor. TL cinsinden GSMH'da döviz kuru dolaylı şekilde yer alıyor. Kurun yıl içindeki seyri fiyatlar aracılığı ile milli geliri etkiliyor. O nedenle GSMH dövize çevrilirken yıllık ortalama döviz kuruna bölünüyor. Bölünende (kamu borcu) yılsonu, bölende (GSMH) ortalama kur kullanılması hatanın nedenidir. Doğru ölçüm için pay ve paydadaki işlemlerin mutlaka aynı kurla yapılması gerekmektedir.Basit bir yöntemAşağıdaki tabloda 2003 yılı için kamu borcu, kur, GSMH ve borç oranı verileri yer alıyor. Döviz borcunu ortalama kurla çarparak bulunan TL cinsinden toplam kamu borcu üzerinden hesaplanan borç oranı yüzde 81.7 çıkıyor. TL borcunu ortalama kurla bölerek bulunan döviz cinsinden toplam kamu borcu da aynı oranı veriyor. Bir başka yöntem TL ve döviz borcu oranlarını tek tek hesaplamaktır. TL borcu 151.8 ktr. TLdir. GSMH'nin yüzde 42.5'u oluyor. Döviz borcu 93.9 milyar dolardır. GSMH'nin yüzde 39.2'dir. İkisinin toplamı doğru oran olan yüzde 81.7'i veriyor. Görüldüğü gibi, doğru ölçülünce bilmece ortadan kalkıyor. Bana da, Deniz Gökçe yakıştırması "digital" sıfatını hayata geçirme fırsatı çıkıyor.
Pazar yazısı Kurban Bayramının ilk gününe denk geldi. Aslında bayramlarda ekonomi yazmak hiç içimden hiç gelmez. Her yıl yazdığım 100 küsür köşe yazısının neredeyse tümü ekonomi üstüne. Önemli bir bölümü sıkıcı verilerle dolu. Fırsattan yararlanıp başka muhabbetlere yelken açmak isterim. Yazar olarak açmazımı da hemen söylemeliyim. Roman okumaya çok meraklıyım ama edebiyat yeteneğim pek parlak değil. İç dünyaların tasfirinde zorlanıyorum. Buna karşılık ekonomik, siyasi ve sosyal konularda çok kolay yazıyorum. Neticede her bayram az çok aynı süreci yaşıyorum. Önce bayram yazısı yazmaya oturuyorum. Bilgisayar karşısında bir süre debeleniyorum. Bir süre sonra pes ediyorum. Ekonomi üstüne çabucak birşeyler karalayıp gazeteye yolluyorum. Ama bu kez kararlıyım.Geçmiş özlemiHer geçen yıl dini bayramlarda bendeki geçmiş özlemi dozunun yükseldiğini izliyorum. Sadece dini bayramlar mı? Eski günleri olağan zamanlarda da daha çok hatırlamaya başladım.Şu sıralarda özellikle eski İstanbul resimleri görünce çok duygulanıyorum. Hemen dikkatle inceliyorum. O hali ile kenti tanımaya çalışıyorum. Resimdeki yerlerde hatıralar arıyorum. Kafamda geçmişle bugün arasındaki farkların listesini yapıyorum.Sonra elimde olmadan bir hayal dünyasına kayıyorum. Ankara'dan geldiğim 1948 sonbaharında istanbul'da sadece 800 bin kişi yaşıyordu. Sur dışında tarlalar, Vatan caddesinin yerinde bostanlarvardı. Boğaz sırtları bomboştu. Geri dönüşün imkansızlığı adeta bir karabasan gibi üstüme çöküyor. Evler, tarlalar, Rumlar, vapurlar, tramvaylar, meyhaneler, hepsi bir daha gelmemek üzere gitti. Bazılarının resimleri beni avutacak. Çoğunun hafızama nakşedilenler dışında resmi bile yok.Giden sadece onlar mı? Esas gençlik gitti. Hep önümde sonsuz gibi duran bir gelecek var zannetmiştim. Meğer yokmuş. Aniden, heyecanla beklenen bir geleceğin yerini özlemle anılan bir geçmiş alıvermiş.Son dinazorlarBenim neslim, yani 1940'ların ilk yarısında doğanlar, aslında ilginç bir kopuş anının çocuklarıdır. Çünkü Türkiye'de bir tarım toplumu medeniyetinin durağanlığına birinci elden tanık olan son nesildir.Örneğin İstanbul 1920'lerden 1950'ye kadar çok az değişmişti. Birkaç yeni bina, tek tük yeni yol, üç-dört yeni şehirhattı vapuru, hepsi o kadar. Kente göç yoktur. Nüfus artışı düşüktür. Yaşam her yıl bir önceki yıl gibi tekrarlanarak sürer. Yozgat, İzmir, Edirne, Konya, vs. Türkiye'nin bütün kentleri ve köyleri de aynı durumdadır.1950'de o durağan dünya aniden hareketlendi. Çok değil, dört-beş yıl içinde istanbul'da her şey değişmeye başladı. Eski düzen bir daha geri gelmemek üzere bizi terketti. Bizden sonraki nesiller büyüyen, kentleşen, değişen, dalgalanan, çalkalanan, velhasıl sinirli bir Türkiye'de gözlerini açtılar.Bu süreç elektrik, buzdolabı, çamaşır makinesi, hipermarket, televizyon, otomobil, uçak, doğalgaz, okul, hastane, vs. bugünkü refahı getirdi. Bunlan o gün hayal etmek bile mümkün değildi. Ama karşılığında enginarların eski lezzetini de götürdü.Neyse ki o lezzeti hatırlayan son dinazor nesli bizimki. Sonraki nesiller yaşlanınca neye özlem duyacak acaba? Çok merak ediyorum. Okuyucularımın Kurban Bayramı'nı kutlar, sağlık, refah ve huzur dolu günler dilerim.
2003 yılı konsolide bütçe sonuçlan açıklandı. Konsolide bütçe teorik olarak devletin tüm gelir ve harcamalarını kapsar. Konsolide sözcüğü merkezi yönetime ek olarak harcamalarını "katma bütçe" ile yapan kamu kuruluşlarının da hesaba katıldığını ifade eder.2000 öncesinde kamu maliyesinin çok önemli bir sorunu vardı. Konsolide bütçede görülmeyen harcamalar yapılıyordu. Örneğin kamu bankalarının faiz sübvansiyonu "görev zararı" adı altında bütçe dışında kalıyordu. Böylece bütçe maliye politikası yansıtma özelliğini kaybediyordu.2000 sonrasında bu son derece tehlikeli uygulamaya son verildi. Şimdi bütçe kamu maliyesinde gerçek durumu yansıtıyor. O nedenle bütçe hedefleri ve gerçeklemesi iktisatçılar ve piyasalar tarafından çok yakından izleniyor.Faiz-dışı fazla hedefi tuttuTürkiye'yi 2001 krizine yüksek borç oranı ve yüksek faiz sarmalı taşıdı. Krizin tam bir kaos ve felâkete dönüşmesini ise bütçede yüksek faiz-dışı fazla verilmesi sağladı. Yüksek TL faizlerine rağmen kamu borcunun çevrilebilmesi yüksek faiz-dışı fazlalar sayesinde oldu.2002'de toplam kamu kesimi için milli gelirin yüzde 6,5'u kadar faiz-dışı fazla hedeflenmişti. Ama erken seçim karan mali disiplini olumsuz etkiledi. Gerçekleşme yüzde 4 civarında kaldı.2003'e yeni bir hükümetle girildi. Uzun süre AKP hükümetinin de faiz-dışı fazla hedefini tutturamayacağı beklentisi yaygındı. Fakat hükümet karamsarları şaşırttı. Bütçe disiplininden kopmadı. Hedefleri gerçekleştirdi.Aşağıdaki tabloda 2002 ve 2003 yıllan için cari ve sabit fiyatlarla konsolide bütçenin temel büyüklükleri yer alıyor. Sabit fiyat olarak Aralık 2003'ü alıyoruz. Her ayın gelir ve harcamasını Aralık 2003'le çarpıyoruz. Böylece bütçe kalemlerini Aralık 2003 fiyatları ile hesaplıyoruz.Cari fiyatlarla faiz-dışı fazla 18,8 ktr. TL olarak açıklandı. Geçen yıl 12,8 ktr. TL idi. Enflasyon düzeltmesini yapınca, Aralık 2003 fiyattan ile 2003 yılı faiz-dışı fazlası 20,2 ktr. TL'ye, 2002 ise 18 ktr. TL'ye yükseliyor. Birbirine bölünce faiz-dışı fazlanın reel olarak yüzde 12,1 arttığını saptıyoruz.Vergi gelirleri arttıReel faiz-dışı fazlanın yükselmesi için mutlaka bütçe gelirlerinin faiz-dışı harcamalardan daha hızlı artması gerekir. Nitekim faiz-dışı harcamalar yüzde 2,9, bütçe gelirleri ise yüzde 4,5 artmış. Buradan hükümetin harcama artışını kısarken gelir artışını hızlandırdığını anlıyoruz.Bütçe gelirlerinin ayrıntısına bakınca, esas büyümenin vergi gelirlerinde gerçekleştiği görülüyor. Geçen yıla kıyasla vergi gelirleri yüzde 13 artıyor. Diğer gelirlerdeki yüzde 25,2'lik azalma ise 2001 yılında çok yüksek kâr eden Merkez Bankası'nın 2002'yi kârsız kapatmasından kaynaklanıyor.2003 yılında bütçe disiplinine uyulması ve faiz-dışı fazla hedefinin tutturulması çok olumlu bir gelişmedir. Sıkı maliye politikası 2003 yılında ekonomide yaşanan olumlu havanın ve geri gelmeye başlayan güven duygusunun esas nedenidir.
Uçak Washington'a indiğinde sulu kar yağıyordu. Ama ısı sıfırın altına düşmüştü. Gece iyice soğudu. Sabaha karşı elektrikler kesilmiş. Amerika'da daha önce başıma gelmemişti. Herhalde uzun sürmez dedik. Hiç de öyle olmadı.İnanmayacaksınız ama, dünyanın tek süper gücünün başkentinde, yüzbinlerce aile kış ortasında günlerce elektriksiz kaldı. Işık yok, ısıtma yok, yemek yok. Otellerde yer bulmak mümkün değil.Bizimki 48 saat dolmadan geldi. Sadece bir gece üşüdük. Gazeteler dört gün elektriksiz kalanlar olduğunu yazıyor. Demek böyle sorunlar sadece Türkiye'ye ve azgelişmişliğe özgü değilmiş. Türkiye'de sık kesilir ama daha kısa sürer diye teselli buldum...Bu satırları beş yıl önce Sabah'daki köşemde yazmıştım (21 Ocak 1999). Doğanın büyük gücünü gösterdiği olaylarda insanoğlu her yerde çaresiz kalıyor. Kişi başına gelir düzeyinin yüksekliği doğa karşısında pek işe yaramıyor.Sorun ekonomiktirRüzgar, yağmur, sıcak, kar, vs. doğal olayların yoğunluğu zaman içinde büyük dalgalanmalar gösterir. Örneğin İstanbul'a her kış kar yağar. Beş on yılda bir büyük kar yağar. Kırk elli yılda bir çok büyük kar yağar.Sorunu şu şekilde vazedebiliriz. Elektrik, telefon, yol, vs. altyapı şebekelerini tasarlarken, hangi yoğunlukta doğal olayları sorunsuz atlatmayı hedefleyeceğiz? Sadece normalleri mi? Normalden biraz daha yükseğini mi? Yoksa en yoğun olayı mı?Elektrik örneği ile devam edelim. Muhtemel en şiddetli rüzgara dayanacak sağlamlıkta nakil hatları teknik olarak mevcuttur. Doğallıkla bunlar daha az şiddetli rüzgara dayanabilen nakil hatlarından daha pahalıdır. Demek ki, hangi teknik spesifıkasyonun seçileceği ekonomik bir karardır. Çünkü olağandışı doğal olaylara karşı alınacak tedbirler elektriğin üretim maliyetini artıracaktır. Maliyet artışını kaçınılmaz olarak elektriği tüketenler ödemek zorundadır. Yani elektrik fiyatı yükselecektir.Toplum hem düşük elektrik fiyatı ile hem de olağandışı doğa koşullarında kesilmeyen elektrik talep eder. Bu imkansızdır. Üreticiler mecburen çelişen iki hedef arasında bir denge bulmaya çalışırlar.Kural ve uygulanmasıTrafik bambaşka bir sorundur. Yollan genişletmek ya da daha çok kar temizleyici almak çözüm değildir. Trafiğin kilitlenmesi ancak araç sahiplerinin olağanüstü koşulların gerektirdiği kurallara uyması halinde (zincir, kar lastiği, vs.) mümkün olur. Gelişmiş ülkelerde kamu otoritesi kuralları uygular ve vatandaş onlara uyar. Ya Türkiye'de? Öğleden sonra fırtına ve kar geleceği Cuma sabahından kesinleşmişti. Ona rağmen vatandaş aracını tedbirsiz yola çıkardı. Kamu otoritesi de onu engellemedi. İstanbul trafiğinde yaşanan keşmekeşi yaratan daha genel bir zihniyet sorunu için yerim kalmadı. Vatandaşın "bedavacılık" eğilimi ile bu tür olaylar arasındaki ilişkiyi bir başka yazıda ele alacağım.