Asaf Savaş Akat

Asaf Savaş Akat

akatas@bilgi.edu.tr

Askeri darbeler ve enflasyon

14 Mart 2004

Enflasyon analizini sürdürüyoruz. İki sorumuz var.Bir: Enflasyon neden bu kadar uzun süre yüksek seyretti? İki: Şimdi neden bu kadar hızlı düşüyor? İkisinin de cevabının diğerinde gizli olduğu çok açıktır.Enflasyonu bütçe açığı ve parasal genişleme gibi iktisat politikalarına bağlamak bizi tatmin etmiyor. Hangi siyasi, kültürel, toplumsal etkenlerin enflasyonist iktisat politikalarına yol açtığını anlamaya çalışıyoruz.Önce demokrasilerde uzun süren yüksek enflasyona Taşlanmadığını gözledik. Sonra kurumsal iktisat ekolünün iktisat politikaları ile kurumsal yapı arasında bulduğu nedensellik ilişkisini açıkladık. Demokrasinin gerektirdiği toplumsal kurumların aynı zamanda ekonomik istikrarı temin ettiklerini saptadık.Darbelerin kısa tarihiBu çerçeveyi Türkiye'ye nasıl uygulayabiliriz? Son elli yılda demokratikleşme sürecinin askeri darbeler tarafından kesintiye uğratıldığını biliyoruz. Demek ki, soruna tersinden bakabiliriz. Askeri darbe-enflasyon ilişkisini arayabiliriz.Ekonomik ve siyasi istikrarsızlığın faturasını demokratik siyasete kesen görüşler cumhuriyet seçkinleri arasında yaygındır. Tek parti dönemi "altın çağ" kabul edilir. Çok partili rejim yani 1950 seçimleri ekonomik, siyasi, kültürel, toplumsal, vs. bozulmanın başlangıç tarihidir.Bu bakışta, askeri darbelerin suçlusu da sivil-demokratik siyasettir. Mantık basittir. Özgürlükler, seçimler ve siyasetçiler ülkeyi krize ve kaosa sürükler. Asker mecbur kaldığı için, yani istemediği halde müdahale eder. Amacı kurumsal yapıyı düzeltmek, istikrarı sağlamaktır.Benim neslim üçü açık biri örtük (post-modern!) toplam dört başarılı askeri darbe yaşadı. Başarısız darbe girişimlerini saymak daha zor. En azından ikisi biliniyor. Bu bakıma askerin kendi projesini gerçekleştirmek için yeterli fırsata sahip olduğunu söyleyebiliriz.İki gözlem, bir hipotezAsker iktidara ilk kez 1960'da 27 Mayıs darbesi ile geliyor. Hemen ardından iki başarısız darbe yapılıyor. 1971 darbesi demokraside arzulanan "balans ayarını" tutturamı-yor. Askerin amaçladığı siyasi ve kurumsal rejim kalıcı şekilde 1980'de tesis ediliyor. Yukarıdaki gözlem, darbelerin hedeflediği toplumsal-kurumsal yapının 1980'lerde tesis edildiğidir. Daha önce yazdığımız (kurumsal iktisat ekolünden alınan) hipotez ise enflasyonist politikaların toplumsal-kurumsal yapının bir sonucu olduğudur. Geriye enflasyonu gözlemek kalıyor.Daha eski ve uzun bir seri olduğu için TEFE'yi kullanıyoruz. 1950-60 arası darbesiz çok-partili rejimde ortalama yıllık enflasyon yüzde 10.1 oluyor. İlk ve son açık darbe arası 1960-80 döneminde yüzde 18.3'e çıkıyor.Askerin hedeflediği toplumsal-kurumsal yapıyı kurduğu 1980-2000 arasında ise yüzde 55.9'a tırmanıyor. Türkiye deneyimi kurumsal iktisat ekolünün hipotezi ile tutarlı çıkıyor. Çok partili rejimin olağan gelişme sürecine yapay müdahaleler toplumsal-kurumsal yapıda hasara yol açıyor. Darbelerin neden olduğu kurumsal yozlaşma enflasyonla sonuçlanıyor.Bu analiz enflasyonun neden şimdi düştüğünü de açıklamayı kolaylaştırıyor. Yerimiz kalmadığına göre devamı Salı günü...

Devamını Oku

Kurumsal yapı ve enflasyon

11 Mart 2004

Türkiye'nin yakın geçmişini ve bugününü ilgilendiren iki fevkalâde önemli soruya cevap arıyoruz. Bir: Yüksek ve dalgalı enflasyon neden bu kadar uzun sürdü? İki: Son dönemde enflasyon neden bu kadar hızlı düşmeye başladı? İlkini cevaplamadan ikincisinin boşlukta kalacağı çok açıktır. Salt iktisat politikası düzeyinde enflasyonun nedeni gevşek maliye ve para politikalarıdır. Mekanizma biliniyor. Kamu açığının para basarak finansmanı enflasyon yaratıyor. Kamu açığı ya/yada parasal genişleme denetim alınınca enflasyon düşüyor.Demek ki esas aradığımız, enflasyonist iktisat politikalarının nedenleridir. Tam soruyu sorabiliriz. Hangi siyasi, ekonomik, kültürel, coğrafi, toplumsal vs. koşullarda, kamu otoritesi enflasyona yola açtığı bilinen iktisat politikaları izler?Geçen yazımızda enflasyonla demokrasi arasındaki ilişkiye değindik. Ampirik olarak demokrasilerde yüksek ve dalgalı enflasyona rastlanmadığını gözledik. Bugün kurumsal yapıdan iktisat politikalarına giden nedenselliği ele alacağız.İki Türk iktisatçıAmerikalı iktisatçı Douglass North, Nobel iktisat ödülünü kurumlarla ekonomik yapı arasındaki yakın ilişki üstüne çalışmalarla kazandı. 13 ve 23 Nisan 1995 tarihli yazılarımda kurumsal iktisadı tanıtmıştım. 3 Nisan 1997'de John Waterbury'nin "Sonsuz Yanılgılar Karşısında" (Yapı Kredi Yayınlan, 1997) kitabından söz etmiştim.North'un başını çektiği kurumsal iktisat giderek daha yaygın uygulama buluyor. Son dönemde, Harvard Üniversitesi öğretim üyesi iki Türk iktisatçının, Dani Rodrik ve Daron Acemoğlu'nun araştırmaları yayınlandı.Acemoğlu, üç iktisatçı ile birlikte kurumsal yapı ile iktisadi istikrarsızlık (enflasyon, kriz, volatilite, vs) arasındaki ilişkiyi irdeliyor. (www.nber.org/papers/w9124) Ampirik yöntemler kullanarak çok önemli bulgulara ulaşıyor. Yürütmenin kısıtlanması, hukukun üstünlüğü, mülkiyet hakları ve bağımsız yargı gibi demokratik kurumların ekonomik istikrarın temel belirleyicisi olduğunu gösteriyor. Makro-ekonomik istikrarsızlık kurumsal zafiyetin nedeni değil sonucu çıkıyor. Rodrik'in bir başka iktisatçı ile birlikte yazdığı makale IMF yayını Finance and Development dergisinde (Haziran 2003) çıktı. Kurumlarla gelişmişlik arasındaki ilişkiyi inceliyor.(www.imf.org/external/pubs/ft/fandd/2003/06/pdf/rodrik.pdf). Kişi başına gelir düzeyinin kurumların gelişmişliğine bağlı olduğunu saptıyor. Aynı dergide Acemoğlu'nun da paralel bir makalesi yer alıyor.Siyaset ve enflasyonSiyaset ve onun odağını oluşturan devlet, toplumsal yaşamın en eski kurumudur. Başat sözcüğünü de kullanabiliriz. Ekonomik istikrarı belirleyen kurumların başında siyaset gelir. İktisat politikaları esas olarak siyaset tarafından oluşturulur.Uzun süren yüksek enflasyon dönemi kadar enflasyondaki ani düşüşü anlamak için mutlaka ilgili dönemlerin siyasi gelişmelerini analize dahil ermemiz gerekir. Önümüzdeki yazılarda bunu yapmaya çalışacağız.

Devamını Oku

Demokrasi ve enflasyon

9 Mart 2004

2001 krizi sonrasında enflasyonla mücadele konusunda atılan büyük adımlar bence son otuz yılın en önemli ekonomik olayıdır. Çünkü, her fırsatta hatırlattığım gibi, işsizlik, yavaş büyüme, bozuk gelir dağılımı, yüksek faizler, yüksek kamu borcu, vs. tüm sorunların kökeninde yüksek ve dalgalı enflasyon yatar.Geçen yazımda Türkiye'de enflasyonun nasıl kanıksandığını hicvetmeye çalıştım. Düşmesinden neredeyse mutsuz olduğumuzu ima ettim. Bu ve bundan sonraki birkaç yazıda enflasyonla toplumsal yapı arasındaki ilginç ilişkiyi değerlendirmek istiyorum.Türkiye'nin bu kadar uzun süre yüksek enflasyonla yaşaması toplumsal bilimci açısından anlamlıdır. Bizzat enflasyon olgusundan toplumla ilgili çok değerli bilgiler öğreniriz. Aynı şekilde düşmesi de yeni toplumsal dinamiklerin ipuçlarını taşır.Enflasyonun nedeni demokrasi mi?İlk yazdığım köşe yazılarından biri, enflasyonla demokrasi arasındaki ilişkiyi araştırıyordu. 17 Mart 1994 tarihli yazımın başlığını "Demokrasilerde Enflasyon Olmuyor" koymuştum.Nobel ödüllü iktisatçı Milton Friedman'ın çok ünlü bir özdeyişi vardır. "Enflasyon daima ve heryerde parasal bir olaydır". Son tahlilde Friedman haklıdır. Hükümet ve Merkez Bankası banknot matbaasını çalıştırmadığı sürece enflasyon olamaz.Ancak bu işin mekanik kısmıdır. Bir adım daha atınca esas soruya ulaşırız. Neden bazı ülkelerde bazı dönemlerde para basmak zorunluluğu ortaya çıkıyor ama başka ülkelerde başka dönemlerde bu zorunluluk ortaya çıkmıyor?Daha açık soralım. Neden bazı devletler harcamalarını olağan vergi gelirleri ve borçlanma olanakları ile karşılayabilirken diğerleri karşılayamıyor ve para basmak zorunda kalıyor? Acaba bu durumun siyasi rejimle yani demokrasi ile bir ilişkisi var mı?Türkiye seçkinlerinin bir bölümünde otoriter eğilimler çok güçlüdür. Örneğin demokrasinin ekonomik büyümeyi engellediğine inanan çoktur. Aynı şekilde enflasyonu da demokratikleşmenin bir başka olumsuz yan ürünü gibi görme eğilimi yüksektir.Demokrasilerde enflasyon olmuyorGözlemler bu önyargıyı doğrulamıyor. On yıl önceden alıntılar yapma zamanım geldi."Bir ülkede siyasi yaşam askeri darbelerle kesintiye uğramıyorsa, sivil toplum bir resmi ideoloji tarafından baskı altında tutulmuyorsa, temel hak ve özgürlükler varsa, yüksek enflasyon da olmuyor.""Güçlü diktatörlüklerde de enflasyona Taşlanmadığını söylemeliyiz. Bunlar, her türlü popülist politikaya karşı baskı rejimleri ile bağışıklık kazanıyorlar. Dünya deneyiminin bize gösterdiği, yüksek enflasyonun, otoriter yapıların kırılmaya başladığı, ama demokratik kurumların olgunlaşmasını engellemeyi sürdürdüğü ülkelerde yaygın olduğudur.""Hem demokrasinin hem de düşük enflasyonun ancak ve ancak kişi başına gelirin yüksek olduğu ülkelerde beraberce varolacağını söyleyenler çıkacaktır. Bu görüş de yanlıştır. Dünya nüfusunun beşte birini barındıran Hindistan örneği vardır."Kısaca hatırlatalım. Hiç darbe yaşamayan Hindistan'ın kişi başına geliri Türkiye'nin çok altındadır. Ortalama büyüme hızı Türkiye'nin üstündedir. Ortalama enflasyon ise tek haneli sayılarda kalmıştır. Devam edeceğim.

Devamını Oku

Terk edilme duygusu

8 Mart 2004

Enflasyon öngördüğümüz düşüşünü sürdürüyor. Karamsar koro gene ters köşede yakalandı. Eminim bazıları derhal komplo senaryolarına sığınmıştır. "Malum çevreler enflasyonun düştüğünü iddia etmektedir. Amaçları Türkiye'yi bölmektir. Vs. Vs."Hatırlatalım. Önce "enflasyonu 70'den 30'a indirmek kolay ama sonrası zordur" dendi. Enflasyon hızla 20'nin altına geriledi. Ardından "20 direncini kırdı ama tek haneye çok zaman ister" dendi. Birkaç ay içinde yıllık TEFE tek haneyi gördü.Doğrusu ya, enflasyondaki düşüşten ben çok memnunum. Birincisi, tahminlerinin tutması her iktisatçıya büyük keyif verir. Daha önemlisi, enflasyon benim bir numaralı düşmanımdı. Doğallıkla, mağlubiyeti içimi ısıtıyor.Enflasyon haftası8 Eylül 1996'da "Biz Enflasyonu Severiz" başlıklı bir yazı yayınladım. Kamuoyunun enflasyona karşı duyarsızlığını eleştirdim. İşi mizaha vurdum. Türkiye çapında bir enflasyon haftası ihdas edilmesini önerdim. Devamı aşağıda."Bir sürü hafta ya da gün kutlanıyor. Çevrenin, barışın, annelerin, babaların, vs. günleri veya haftaları var. Enflasyonun neyi eksik? Hayatımızın bu kadar önemli bir parçası haline gelmiş bir ekonomik, toplumsal ve siyasi olayı hiç olmazsa yılda bir kez neden kutlamıyoruz?O hafta içinde okullarda yarışmalar yapılır. Konu çok. Kimileri büyükanne ve dedelerinden çocukluklarında ekmeğin kaç kuruş olduğunu öğrenir. Üstünde İsmet İnönü'nün resmi olan 1 liralık kağıt paralar yeniden basılır ve öğrecilere dağıtılır.Devlet büyüklerimiz, enflasyonun Türkiye'nin yaşamındaki önem ve anlamını açıklayan demeçler verir. Hangi başbakanımızın döneminde daha fazla enflasyon olduğu tartışılır. Medyada bu konuda polemikler yapılır.Bütün mesele bir kere başlamakta. Yola bir çıksak, Türkiye insanının o inanılmaz yaratıcılığı ile daha ne şölenler, ne merasimler icat ederiz. Düşünün. Bu büyük enflasyon dalgası 1977'de başlamıştı. Demek ki, gelecek yıl "enflasyon 20 yaşında" kampanyası açabiliriz. (Fikir benim değil; Yiğit Ekmekçi'nin)İrili ufaklı Anadolu şehirleri taklarla donatılır. Okullara, devlet dairelerine ışıklı levhalar asılır. Kültür Bakanlığı milyonlarca afiş bastınp dağıtır. Nereye baksan onu görürsün. 'Enflasyon 20 Yaşında'."Genç yaşta mum gibi eriyorHakikaten 1997'de enflasyonun 20'nci yaşı kutlandı. Fakat sonra işler maalesef karıştı. IMF, kur çapası, kriz, dalgalı kur, Kemal Derviş, seçim, AKP Hükümeti falan filan derken enflasyonun keyfi kaçtı. O sağlıklı, gürbüz yaratık aniden yataklara düştü. Halbuki ne güzel büyüyüp serpilmişti. Tam olgunluk çağına giriyordu. Üstelik vatandaş da onu seviyordu. Sevgisini enflasyondaki düşüşten mutsuz olarak ifade ediyor.Yazık oluyor şu enflasyona velhasıl... Genç yaşta mum gibi eriyip gidiyor. Bir sevdiğimiz daha bizi terkediyor. Gözlerimiz yaşlı, ellerimizde mendiller, onu uğurluyoruz. Güle güle sevgili enflasyon...

Devamını Oku

10 yıl bilançosu

4 Mart 2004

Kendime ait bir köşede ilk yazım 28 Şubat 1994'de Sabah Gazetesi'nde yayınlandı. Ondan önce gazetelerde çıkan tek tuk yazılar vardı. Yani geçen hafta köşe yazarlığında 10'uncu yılımı doldurmuş oldum.Sayılara merakım biliniyor. On yılda tam tamına 1070 yazım yayınlanmış. Yıllık ortalaması 107, haftalık ortalaması 2,06 ediyor. Sabah'ta haftada iki yazıyordum. VATAN'da haftada üçe çıkardım. 10 yıllık emek, normal A4 kağıdı ile 1.522 sayfaya basılıyor. 23 bin paragraf, 75 bin satır, 524 bin kelime, 3,5 milyon harf, 4 milyon vuruşa tekabül ediyor. 10 parmak daktilo yazan biri için dakikada hatasız 280 vuruş (7 vuruşluk 40 kelime) hızı ile 14.285 dakika ya da 238 saat gerektiriyor.Doğrudan yazma eylemi işin en kolay kısmıdır. Esas zaman dolaylı olarak, konuları kafada oluşturmaya gider. Ölçmesi çok zordur. Sanırım son 10 yılda haftalık mesaimin en az beş-altı saatinin köşe yazılarına gittiğini söyleyebilirim."Sıfır enflasyon istiyorum"Fırsattan istifade 10 yıllık dönemi şöyle bir gözden geçirdim. İşlediğim temalara baktım. En önemlisini aradım. 10 yıllık çabaya damgasını vuran temayı bulmaya çalıştım. Bir tanesi derhal öne çıktı. Başlığı ilk kez 19 Haziran 1994'de atmışım. Bir yıl sonra, 15 Mayıs 1995'te tekrarlamışım. 8 Eylül 1996'de geri dönmüşüm. 20 Temmuz 1997'de gene başlığı taşımışım. Yüzlerce yazımın içinde kullanmışım. 19 Haziran 1994 tarihli yazıdan bir alıntı yapmak istiyorum."İktisat bilimi, akıl, mantık, sağduyu, hepsi aynı yöne işaret ediyor. Gün enflasyonu durdurma günüdür. Fiyat istikrarına kalıcı bir şekilde ulaşma günüdür. Ya büyüme? Ya işsizlik? Ya gelir dağılımı? Bunların çok önemli sorular olduğunu kabul ediyorum. Ama, yaşadığımız bunalıma, 'enflasyonu boşverelim, büyüme daha önemlidir' diye diye gelmedik mi? Hedeflerin sıralaması, hiyerarşisi önem kazanıyor. Büyüme, işsizlik, gelir dağılımı gibi sorunlara ancak ve ancak fiyat istikrarı sağlandıktan sonra çözüm getirilebileceği konusunda en ufak bir tereddüdüm yok.Enflasyonun sıfırlanması talebi toplumdan gelmeli. Toplum istemezse, siyasetçi de vermez. Onun için sesimizi yükseltmemiz gerekiyor. Hepinizi Ankara'dan duyulacak kadar güçlü ve kararlı bir şekilde bağırmaya çağırıyorum. Sıfır enflasyon istiyorum... Sıfır enflasyon istiyorum... Sıfır enflasyon istiyorum..."MinnettarımAkademisyenler için gazetede yazmanın ek sorunları vardır. Akademik dünyanın söylemi soyut, kullandığı analizler karmaşıktır. Gazete okuyucusu ise somut sorunlara yalın ve anlaşılabilir çözümler ister. Doğrusu ya, bu köprüyü kurmak hiç de kolay olmadı. Öncelikle acemilik döneminin zor üslubuna tahammül eden en eski okuyucularıma sabırlarından dolayı teşekkür etmek istiyorum. Onlar sayesinde bugünleri görebildim. Yoksa köşe yazarlığı kariyerim çabuk bitebilirdi. 10 yıl boyunca yazılarımı okuyan, mektup, e-mail, faks ve telefonla yazdıklarıma tepki gösteren tüm okuyucularıma minnettarım. Tüm eksik ve hatalarım için hepinizden özür dilerim. İlginizi hak etmek için bundan sonra daha çok çaba göstermeye söz veriyorum.

Devamını Oku

2003'te dış ticaret

2 Mart 2004

2003 yılı dış ticaret verileri DİE tarafından yayınlandı. Aralıkta 8 milyar dolarla tarihin en büyük ithalat gerçekleşti. 4,5 milyar dolar ihracata rağmen aralık dış ticaret açığı 3,5 milyar dolarla yeni bir rekor kırdı.2003 yılında ihracat 2002'ye kıyasla yüzde 30 artışla 46,9 milyar dolara ulaştı. İthalat yüzde 33,3 artarak 68,7 milyar dolar oldu. Böylece Türkiye'nin dış ticaret hacmi ilk kez 100 milyar dolar sınırını aştı. 115,6 milyar dolara yükseldi. İthalat artış hızı ihracat artış hızının az da olsa üstünde seyredince, dış ticaret açığı da geçen yıla kıyasla yüzde 41,1 büyüdü. 21,9 milyar dolara tırmandı. Dış ticaret açığının benim tahminimden 1,2 milyar dolar daha yüksek çıktığını söylemeliyim.On yılda dış ticaretSon on yılın temel dış ticaret verilerini gazetedeki tabloya yerleştirdik. İlk iki sütunda ihracat ve ithalat var. İhracat sürekli artıyor. Ama 2001 sonrasında artışta ciddi bir hızlanma var. İthalat ise konjonktürle birlikte dalgalanıyor. 1997'de ve 2000'de tepe yapıp sonra düşüyor. 2003'de rekor kırıyor.Üçüncü sütunda dış ticaret açığı görülüyor. Son on yılın dördünde 20 milyar dolar üstünde dış ticaret açığı verilmiş. En yüksek açık 26,7 milyar dolarla 2000de verilmiş. Onu 22,3 milyar dolar açıkla 1997 izliyor. 2003 yılı 21,9 milyar dolar açıkla üçüncü olabiliyor. Hemen arkasından 20,4 milyar dolar açıkla 1996 geliyor.İhracat ve ithalatın toplamına dış ticaret hacmi deniyor. Dördüncü sütunda izliyoruz. 1994'de 40 milyar dolar. Sonra 70-80 milyar dolar arasında dalgalanıyor. Bu yıl rekor kırarak 115,6 milyar dolara sıçrıyor.Bir sonraki sütunda ihracatın ithalatı karşılama oranı var. Ne görüyoruz? Kriz yılları 1994 ve 2001-2002 hariç tutulursa, karşılama oranı 2003'te en yüksek değeri alıyor. 2000'de yüzde 51, 1997'de yüzde 54 iken, 2003'de yüzde 68'e yükseliyor.İhracat ve ithalatın toplamına dış ticaret hacmi deniyor. Mutlak dış ticaret açığı büyüklüğü çok anlamlı bir gösterge olmuyor. Nisbi açık ticaret hacmi ile bölünerek son sütunda gösteriliyor. Gene, kriz yıllan dışında en düşük dış açık oranı yüzde 19'la 2003 yılında gerçekleşiyor.Yapısal değişimTablomuz, 2001 sonrasında dış ticarette yaşanan yapısal değişimi anlamayı kolaylaştırıyor. 2000'i özel bir yıl kabul edelim. 20031e 1997 yılını karşılaştıralım. 1997'de dış ticaret açığının 2003'den büyük olduğunu tekrar hatırlatalım.2003 yılında 1997'ye kıyasla 20,1 milyar dolar daha fazla ithalat yapılıyor. Ama 1997'den 2003'e ihracat 20,6 milyar dolar artıyor. Dolayısı ile dış ticaret açığı 5 milyar dolar geriliyor. Doğallıkla, ihracatın ithalatı karşılama oranı yükseliyor. 1997'de yüzde 51 iken 2003'de yüzde 68'e çıkıyor. Aynı zamanda açığın dış ticaret hacmine oranı da küçülüyor. 1997'de yüzde 30 iken 2003'de yüzde 19'a iniyor.Esas dış açık değerlendirmesini birkaç gün içinde Merkez Bankası ödemeler dengesi verilerini yayınlayınca yapacağız. Heyecanla bekliyoruz.

Devamını Oku

Enflasyonda ölçme hatası

22 Şubat 2004

Enflasyondaki gerilemenin bazı ilginç yan etkileri ortaya çıktı. Örneğin eskiden enflasyonu ölçen endekslerle kimse ilgilenmezdi. Şimdi ilgi çok arttı. Olumlu bir gelişmedir. Enflasyon ölçümü mutlaka kamuoyu tarafından denetlenmelidir.Paralelinde, resmi endekslerin enflasyonu olduğundan daha düşük ölçtüğü görüşü yaygınlık kazandı. Genellikle fiyatı çok artan bazı mal ve hizmet örnekleri veriliyor. Böylece DİE'nin hesabının yanlış olduğu ima ediliyor.Profesyonel gözle de mevcut endeksin ölçme zafiyetleri vardır. Temel sorun, endeks için kullanılan tüketim sepetinin çok eskimesidir. Ancak, sonuç genel kanının tam tersidir. Endeks enflasyonu olduğundan daha yüksek ölçmektedir.6 Şubat 2004'de Radikal gazetesinde çok önemli bir yazı çıktı. Yazarı Dr. Güntaç Özler bizim camianın yakından tanıdığı ve çok değer verdiği bir araştırmacıdır. Hane Tüketim Paneli (HTP) AŞ yöneticisidir. Bulguları yukarıdaki yargıyı desteklemektedir.İkame etkisiHTP, adı üstünde, hanelerin tüketim kalıplarını araştırıyor. Ülkeyi temsil eden büyük bir sabit örneklemden 4.200 hane günlük alışveriş kayıtları bazında izleniyor. Her ay yapılan alışverişin miktar ve fiyat endeksleri hesaplanıyor. DİE endeksinde, malhizmet miktarları ve satın alındıkları mecra sabittir. HTP'de ise mal-hizmet miktarları ve satın alınan mecra tüketici davranışı ile birlikte değişmektedir. İlk bakışta önemsiz dursa bile çok önemli bir farktır.Teknik ayrıntılarla sizi sıkmak istemiyorum. Sorun şudur: Gerçek yaşamda, tüketiciler nisbi fiyatı yükselen mal-hizmetlerden ya da mecradan vazgeçerler. Yerine daha ucuz mal-hizmeti yada mecrayı seçerler. Bu olguya "ikame etkisi" denir. Doğallıkla, sabit sepet bu olayı yakalayamaz. Tüketicinin pahalanan mal-hizmeti ya da mecrayı kullandığını varsayar. Dolayısı ile hesapladığı enflasyon tüketicinin fiilen karşılaştığı enflasyonun üstünde çıkar.Dr. Özler dört ana mal-hizmet grubuna bakıyor: Gıda, içecek-meşrubat, ev ürünleri-hiz-metler, kişisel bakım ürünleri. Bunların her biri ve toplamı için 2001-2002 yılları ve 2003'ün ilk 10 ayı için 4.200 hanenin fiili enflasyonunu hesaplıyor. Bunları DİE'nin aynı mal-hizmet grupları için bulduğu değerlerle karşılaştırıyor.Enflasyondaki sapmaikame etkisi özellikle 2001 yılında çok yüksek bulunuyor. Kriz ortamında vatandaş hızla ucuza yöneliyor. TÜFE'de fiyat artışı yüzde 80.7 iken HTP'de yüzde 37.6 çıkıyor. Arada 43.1 puan fark var. Krizden çıkış ve enflasyonun gerilemesi ile birlikte ikame etkisi de azalıyor. 2002'de 2.5 puan ve 2003'de 1.3 puana düşüyor. Bir başka yöntem, üç yıllık toplam enflasyonu karşılaştırmaktır. DİE'nin ve HTP'nin üç yıllık toplam enflasyon verilerini birbirine bölüyoruz. Üç yılda TÜFE'nin bu gruplarda enflasyonu yüzde 35.7 daha yüksek ölçtüğünü saptıyoruz. Dikkatinizi çekerim. Hesaplar TÜFE'nin tümü için değil, bir alt bölümü içindir. Ancak, ikame etkisi sadece bu mal-hizmet grubu ile sınırlı kalmayacaktır. Tüketicinin HTP tarafından izlenmeyen mal-hizmetlerde de daha ucuzlarına yönelmesi doğaldır.Yukarıdaki yüzde 35.7 sayısı çok önemli. Başka bilmecelerin açıklanmasında çok işimize yarayacak. Dr. Güntaç Özler'e fevkalade aydınlatıcı araştırmasını kamuoyu ile paylaştığı için özellikle teşekkür ediyorum.

Devamını Oku

Fiyat hareketleri ve enflasyon

18 Şubat 2004

Enflasyon düşüyor ifadesi vatandaşı sinirlendiriyor. Vatandaş zaten devlete, resmi verilere güvenmez. Dolayısı ile istatistiklerin de birileri tarafından manipüle edildiğine inanmakta zorlanmıyor.Farklı söylemlerle karşılaşıyoruz. Biri enflasyonla fiyat düzeyinin karıştırılmasından kaynaklanıyor. Buna "hayat pahalılığı" yaklaşımı diyebiliriz. Vatandaş kendi nominal geliri sabit kalır yada artarken fiyatların düşmesini arzuluyor. Bu da bizi mal-hizmet fiyatları ile faktör gelirleri arasındaki zor ilişkiye götürüyor.Bir başkası söylem güncel gözlemlere dayanıyor. Bir harcıalem malda yüksek fiyat artışı örnek veriliyor. Buradan DİE tarafından düşük ölçülen enflasyonun aslında daha yüksek olduğu sonucuna varılıyor. Karşımıza gene ölçme sorunları çıkıyor.Bazı fiyatlarAyrıntılı enflasyon verilerini DİE her ay excel formatında yayınlıyor. Böylece saklamak ve daha sonra kullanmak mümkün oluyor. Veriler arasında o ay fiyatı en çok ve en az artan 40 kalem mal ve hizmet ve bunların yıllık fiyat değişimi de yer alıyor. Karşılaştırma için son üç yılın (2002, 2003 ve 2004) Ocak ayı verilerini aldım. Ocak itibarıyla TÜFE'de son bir yıl içinde fiyatı en çok ve en az değişen iki kalemi seçtim. Ayrıca söz konusu 40 kalem mal ve hizmette basit ortalama ile yıllık enflasyonu buldum.Ocak 2001'den Ocak 2002'ye, en az fiyat artışı şans oyunlarında (yüzde 13,2) ve zeytinde (yüzde 33,5), en yüksek fiyat artışı ise karnıbaharda (yüzde 310) ve ıspanakta (yüzde 423,2) olmuş. Basit ortalama yüzde 106, yıllık TÜFE artışı ise yüzde 73,2. Ocak 2002'den Ocak 2003'e, bazı mallarda fiyat artışı eksiye dönüyor. Bir yılda buzdolabı (yüzde 3,2) ve çamaşır deterjanı (yüzde 2,1) ucuzluyor. En yüksek fiyat artışları koyun (yüzde 78,7) ve dana (yüzde 83,8) etlerinde görülüyor. Basit ortalama yüzde 36,2'ye, yıllık TÜFE yüzde 26,4'e düşüyor. Ocak 2003'den Ocak 2004'e, 40 kalemin altısında fiyat artışı eksi çıkıyor. Bir yılda doğalgaz yüzde 19,4, yumurta yüzde 13,2 ucuzluyor. En yüksek artış ise balıkta (yüzde 44,5) ve yeşil soğanda (yüzde 64,8) görülüyor. Basit ortalama yüzde 14'e, yıllık TÜFE yüzde 16,2'ye iniyor.Sayılara saygı gerekirYukarıdaki veriler güncel gözlemlerden hareketle genelleme yapmanın sorunlarına işaret ediyor. Fiyatı artan mal ve hizmetler insanların haklı olarak aklında kalıyor. Ama başka mal ve hizmetlerin fiyatının düştüğü unutuluyor.Örneğin Ocak 2003'de kar ve fırtına vardı. Sadece Ocakta balık fiyatları yüzde 19,4, yeşil soğan fiyatı ise yüzde 11,1 yükseliyor. Aynı ay erkek ve kadın giyim eşyası fiyatları yüzde 7,8 ile 11,3 arasında, yumurta fiyatı yüzde 8,3 düşüyor. Enflasyon daima bir ortalamadır. Bütün mal ve hizmetlerin fiyatlarının aynı oranda değişmesi değildir. Arz ve talebe göre piyasada mal ve hizmet nisbi fiyatları sürekli değişir. Nisbi fiyat değişiklikleri ile enflasyonu birbirinden ayırdetmek o bakımdan çok önemlidir. Bu söylediklerimizden TÜFE'de ölçüm sorunları olmadığı sonucuna varabilir miyiz? Korkarım ki hayır. Bir sonraki yazımda mevcut endeksin enflasyonu nasıl olduğundan daha yüksek ölçtüğünü açıklayacağım.

Devamını Oku