Cuma gecesi geç saatlere kadar Amerikan CNN, İngiliz BBC ve Fransız TV5 kanallarını izledim. Üçü de aynı konuyu işliyordu: 1 Mayıs 2004'te Avrupa Birliği'nin tarihi genişlemesi. İlgi Doğu Avrupa ülkelerinde odaklanıyordu. Yakın tarihe referans yapılıyordu.Çünkü Sovyet komünizminin çökmesi ve "demir perdenin" kaldırılması yeni katılan on ülkeden sekizinin yer aldığı Doğu Avrupa'da haritayı çok etkilemişti. Kıbrıs ve Malta ise geri planda kaldı. Geceyarısı sokaklarda danseden insanları görünce onlar adına sevindim. Heyecanlarını paylaşmak istedim. Aynı anda Türkiye'nin bu coşkunun dışında kalmasına üzüldüm. Gayri ihtiyari bir iç hesaplaşma ihtiyacı doğdu.Niyetsiz adayTelevizyonu seyrederken 1960 sonrası bir sinema filmi gibi gözümün önünden geçti. Türkiye'nin Avrupa macerasının başlangıcını, kaçan fırsatları, bu konuda verilen kavgaları hatırladım. Bir iki önemli noktayı okuyucularımla paylaşmak istiyorum. 1957'de bugünkü birliğin temellerini atan Ortak Pazar kurulurken Türkiye hiç ilgilenmedi.Biz iç piyasaya yönelik korumacı "ithal ikamesi" sanayileşme modelini yeni keşfediyorduk. Piyasadan çok planlamaya inanıyorduk.Ama 1963'de Ortak Pazar'la bir ortaklık anlaşması imzaladık. Neden? Yunanistan imzalıyordu. Bu platformda tek başına kalmasına izin veremezdik. Ekonomik birliğe katılmaya niyetimiz olmadığı halde siyasi nedenlerle biz de müracaat ettik. 60'lı ve 70'li yıllar Türkiye'sinde devletçi-korumacı sanayileşme anlayışının arkasında büyük bir koalisyon vardı. Sol kesim piyasaya ve emperyalizme karşı mücadele ediyordu. Sağ kesim ise koruma duvarları arkasındaki yüksek karlarını savunuyordu.Ankara anlaşmasından sonra geçen 15 yıl boyunca Türkiye'nin tüm iktisat politikalarına tipik üçüncü dünya milliyetçiliği damgasını vurmuştur. Devletçilik ve korumacılık hakimdir. Bırakın gümrük birliğini, dış rekabete bile izin yoktur. Velhasıl ortak pazara üyelik niyetinin olmadığı iktisat politikalarında açıkça görülür."Onlar ortak biz pazar"1978'de çok ilginç bir gelişme oldu. Yunanistan üyeliğe müracaat etti. Ortak Pazar Yunanistan'ın üyeliğini geciktirmek için Türkiye'yi de davet etti. Ama Ecevit hükümeti bu daveti kabul etmedi. Birinci elden biliyorum. Ecevit ve ekibi, sanayileşmenin ancak yüksek koruma duvarları arkasında mümkün olduğunu sanıyordu. Kendi kendine yeterli, devletçi ve otarşik bir ekonomi isteniyordu. "Onlar ortak biz pazar" sloganına inanıyorlardı.İşte, tarih böylesine cilvelidir. Türkiye "onlar ortak biz pazar" diye diye 1970'lerin sonunda Ortak Pazar'a girmedi. 25 yıl geçti. Hakikaten onlar ve başkaları ortak oldular. Türkiye ise pazar statüsünde kaldı. Öngörüler gerçekleşti. Bravo!
Konuyu kısaca hatırlatalım. 2002 ve 2003 yılları milli geliri verilerinde ilginç bir durum saptıyoruz. Her iki yılda ekonomide üretim artıyor. Fakat tüketim ve yatırım harcamaları o kadar artmıyor. Yani artan üretim firmalar tarafından stokta tutuluyor.2003'de GSMH'nin yüzde 7,3'ü, toplam mal üretiminin yüzde 20,1 i, madencilik ve imalat sanayii üretiminin ise yüzde 34,7'si stoklara gidiyor. 2003'de GSMH'nin yüzde 2,9'u kadar cari işlemler dengesi açığı var. Yani ekonomi stok birikimini dış kaynak kullanarak yapıyor. Soruyu sorduk. Çözümle ilgili bir de ipucu verdik. Sermaye kaçağına bakmak gerekir dedik.Bir öneriİlk tepki genç meslektaşım Tevfik Aksoy'dan geldi. Halen Deutsche Bank'ta Türkiye ve Balkanlar Baş İktisatçısıdır. Türkiye ekonomisini yakından izler. Böylece benim yazılarımı okuduğunu da öğrendim.Mesaj bir grafikten ibaret. Gazetedeki köşemde yer alan Grafikte normal olarak birbiri ile ilişkili kabul edilmeyen iki gösterge bir arada gösteriliyor. Davranışlarında bir benzerlik olduğu ortaya çıkıyor. Grafikte kesik çizgi Merkez Bankası tarafından yayınlanan tartılı efektif reel kur endeksinin yıllık ortalamalarını gösteriyor. Reel kurun değerleri sol eksende izleniyor. Düz çizgi stok değişimini 1987 fiyatları (trilyon TL) ile ifade ediyor ve sağ eksende izleniyor.Ne görüyoruz ? TL'nin değer kazandığı 1999, 2000, 2002 ve 2003 yıllarında stoklarda aşağı yukarı aynı oranda artışlar oluyor. TL'nin değer kaybettiği 2001 yılında ise tersine, stoklarda benzer bir düşüş gerçekleşiyor. Buna karşılık 1996, 1997 ve 1998 yıllarında reel kur ve stok değişimi arasındaki ilişki anlamlı durmuyor.Nedensellik ne yönde?İki olay aynı anda oluyorsa, dört farklı nedensellik söz konusu olabilir. Grafiğimize uygulayalım. Bir: Reel kur stok birimini belirler. İki: Stok birikimi reel kuru belirler. Üç: Her ikisi de üçüncü neden tarafından belirlenir. Dört: Beraber hareketleri sadece raslantıdır.Hangisi daha makul? Doğrusu ya, bilemiyorum. Üçü için de söylenebilecek şeyler var. Meslektaşlarımı tartışmaya katılmaya davet ediyorum.
Bağımsız gibi duran olayların içsel ilişkilerini yakalamaya çalışıyoruz. Aynı olayın mutlaka birden fazla ekonomik göstergeye yansımasından yararlanıyoruz. Bu amaçla, üretim, gelir ve harcama arasındaki özdeşliği kullanıyoruz.Pazar günü 2003 yılı milli gelirinde stoklara baktık. Stok değişiminin GSYİH'nın yüzde 7,3'üne, mal üretiminin yüzde 20,1'ine, madencilik ve imalat sanayi üretiminin ise yüzde 34,7'sine ulaştığını saptadık. "Nerede bu stoklar?" diye sorduk.Bugün milli gelir stok verileri ile cari işlemler dengesi arasındaki ilişkiyi araştıracağız. Hemen hatırlatalım. 2003 yılında cari işlemler dengesi 6,8 milyar dolar açık verdi. Yani dış açık GSYİH'nin yüzde 2,8'i oldu.Dış açık ve dış tasarrufÖnce cari işlemler dengesinin milli gelir denklemi açısından anlamını görelim. Dışa açık bir ekonomide özel ve kamu tüketimi artı yatırım harcamaları toplamının ülke içinde gerçekleşen üretime eşit olma zorunluluğu yoktur.Bunun mümkün kılan dış dünya ile mal, hizmet ve faktör ticaretidir. Bunlar cari işlemler dengesi tarafından özetlenir. Cari işlemler dengesinde açık verilmesi ekonomi ürettiğinden fazla harcıyor, fazla verilmesi ise ürettiğinden az harcıyor anlamına gelir.Demek ki, cari işlemler açığı tanım icabı ekonominin tasarruf açığıdır. Bir ekonomi ancak ve ancak gerçekleşen yatırımlar iç tasarrufların üstünde seyredince cari işlemler açığı verebilir. Makroiktisat derslerinde önce bu ilke öğretilir. Mantık basittir. Ekonomi kendi olanaklarının üzerinde harcama yapmaktadır. Aradaki fark ekonominin temin ettiği dış kaynaklardır. Dış kaynak dış tasarruftur ve cari işlemler açığına eşittir.Türkiye 2003 yılında 6,8 milyar dolar ya da GSYİH'nin yüzde 2,9'u kadar dış tasarruf kullanıyor. Yani 2003 yılı yatırım harcamaları iç tasarruflardan aynı miktarda daha fazla oluyor. Geriye dış kaynağın hangi yatırımlara kaynak olduğunu bulmak kalıyor.Dış tasarruf, stoklar ve sermaye kaçağı2003 yılında özel ve kamu tüketim harcamaları 289 ktr. TL'dir. Gayrisafi sabit sermaye oluşumu 56 ktr. TL, stoklar 26 ktr. TL, toplam yatırım 82 ktr. TL'dir. İkisinin toplamı yani toplam harcama 371 ktr. TL oluyor. GSYİH ise 360 ktr. TL'dir. Aradaki 12 ktr. TL mal-hizmet ticaret açığına eşittir. Şöyle bir manzara ile karşı karşıyayız. Alınan dış kaynak üreticiler tarafından stok biriktirmek için kullanılıyor. Dış kaynaklar fabrika, otel, bina, ev, baraj, yol vs. yapmaya gitmiyor. Stoklara gidiyor. Ekonominin bu kadar çok stoku dış kaynakla biriktirmesi tek kelime ile saçmadır. Hayalidir. Sorunun kökeninde sermaye kaçağı olgusu yatmaktadır. Cari işlemler dengesi sayıları ekonominin gerçeğini yansıtmayınca, milli gelir hesabı da bozulmaktadır.Son olarak 2003 yılında 5,2 milyar dolar tutan "net hata noksan kaleminin" milli gelir hesaplarında gözükmediğini hatırlatalım.
Bütün tersine rivayetlere rağmen ekonominin mantığı aslında basittir. İyi iktisatçı bağımsız duran olaylar arasındaki ilişkileri araştırır. Neyse ki, her iktisadi olayın etkisi birden fazla göstergeye yansır. Farklı ekonomik verilerin birbiri ile karşılaştırması önemli ipuçları sağlar.Örneğin milli gelir hesapları bir yanda üretilen katma değeri, diğer yanda kazanılan gelir ve yapılan harcamaları kapsar. Her üretim tanım icabı aynı miktarda gelir ve harcama demektir. Bu özdeşlik sayesinde yayınlanan verilerin içsel tutarlılığı denetlenir.Stok değişimiHarcamalar yöntemi ile hesaplanan milli gelir dört ana kalemden oluşur: Özel tüketim harcamaları, kamu tüketim harcamaları, yatırımlar ve net ihracat. Makro iktisat derslerinde bu dörtlüye milli gelir denklemi (ya da özdeşliği) denir. Özel tüketimi hanehalkı, kamu tüketimini devlet, yatırımı hanehalkı, devlet ve firmalar yapar. Net ihracat ise mal-hizmet dış ticaretinin dengesidir. Yatırım harcamaları kendi içinde ikiye bölünür: Gayrisafi sermaye birikimi ve stok değişimi.Stok değişimini firmaların yaptıkları üretimi kendilerinin satın alması şeklinde düşünebiliriz. Üretim yapılmış fakat üçüncü şahıslara satılmamıştır. O anlama firma açısından yatırımdır. Milli tasarrufları kullanır. Kriz dönemlerinde ilginç bir durum oluşur. Ekonomi küçülürken üretim talepten daha hızlı düşer. Üreticiler azalan talebin bir bölümünü stoklarını eriterek karşılar. Büyüme başlayınca süreç tersine döner. Üretim talepten daha hızlı artar. Üreticiler sattıklarından fazla üreterek stoklarını tekrar olağan düzeye çekerler.Nerede bu stoklar?2003 yılında 360 ktr.TL GSYİH üretilmiş. Bunun 76 ktr.TL'si madencilik ve imalat sanayi sektörlerine ait. Ayrıca tarımda 40 ktr.TL ve inşaat sanayinde 13 ktr.TL tutarında katma değer yaratılmış. Hepsini toplayınca 131 ktr.TL toplam mal üretimi yapıldığını buluyoruz.Gelelim harcamalara. Özel ve kamu tüketimi, gayrisafi sabit sermaye yatırımı ve net ihracata toplam 334 ktr.TL harcanmış. Geri kalan 26 ktr.TL ise stoklardaki artışa gitmiş. İkisinin toplamı 360 ktr.TL tanım icabı GSMH'ya eşit. Şimdi oranlara bakalım. Stokların GSMH'ya oranı yüzde 7.3 çıkıyor. Ancak milli gelirin içinde stoklanması olanaksız hizmetler yer alıyor. Mal üretimi ile kıyaslayınca, stokların oranı yüzde 20.1'e çıkıyor. Sadece madencilik ve imalat sanayini alırsak yüzde 34.7'ye tırmanıyor.Evet, doğru okudunuz. Milli gelir verilerine göre, mal üretiminin beşte biri satılmıyor, stokta biriktiriliyor. Tarım ve inşaat kesimlerini hariç tutarsak, bu oran üçte bire çıkıyor. Bu kadar sto-ğu üreticiler nerede saklıyor acaba? Üstelik 2002 yılında da GSMH'nın yüzde 4.7'si, madencilik ve imalat sanayi katma değerinin ise yüzde 22.4'ü kadar stok artışı gerçekleşmişti. İlginç, değil mi?
Gayrisafi Yurt içi Hasıla (GSYİH) ile ülke içinde yapılan mal-hizmet üretimi yada yaratılan katma değer ölçülüyor. Ancak, ülkede oturup başka ülkelerde gelir elde edenler oluyor. Ülkede üretilen gelirin de bir bölümü yabancılara aktarılıyor. Bunlara dış alem faktör gelir ve giderleri deniyor. Önemli bir kalem, ödenen ve alınan faizlerden oluşuyor. Şirketlerin kâr ve çalışanların gelir transferleri de faktör gelirleri arasında yer alıyor.Gayrisafi Milli Hasıla (GSMH) yurt dışı ile faktör geliri ilişkilerini de kapsıyor. GSYİH'ye yurt dışı faktör gelirlerini ekleyip yurt dışına giden faktör giderlerini çıkartınca GSMH'ye ulaşılıyor. Tanım icabı, net dış alem faktör geliri artı ise ülkenin kullanabildiği gelir (GSMH) üretiminden (GSMH) daha büyük oluyor. Net dış alem faktör geliri eksiye düşünce tersi gerçekleşiyor.Kriz ve faktör gelirleri1995-2003 dönemi için yıllık faktör gelir ve giderlerinin dolar değerleri Gazetedeki köşemde yer alan grafikte gösteriliyor. DİE bunları TL olarak yayınlıyor. Dolara çevirmek için üç aylık verileri dönem kuru ile bölüyoruz. Türkiye'nin dış alem faktör gelirlerinin tepe noktası 1998'de 10,3 milyar dolar. Rusya krizi ve Öcalan davasının etkisi ile 1999'da 8 milyar dolara geriliyor. 2000'de tekrar 8,5 milyar dolara yükseliyor. Şubat krizi ile birlikte hızlı bir düşüş başlıyor. 2003'de faktör gelirleri sadece 5,6 milyar dolar oluyor. Yani 2000'e kıyasla faktör gelirleri 2,8 milyar dolar ya da yüzde 33 azalıyor. Hesabı dolar yerine euro ile yaparsak düşüş 4,2 milyar euro ya da yüzde 46 gibi daha da yüksek bir değer alıyor.2001 sonrasında faktör gelirleri çökünce Türkiye'nin net dış alem gelirleri eksiye dönüşüyor. Halbuki 1987-2000 arasında her yıl arti veriyor. Şubat krizi net faktör gelirlerini eksiye dönüştürüyor. Neden böyle oluyor? Türkiye'nin yurt dışında gelir ve döviz kazanma gücünde bu kadar büyük bir azalış nereden kaynaklanıyor? Maalesef bir cevap bulamıyoruz. Tek makul açıklama, "sermaye kaçağı" duruyor. Yani ülke dövizi kazanıyor. Fakat döviz ülkeye gelmiyor. Dolayısı ile milli gelir hesaplarına da girmiyor."Kim moral verecek?"Sakıp Sabancı aramızdan çok zamansız ayrıldı. Keşke tek haneli faizleri, AB üyeliğini ve diğer özlediği başarıları sevgili vatandaşları ile birlikte kutlayabilseydi. Sakıp Bey hep daha güzel bir Türkiye için didindi. Türkiye'ye daima güvendi ve herkesin güvenmesi için çaba gösterdi. Sanırım çoğumuzun duygusunu Cem Boyner özetledi. "Şimdi kim bize moral verecek?"Kederli ailesine, yakınlarına ve Sabancı camiasına sabır, kendisine Allah'tan rahmet dilerim. Sakıp Bey'i özleyeceğiz.
Milli gelir verilerinin yayınlanmasından yararlanıp bazı konulara açıklık getirmeye çalışıyoruz. Geçen yazıda özel tüketim harcamalarına baktık. 2003'ü 1998 ve 2000'le karşılaştırdık. Tüketimin toparlandığını fakat yapısının değiştiğini saptadık. Bir diğer konu üretimdir. Türkiye'de üretimin artmadığı devamlı seslendirilir. Sanki herkes söyleyince bir süre sonra söylenen gerçek haline dönüşüyor. Üstelik, üretimin artmadığına inananları GSMH'daki artış da ikna etmiyor. Milli gelir sayılarına zaten güvenmiyorlar.Ne yapılabilir? Karamsar vatandaşa üretimin gerçekten arttığını ne kanıtlayabilir? Aklıma basit bir yöntem geldi. Bir dizi önemli malın fizik üretim miktarlarını araştırmaya karar verdim. Bugün üretime ton, adet, metre, kilovat, vs., gibi elle tutulur birimler üzerinden bakacağım.Yararlı bir yayınTürkiye'nin 1950-2003 arası temel ekonomik ve sosyal göstergeleri, Devlet Planlama Teşkilatı tarafından bir araya toplanmış. Ocak 2004'de yayınlandı. İlgilenenlere tavsiye ederim. İsteyen bütün tablolan internetten çekebiliyor. www.dpt.gov.tr adresinde temel göstergeler içinde yer alıyor. DPT'yi de kutluyorum. Çalışmanın yedinci bölümü "İktisadi Sektörlerde Gelişmeler" başlığını taşıyor. Çok sayıda malın ve bazı temel hizmetlerin fizik üretim miktarlarını veriyor.Seriler, eğer veri varsa 1920'lere kadar geri gidiyor. Genellikle son 30 yıl tümünde eksiksiz bulunuyor. Gazetedeki köşemde yer alan tabloda DPT'nin yayınladığı verilerden bir bölümü yer alıyor. Konumuz gereği sadece 2000-2003 karşılaştırması yapıyoruz. Doğal olarak nitel ve nicel önemi olduğunu düşündüğümüz sektörleri seçtik.Sıralamayı üç yılda üretimi en çok artan sektörden daha az artana doğru yaptık. Mümkün olduğu ölçüde 2003 verilerini diğer kaynaklardan kontrol ettik.Üretim artışı belirgindirSayılar çok açıktır. En temel girdi olan elektriğe bakalım. 2003 üretimi kriz öncesinden yüzde 12.8 daha yüksektir. Otomobilde artış yüzde 17'ye, pamuklu dokumada yüzde 19.4'e, ayakkabıda yüzde 23.6'ya, sıvı çelikte yüzde 26.7'ye, gelen turist sayısında yüzde 33.8'e, telefon abonesi ve doğalgaz taşımacılığında yüzde 40.4'e, renkli televizyonda ise yüzde 73.9'a tırmanmaktadır.Buna karşılık kağıt-karton ve cam gibi üretimi sabit kalan ve çimento ve hayvan yemi gibi daralan sektörler de vardır. Aynı olayı tüketimi incelerken de görmüştük. Üretimin yapısı değişmektedir. Bu sayılar GSMH'daki hızlı büyümenin fiziki geri planını aydınlatıyor. Daha çok turist, daha çok elektrik, daha çok dokuma, daha çok ayakkabı, daha çok sıvı çelik, vs. üretince milli gelirin artması kaçınılmazdır. Karamsarlara duyurulur.
Milli gelirin ayrıntılarına girme ihtiyacını duyuyoruz. Ekonomik gerçekleri kavramanın en güvenli yolu verilerin analizinden geçer. Maalesef Türkiye'de tekil gözlemleri genele taşımak geleneği yaygındır. Bunlar giderek gerçeklerden kopuk ama herkesin kabul ettiği önyargılara dönüşür.Örneğin 2001 krizi ile çöken tüketimin bir türlü toparlanmadığı şikâyetini sık sık duyuyoruz. Hatta üretimin de aslında artmadığını söyleyen çok sayıda vatandaşla karşılaşıyoruz. Böyle düşünenleri ikna etmekte zorlanıyoruz.Üretim konusunu daha sonraya bırakıyorum. Bugün son beş yıl itibariyle özel tüketim harcamalarının seyrine bakacağım. DİE'nin yayınladığı sabit 1987 fiyatları ile reel milli gelir verilerini kullanıyoruz. Tüketim ve alt-kalemleri Günlük dildeki tüketim, milli gelir muhasebesinde "özel nihai tüketim" adını alır. Özel, çünkü kamu tüketimi kapsanmaz. Nihai, çünkü üretilip de satılmayan tüketim malları stoklarda gösterilir.Özel nihai tüketim, altı alt-kalemin toplamıdır. En önemlisi "gıda-içki" toplam tüketimin yaklaşık üçte birinden fazlasını oluşturur. "Dayanıklı tüketim malları" otomobil ve ev eşyalarını, "yarı dayanıklı ve dayanıksız tüketim" diğer tüm tüketim mallarını kapsar.Mal-dışı tüketim "enerji-ulaştırma-haberleşme" ve "hizmetler" kalemlerinde gösterilir. "Konut sahipliği" ise DİE tarafından ülkedeki konut hizmetine atfedilen değeri gösterir.Gazetedeki köşemde yer alan tablonun ilk üç sütununda 1998, 2000 ve 2003 yılları için sabit 1987 fiyatları ile trilyon TL olarak özel tüketim harcamaları yer alıyor. Son üç sütunda ise 2003 tüketiminin 1998, 2000 ve 2002'ye göre yüzde değişimi hesaplanıyor.1998 önemli bir yıldır. GSMH 1998 düzeyini ancak 2003'te geçebilmiştir. Ayrıca, üç kategoride (yarı-dayanıklı ve dayanıksız, enerji vs. ve hizmeüer) 1998 yılı tüketimi 2000'den, iki kategoride 2003'den daha yüksektir.EğilimlerTablonun sonuçlarını kısaca özetleyelim. 2003 yılında toplam tüketim 1998'i aşmış, fakat 2000'in yüzde 1,1 altında kalmıştır. Buna karşılık alt-kalemler itibariyle dağılımda ilginç eğilimler izlenmektedir. Dört alt-kalemde (gıda-içki, enerji, vs. hizmet ve konut sahipliği) 2003 tüketimi 2000'in yüzde 1,4 ile yüzde 5,7 arasında oranlarla üstündedir. Buna karşılık iki kalemde (dayanıklı ve yarı dayanıklı tüketim) 2000'in yüzde 11,9 ve 4,3 altındadır. İki kalemde ise (dayanıksız tüketim ve enerji vs.) 2003 tüketimi 1998'den de yüzde 11,5 ve yüzde 4,3 daha azdır. Ne bulduk? Bir: 2003'te toplam tüketim 2000 düzeyini yakalamıştır. İki: GSMH tüketimden daha hızlı artmış yani tüketimin milli gelirdeki payı gerilemiştir. Üç: Tüketimin yapısında önemli değişiklikler olmuştur.
2003 yılı milli gelir ve büyüme verileri DİE tarafından yayınlandı. Maalesef kamuoyu hâlâ milli gelirin dolar değerleri ile ilgileniyor. Bu yaklaşımı her fırsatta eleştiriyoruz. Ama eski alışkanlıklar kolay terk edilmiyor.İki dönem milli gelirini cari kurdan dolara çevirip karşılaştırmak çok yanlıştır. Çünkü cari dolar kuru sürekli değişir. Yani sabit bir ölçü birimi olamaz. Dolar cinsinden karşılaştırmalarda sadece satın alma gücü paritesi anlamlı sonuçlar verebilir.Dönemler arası karşılaştırmalarda doğrusu DİE'nin yayınladığı sabit 1987 fiyatları ile milli gelir serilerini kullanmaktır. Ekonominin fiyat hareketleri temizlendikten sonra bulunan reel değişimini bunlar yansıtır.Karamsarlar hep yanılıyorTürkiye ekonomisi son iki yıldır sistematik şekilde karamsarlan yanıltıyor. Enflasyon, kur, faizler, ihracat, dış denge, büyüme vs. bütün veriler beklentilerden çok daha iyi geliyor.Ocak 2003'te Merkez Bankası beklenti anketinde GSMH büyüme tahmini yüzde 4,3 olmuş. Nisan'da yüzde 3,2'ye iniyor. Yaz aylarında yüzde 5'i biraz geçiyor. Sonbaharda tekrar 5'in altına geriliyor. Mart 2004'te bile 2003 için büyüme yüzde 4,8 bekleniyor.Buna karşılık 2003 yılında GSMH ve GSMH sırası ile yüzde 5,8 ve yüzde 5,9 büyüyor. 2002'de her ikisi yüzde 7,9 artmıştı. Böylece GSMH'da iki yıllık büyüme yüzde 14,3'e ulaşıyor. Dolayısı ile 2003 sonunda GSYİH ve GSMH 2000 yılı düzeylerinin sırası ile yüzde 3,4 ve yüzde 5,6 üstüne çıkıyor.Son sayıları özellikle vurgulamak istiyorum. 2001 krizi mal ve hizmet üretimde büyük bir düşüşe neden olmuştu. 2003 içinde ekonomi krizin yaralarını tümü ile sarıyor. Üretim, yılı 2000 sonunda ulaştığı kriz öncesi tepe noktasının yüzde 5,6 üstünde bitiriyor. Krizden sonra Türkiye ekonomisinin tekrar hızlı büyüme rayına oturabileceğine inanmayanlar bu sayıları dikkatle incelemelidir.Büyüme hızlanmaktadırGazetedeki köşemde yayınlanan tabloda milli gelirin ana harcama kalemleri yer alıyor. İlk sütunda 2003'ün ilk dokuz ayının, ikincide son altı ayının, üçüncüde son çeyreğin, son sütunda ise yıllık büyüme hızları gösteriliyor.Neden böyle bir sunuşu tercih ettik? Yılın ilk yarısında Irak savaşı ve yeni hükümet hakkındaki belirsizliğin yarattığı olumsuz koşullar geçerli idi. "Fazilet dairesi" yaz başından itibaren çalışmaya başladı. Özellikle son çeyrekte kendini hissettirdi.Son altı ay ve son çeyreğin bütün kalemlerde ilk dokuz aydan ve yıllıktan çok daha olumlu çıkmasının nedeni budur. 2004 açısından çok iyi haberdir. Ekonominin "iyi dengeye" yerleştiğine işarettir.Bu arada, dış alem faktör gelirlerinde yaşanan büyük değişime özellikle dikkat çekmek istiyorum. Sermaye kaçağı, dış denge, stok değişimi ve büyüme arasındaki ilginç ilişkiyi önümüzdeki günlerde sorgulayacağız.