Asaf Savaş Akat

Asaf Savaş Akat

akatas@bilgi.edu.tr

Genişleyen AB'nın hatırlattıkları

Cuma gecesi geç saatlere kadar

Haberin Devamı

Cuma gecesi geç saatlere kadar Amerikan CNN, İngiliz BBC ve Fransız TV5 kanallarını izledim. Üçü de aynı konuyu işliyordu: 1 Mayıs 2004'te Avrupa Birliği'nin tarihi genişlemesi. İlgi Doğu Avrupa ülkelerinde odaklanıyordu. Yakın tarihe referans yapılıyordu.

Çünkü Sovyet komünizminin çökmesi ve "demir perdenin" kaldırılması yeni katılan on ülkeden sekizinin yer aldığı Doğu Avrupa'da haritayı çok etkilemişti. Kıbrıs ve Malta ise geri planda kaldı. Geceyarısı sokaklarda danseden insanları görünce onlar adına sevindim. Heyecanlarını paylaşmak istedim. Aynı anda Türkiye'nin bu coşkunun dışında kalmasına üzüldüm. Gayri ihtiyari bir iç hesaplaşma ihtiyacı doğdu.

Niyetsiz aday
Televizyonu seyrederken 1960 sonrası bir sinema filmi gibi gözümün önünden geçti. Türkiye'nin Avrupa macerasının başlangıcını, kaçan fırsatları, bu konuda verilen kavgaları hatırladım. Bir iki önemli noktayı okuyucularımla paylaşmak istiyorum. 1957'de bugünkü birliğin temellerini atan Ortak Pazar kurulurken Türkiye hiç ilgilenmedi.

Biz iç piyasaya yönelik korumacı "ithal ikamesi" sanayileşme modelini yeni keşfediyorduk. Piyasadan çok planlamaya inanıyorduk.

Ama 1963'de Ortak Pazar'la bir ortaklık anlaşması imzaladık. Neden? Yunanistan imzalıyordu. Bu platformda tek başına kalmasına izin veremezdik. Ekonomik birliğe katılmaya niyetimiz olmadığı halde siyasi nedenlerle biz de müracaat ettik. 60'lı ve 70'li yıllar Türkiye'sinde devletçi-korumacı sanayileşme anlayışının arkasında büyük bir koalisyon vardı. Sol kesim piyasaya ve emperyalizme karşı mücadele ediyordu. Sağ kesim ise koruma duvarları arkasındaki yüksek karlarını savunuyordu.

Ankara anlaşmasından sonra geçen 15 yıl boyunca Türkiye'nin tüm iktisat politikalarına tipik üçüncü dünya milliyetçiliği damgasını vurmuştur. Devletçilik ve korumacılık hakimdir. Bırakın gümrük birliğini, dış rekabete bile izin yoktur. Velhasıl ortak pazara üyelik niyetinin olmadığı iktisat politikalarında açıkça görülür.

"Onlar ortak biz pazar"
1978'de çok ilginç bir gelişme oldu. Yunanistan üyeliğe müracaat etti. Ortak Pazar Yunanistan'ın üyeliğini geciktirmek için Türkiye'yi de davet etti. Ama Ecevit hükümeti bu daveti kabul etmedi. Birinci elden biliyorum. Ecevit ve ekibi, sanayileşmenin ancak yüksek koruma duvarları arkasında mümkün olduğunu sanıyordu. Kendi kendine yeterli, devletçi ve otarşik bir ekonomi isteniyordu. "Onlar ortak biz pazar" sloganına inanıyorlardı.

İşte, tarih böylesine cilvelidir. Türkiye "onlar ortak biz pazar" diye diye 1970'lerin sonunda Ortak Pazar'a girmedi. 25 yıl geçti. Hakikaten onlar ve başkaları ortak oldular. Türkiye ise pazar statüsünde kaldı. Öngörüler gerçekleşti. Bravo!

DİĞER YENİ YAZILAR